Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
22 Mart 2013 Cuma
Haftasonu önerileri
Ben bugün yürüyüşümü yaptım ve eve döndüm...Kahve,acıbadem kurabiye,film izleme ve kitap okuma seansları yaptım...Dün hem temizlik yapıldı, hem de bir ton yemek yaptığım için bugünü yaylım yaylım yayılma günü ilan ettim pek güzel oldu..Haftasonunu sanırım yağışlı geçireceğiz...O yüzden size küçük önerilerim var...
Bu filmi izleyin...Merak etmeyin link verip bir hafta sonu kıyağı çekeceğim size...
Buradan izleyebilirsiniz...
Dün dünya şiir günüymüş kusur kaldım...O yüzden size tam haftasonluk bir şiir okumanızı öneriyorum...Haftasonluk dememin nedeni uzunluğu:) Ama çok güzel bir şiirdir,şiir sevmeyenler bile okusun...Ben en sevdiğim bölümünü aldım...Buradan sonuna kadar okuyabilirsiniz ama...Sonra belki bir Edip Cansever kitabı alırsınız. YKY de hem de içinde cd ile birlikte var...
Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey
Nasılım
Bir yaz ikindisinden çıktım geldim
Diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim
Kapıyı iyice kapadım
- Kapadım mı, evet, kapadım -
Çitlenbik ağacının altından geçtim
Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım
Dişlerimle sıyırdım
Sardunya renginde ve sardunya tadında idiler
Biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum
Azıcık gülümsedim
Ve dünya bana gülümsedi
Bu haftasonu Murat Menteş'in yeni kitabı ''Ruhi Mücerret''okumaya devam edeceğim...
Ve sinemada Venedik ve Toronto film festivallerinden bol ödüllü ''Aşkın İzleri'' ni izleyeceğim...
İyi bir haftasonu diliyorum...
Not: Kahve Keyfi blogunun yazarı Gülter Hanım'ın blogunda yayınladığı Savaş karşıtı bu yazıya göz atarsanız sevinirim...
21 Mart 2013 Perşembe
perşembe yazısı
Yazmayalı neler oldu ,neler yaptım hadi başlayalım..Sondan başa doğru gidelim...Dün ,Zero,Natali ve Özlem (Macera Kitabım) ile önce Kız Kulsesinin karşısında Filizler Köftede kahvaltı yaptık... Kahvaltı bahane, sahilin sabah sessizliği ve sohbet şahaneydi...Sahilde yürüyüş, sohbet eşliğinde kahvaltı...Natali'nin çantasından bize çıkan sürpriz Sait Faik kitapları hangisinden söz edeyim...Kahvaltı sonrası kahvelerimizi içmek için bu kez de yine sahilde ki Simit Evine geçtik ki,terası;Tarihi Yarımada manzaralıdır...Buranıntek sevmediğim yönü self servis oluşu neyseki,ilk servisten sonra içecek servisini yapıyorlar ama yiyecek için yine sizin kalkmanız gerekiyor...Biz de ne yapalım kahvelerimizi aldık tıpış tıpış çıktık yukarıya... Yine bi dalmışız filmlere kitaplara dilimiz damağımız kurumuş ve acıkmışız hatta...Simit Evine geldik bari simit yiyelim dedi Zero ben karşı masadakilerin havuçlu kurabiyesine göz dikmiştim bile:))
Çok keyifli bir günün sonunda hepimiz evlerimize dağıldık ama ben akşam bi numara daha çektim ve bu kez 17/9 tansiyonla kendimi hastanede buldum...Artık ciddi bir takibe girildi... Umarım devamlılık arz eden bir şey değildir...
Önceki gün çıktığımız yürüyüşte fidanlığa uğrayıp okuma odama bu çiçekleri aldık...Bu sene orayı çiçekle dolduracağım inşallahhhh....
Gelelim filmlere kitaplara,bugün bir film izledim bir Rus filmi...Adı; Sessiz Ruhlar..
