Dün hava yağmurluydu,evdeydim. Ama yalnız değildim,çok ama çok kalabalıktım. Sessiz okuyucularım dedim, bi ses edin dedim. Bir ses verdiniz ev doldu taştı. Sanki kabul günümdü... Ne iyi ettiniz beni çok memnun ettiniz.Tüm yorumları tek tek sesli sesli okudum evde. Aile fertlerimin de çok hoşuna gitti. Hepinize sevgilerimizi ve teşekkürlerimizi iletiyoruz.Sağolun varolun. Umarım blog vasıtasıyla gelişen tanışıklığımız daim olur.
Bugün haftasonu olabilir ama bizim evdeki devinim haftasonu falan takmaz. Gamsegamse'nin Vakıf toplantısı Naziş'in fotoğrafçılık kursu vardı. Biz öyle aman işi olan kalksın,diğerlerini uyandırmadan sesisz sedasız gitsin, maalesef hiçbir zaman öyle bir aile olmadık olamadık. Ayaklanan birinin uyuyana sorulacak mutlaka önemli bir sorusu,çıkmadan söylemesi gereken birşey vardır:)) Bugün de şaşmaz kural öyleydi tabii. Ayaklandık,hep birlikte. Gamsegamse'nin toplantısı akşama kadarmış. Naziş, kurs çıkışı seninle buluşalım dedi. Akşam arkadaşlarıyla buluşmuş, geç gelmişti ,bugünü ayile günü yapmak istedi ama kocam yan çizdi. Neyse ben gittim, yarım saat kadar erken gitmiştim. Türk kahvecilerinin olduğu sokakta oturdum,kahvemi içip kitabımı okudum. Orhan Veli'nin ''Hoşgör Köftecisi'' adlı öykü kitabından iki üç öykü kalmıştı,orada bitirirm diye çantama atmıştım. Kahvemi servis eden çalışan,kitabımı merak etti. Edebiyat fakültesi öğrensiyimiş. Orhan Veli ve Garipçilerin edebiyatı mahvettiklerini söyledi. Allahın işi bu ya,o sırada okuduğum satırlarda da Orhan Veli, kafasının içinden konuşuyor....Kendini şair yerine koymayanlarla... Bunu niye ispatlamaya kalkayım ki diyor. Kasa da paramı öderken kitabı o çocuğa hediye ettim. Ve şu öyküde sorunun cevabı var dedim. pek de şirindi, ben de kahveyi ikram edeyim dedi. Yok dedim yav,o zaman hediye olmaz ki bu, takas olur:))
Naziş gelince,ben acıktım dedi...Bu araki takıntımız'' Otantik Andolu Yemekleri'...Oraya gidelim yine dedik. Ben her zamanki siparişim olan Otantikmix sipariş ettim ki tavsiyemdir...Şansımıza ,turuistlerde akın etmişti oraya. Çiya ve Otantik yöresel yemekler yaptıkları için genelde tercih nedeni oluyor zaten.
Yemek sonrası çarşıda dolaştık,kitapçılara girdik,çıktık ama çok soğuktu Alkım Kitapevi içindeki Kahve Dünyasında sıcak içecek molası verdik. Gördüğünüz gibi ne ka teknolocik biriyim:)) Şaka bi yana, bir kitapla ilgili yazı araması yapıyorduk blogda...Önümde gördüğünüz kitabı yeni aldım,kaç kez niyetlenmiş yerine başka bir kitap almış, sonra bulamamıştım. Nezih Kitapevinde %25 indirimli kitaplar rafından ben buradayım diye,parmağını gözüme soktu ben de birden aaaa deyince eğilmiş başka bir kitaba bakmakta olan Naziş bile yerinden zıpladı:))...Engin Gençtan/Kızarmış Palamutun Kokusu
Sonra eve geldik işte. Bu akşamın programı bence çay ve kitap... Ama başka bişi çıkarsa bilemem.
İyi akşamlar olsun, keyifli pazarlar olsun şimdiden....
