Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

25 Şubat 2014 Salı

Dersimiz: Fizik

Dün itibariyle artık canıma tak eden diz ağrılarım nedeniyle fizik tedaviye başladım. Zuz da benimle birlikte tedaviye başladı Çünkü;O  da tenisçi dirseği denilen bir rahatsızlıktan  muzdaripti... Anam 100 yaşında olmak böyle bişi olmalı. O muzdarip kelimesi yerine koyabileceğim kelimeyi bulmadım:) Neyse işte kardiş kardiş tedavi oluyos. Karşılıklı geçip. Çabuk bitsin diye de günde iki seans alıyoruz.İki seans arasında iki saatlik boşluğumuz var o boşlukta da sohbet, yeme ,içme,didişme ve gülüşme işlerini yapıyoruz. Tedavinin en keyifli yanı yatıp kitap okumak:))Tabi en önemlisi de günün büyük bir kısmı hastanede olduğumuz için gündemden uzak kalıyor olmak.

Bugün dizimde hissedilir biçimde bir rahatlama hissettim. Eski günlerime dönmek, Üsküdar-Harem sahilini keyifle yürümek istiyorum. Dolmuşlardan zıp diye inmek, merdivenleri  hop hop inmek istiyorum.

Hava da ne kadar soğudu, kış başladığından beri bu kadar soğuk hatırlamıyorum. Durdu durdu bana sakladı sanki tüm hışmını . Hadi hiç resimsiz olmasın. Kabataş motorundan, yağmur damlaları ardından görünen Kabataş iskelesi...


Böle işte...

22 Şubat 2014 Cumartesi

Filmmania

Dizim yüzünden hareketlerim kısıtlanınca kendimi vurdum filme... Zaten Oscar törenine kadar aday filmleri izlemek istiyordum.




Bugün iki Oscar adayı film izledim. Ama onun öncesinde dün  de bir film izledim...Adore...
Doris Lessing'in romanından, yönetmen Anne Fontaine tarafından beyazperdeye aktarılan filmin başrollerinde Naomi Watts ve Robin Wright bulunuyor. Filmin senaryosunu Oscar ödüllü senarist Christopher Hampton yazarken, film Doris Lessing'in Nobel Edebiyat Ödüllü "The Grandmothers" adlı romanından uyarlanmış.Kitap 2007 yılında ''Nobel Edebiyat Ödülü almış'' Dört kısa hikayeden oluşan bir kitap... Film ''Büyükanneler adlı hikayeden'' ..Konusu kısaca,küçüklüklerinden beri arkadaş olan iki kadının orta yaşlarında birbirlerinin oğullarına aşık olmaları...





Bugün izlediğim filmlerden ilki iki dalda Oscar adayı olan ''Sen Şarkılarını Söyle''... Yattığım yerden keyifle izledim bu müzik dolu filmi... Sanırım en iyi müzik dalında adaylıklarından biri... Kazanır mı kazanmaz mı bilemem ama şarkı sözleri alt yazılı olarak da verilmişti çok hoşuma gitti...






Bugünün ikinci ve son filmi ise Leonardo Dicaprio'nun Oscar almasına kesin gözüyle bakıldığı ''Para Avcısı''Çok uzun bir süreye sahip olmasına rağmen hiç sıkılmadan izledim. ''Sıkıysa Yakala'' dan sonraki en iyi performansıydı bence...Titanik falan hikayedir, ''Sıkıysa Yakala'' da gerçekten sıkı oynamıştı.





Bu üç filminde kesinlikle bir yetişkin filmi olduğunu hatırlatayım...

21 Şubat 2014 Cuma

Abim Evin Tek Çocuğu

Passenger dinliyorum...Sesi arı sokmuş gibi sızlayan dizimi bile hissetmemi sağlıyor sanki... Dizim yine ama bu kez her zaman yakındığım dizim değil diğeri...Bu kez çok canımı yaktı.Bu hafta sonunu sadece buz torbasıyla geçireceğim anlaşılan istikbalde bundan başkası görünmüyor şimdilik:(
Bugünü hep yatarak geçirdim. Yatarken de tavana bakmadım tabi, kitap okudum,film izledim. Kitabım hala  ''Fay Kırıkları Üçlemesi '' nin ilk kitabı;Mehmet... Mehmet Eroğlu'nun akıcı yazım dili nedeniyle  çok rahat okunuyor. Mehmet  durmadan kendine-Sen nasıl bir insansın-diye soruyor ve bunun cevabını arıyor. Bakalım neye dönüşecek ben de çok merak ediyorum...


Filmim ise İtalya'da gişe rekorları kıran bol ödüllü bir film. ''Abim Evin Tek Çocuğu''ben çok beğendim söyleyeyim...2007 yapımı bizde de Filmekimi etkinliklerinde gösterilmiş.1960 yıllarında İtalya'da geçen bu öyküde biri kominist parti diğeri faşist parti üyesi iki kardeşin traji-komik hikayesi...