.Adı gibi bir filmdi...Konuşma çok az,görüntü ağırlıklı...Bir ara bir Nuri Bilge Ceylan filmi izliyorum sandım hatta...İki adam ve kafeste iki kuş...Kuşlara kiraz kuşu diyorlar ama bildiğiniz bizim serçeler...Kocam bizim kiraz ağacının tepesindeki kirazları toplatmazdı serçelerin hakkı diye...Bak belki o yüzden kiraz kuşudur onlar:) Neyse filme dönersek,oldukça ağır tempolu bir film izlerken mesela kendime çay yapmaya gittim onlar hala arabada uçsuz bucaksız yolda gidiyorlardı... Konusu şöyle, Meryalar, Orta Batı Rusya’daki Nero Gölü bölgesinden gelen kadim bir Ugro-Fin kavmidir. 17. yüzyılda Rus halkıyla kaynaşmış olsa da, Merya destan ve gelenekleri halkın yeni nesillerince sürdürmektedir... Geleneklerine göre,eşlerden bir ölünce diğer eş ''Duman'' adı verilen bir konuşma yapıyor ve aralarındaki en mahrem sırları bile anlatıyor...Duman çıkarmak diyorlar buna...Çok sevdiği eşi Tanya’yı yitiren Miron, onunla Merya kültürünün ritüellerine uygun bir şekilde vedalaşmak için en yakın arkadaşı Aist’ten yardım ister..Ve Tanya'nın cesedi ile yola çıkarlar,yol boyu Miron bol bol duman çıkarır yani evlilik hayatının en mahrem sırlarını Aist'e anlatır...Film konu itibariyle ilginç görünse de o ağır temposu beni benden aldı:)
Yeni Kitabım; Murat Menteş'in ''Ruhi Mücerret''...Murat Menteş bir kelime cambazı,o yazınca başka bişi oluyo o kelime..''.Korkma Ben Varım'' kı okumaya başladığımda bu ne yav,neyin içine düştüm demiştim ama sonra tarza alışınca bir cümbüşün içinde olduğumu anladım...Bir sürpriz yumurta vardı karşımda bir ara içinden çizgi roman bile çıktı:) Şimdi ''Ruhi Mücerret'' de beni ne bekliyor bilmiyorum ama bu kez daha hazırlıklıyım en azından...Kitap şimdilik nasıl bilemiyorum ama ilk sürpriz kapağından geldi...Kapağın üstünde gördüğünüz televizyon üç buutlu,üç boyutlu değil anam üç buutlu...Aşağı doğru tutunca Orhan Gencebay, hafif yukarı doğru tutunca Cüneyt Arkın görünüyor. Düz olarak bırakıncada eski televizyonlar gibi kumlu görünüyor...Ve televizyonun altındaki dantel ise kabartmalı sanki gerçek bir örtü duygusu veriyor insana...
Bitti...
Çok keyifli bir günün sonunda hepimiz evlerimize dağıldık ama ben akşam bi numara daha çektim ve bu kez 17/9 tansiyonla kendimi hastanede buldum...Artık ciddi bir takibe girildi... Umarım devamlılık arz eden bir şey değildir...
Önceki gün çıktığımız yürüyüşte fidanlığa uğrayıp okuma odama bu çiçekleri aldık...Bu sene orayı çiçekle dolduracağım inşallahhhh....
Gelelim filmlere kitaplara,bugün bir film izledim bir Rus filmi...Adı; Sessiz Ruhlar..
.Adı gibi bir filmdi...Konuşma çok az,görüntü ağırlıklı...Bir ara bir Nuri Bilge Ceylan filmi izliyorum sandım hatta...İki adam ve kafeste iki kuş...Kuşlara kiraz kuşu diyorlar ama bildiğiniz bizim serçeler...Kocam bizim kiraz ağacının tepesindeki kirazları toplatmazdı serçelerin hakkı diye...Bak belki o yüzden kiraz kuşudur onlar:) Neyse filme dönersek,oldukça ağır tempolu bir film izlerken mesela kendime çay yapmaya gittim onlar hala arabada uçsuz bucaksız yolda gidiyorlardı... Konusu şöyle, Meryalar, Orta Batı Rusya’daki Nero Gölü bölgesinden gelen kadim bir Ugro-Fin kavmidir. 17. yüzyılda Rus halkıyla kaynaşmış olsa da, Merya destan ve gelenekleri halkın yeni nesillerince sürdürmektedir... Geleneklerine göre,eşlerden bir ölünce diğer eş ''Duman'' adı verilen bir konuşma yapıyor ve aralarındaki en mahrem sırları bile anlatıyor...Duman çıkarmak diyorlar buna...Çok sevdiği eşi Tanya’yı yitiren Miron, onunla Merya kültürünün ritüellerine uygun bir şekilde vedalaşmak için en yakın arkadaşı Aist’ten yardım ister..Ve Tanya'nın cesedi ile yola çıkarlar,yol boyu Miron bol bol duman çıkarır yani evlilik hayatının en mahrem sırlarını Aist'e anlatır...Film konu itibariyle ilginç görünse de o ağır temposu beni benden aldı:)
Yeni Kitabım; Murat Menteş'in ''Ruhi Mücerret''...Murat Menteş bir kelime cambazı,o yazınca başka bişi oluyo o kelime..''.Korkma Ben Varım'' kı okumaya başladığımda bu ne yav,neyin içine düştüm demiştim ama sonra tarza alışınca bir cümbüşün içinde olduğumu anladım...Bir sürpriz yumurta vardı karşımda bir ara içinden çizgi roman bile çıktı:) Şimdi ''Ruhi Mücerret'' de beni ne bekliyor bilmiyorum ama bu kez daha hazırlıklıyım en azından...Kitap şimdilik nasıl bilemiyorum ama ilk sürpriz kapağından geldi...Kapağın üstünde gördüğünüz televizyon üç buutlu,üç boyutlu değil anam üç buutlu...Aşağı doğru tutunca Orhan Gencebay, hafif yukarı doğru tutunca Cüneyt Arkın görünüyor. Düz olarak bırakıncada eski televizyonlar gibi kumlu görünüyor...Ve televizyonun altındaki dantel ise kabartmalı sanki gerçek bir örtü duygusu veriyor insana...