Not: YKY kitapevinde ayın yazarının kitaplarında %25 diğer kitaplarda %20 indirim var. İş Bankası Yayınları Kitapevinde ise öğretmen ve öğrenciye %30 indirim var... Haber vermedi demeyin...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
16 Şubat 2013 Cumartesi
15 Şubat 2013 Cuma
filmlerden,kitaplardan,dergilerden, yemeklerden
Sabah uyandığımızda şarıl şarıl yağmur yağıyordu.Sabah dediysem bizim sabahlar çoğu kimse için henüz daha uykunun orta yeridir. Bizim evde kalk borusu seher vakti sen tarlaya gelende,ses yayılır dört bi yana Süreyya diye çalar, bilinen üzre.
Biraz yatakta debelendim, uyuuuu,uyuuuu diye kendime hipnoz yapmaya çalıştım,cık.Kalktım evi tavaf ettim,hasar tespit çalışması yaptım. salon gece yatarken toplanmıştı, Mutfak tezgahı tertemiz ama bulaşık makinesi boşalmalı onu geç,şimdi hiç canım istemiyo, akşam yemeği dünden var ama bu akşam balık akşamı olsun,onların kapağı bile açılmadığına göre cumartesiye sarkabilir gibi notları kafama aldım,yeşil çay suyumu koydum...Biraz haber dinledim...Biraz ,mail,face,blog gezindim ve kafam iyice açılınca dün izleyemediğim filmimi izledim. Filmimi mutfakda izledim ki, ara ara kalkıp kendimi çayladım,kahveledim.
Film Mudge Boy-Annesinin Oğlu...9.1 gibi oldukça yüksek bir puanı var.Filmi izlerken,edindiğim duygu;Herkesin acı çekme şekli değişik.
14 yaşındaki Duncan, annesinin ölümünü kabullenmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken annesinin yaptıklarını taklit etmeye başlar. Yatağa annesinin kürk ceketiyle girmekte, akşam yemeğinde annesinin ses tonunu taklit etmektedir. Bu durum Duncan’ın babası Edgar’ı daha da üzer. Çünkü oğlunun sıra dışı yas tutmasını anlamamaktadır. Edgar bunun üzerine yeni kurallar koyar ve oğlunu çiftlik sahibi olabilecek biri yapmak için yetiştirir.
Filmimi izledikten sonra hadi şimdi Gamsegamse'nin dediğini yapayım dedim. Hani bana demişti ya,'' hep birşeyler yapmak zorundamısın, bazen de öylece bak '' ben şöyle uzandım, öylece bakarken öylece uyumuş kalmışım, tam bir saat...Bir kalktım,ağzımın tadı yok,kafam sepet gibi...Öylece bakmak bana göre değil bunu test ettik onayladık.
Akşam için zeytinyağlı pırasa pişirdim, yeni bir taktik yaptım. pırasa ve havuçları doğrayıp yıkadıktan sonra hiç yağ koymadan tencereye koydum, kendi sularıyla kısık ateşte yumşayana kadar piştikten sonra bir fincan kadar pirinci,tuzunu ve iki kesme şekerini koydum. Pirinçlerde yarı pişince ,kapağı açıp sızma yağ gezdirdim.Kapağı kapatıp,tencereyi şöyle bir salladım ki her şey birbirine karışsın vallah bi güzel oldu. Hem sızma yağ,fazla ısıya da maruz kalmadı. Balık masasının zeytinyağlısı rolünde olacak...
Kitap, yan kısımda görüldüğü gibi Tanrı Daima Tedbil-i Kıyafet gezer... hala çok satanların liste başında ama sanırım benim çok tarzım değil. Okuyanlar ikinci yarıdan sonra çok daha iyi olduğunu söylüyorlar. Bu hafta sonu bitirmeye kararlıyım. Bu ara daha çok öykü dergilerinden öyküler okumak daha çok hoşuma gidiyor. Geçen haftalarda sahaflardan ''Adam'' öykü dergisinin 1996 ekimine ait bir saysını almıştım. Fürüzan'dan tutunda .Necati Güngör'e,Julio Cortazar'a kadar bir sürü ünlü yazarların öyküleri var...
