Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

17 Şubat 2013 Pazar

Bayan Jean Brodie ve Kız Robenson

Pazar gününü evde geçirdik ayilecek:)Dün Kadıköy'de soğuğu yiyince,cesaretimiz kalmadı... Bakın benim anneannem böyle bir durum için kısaca şöyle derdi; ''Dana, yediği daşı bilir''...Burada ki daş tabiki de taş anlamında ama taş deyince sözün hiçbir esprisi kalmıyor. Neyse işte sonuçda bugün evdeydik.

Ben sabah saat 8:30 gibi kalktım,yeşil çayımı içtim, biraz kitabımı okudum sonra da sabah kahvaltısı hazırlığına giriştim. Meşuuur patatesli mücverimden yaptım. Defalarca tarif ettim ama televizyonu yeni açanlar için  pardon beni ilk kez okuyacaklar için yeniden tarif edeyim.Ama yazının sonunda not olarak. Allamm inşallah unutmam da...Kahvaltıyı hazırladım. Hazırlama sürerken,ufaktan ufaktan demlenen çayımdan yuvarladım. Kahvaltıyı mutfakda yaptık,çünkü gidişattan anladım ki salonda yaparsak ihale bende kalacak.Hatta sabah kahvemizi bile  mutfakta içtik  ama Şehnaz Longa eşliğinde:)Her sabah başka bir güzide sanatçımıza konser verdirtiyorum kahvaltıda fizzy sağolsun.Bugün enstürmantal tercih ettim.Biraz Göksel Baktagir,biraz Hüsnü Şenlendirici... Leylak bacı yüzünden benim koca da Göksel Baktagirci oldu...

Size yeni kitabımdan söz etmek istiyorum. Son zamanlarda  hah işte budur  diyebileceğim bir kitap çıkmamıştı karşıma... ''Bayan Jean Brode'nin Baharı'' tam da böyle bir kitap...Times Dergisinin ''Ölmeden önce okumanız gereken 1001 kitap'' listesinde yer alıyor. Bayan Brodie,görüp görebileceğiniz en tuhaf öğretmen. ne bizim Çalıkuşu Feride ne de ''Ölü Ozanlar Derneği''nin John Keating'i...Onun -kızlar sizi kaymağında kaymağı yapacağım-dediği bir takımı var. Henüz 10 yaşındalar ama o keşke yedi yaşındayken geçseydiniz elime asıl o zaman sizi kaymağında kaymağı yapardım diyor. Kitap kurgusu çok değişik. Zamansız, daha doğrusu sürekli zaman sıçramaları var. Henüz on yaşında olduğunuzu okuduğunuz bir öğrencinin artık ölmüş olduğunu bir cümle sonra öğreniveriyorsunuz hemen kitabın başında ya da bir öğleden sonrayı okurken bir cümle sonra otuz yıl öğleden sonrasında buluyorsunuz kendnizi...Herkesin okuma tarzı elbebtteki değişiktir ama artık benim okuma tarzımı biliyorsunuz,eğer önerdiğim kitaplarda  sizi yanıltmadıysam'' Bayan Jean Brodie'' gibi bir okuma deneyiminden kendinizi mahrum bırakmayın ve 2006 yılında bu dünyadan giden Muriel Spark gibi bir yazarı tanıma fırsatını kaçırmayın...




Kitap demişken benim jenerasyonumdan olup da Milliyetin mavi ciltli,lake kapaklı  çocuk kitaplarını bilmeyen yoktur. Bunların arasında benim en sevdiğim''Kız Robenson''du...  Zuz bunlara topluca el koyduğu için ben de yoktu. Naziş, Gitti Gidiyorda bulmuş,bana almış. Dün akşam Kadıköy'den geldiğimizde beni evde bekliyordu...Sannki uzun yıllar görmediğim çocukluk arkadaşıma kavuşmuş gibi oldum. Mesela Jale'ye...Jale ile de bu sene kavuştuk birbirimize çünkü...