Bitti...
19 Mart 2013 Salı
Günün filmi,kitabı,şaşkınlığı ve günün aperatifi
Günün filmi...Barbarların İstilası..
Baba oğul filmi ya da,tam bir sosyalizm kapitalizm çatışması diyebiliriz...
Denys Arcand’ın Barbarların İstilası (2003 Yabancı Dilde En İyi Film Oskarı,bir sürü Sezar ve En İyi Avrupa Filmi ödüllü...
Günün kitabı...Çatı Katı Aşıkları/Şükran Yiğit.Adı Çatı Katı Aşıkları ama bir aşk romanı değil...Çatı katı deyince benim aklıma tek şey gelir...Daha doğrusu bir film gelir...Parkta Çıplak Ayaklar/Jane Fonda-Robert Redford...Çatı katında yaşayan,yeni evli bir çifti oynuyorlardı...Sanırım ilkokulda falandım. Ordu sinemasında o yıllarda 18.15 matinesi vardı...Derslerimizi yapar,akşam yemeğimizi yer babamla sinemada buluşurduk...Böyle bir 18.15 matinesinde izlemiştim...Sonrasında hep onlar gibi bir çatı katında yaşamayı hayal ettim...
Roman hakkında,Şükran Yiğit'in kendisinin de bir açıklaması var; "çatıkatı âşıkları bu dünyada kendileri için mümkün olmasına rağmen, ne pahasına olursa olsun kazanmaya oynamayan iyi insanların varlığını hissetmek ve hatırlatmak için yazdığım ve de çok severek yazdığım bir roman oldu. üç iyi insanın daracık da olsa hayata çıkan bir yolda buluşabildiklerini umut etmek istedim. bu romanların belki de hepsinin ortak noktası bildiğim, sevdiğim ve özlediğim şeyleri anlatmam.
Şükran Yiğit bir de roman kahramanlarına şu kitapları okutmuş ve romanı benim için daha da güzelleştirmiş..
Niteliksiz Adam/Robert Musil
Günlerin Köpüğü/Boris Vian
Hüzünlü Kahvenin Türküsü/ Carson McCullers
Kayayı Delen İncir/Turgut Uyar
Hele de bu romanlar içinde Leylak Dalım'ın hediyesi '' Hüzünlü Kahvenin Türküsü'' de olunca daha da güzel oldu...
Günün aperatifi...Tost ekmekleri üstüne ,bir akşam öncesinden kalan,yumurtalı ıspanaktan artan,kavrulmuş ıspanağı koy,üstüne bir dilim de kaşar koy,en üste de bir parça közlenmiş biber koy fırına sür...Adını vermeyeceğim bir yerde,ıspanaklı tost diye adama 20 liradan satıyorlar bunu:))
Günün şaşkınlığı...Sabah pencereyi açınca,eve miss gibi koular girince,aaa haninemeliler açtılar mı? diye bahçeye kafanı uzat ama kokunun yan apartmandaki komşunun çamaşırlarından gelen yumuşatacı kokusu olduğunu anla:)) olsun bu da bir şey,kötü bir koku geleceğine o gelsin...
Hayde gittim şimdilik yine ben...Hava çok güzel dışarıya çıkıp,okuma odam için çiçek alacağım...
Baba oğul filmi ya da,tam bir sosyalizm kapitalizm çatışması diyebiliriz...
Denys Arcand’ın Barbarların İstilası (2003 Yabancı Dilde En İyi Film Oskarı,bir sürü Sezar ve En İyi Avrupa Filmi ödüllü...