Dün gece herkes yatınca ''Sözcükler''dergisinden Hakan Savaş'ın 'Paris'te Gece Yarısı ve Nostalji '' üzerine yazdığı bir inceleme yazısı okudum. Woody Allen ile ilgili anekdotlar da vardı.Woody,adamım adını ünlü çizgi film Woody Voodpecker'den esinlenerek almış..Yani asıl adını değiştirip Woody adını almış.Sinemayı tanmlamasına bayıldım. Diyorki bizim Woody ,sinema; başkalarının rüyalarına izinsiz girme veo rüyayı herkesle paylaşma cüretidir.
Ay anam yeter bu kadar. Hepinize iyi haftasonları olsun.
not. Ben yine bugün sessiz okuyucularımdan,beni blog dışından izleyenlerden de bir ses istiyorum. Bu yağmurlu havada iyi gelecek, beni keyiflendirecek. Dün Londra'dan Zeynep ses verdi beni mest etti...
Biraz yatakta debelendim, uyuuuu,uyuuuu diye kendime hipnoz yapmaya çalıştım,cık.Kalktım evi tavaf ettim,hasar tespit çalışması yaptım. salon gece yatarken toplanmıştı, Mutfak tezgahı tertemiz ama bulaşık makinesi boşalmalı onu geç,şimdi hiç canım istemiyo, akşam yemeği dünden var ama bu akşam balık akşamı olsun,onların kapağı bile açılmadığına göre cumartesiye sarkabilir gibi notları kafama aldım,yeşil çay suyumu koydum...Biraz haber dinledim...Biraz ,mail,face,blog gezindim ve kafam iyice açılınca dün izleyemediğim filmimi izledim. Filmimi mutfakda izledim ki, ara ara kalkıp kendimi çayladım,kahveledim.
Film Mudge Boy-Annesinin Oğlu...9.1 gibi oldukça yüksek bir puanı var.Filmi izlerken,edindiğim duygu;Herkesin acı çekme şekli değişik.
14 yaşındaki Duncan, annesinin ölümünü kabullenmeye çalışmaktadır. Bunu yaparken annesinin yaptıklarını taklit etmeye başlar. Yatağa annesinin kürk ceketiyle girmekte, akşam yemeğinde annesinin ses tonunu taklit etmektedir. Bu durum Duncan’ın babası Edgar’ı daha da üzer. Çünkü oğlunun sıra dışı yas tutmasını anlamamaktadır. Edgar bunun üzerine yeni kurallar koyar ve oğlunu çiftlik sahibi olabilecek biri yapmak için yetiştirir.
Filmimi izledikten sonra hadi şimdi Gamsegamse'nin dediğini yapayım dedim. Hani bana demişti ya,'' hep birşeyler yapmak zorundamısın, bazen de öylece bak '' ben şöyle uzandım, öylece bakarken öylece uyumuş kalmışım, tam bir saat...Bir kalktım,ağzımın tadı yok,kafam sepet gibi...Öylece bakmak bana göre değil bunu test ettik onayladık.
Akşam için zeytinyağlı pırasa pişirdim, yeni bir taktik yaptım. pırasa ve havuçları doğrayıp yıkadıktan sonra hiç yağ koymadan tencereye koydum, kendi sularıyla kısık ateşte yumşayana kadar piştikten sonra bir fincan kadar pirinci,tuzunu ve iki kesme şekerini koydum. Pirinçlerde yarı pişince ,kapağı açıp sızma yağ gezdirdim.Kapağı kapatıp,tencereyi şöyle bir salladım ki her şey birbirine karışsın vallah bi güzel oldu. Hem sızma yağ,fazla ısıya da maruz kalmadı. Balık masasının zeytinyağlısı rolünde olacak...