Biraz önce çekirdeklerini almış, Zuz geldi...Nasıl kızıyorum dökülüyo diye ama o dinlemiyo tabi her zaman ki gibi...Üstelik bir de oturup yiyorum...

Tamam bu akşamlık da bu kada...

Ha patates mücveri tarifi vardı:)

Ben kişi başı bir küçük patates olarak düşünüyorum. Biz dört kişiyiz,üç de yumurta kırdım. Patatesleri çiğ olarak rendeledim...Biraz kaşar peynirirendesi, biraz da dolapta beyaz peynirin kutunun dibinde kalan ezik büzükleri vardı:)) onlar da ziyan olmasın dedim onu da koydum,incecik maydonoz ,derotu doğradım,tuz,karabiber ve yumurta ile çırptım. Teflon tavada kaşık kaşık dökerek altlı üstlü kızarttım. Geç kahvaltı saatleri için akşam kahvaltıları için doyurucu ve lezzetli oluyor.Neyse binbeşyüzüncü kez tarif etmiş bulunuyorum:))

16 Şubat 2013 Cumartesi

Teşekkür ve Bugünün Lale'si

Dün hava yağmurluydu,evdeydim. Ama yalnız değildim,çok ama çok kalabalıktım. Sessiz okuyucularım dedim, bi ses edin  dedim. Bir ses verdiniz  ev doldu taştı. Sanki kabul günümdü... Ne iyi ettiniz beni çok memnun ettiniz.Tüm yorumları tek tek sesli sesli okudum evde. Aile fertlerimin de çok hoşuna gitti. Hepinize sevgilerimizi ve teşekkürlerimizi iletiyoruz.Sağolun varolun. Umarım blog vasıtasıyla gelişen tanışıklığımız daim olur.


Bugün haftasonu olabilir ama bizim evdeki devinim haftasonu falan takmaz. Gamsegamse'nin  Vakıf toplantısı Naziş'in fotoğrafçılık kursu vardı. Biz öyle aman işi olan kalksın,diğerlerini uyandırmadan sesisz sedasız gitsin, maalesef hiçbir zaman öyle bir aile olmadık olamadık. Ayaklanan birinin uyuyana sorulacak mutlaka önemli bir sorusu,çıkmadan söylemesi gereken birşey vardır:)) Bugün de şaşmaz kural öyleydi tabii. Ayaklandık,hep birlikte. Gamsegamse'nin toplantısı akşama kadarmış. Naziş, kurs çıkışı seninle buluşalım dedi. Akşam arkadaşlarıyla buluşmuş, geç gelmişti ,bugünü ayile günü yapmak istedi ama kocam yan çizdi. Neyse ben gittim, yarım saat kadar erken gitmiştim. Türk kahvecilerinin olduğu sokakta oturdum,kahvemi içip kitabımı okudum. Orhan Veli'nin ''Hoşgör Köftecisi'' adlı öykü kitabından iki üç öykü kalmıştı,orada bitirirm diye çantama atmıştım. Kahvemi servis eden çalışan,kitabımı merak etti. Edebiyat fakültesi öğrensiyimiş. Orhan Veli ve Garipçilerin edebiyatı mahvettiklerini söyledi. Allahın işi bu ya,o sırada okuduğum satırlarda da Orhan Veli, kafasının içinden konuşuyor....Kendini şair yerine koymayanlarla... Bunu niye ispatlamaya kalkayım ki diyor. Kasa da paramı öderken kitabı o çocuğa hediye ettim. Ve şu öyküde sorunun cevabı var dedim. pek de şirindi, ben de kahveyi ikram edeyim dedi. Yok dedim yav,o zaman hediye olmaz ki bu, takas olur:))




Naziş gelince,ben acıktım dedi...Bu araki takıntımız'' Otantik Andolu Yemekleri'...Oraya gidelim yine dedik. Ben her zamanki siparişim olan Otantikmix sipariş ettim ki tavsiyemdir...Şansımıza ,turuistlerde akın etmişti oraya. Çiya ve Otantik yöresel yemekler yaptıkları için genelde tercih nedeni oluyor zaten.