Günün kitabı...Çatı Katı Aşıkları/Şükran Yiğit.Adı Çatı Katı Aşıkları ama bir aşk romanı değil...Çatı katı deyince benim aklıma tek şey gelir...Daha doğrusu bir film gelir...Parkta Çıplak Ayaklar/Jane Fonda-Robert Redford...Çatı katında yaşayan,yeni evli bir çifti oynuyorlardı...Sanırım ilkokulda falandım. Ordu sinemasında o yıllarda 18.15 matinesi vardı...Derslerimizi yapar,akşam yemeğimizi yer babamla sinemada buluşurduk...Böyle bir 18.15 matinesinde izlemiştim...Sonrasında hep onlar gibi bir çatı katında yaşamayı hayal ettim...
Roman hakkında,Şükran Yiğit'in kendisinin de bir açıklaması var; "çatıkatı âşıkları bu dünyada kendileri için mümkün olmasına rağmen, ne pahasına olursa olsun kazanmaya oynamayan iyi insanların varlığını hissetmek ve hatırlatmak için yazdığım ve de çok severek yazdığım bir roman oldu. üç iyi insanın daracık da olsa hayata çıkan bir yolda buluşabildiklerini umut etmek istedim. bu romanların belki de hepsinin ortak noktası bildiğim, sevdiğim ve özlediğim şeyleri anlatmam.
Şükran Yiğit bir de roman kahramanlarına şu kitapları okutmuş ve romanı benim için daha da güzelleştirmiş..
Niteliksiz Adam/Robert Musil
Günlerin Köpüğü/Boris Vian
Hüzünlü Kahvenin Türküsü/ Carson McCullers
Kayayı Delen İncir/Turgut Uyar
Hele de bu romanlar içinde Leylak Dalım'ın hediyesi '' Hüzünlü Kahvenin Türküsü'' de olunca daha da güzel oldu...
Günün aperatifi...Tost ekmekleri üstüne ,bir akşam öncesinden kalan,yumurtalı ıspanaktan artan,kavrulmuş ıspanağı koy,üstüne bir dilim de kaşar koy,en üste de bir parça közlenmiş biber koy fırına sür...Adını vermeyeceğim bir yerde,ıspanaklı tost diye adama 20 liradan satıyorlar bunu:))
Günün şaşkınlığı...Sabah pencereyi açınca,eve miss gibi koular girince,aaa haninemeliler açtılar mı? diye bahçeye kafanı uzat ama kokunun yan apartmandaki komşunun çamaşırlarından gelen yumuşatacı kokusu olduğunu anla:)) olsun bu da bir şey,kötü bir koku geleceğine o gelsin...
Hayde gittim şimdilik yine ben...Hava çok güzel dışarıya çıkıp,okuma odam için çiçek alacağım...
18 Mart 2013 Pazartesi
15/9
Yine zıpkın gibi fişşekk gibi bir haftasonu geldi geçti...
Cumartesi gününü evde geçirdim,hatta şu aşağıdaki yazıda neler yaptığımı anlattım, yazımı yazdıktan sonra kendime bir kahve yapmak için mutfağa gittim.Kahvemi ocağa koydum,aniden kafamın içinde bir yanma hissettim ama öyle böyle değil...Bir anlık bir şeydi geçti...Daha sonra başım ağrımaya başladı...Bir ağrı kesici aldım,kitabımı okumaya devam etttim daha sonra baktım geçmedi yattım...Kızlar dışardaydı,gelirken halalarına uğramışlar,Meral ve halalarını yani görümcemi de alıp gelmişler...Tabi evi karanlık ve beni yatar görünce bunlarda bi panik, Görümcem hemen tansiyonunu ölçelim dedi...15/9...Ben genelde çok düşük tansiyonluyumdur 10/6 falandır genelde...Tabi bu yükseklik beni iyice salladı...Hemen diğer görümcemin kalp uzmanı olan oğlu İlker arandı...O hemen duruma el koydu,küçük bir tansiyon ilacı içirtti,ışıkları söndürttü ve yatılacak ,gezelenmeyecek dedi.:)..Zaten yarım saat sonra düzeldim ama hani bir yere bi tarafınızı çarparsınız da bir süre daha orası sızlar ya,yara izi gibi aynı öyle bi şey oldu...Sabaha kadar o durumda geçti zaten...