Kitap, yan kısımda görüldüğü gibi Tanrı Daima Tedbil-i Kıyafet gezer... hala çok satanların liste başında ama sanırım benim çok tarzım değil. Okuyanlar ikinci yarıdan sonra çok daha iyi olduğunu söylüyorlar. Bu hafta sonu bitirmeye kararlıyım. Bu ara daha çok öykü dergilerinden öyküler okumak daha çok hoşuma gidiyor. Geçen haftalarda sahaflardan ''Adam'' öykü dergisinin 1996 ekimine ait bir saysını almıştım. Fürüzan'dan tutunda .Necati Güngör'e,Julio Cortazar'a kadar bir sürü ünlü yazarların öyküleri var...
Dün gece herkes yatınca ''Sözcükler''dergisinden Hakan Savaş'ın 'Paris'te Gece Yarısı ve Nostalji '' üzerine yazdığı bir inceleme yazısı okudum. Woody Allen ile ilgili anekdotlar da vardı.Woody,adamım adını ünlü çizgi film Woody Voodpecker'den esinlenerek almış..Yani asıl adını değiştirip Woody adını almış.Sinemayı tanmlamasına bayıldım. Diyorki bizim Woody ,sinema; başkalarının rüyalarına izinsiz girme veo rüyayı herkesle paylaşma cüretidir.
Ay anam yeter bu kadar. Hepinize iyi haftasonları olsun.
not. Ben yine bugün sessiz okuyucularımdan,beni blog dışından izleyenlerden de bir ses istiyorum. Bu yağmurlu havada iyi gelecek, beni keyiflendirecek. Dün Londra'dan Zeynep ses verdi beni mest etti...
14 Şubat 2013 Perşembe
ONE BİLLİON RİSİNG
Bugün ben dünyadaki bir buçuk milyara yakın kadınla aynı saatlerde dans ettim. ''Kadına şiddete HAYIR''demek için dur demek için...Hep birlikte tepindik ki dursun bu şiddet diye... Ben bu konuda erkeklerden çok kadınların eğitilmesinden yanayımdır, çünkü o erkekleri biz doğurduk,biz büyüttük...Daha doğar doğmaz işlenmeli bu ince ince oya işler gibi özenle sabırla...
Türkiye'nin birçok yerinde düzenlendi etkinlik benim katıldığım Beşiktaş Belediyesinin Barboros meydanında düzenlediği idi...Çünkü karşıyaka gibi görünse deÜsküdar'a en yakın semt Beşiktaş'dır...Bi vapura veya motora binersin trafik falan yaşamadan beş dakikada Beşiktaş iskelesindesin.
Saat yarımda dans provası başladı...Saat tam 13.00 de de dans...Katılım oldukça fazlaydı,erkekler de çoktu ama onlar dans başlayınca izlemeyi tercih ettiler...
Dans bitince Beşiktaş meydanda kocamla buluştuk çarşıda dolaştık... Yedi Sekiz Hasan Paşa kurabiye fırınına geleneksel uğramamızı yapıp çay kurabiyeleri aldık. O sonra arkadaşlarıyla buluşmaya gitti ben de tam eve dönecekken baktım hava güzel, bir yerde oturdum,çay molası verdim, Vatan gazetesinin bedava dağıttığı gazeteyi okudum...
Üsküdar iskeleye geçince bir kadın elinde kendi yaptığı örgü çiçeklerle çıktı karşıma-kendim yaptım,hem de hiç solmaz dedi...tanesini beş liraya satıyordu,tam bana anlatırken bir adam geldi,aldı. O kadar sevindim ki demek ki satabilecek dedim. Ben de destek attım tabi.
Eve gelince hemmen tavuk bagetleri yayvan bir tencereye dizdim, üstüne de yazın hazırladığım kırmız ,yeşil biberli ve domatesli sostan döktüm yarım kavanoz kadar,bir kaç diş sarımsak, pul biber ve karabiber de ekledim,kısık ateşte pişmeye bıraktım...O sırada yeşil mercimek de koymuştum haşlanmaya onunla da mercimekli bulgur pilavı yaptım...ha bu arada rokalar da suya basılmıştı ama kızlar bizi akşam yemeğine davet ettiler ve yemeğim yarına kaldı yaşasın yaşasın:))
Yemekten sonra spectrumcard sahiplerine bugün bir bilete, bir bilet bedavaymış ama öyle yorgun hissettik ki kendimizi sinemada sızar kalırız diye eve döndük...