Yemek sonrası çarşıda dolaştık,kitapçılara girdik,çıktık ama çok soğuktu Alkım Kitapevi içindeki Kahve Dünyasında sıcak içecek molası verdik. Gördüğünüz gibi ne ka teknolocik biriyim:)) Şaka bi yana, bir kitapla ilgili yazı araması yapıyorduk blogda...Önümde gördüğünüz kitabı yeni aldım,kaç kez niyetlenmiş yerine başka bir kitap almış, sonra  bulamamıştım. Nezih Kitapevinde %25 indirimli kitaplar rafından ben buradayım diye,parmağını gözüme soktu ben de birden aaaa deyince eğilmiş başka bir kitaba bakmakta olan Naziş bile yerinden zıpladı:))...Engin Gençtan/Kızarmış Palamutun Kokusu




 Sonra eve geldik işte. Bu akşamın programı bence çay ve kitap... Ama başka bişi çıkarsa bilemem.

İyi akşamlar olsun, keyifli pazarlar olsun şimdiden....

Not: YKY kitapevinde ayın yazarının kitaplarında %25 diğer kitaplarda %20 indirim var. İş Bankası Yayınları Kitapevinde ise öğretmen ve öğrenciye %30 indirim var... Haber vermedi demeyin...

15 Şubat 2013 Cuma

filmlerden,kitaplardan,dergilerden, yemeklerden

Sabah uyandığımızda şarıl şarıl yağmur yağıyordu.Sabah dediysem bizim sabahlar çoğu kimse için henüz daha uykunun orta yeridir. Bizim evde kalk borusu seher vakti sen tarlaya gelende,ses yayılır dört bi yana Süreyya diye çalar, bilinen üzre.

Biraz yatakta debelendim, uyuuuu,uyuuuu diye kendime hipnoz yapmaya çalıştım,cık.Kalktım evi tavaf ettim,hasar tespit çalışması yaptım. salon gece yatarken toplanmıştı, Mutfak tezgahı tertemiz ama bulaşık makinesi boşalmalı onu geç,şimdi hiç canım istemiyo, akşam yemeği dünden var ama bu akşam balık akşamı olsun,onların kapağı bile açılmadığına göre cumartesiye sarkabilir gibi notları kafama aldım,yeşil çay suyumu koydum...Biraz haber dinledim...Biraz ,mail,face,blog gezindim ve kafam iyice açılınca dün izleyemediğim filmimi izledim. Filmimi  mutfakda izledim ki, ara ara kalkıp kendimi çayladım,kahveledim.

Film Mudge Boy-Annesinin Oğlu...9.1 gibi oldukça yüksek bir puanı var.Filmi izlerken,edindiğim duygu;Herkesin acı çekme şekli değişik.



14 yaşındaki Duncan, annesinin ölümünü kabullenmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken annesinin yaptıklarını taklit etmeye başlar. Yatağa annesinin kürk ceketiyle girmekte, akşam yemeğinde annesinin ses tonunu taklit etmektedir. Bu durum Duncan’ın babası Edgar’ı daha da üzer. Çünkü oğlunun sıra dışı yas tutmasını anlamamaktadır. Edgar bunun üzerine yeni kurallar koyar ve oğlunu çiftlik sahibi olabilecek biri yapmak için yetiştirir.

 Filmimi izledikten sonra hadi şimdi Gamsegamse'nin dediğini yapayım dedim. Hani bana demişti ya,'' hep birşeyler yapmak zorundamısın, bazen de öylece bak '' ben şöyle uzandım, öylece bakarken öylece uyumuş kalmışım, tam bir saat...Bir kalktım,ağzımın tadı yok,kafam sepet gibi...Öylece bakmak bana göre değil  bunu test ettik onayladık.