Pazar sabahı erken uyandım,Naziş kursa gitti ben de kendime bir yeşil çay aldım,filmimi koydum tam izlerken Gamse seslendi...Ben dün akşam çok korktum,çok sıkıldım kahvaltıyı dışarda yapalım,evden çıkalım dedi...Bir türlü nereye gideceğimize karar veremedik sonunda yine kendi mahallemizde kaldık,Korudaki Beyaz Köşke gittik...Gamse,o ara Banu^'ya da mesaj atmış,biz kahvaltıya gidiyoruz diye...Biz gitmiş,henüz oturmuştuk ki onlar da çıktılar geldiler...Bir güzel kahvaltımızı ettik...kar yağdı,yağmura döndü bizim kahvaltı bitti...E artık evden çıkılmış, geri dönülür mü? Ercü-hadi DSİ ye,51 oynamaya dedi...Tabi yolda Filizler arandı,onlar da oraya geldiler ve ,sohbet,51 oynamak,yeme ,içme ,mimoza ağaçları arasında yürüyüş ile akşam ettik...Akşam yemeğimizi yedik,tekrar çaylarımızı içtik,bir parti daha 51 çevirdik ve hadi hadi Survivvor başlıyor bu akşam diye diye eve döndük...
Ballıbabalar çok güzeldi,çocukluğunda ballıbabanın çiçeklerinin dibindeki balın tadına bakmayan var mıdır?
Filiz sigara molasında bizi izlerken:))
Bu sapsarı mimoza ağacına bayıldık...
Eve gelince, banyo sırası,çay, survivor izleme sonra yeni kitap Çatı Katı Aşıkları/Şükran Yiğit...
Peki sizin haftasonunuz nasıldı...
Cumartesi gününü evde geçirdim,hatta şu aşağıdaki yazıda neler yaptığımı anlattım, yazımı yazdıktan sonra kendime bir kahve yapmak için mutfağa gittim.Kahvemi ocağa koydum,aniden kafamın içinde bir yanma hissettim ama öyle böyle değil...Bir anlık bir şeydi geçti...Daha sonra başım ağrımaya başladı...Bir ağrı kesici aldım,kitabımı okumaya devam etttim daha sonra baktım geçmedi yattım...Kızlar dışardaydı,gelirken halalarına uğramışlar,Meral ve halalarını yani görümcemi de alıp gelmişler...Tabi evi karanlık ve beni yatar görünce bunlarda bi panik, Görümcem hemen tansiyonunu ölçelim dedi...15/9...Ben genelde çok düşük tansiyonluyumdur 10/6 falandır genelde...Tabi bu yükseklik beni iyice salladı...Hemen diğer görümcemin kalp uzmanı olan oğlu İlker arandı...O hemen duruma el koydu,küçük bir tansiyon ilacı içirtti,ışıkları söndürttü ve yatılacak ,gezelenmeyecek dedi.:)..Zaten yarım saat sonra düzeldim ama hani bir yere bi tarafınızı çarparsınız da bir süre daha orası sızlar ya,yara izi gibi aynı öyle bi şey oldu...Sabaha kadar o durumda geçti zaten...
Pazar sabahı erken uyandım,Naziş kursa gitti ben de kendime bir yeşil çay aldım,filmimi koydum tam izlerken Gamse seslendi...Ben dün akşam çok korktum,çok sıkıldım kahvaltıyı dışarda yapalım,evden çıkalım dedi...Bir türlü nereye gideceğimize karar veremedik sonunda yine kendi mahallemizde kaldık,Korudaki Beyaz Köşke gittik...Gamse,o ara Banu^'ya da mesaj atmış,biz kahvaltıya gidiyoruz diye...Biz gitmiş,henüz oturmuştuk ki onlar da çıktılar geldiler...Bir güzel kahvaltımızı ettik...kar yağdı,yağmura döndü bizim kahvaltı bitti...E artık evden çıkılmış, geri dönülür mü? Ercü-hadi DSİ ye,51 oynamaya dedi...Tabi yolda Filizler arandı,onlar da oraya geldiler ve ,sohbet,51 oynamak,yeme ,içme ,mimoza ağaçları arasında yürüyüş ile akşam ettik...Akşam yemeğimizi yedik,tekrar çaylarımızı içtik,bir parti daha 51 çevirdik ve hadi hadi Survivvor başlıyor bu akşam diye diye eve döndük...
Ballıbabalar çok güzeldi,çocukluğunda ballıbabanın çiçeklerinin dibindeki balın tadına bakmayan var mıdır?
Filiz sigara molasında bizi izlerken:))
Bu sapsarı mimoza ağacına bayıldık...
Eve gelince, banyo sırası,çay, survivor izleme sonra yeni kitap Çatı Katı Aşıkları/Şükran Yiğit...
Peki sizin haftasonunuz nasıldı...