Bu kada....
Türkiye'nin birçok yerinde düzenlendi etkinlik benim katıldığım Beşiktaş Belediyesinin Barboros meydanında düzenlediği idi...Çünkü karşıyaka gibi görünse deÜsküdar'a en yakın semt Beşiktaş'dır...Bi vapura veya motora binersin trafik falan yaşamadan beş dakikada Beşiktaş iskelesindesin.
Saat yarımda dans provası başladı...Saat tam 13.00 de de dans...Katılım oldukça fazlaydı,erkekler de çoktu ama onlar dans başlayınca izlemeyi tercih ettiler...
Üsküdar iskeleye geçince bir kadın elinde kendi yaptığı örgü çiçeklerle çıktı karşıma-kendim yaptım,hem de hiç solmaz dedi...tanesini beş liraya satıyordu,tam bana anlatırken bir adam geldi,aldı. O kadar sevindim ki demek ki satabilecek dedim. Ben de destek attım tabi.
Eve gelince hemmen tavuk bagetleri yayvan bir tencereye dizdim, üstüne de yazın hazırladığım kırmız ,yeşil biberli ve domatesli sostan döktüm yarım kavanoz kadar,bir kaç diş sarımsak, pul biber ve karabiber de ekledim,kısık ateşte pişmeye bıraktım...O sırada yeşil mercimek de koymuştum haşlanmaya onunla da mercimekli bulgur pilavı yaptım...ha bu arada rokalar da suya basılmıştı ama kızlar bizi akşam yemeğine davet ettiler ve yemeğim yarına kaldı yaşasın yaşasın:))
Yemekten sonra spectrumcard sahiplerine bugün bir bilete, bir bilet bedavaymış ama öyle yorgun hissettik ki kendimizi sinemada sızar kalırız diye eve döndük...
Bu kada....
13 Şubat 2013 Çarşamba
Bugünkü ben
Bugün ,tam anlamiyle eski hayatıma geri döndüm:)) yani, hani o seher vaktinde kalkmalar, tek başıma yaptığım film ,çay , kahve,kitap keyifleri..
Önce yeşil çayımı alıp, maillerim,blog ,face neyin gezindim.Sonra bir film seçtim kendime...Oscar adayı filmlerim de vardı izlenecek ama bu filmin konusu ilgimi çekti. Babaannem'in sürgün edildiği topraklarda çekilmiş , Abhazya'da...Kafkaslarda Gürcüler ve Abhazyalılar arasındaki çekişme sonucu, hasta olduğu için onlarla gelemeyen babalarını orada bırakıp annesiyle Tiflis'e göç eden Gürcü çocuğun, köyüne geri dönme çabaları,yol hikayeleri ve köyündeki karşılaştıklarının hikayesi... Antalya film festivali, Avrupa sinema ödülelri dahil olmak üzere 28 ödül almış..
Filmi izledikten sonra bir de sade kahve yaptım kendime ve bu kez de öykü dergisi ''SARNIÇ'' ı aldım elime ve Mehmet Batur'un ''Efendisiz'' adlı öyküsünü okudum... Küçükken,kızkardeşinin eteğini giyip aynada kendine bakarken,babasına yakalanıp öldüresiye dövülüp, annesi tarafından bir şeyhe emanet edilen ay yüzlü Cemal'in ve ona delicesine tutkun Remzi'nin birbirlerinden uzak hikayeleri...
Bunları yaparken aklıma Gamse'nin bir sözü geldi...- devamlı bir şeylerle uğraşmak zorundamısın bazen de öylece bak demişti:))
Öğleden sonra okey grubumla buluştum, okeyde önce üst üste üç kez açıp sonra da yerlerde süründüm heheh...
Bu akşam Hürrem gecesi...Sonrasında da ''Tanrı Daima Tedbil-i Kıyafet Gezer'' e devam...