Akşam için zeytinyağlı pırasa pişirdim, yeni bir taktik yaptım. pırasa ve havuçları doğrayıp  yıkadıktan sonra hiç yağ koymadan tencereye koydum, kendi sularıyla kısık ateşte yumşayana kadar piştikten sonra bir fincan kadar pirinci,tuzunu ve iki kesme şekerini koydum. Pirinçlerde yarı pişince ,kapağı açıp sızma yağ gezdirdim.Kapağı kapatıp,tencereyi  şöyle bir salladım ki her şey birbirine karışsın vallah  bi güzel oldu. Hem sızma yağ,fazla ısıya da maruz kalmadı. Balık masasının zeytinyağlısı rolünde olacak...

Kitap, yan kısımda görüldüğü gibi Tanrı Daima Tedbil-i Kıyafet gezer... hala çok satanların liste başında ama sanırım benim çok tarzım değil. Okuyanlar ikinci yarıdan sonra çok daha iyi olduğunu söylüyorlar. Bu hafta sonu bitirmeye kararlıyım. Bu ara daha çok öykü dergilerinden öyküler okumak daha çok hoşuma gidiyor. Geçen haftalarda sahaflardan ''Adam'' öykü dergisinin 1996 ekimine ait bir saysını almıştım. Fürüzan'dan tutunda .Necati Güngör'e,Julio Cortazar'a kadar bir sürü ünlü yazarların öyküleri var...

Dün gece herkes yatınca ''Sözcükler''dergisinden Hakan Savaş'ın 'Paris'te Gece Yarısı ve Nostalji '' üzerine yazdığı bir inceleme yazısı okudum. Woody Allen ile ilgili anekdotlar da vardı.Woody,adamım adını ünlü çizgi film Woody Voodpecker'den esinlenerek almış..Yani asıl adını değiştirip Woody adını almış.Sinemayı tanmlamasına bayıldım. Diyorki bizim Woody ,sinema; başkalarının rüyalarına izinsiz girme veo rüyayı herkesle paylaşma cüretidir.

Ay anam  yeter bu kadar. Hepinize iyi haftasonları olsun.


not. Ben yine bugün sessiz okuyucularımdan,beni blog dışından izleyenlerden de bir ses istiyorum. Bu yağmurlu havada iyi gelecek, beni keyiflendirecek. Dün Londra'dan Zeynep ses verdi beni mest etti...








14 Şubat 2013 Perşembe

ONE BİLLİON RİSİNG

Bugün ben dünyadaki bir buçuk milyara yakın kadınla aynı saatlerde dans ettim. ''Kadına şiddete HAYIR''demek için dur demek için...Hep birlikte tepindik ki dursun bu şiddet diye... Ben bu konuda erkeklerden çok kadınların eğitilmesinden yanayımdır, çünkü o erkekleri biz doğurduk,biz büyüttük...Daha doğar doğmaz işlenmeli bu ince ince oya işler gibi özenle sabırla...

Türkiye'nin birçok yerinde düzenlendi etkinlik benim katıldığım Beşiktaş Belediyesinin Barboros meydanında düzenlediği idi...Çünkü karşıyaka gibi görünse deÜsküdar'a en yakın semt Beşiktaş'dır...Bi vapura veya motora binersin trafik falan yaşamadan beş dakikada Beşiktaş iskelesindesin.





Saat yarımda  dans provası başladı...Saat tam 13.00 de de  dans...Katılım oldukça fazlaydı,erkekler de çoktu ama onlar dans başlayınca izlemeyi tercih ettiler...


Dans bitince Beşiktaş meydanda kocamla buluştuk çarşıda dolaştık... Yedi Sekiz Hasan Paşa kurabiye  fırınına geleneksel uğramamızı yapıp çay kurabiyeleri aldık. O sonra arkadaşlarıyla buluşmaya gitti ben de  tam eve dönecekken baktım hava güzel, bir yerde oturdum,çay molası verdim, Vatan gazetesinin bedava dağıttığı gazeteyi okudum...