16 Mart 2013 Cumartesi
cumartesi yazısı
Bugün cumartesiydi, ben uyumaya karar vermiştim,geç saatlere kadar da oturmuş,okumuş, tv de Beyaz Show izlemiş,ooh nasılsa yarın geç kalkacağım deyip çaya kahveye gömülmüştüm ...Heyhat,sabahın köründe uyanmaya alışık kızların biyolojik saatlerini unutmuşum,önce sabah altı gibi Naziş kar yağıyor ağaçlar bembeyaz diye bağırdı, kocam herhalde çiçek açan erik ağaçlarını karlı sandı dedi...Ben istifimi bozmadım, ama uyanmışken ,susamışım bir su içeyim diye gizli gizli mutfağa gittim,mutfağın kapısı gacırt edince ikisi de aneee diye bağırdı,baktım ki biri yatağında kitap okuyor biri telofonla oynuyor...
Anladığınız gibi biz hafta sonu falan demeden sabahın köründe cörtledik yine...
Hava yine kışa büründü ya bende kışa en layık yemeği pişirdim kuru fasulye,pilav iklisi yani...Sonra kızlar dışarı çıktı ben kitabımı okudum bitirdim... Mutfak Çıkmazı tutkunun çeşidi olmadığını gösteriyor bize ve nasıl esir ettiğini, gözlerimizi kör ettiğini...Tahsin Yücel'in bu kitabı çok güzel bir film olabilir...Bizim filmciler bunu kaçırmasalar keşke...Film demişken bu Lale Kart sahipleri yüzünden festivallerde bilet bulmak iyiden iyiye zorlaştı...Lizbon'a Gece Treninin biletleri bitmiş bile. Ek seanslar koymuşlar onların da saati gece 12:)Neyse sinemada oynar elbet...
Bugün yeni bir kitaba başlamayacağım,Sözcükler dergisinden hikayeler,şiirler,denemeler okuyacağım...Bir taraftan da TRT Nağmeler programını dinleyeceğim...
İyi haftasonları olsun
Anladığınız gibi biz hafta sonu falan demeden sabahın köründe cörtledik yine...
Hava yine kışa büründü ya bende kışa en layık yemeği pişirdim kuru fasulye,pilav iklisi yani...Sonra kızlar dışarı çıktı ben kitabımı okudum bitirdim... Mutfak Çıkmazı tutkunun çeşidi olmadığını gösteriyor bize ve nasıl esir ettiğini, gözlerimizi kör ettiğini...Tahsin Yücel'in bu kitabı çok güzel bir film olabilir...Bizim filmciler bunu kaçırmasalar keşke...Film demişken bu Lale Kart sahipleri yüzünden festivallerde bilet bulmak iyiden iyiye zorlaştı...Lizbon'a Gece Treninin biletleri bitmiş bile. Ek seanslar koymuşlar onların da saati gece 12:)Neyse sinemada oynar elbet...
Bugün yeni bir kitaba başlamayacağım,Sözcükler dergisinden hikayeler,şiirler,denemeler okuyacağım...Bir taraftan da TRT Nağmeler programını dinleyeceğim...
İyi haftasonları olsun
15 Mart 2013 Cuma
İki film birden...
Bugün torbada iki film var...İlki ''Laurance anyways''
Cinsiyetini değiştirmeye karar vermiş bir adam ve bir kadın arasında yaşanan imkansız aşkın hikayesini anlatıyor.8.8 gibi oldukça yüksek bir puanı var...2012 yapımı ve Cannes'de Palmiye ödüllü...Uzun bir film,biraz daha kısa olur muydu? olurdu ama insanı yormuyor. Oyunculuk kalitesi de çok çok iyi...Film 10 yıllık bir süreyi kapsıyor...Ayrı beşer yıllık dönemelerde geçen filmde seksenli ve doksanlı yıllara geçişler,değişen saç modelleri, objelerle güçlendirilmiş..Film zaman zaman yoruyor,süre uzunluğu nedeniyle ama ne yapalım ki, bazıları böyle uzun uzun anlatmayı sever:)
İkinci filmi her cuma günü yaptığımız gibi sinemada izledik...''Aşk Kırmızı'' adından da anlaşılacağı gibi kırmızı bir film:)) +18 olduğunu bildireyim de ,hadi haftasonu şöle ailece bir film izleyelim diye çoluk çombak gitmeyin,biz ettik siz etmeyin:)...Nurgül Yeşilçay oldukça cesur bir oyunculuk sergilemiş...Onun yanında tüm oyuncularda filmde oyunculuk haklarını vermişler...Filme gelince tam Amerikanvari bir film,isimleri değiştir,Corc morc de,Mary falan de uyar...hele çok lüzümsuz bir sahne vardı ki,gidenler olabilir yazmayayım, o sahnenin filme ne faydası olmuş anlamadım,çıkar orayı farketmez,ekle orayı farketmez...Madem sonunu öyle bağlayacaktın o sahneye noldu...Yaşlı bi amca da lmış mısırını gelmiş, gençlik günlerini mi? yad etmeye gelmişti,ne:))
Bu arada yeni bir kitabın haberini vereyim...Murat Menteş'in yeni kitabı ''Ruhi Mücerret'' ben bu hafta satışa çıktı sanıyordum,çünkü D&R internet sitesinde satışta demek ki ön satıştaymış...Haftaya raflarda olacakmış...''Korkma Ben Varım'' ile bana inanılmaz bir okuma deneyimi yaşatan beni oradan oraya savuran Murat Menteş'in bu kitabını da sabırsızlıkla bekliyorum.