Hayde gittim.
Önce yeşil çayımı alıp, maillerim,blog ,face neyin gezindim.Sonra bir film seçtim kendime...Oscar adayı filmlerim de vardı izlenecek ama bu filmin konusu ilgimi çekti. Babaannem'in sürgün edildiği topraklarda çekilmiş , Abhazya'da...Kafkaslarda Gürcüler ve Abhazyalılar arasındaki çekişme sonucu, hasta olduğu için onlarla gelemeyen babalarını orada bırakıp annesiyle Tiflis'e göç eden Gürcü çocuğun, köyüne geri dönme çabaları,yol hikayeleri ve köyündeki karşılaştıklarının hikayesi... Antalya film festivali, Avrupa sinema ödülelri dahil olmak üzere 28 ödül almış..
Filmi izledikten sonra bir de sade kahve yaptım kendime ve bu kez de öykü dergisi ''SARNIÇ'' ı aldım elime ve Mehmet Batur'un ''Efendisiz'' adlı öyküsünü okudum... Küçükken,kızkardeşinin eteğini giyip aynada kendine bakarken,babasına yakalanıp öldüresiye dövülüp, annesi tarafından bir şeyhe emanet edilen ay yüzlü Cemal'in ve ona delicesine tutkun Remzi'nin birbirlerinden uzak hikayeleri...
Bunları yaparken aklıma Gamse'nin bir sözü geldi...- devamlı bir şeylerle uğraşmak zorundamısın bazen de öylece bak demişti:))
Öğleden sonra okey grubumla buluştum, okeyde önce üst üste üç kez açıp sonra da yerlerde süründüm heheh...
Bu akşam Hürrem gecesi...Sonrasında da ''Tanrı Daima Tedbil-i Kıyafet Gezer'' e devam...
Hayde gittim.
12 Şubat 2013 Salı
Tatilden sonra
Tatilin bitmesiyle, eller havaya, yan gel Osman bi dönüm bostan, gece yarılarına kadar oturmalar, 24 saat çalışan bir mutfak halleri de sona erdi... Dün itibariyle kızların okullarının açılmasıyla bizim evin de temizlik harekatı başladı... Öyle üstten üstten yapılan temizlikler yerine dip köşe, yatak altı yatak üstü, çekmece içi, dolap üstü kıvamında bir temizlik yapıldı. Her iş bittiğinde çayımla bir şey atıştırken birden kendimde Bahçıvan Mehmet Ağa'yı gördüm...Beş yumurtadan mütevellit sahanda yumurtayı , bir büyük ekmeği, bir kase kuşburnu marmalatı ve diğer kahvaltılıkları götürürken; ben çok yemek yemem yenge demişti de gözlerim börtlemişti...O an beni görse aynen O da öyle olurdu... Hey yavrum ,Haymana Ovasından mı? geldin dedim kendime...Demek ki neymiş işleyen demir ışıldarmış pardon çalışan böyle acıkırmış.İki gün kelebek gibi uçup arı gibi soktum ve gıp gıcır oldu ev....
Peki temizlik yapılırken hiç kitap okunmadı, hiç film izlenmedi mi? haşa olur mu? öle şey.Her bişi de yapıldı...hatta ''O SES'' izlerken isyaaaaan diye bağırıldı.
'' Cam Kırıkları Parkı'' yazarının ilk kitabı... Hayattaki tek dileği, annesinin kitabını yazmak ve üvey babasını öldürmek olan ,17 yaşında Rus asıllı ama Almanya'da yaşayan bir genç kızın hikayesi... Yazarların ilk kitaplarını çok severim. Bu kitabı da beğendim.

Üstteki resim, dünkü temizlik faslı bitince yaptığım dolma şenliğinden, ben dolmayı böyle yapmayı severim, karışık yani... Hem ertesi gün ev halkına yeni yemekmiş gibi yutturma şansınız da var.İlk gün biber , patlıcan, kara lahana dolması,ikinci gün, domates,kabak ,kırmızı biber gibi mesela:))azcık kafayı çalıştırmazssak mutfakdan çıkamayız ayol...