 Üsküdar iskeleye geçince bir kadın elinde kendi yaptığı örgü çiçeklerle çıktı  karşıma-kendim yaptım,hem de hiç solmaz dedi...tanesini beş liraya satıyordu,tam bana anlatırken bir adam geldi,aldı. O kadar sevindim ki  demek ki satabilecek dedim. Ben de destek attım tabi.



Eve gelince hemmen  tavuk bagetleri  yayvan bir tencereye dizdim, üstüne de yazın hazırladığım kırmız ,yeşil biberli ve domatesli sostan döktüm yarım kavanoz kadar,bir kaç diş sarımsak, pul biber ve karabiber de ekledim,kısık ateşte pişmeye bıraktım...O sırada yeşil mercimek de koymuştum haşlanmaya onunla da mercimekli bulgur pilavı  yaptım...ha bu arada rokalar da suya basılmıştı ama kızlar bizi akşam yemeğine davet ettiler ve yemeğim yarına kaldı yaşasın yaşasın:))


Yemekten sonra spectrumcard sahiplerine bugün bir bilete, bir bilet bedavaymış ama öyle yorgun hissettik ki kendimizi sinemada sızar kalırız diye eve döndük...

Bu kada....

13 Şubat 2013 Çarşamba

Bugünkü ben

Bugün ,tam anlamiyle eski hayatıma geri döndüm:)) yani, hani  o seher vaktinde kalkmalar,  tek başıma yaptığım film ,çay , kahve,kitap keyifleri..

Önce yeşil çayımı  alıp,  maillerim,blog ,face neyin  gezindim.Sonra bir film seçtim kendime...Oscar adayı filmlerim de vardı izlenecek ama bu filmin konusu ilgimi çekti. Babaannem'in  sürgün edildiği topraklarda çekilmiş , Abhazya'da...Kafkaslarda   Gürcüler ve Abhazyalılar arasındaki çekişme sonucu, hasta olduğu için onlarla gelemeyen babalarını orada bırakıp annesiyle Tiflis'e göç eden Gürcü çocuğun, köyüne geri dönme çabaları,yol hikayeleri ve köyündeki karşılaştıklarının hikayesi... Antalya film festivali, Avrupa sinema ödülelri dahil olmak üzere 28 ödül  almış..


Filmi izledikten sonra bir de sade kahve yaptım kendime ve bu kez de  öykü dergisi ''SARNIÇ'' ı aldım elime ve  Mehmet Batur'un ''Efendisiz'' adlı öyküsünü okudum... Küçükken,kızkardeşinin eteğini giyip aynada kendine bakarken,babasına yakalanıp öldüresiye dövülüp, annesi  tarafından bir şeyhe emanet edilen ay yüzlü Cemal'in ve ona delicesine tutkun Remzi'nin birbirlerinden uzak hikayeleri...




Bunları yaparken aklıma Gamse'nin bir sözü geldi...- devamlı bir şeylerle uğraşmak zorundamısın bazen de öylece bak demişti:))

Öğleden sonra  okey grubumla buluştum,  okeyde önce üst üste üç kez açıp sonra da yerlerde süründüm heheh...


Bu akşam Hürrem gecesi...Sonrasında da ''Tanrı Daima Tedbil-i Kıyafet Gezer'' e devam...

Hayde gittim.





12 Şubat 2013 Salı

Tatilden sonra

Tatilin bitmesiyle, eller havaya, yan gel Osman bi dönüm bostan, gece yarılarına kadar oturmalar, 24 saat çalışan bir mutfak halleri de sona erdi... Dün itibariyle kızların okullarının açılmasıyla bizim evin de temizlik harekatı başladı... Öyle üstten üstten yapılan temizlikler yerine dip köşe, yatak altı yatak üstü, çekmece içi, dolap üstü kıvamında bir temizlik yapıldı. Her iş bittiğinde çayımla bir şey atıştırken birden kendimde Bahçıvan Mehmet Ağa'yı gördüm...Beş yumurtadan mütevellit sahanda yumurtayı , bir büyük ekmeği, bir kase kuşburnu marmalatı ve diğer kahvaltılıkları götürürken; ben çok yemek yemem yenge demişti de gözlerim börtlemişti...O an beni görse aynen O da öyle olurdu... Hey yavrum ,Haymana Ovasından mı? geldin dedim kendime...Demek ki neymiş işleyen demir ışıldarmış pardon çalışan  böyle acıkırmış.İki gün  kelebek gibi uçup arı gibi soktum ve gıp gıcır oldu ev....