Şimdi de bir salataya katkı önerisi...Öğle yemeğini dışarıda yeyince akşam yemeğini sadece salata ile geçirmek istedik... Marul,roka,maydonoz,domates, taze soğan ile yapılmış salatanın üstüne bayat ekmek dilimlerini kare kare kesip tost makinasında iyice kızarttım,üstüne sızma yağ gezdirip,kekik serptim... Bunlarıda salatanın üstüne koydum,sonra kırma zeytin ve dilim kaşarlar koydum..Bir çala kaşık yememiz vardı:)
Hadi şimdi Beyaz Show izleyelim...kelebeğin Rüyası ekibi konuk..
Cinsiyetini değiştirmeye karar vermiş bir adam ve bir kadın arasında yaşanan imkansız aşkın hikayesini anlatıyor.8.8 gibi oldukça yüksek bir puanı var...2012 yapımı ve Cannes'de Palmiye ödüllü...Uzun bir film,biraz daha kısa olur muydu? olurdu ama insanı yormuyor. Oyunculuk kalitesi de çok çok iyi...Film 10 yıllık bir süreyi kapsıyor...Ayrı beşer yıllık dönemelerde geçen filmde seksenli ve doksanlı yıllara geçişler,değişen saç modelleri, objelerle güçlendirilmiş..Film zaman zaman yoruyor,süre uzunluğu nedeniyle ama ne yapalım ki, bazıları böyle uzun uzun anlatmayı sever:)
İkinci filmi her cuma günü yaptığımız gibi sinemada izledik...''Aşk Kırmızı'' adından da anlaşılacağı gibi kırmızı bir film:)) +18 olduğunu bildireyim de ,hadi haftasonu şöle ailece bir film izleyelim diye çoluk çombak gitmeyin,biz ettik siz etmeyin:)...Nurgül Yeşilçay oldukça cesur bir oyunculuk sergilemiş...Onun yanında tüm oyuncularda filmde oyunculuk haklarını vermişler...Filme gelince tam Amerikanvari bir film,isimleri değiştir,Corc morc de,Mary falan de uyar...hele çok lüzümsuz bir sahne vardı ki,gidenler olabilir yazmayayım, o sahnenin filme ne faydası olmuş anlamadım,çıkar orayı farketmez,ekle orayı farketmez...Madem sonunu öyle bağlayacaktın o sahneye noldu...Yaşlı bi amca da lmış mısırını gelmiş, gençlik günlerini mi? yad etmeye gelmişti,ne:))
Bu arada yeni bir kitabın haberini vereyim...Murat Menteş'in yeni kitabı ''Ruhi Mücerret'' ben bu hafta satışa çıktı sanıyordum,çünkü D&R internet sitesinde satışta demek ki ön satıştaymış...Haftaya raflarda olacakmış...''Korkma Ben Varım'' ile bana inanılmaz bir okuma deneyimi yaşatan beni oradan oraya savuran Murat Menteş'in bu kitabını da sabırsızlıkla bekliyorum.
Şimdi de bir salataya katkı önerisi...Öğle yemeğini dışarıda yeyince akşam yemeğini sadece salata ile geçirmek istedik... Marul,roka,maydonoz,domates, taze soğan ile yapılmış salatanın üstüne bayat ekmek dilimlerini kare kare kesip tost makinasında iyice kızarttım,üstüne sızma yağ gezdirip,kekik serptim... Bunlarıda salatanın üstüne koydum,sonra kırma zeytin ve dilim kaşarlar koydum..Bir çala kaşık yememiz vardı:)
Hadi şimdi Beyaz Show izleyelim...kelebeğin Rüyası ekibi konuk..
Bir mimdir iki mimdir:)
Leylak Bacı'dan gelince mim olur mu? hiç yapmamak:))
Hayde başlayalım...
1- Su mu, ateş mi, güneş mi olurdun? Neden?