Bugün temizlik tam bitince de şehriye çorbası yaptım. Bir kase kahvaltılık sos vardı,domatesli,kırmızı biberli havuçlu,onu salça niyetine kullandım , vallah süper oldu.
Bugün çok tavsiye edilen,başyapıt diye nitelendirilen bir filimi izlemeye çalıştım ama konsantre olamadım.
Yarın vira Bismillah deyip okey grubumla buluşacağım, ay başladı kendim kendim gezmelerim:))
Hadi gideyim ben,kitap seçeyim kendime...
Peki temizlik yapılırken hiç kitap okunmadı, hiç film izlenmedi mi? haşa olur mu? öle şey.Her bişi de yapıldı...hatta ''O SES'' izlerken isyaaaaan diye bağırıldı.
'' Cam Kırıkları Parkı'' yazarının ilk kitabı... Hayattaki tek dileği, annesinin kitabını yazmak ve üvey babasını öldürmek olan ,17 yaşında Rus asıllı ama Almanya'da yaşayan bir genç kızın hikayesi... Yazarların ilk kitaplarını çok severim. Bu kitabı da beğendim.

Üstteki resim, dünkü temizlik faslı bitince yaptığım dolma şenliğinden, ben dolmayı böyle yapmayı severim, karışık yani... Hem ertesi gün ev halkına yeni yemekmiş gibi yutturma şansınız da var.İlk gün biber , patlıcan, kara lahana dolması,ikinci gün, domates,kabak ,kırmızı biber gibi mesela:))azcık kafayı çalıştırmazssak mutfakdan çıkamayız ayol...
Bugün temizlik tam bitince de şehriye çorbası yaptım. Bir kase kahvaltılık sos vardı,domatesli,kırmızı biberli havuçlu,onu salça niyetine kullandım , vallah süper oldu.
Bugün çok tavsiye edilen,başyapıt diye nitelendirilen bir filimi izlemeye çalıştım ama konsantre olamadım.
Yarın vira Bismillah deyip okey grubumla buluşacağım, ay başladı kendim kendim gezmelerim:))
Hadi gideyim ben,kitap seçeyim kendime...
11 Şubat 2013 Pazartesi
Sülale boyu kop kop ve Mutlu Aile Defteri
Hızlı başlayan hafta sonu tam gaz devam etti...Dün yani cumartesi akşamı Anadolu Hisarı'nı şenlendirdik ailece pardon sülalece... 30 kişi kadar olduk, kocamgillerle:)) Halalı, yeğenli, kuzenli,yengeli,enişteli,baldızlı,görümceli, gelinli kocaman bir topluluktuk. Çok eğlendik, yedik ,içtik, eller havaya yaptık, halaylar çektik,ayırmasın mevlam bizi ömür boyunca diye şarkılar söyledik ve birbirimize sahip olduğumuz için şükürler ederek ayrıldık. Çok ama çok keyifli bir gece oldu.
Pazar günü geç kahvaltı edip günü evde geçirmeye karar vermişken Gamse kıpraştı hadi sinemaya gidelim dedi. Evden nasıl bir hızla çıktığımızı tahmin bile edemezsiniz...''Mutlu Aile Defteri'ne gittik. Sıcak,samimi yer yer güldüren bir film. Konu oldukça basit,çok bilinen bir konu ama iyi oyunculuk izleyince bunu göz ardı edebiliyorsunuz...Yerli filmde biliyorsunuz komedi olunca ille de belden aşağı vuracak,küfür ille de olacak. CMYLMZ filmi bile izlerken dikakt edin seyirci en çok küfüre gülüyoryuh diyorum o zaman niye para veriyorsunuz abi küfürleşin küfürleşin gülün.
Yarın itibariyle yarıyıl tatili bitiyor. Allahım Allahım bi doya doyaaaa temizlik yapayım.
Bu ara kitap okumada çok yavaşım ama sanırım yarından sonra eski performansıma kavuşurum....
Öle işte...