Bu kaa...

20 Şubat 2014 Perşembe

hem ağrırım hem gezerim

İnternet yasası onaylandı biliyorsunuz... Umarım geç buldum çabuk kaybettim şarkısını söylemeyiz, bir gün kalktığımda blogumun yerinde yeller estiğini görürsem çok ama çok üzülürüm. Şimdiden söylüyorum öyle bir şey olursa  hakkınızı helal edin, yolda falan rastlarsanız yanıma gelin valla şaka değil.

Hadi şimdi bakalım yazmadığım günlerde neler olmuş.

''Ayvalık'dan ZUZ geldi, evde bir bayram havası'' modundayız. Geldiği akşamın ertesi sabahı kahvaltıdan sonra evden çıktık,Üsküdar'a indik. Ayaklarımızı Kız Kulesine karşı; çay simit eşliğinde kitaplarımızı okuduk. Eve  gelirken de hamsi alıp, akşama hamsinin  tavası ,soğanın cücüğü partisi yaptık.












Gece herkes yattıktan sonra da 5 dalda Oscar adayı ''Her'' filmini izledik. Önceleri ne bu la, ne kadar yavaş falan derken film ilginçleşti. Vay anasını sayın seyirciler gelecekte insanlığı böyle birşey bekliyor olmasın...İnternetin insanların hayatına gün geçtikçe nasıl el koyduğunu, birebir ilişkilerden nasıl koparttığı bundan daha iyi anlatılamazdı herhalde...





Dün Zuz karşıya geçti ben de görümcelerimle  okey oynadım. Üç görümcem bir de ben, bahçelerde börülce oynar gelin görümce hesabı çiftetelli oynamasak da bi güzel okey oynadık. Yalnız ben biraz kabalık ettim, Halide Abla'nın yaptığı bu güzelim pırasa dolmaların lüp lüp yutup üstüne de okeyleri çat çat çakıp,çift  çift yazdırdım sayıları:)

 





 




Her şey böyle keyifli keyifli giderken dün geceyi dizim yüzünden korkunç  ağrılar içinde  geçirince konuya yine Ataletim canım benim el koydu... Ama bu sefer sıkı el koydu valla . Pazartesi gününden itibaren fizik tedavinin yolları taştan  dizim çıkardı beni baştan türküsü çığıra çığıra fizik tedaviye başlıyorum.

İşte böle böle

17 Şubat 2014 Pazartesi

iki film bir kitap bir de ben

İlk film; Viva Küba... İki küçük çocuğun peşinde Küba'yı baştan başa geçiyoruz. Muhteşem Küba manzaraları eşliğinde. Ben filmi çok beğendim.Gündem zaten yeterince gergin   o yüzden bu kavgasız ,gürültüsüz,entrikasız filme bayıldım. Aileleri birbirinden nefret eden Malu ve Jorgito, Malu'nun annesinin yurt dışına sevgilisinin yanına gitmek isteyince, Malu'nun babasına çıkış iznini imzalamaması için adayı bir baştan bir başa kat ederler... Anlaşıldığı üzre aynı zamanda bir yol filmi kiii bilirsiniz yol filmlerine de ayrıca bayılırım:))


İkinci filmimiz; Nebraska... Bir aile filmi...Altı dalda 2014  Oscar adayı aynı zamanda...Film siyah beyaz...Yine bir yol filmi:))...Huysuz, oldukça yaşlı ve alkolik bir baba büyük piyangoyu kazandığına dair bir mektup alır. Büyük ödülü almak üzere uzun bir yolculuğa çıkacaktır. Dört eyaleti geçerek yolda pek iyi anlaşamasalarda oğlu eşlik edecektir.Oscar alır mıııı? almaz mııı? bilemem ama filmi beğendim... Özellikle ikinci yarısı çok güzeldi. Anne rolünü oynayan;  June Squibb  muhteşemdi...Tam bir aile filmi... 




Gelelim kitap kısmınaaa... Mehmet Eroğlu'nun Fay Kırıkları üçlemesinin ilk kitabı olan ''Mehmet'i okuyorum. Mehmet Eroğlu'nun okuduğum ilk kitabı; ''Issızlığın Ortası'' idi...hatta sonraları dizi yapıldı ve hatırladığım kadariyle kadın oyuncusu Sevtap Parman'dı...
''Mehmet'' de müslüman bir burjuva sınıfının yaratım sürecine tanıklık ediyoruz arka fonda...Önde ise hiç bir işte dikiş tutturamayan Mehmet'in bu dünyada hangi tarafta yer alacağını  göreceğiz...Türkiye'nin değişen çehresini kişiler üzerinden anlatıyor Mehmet Eroğlu...

Bana gelince ,Zuz geliyor bu akşam Ayvalık'tan... Sevdiği yemekleri pişirdim, bekliyorum.