Kesinlikle ama kesinlikle su olurdum...Şöyle serin serin,çağıl çağıl akan bir nehirin suyu hem de...Başka bir ülkede doğup başka bir ülkenin denizlerine akan bir nehirin suyu...Bazen usul usul aksın bazen de şelalelerden aşağı dökülerek yol alsın...Denizin tuzlu suyuna karışsın...
2-Taş olsan nerenin taşı olurdun?
Çocukken deniz kıyılarında taş toplarken çakmak taşı arardık,beyazımsı,saydam bir taştı,ikisini birbirine sürttüğümüzde kıvılcımlar çıkarırdı...Onunla ateş yakmaya çalışırdık...Hala da deniz kıyısına ne zaman gitsem gözlerim o taşı arar...O yüzden ben Ordu'da Efirli'de denizin kıyısında ki bir çakmak taşı olaydım...Bi çocuk alsın evine götürsün,gece yorganın altında ışıklar çıkarsın...
Attila İlhan'da şöyle demiş bakın;
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert, elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen, bir yerin kesilir fena kan kaybedersin.
3- Neyin ve kimin karşısında, hangi durumlarda susarsın?
Eğer fikri sabit bir insanla karşılaşırsam susarım...Hiiiç uğraşmam,bırakırım dağınık kalsın..
.4- Kusur olsan nasıl bir "kusur" olurdun?
o kadarcık kusur kadı kızında da olur kabilinden bir kusur olurdum...
5- Küfür olsan ne olurdun? Kime savrulurdun?
9- Sayılmadığında ne hissedersin?
Hayde başlayalım...
1- Su mu, ateş mi, güneş mi olurdun? Neden?
Kesinlikle ama kesinlikle su olurdum...Şöyle serin serin,çağıl çağıl akan bir nehirin suyu hem de...Başka bir ülkede doğup başka bir ülkenin denizlerine akan bir nehirin suyu...Bazen usul usul aksın bazen de şelalelerden aşağı dökülerek yol alsın...Denizin tuzlu suyuna karışsın...
2-Taş olsan nerenin taşı olurdun?
Çocukken deniz kıyılarında taş toplarken çakmak taşı arardık,beyazımsı,saydam bir taştı,ikisini birbirine sürttüğümüzde kıvılcımlar çıkarırdı...Onunla ateş yakmaya çalışırdık...Hala da deniz kıyısına ne zaman gitsem gözlerim o taşı arar...O yüzden ben Ordu'da Efirli'de denizin kıyısında ki bir çakmak taşı olaydım...Bi çocuk alsın evine götürsün,gece yorganın altında ışıklar çıkarsın...
Attila İlhan'da şöyle demiş bakın;
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert, elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen, bir yerin kesilir fena kan kaybedersin.
3- Neyin ve kimin karşısında, hangi durumlarda susarsın?
Eğer fikri sabit bir insanla karşılaşırsam susarım...Hiiiç uğraşmam,bırakırım dağınık kalsın..
.4- Kusur olsan nasıl bir "kusur" olurdun?
o kadarcık kusur kadı kızında da olur kabilinden bir kusur olurdum...
5- Küfür olsan ne olurdun? Kime savrulurdun?
Valla küfür bilmeyen insan yoktur.Etmesen de o bir yerlerde saklı durur...Eğer bir küfür olsaydım,tüm şiddet yanlılarına en yakası açılmadık bir küfür olarak savrulurdum...
6- Esir olsan neyin veya kimin esiri olurdun/olmak isterdin?
Allah kimseyi o duruma düşürmesin ama eğer esir olsaydım bir kütüphanede tutulmak isterim...Ona da esaret denmez o zaman:)
7- Bir suç olsan nasıl bir "suç" olurdun?
Öğrencilik yıllarıma bakarak sanırım siyasi bir suç olurdum...
8- Topraktaki güç olsan o güçte ne yetiştirilirdi?
Patates ya patates insanlar haşlasın,kızartsın,cips yapsın film neyin seyrederken yesin...Püre yapsınlar şöyle iyi bir bifteğin yanında servis etsinler:))
9- Sayılmadığında ne hissedersin?
Sizi sayan kim ki? derim...
10-Bir "oyun" oynasan ne oynardın?
Vişne Bahçesinde ki vişne ağacı olsam:)) hiç rol kabiliyetim yoktur da:)
10-Bir "oyun" oynasan ne oynardın?
Vişne Bahçesinde ki vişne ağacı olsam:)) hiç rol kabiliyetim yoktur da:)
çok eğlendim ben bu mimi yaparken umarım Ayşegül annemahsustanblogcu ve Hüznün Tadı Mihriban da aynı keyifle yaparlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