Peki temizlik yapılırken hiç  kitap okunmadı, hiç  film izlenmedi mi? haşa olur mu? öle şey.Her bişi de yapıldı...hatta ''O SES'' izlerken isyaaaaan diye bağırıldı.





'' Cam Kırıkları Parkı'' yazarının ilk kitabı... Hayattaki tek dileği, annesinin kitabını yazmak ve üvey babasını öldürmek olan ,17 yaşında Rus asıllı ama Almanya'da yaşayan bir  genç kızın hikayesi... Yazarların ilk kitaplarını çok severim. Bu kitabı da beğendim.

Üstteki resim, dünkü temizlik faslı bitince yaptığım dolma şenliğinden, ben dolmayı böyle yapmayı severim, karışık yani... Hem ertesi gün ev halkına yeni yemekmiş gibi yutturma şansınız da var.İlk gün biber , patlıcan, kara lahana dolması,ikinci gün, domates,kabak ,kırmızı biber gibi mesela:))azcık kafayı çalıştırmazssak  mutfakdan çıkamayız ayol...
Bugün temizlik tam bitince de şehriye çorbası yaptım. Bir kase kahvaltılık sos vardı,domatesli,kırmızı biberli havuçlu,onu  salça niyetine kullandım , vallah süper oldu.

Bugün çok tavsiye edilen,başyapıt diye nitelendirilen bir filimi izlemeye çalıştım ama konsantre olamadım.

Yarın vira Bismillah deyip okey grubumla buluşacağım, ay başladı kendim kendim gezmelerim:))


Hadi gideyim ben,kitap seçeyim kendime...



11 Şubat 2013 Pazartesi

Sülale boyu kop kop ve Mutlu Aile Defteri

Hızlı başlayan hafta sonu  tam gaz devam etti...Dün yani cumartesi akşamı  Anadolu Hisarı'nı şenlendirdik ailece pardon sülalece... 30 kişi kadar olduk, kocamgillerle:)) Halalı, yeğenli, kuzenli,yengeli,enişteli,baldızlı,görümceli, gelinli kocaman bir topluluktuk. Çok eğlendik, yedik ,içtik, eller havaya yaptık,  halaylar çektik,ayırmasın mevlam bizi ömür boyunca diye şarkılar söyledik ve birbirimize sahip olduğumuz için şükürler ederek ayrıldık. Çok ama çok keyifli bir gece oldu.









Pazar günü geç kahvaltı edip günü evde geçirmeye karar vermişken Gamse kıpraştı hadi sinemaya gidelim dedi. Evden nasıl bir hızla çıktığımızı tahmin bile edemezsiniz...''Mutlu Aile Defteri'ne gittik. Sıcak,samimi yer yer güldüren bir film. Konu oldukça basit,çok bilinen bir konu ama iyi oyunculuk izleyince bunu göz ardı edebiliyorsunuz...Yerli filmde biliyorsunuz komedi olunca ille de belden aşağı vuracak,küfür ille de olacak. CMYLMZ filmi bile izlerken dikakt edin seyirci en çok küfüre gülüyoryuh diyorum o zaman niye para veriyorsunuz abi küfürleşin küfürleşin gülün.

Yarın itibariyle  yarıyıl tatili bitiyor. Allahım Allahım bi doya doyaaaa temizlik yapayım.

Bu ara kitap okumada çok yavaşım ama sanırım yarından sonra eski performansıma kavuşurum....

Öle işte...