Bir de bu kadar sıcak giden şubata sinir oluyorum. Tamam iyi güzel ama bunun bir de yazı var... Susuzluk var ,var da var...

Gittim şimdilik...

15 Şubat 2014 Cumartesi

Fotoroman

 Vira Bismillah deyip Mehmet Eroğlu'nun Fay Kırığı Üçlemesine başladım...
Bundan gerisi Naziş ile benim bugün kü Kadıköy gezimden...
Kahve Dünyasından... Tüm zamanlarımın en sevdiğim pastası;Mozaik pasta... Lisedeyken öğrenmiştim yapmasını, sürekli yapar buzluğa koyardım. O kadar çok yaptım ki Zuz nefret etti...Hala da eder:) Öyle yapmasaydın çok sevdiğim bir pasta olabilirdi der hep:)
Bugün kendime çoktandır istediğim led tarzı okuma lambası aldım. Bilmiyorum kullanışlı bir şey mi?...Deneyip göreceğiz... Bugün yine Vatan Kitap günüydü...Her ayın 15'inde çıkıyor... Kitap: Kılıç Yarası Gibi/Ahmet Altan... Okumuş çok beğenmiştim ama Zuz'dan alıp okumuştum. Alkım kitapevi yeniden basmış 3 Lira ya satılıyor tüm Ahmet Altan kitapları... Kitaplıkta bulunsun dedim. Belki yeniden bile okuyabilirim... Bardakta tarçınlı su var... Alkali Diyet toplantısından beri içtiğim sular limon dilimli ya da tarçınlı  faydasını çok gördüm, anlatıcam...
Mimozalar, bugün tüm Kadıköy çiçekçileri mimozalarla doluydu...Görüntü muhteşemdi...
 Kadıköy'de açılan  dilim pizzacıdan birer dilim pizza alarak yapılacak tüm serserilikleri tamamlayıp eve döndük Naziş ile...Eve dönünce Naziş ben öğrenciliğimde yaptığım gibi pilav yapıcam dedi ve pilavımızı o yaptı...

Yarın valla da billa da sedece kitap okuyup film seyredicem...

13 Şubat 2014 Perşembe

BUGÜN

İstanbul erken bahara devam ediyor. Dün açmaya başlayan erik ağaçları gördüm. Çiçekçiler mimoza satmaya bile başladılar.Mimoza; nasıl severim bilseniz. Ağacı bir sarı bulut gibi kaplaması beni mest eder. Bir mimoza ağacı gördüm mü  gözlerimi alamam...Ressam Osman Hamdi Efendi bir gün eşine bir buket mimoza getirmiş ve sonra da onunla resmini yapmış. Bence de bir kadına hediye edilecek en güzel çiçeklerdendir.Yrın sevgililer günü ya o yüzden çiçek böcük   yazıyorum sanırım:)






Bugün niyetim Üsküdar sahildeki    denize bakan taraçalara yayılıp kitap okumak, çay ,kahve içmekti ama son anda birden üşendim. Evde kaldım. Hemen bir köfte yoğurdum dolaba attım,sonrasında akşama kadar yattım yuvarlandım. Tembellik desen bu kadar dibine kadar yaşanırdı,yoruldum desem inanın:))



Sabah  kahvaltımı ederken kenardan kenardan da ''Kenar'ın Kitabı'' nı karıştırdım.Şenol Cantek' e ait bir derleme kitabı... Bu kez kenarda yaşayan Ankaralılar var.Seyyar satıcılar,  Kenar mahalle çocukları, kapı  önünde oturup örgü ören kadınlar var. Benim  hemen ilgimi çeken seyyar satıcılar oldu. En çok da şu cümle  içimi bir tuhaf yaptı.'' Seyyarlar için, seyyar satıcılık;yüzyüze kaldıkları yaşamsal zorluklar karşısında  kendi hayatlarını kazanmak için ahlaksızlığa  düşmeden yapabilecekleri  son şey, çalabilecekleri son kapıdır'' . Artık bu cümleden sonra çok daha başka bakarım ben seyyar satıcılara... Fatih Sultan Mehmet'den beridir de siyasette kullanılmış bu meslek. Çünkü halkın bu kadar içinde bulunabilen başka bir meslek yok. Ankaralı seyyar satıcılarla yapılan birebir görüşmeler de kitap da yer alıyor. Sonra sokak çocukları, hatta balkon sohbetleri var... Sanırım bu kitap hemen öyle rafa kalkmayacak uzun süre alimin altında kalacak...

Kapak resmi ise çok tanıdık birine Leylak Dalı'na ait...


 Şimdi  ben gidiyorum ama gitmeden ''Bibliyomanyaklar/ Kitap Düşkünleri '' de ki Dünya Ağrısı/Ayfer Tunç hakkındaki yazımın altına yapacağınız yorumla  kitap kazanma hakkına sahip olacağınızı  hatırlatayım. TIK