Pazar günü geç kahvaltı edip günü evde geçirmeye karar vermişken Gamse kıpraştı hadi sinemaya gidelim dedi. Evden nasıl bir hızla çıktığımızı tahmin bile edemezsiniz...''Mutlu Aile Defteri'ne gittik. Sıcak,samimi yer yer güldüren bir film. Konu oldukça basit,çok bilinen bir konu ama iyi oyunculuk izleyince bunu göz ardı edebiliyorsunuz...Yerli filmde biliyorsunuz komedi olunca ille de belden aşağı vuracak,küfür ille de olacak. CMYLMZ filmi bile izlerken dikakt edin seyirci en çok küfüre gülüyoryuh diyorum o zaman niye para veriyorsunuz abi küfürleşin küfürleşin gülün.
Yarın itibariyle yarıyıl tatili bitiyor. Allahım Allahım bi doya doyaaaa temizlik yapayım.
Bu ara kitap okumada çok yavaşım ama sanırım yarından sonra eski performansıma kavuşurum....
Öle işte...
9 Şubat 2013 Cumartesi
SUYUN ÖTE YANI
Biz dün ''Suyun Öte Yanı''na geçtik...Türkiye'nin suyun öte yanında ki tek kara parçasına,'' Lozan Antlaşması''nın imzalandığı Edirne-Karaağaç'a gittik...Niye gittik uzun ve hoş bir hikaye,hoşluğu bizim programa dahil olmamızda:)))
Biz Karaağaç'da gezinirken Naziş ve arkadaşı Hülya sınır kapısından yürüyerek Yunanistan'a geçtiler...İlk rastladıkları yerleşim merkezinde oturmuşlar, soba başında çay içip kahvedekilerle sohbet etmişler. Tesadüf bu ki, sohbet ettikleri kişi de öğretmenmiş ve önümüzdeki ay öğrencileriyle birlikte İstanbul'a bir bilgi yarışmasına gelecekmiş...Kahvehane sahibi çaylar ikramımız size demiş, pek memnun pek mesut geldiler:)
Karaağaç'da Trakya Üniveristesi'ne ait bir fakülte var,içinde Lozan Anıtı, Lozan Müzesi ve eski tren istasyonu var... Kızlar, çıkış yapınca onları da alıp buraları gezdik... Meriç kıyısındaki kahvelerde çay molası verdik ve Edirne'ye geri döndük...Biz karı koca Meriç üstündeki köprüyü yürüyerek geçtik. Koca Sinan öyle bir yerleştirmiş ki Selimiye'yi,şehrin ortasına, nereye giderseniz gidin başını her çevirdiğinizde karşınızda tüm haşmetiyle Selimiye...Ayasofya bir, Selimiye iki, Ordu'da ki Kurul Kayası ve de Erciyes Dağı gözümü alamam bunlardan... Bulundukları şehirlerde olunca büyülenmiş gbi onlara bakarım hep. Dün de öyleydi valla...Önüm arkam sağım solum Selimiye idi....
Edirne sokakları, Selimiye gezisi, ciğerciler, Bedestenler ve Edirne Kapalı çarşı , Sevda Çeşmesi ,Kavala kurabiyesi, baderm ezmeleri....
(bu uygulamaya bayıldım, ailece geldiler, çantaları açtılar, çocuklar oyuncakları bu kumbaraya attılar)


Ve İstanbul yoluna düşüş , bomboş otobanda keyifli bir yolculuk ama bize Mecidiyeköy'de kapan kuran trafiği bilmeden... Üç saat süren Edirne-İstanbul yolculuğundan sonra Mecidiyeköy'den eve de tam iki satte gelmek üstümüzde gezimizin hoşluğu olmasa bizi daha çok gererdi...
Eve ulaşır ulaşmaz ilk iş çay suyumuzu koydum, ve hemen bir kavanoz menemen açtım, iki yumurta ile de karıştırdım, kendimize geldik.
Biz Karaağaç'da gezinirken Naziş ve arkadaşı Hülya sınır kapısından yürüyerek Yunanistan'a geçtiler...İlk rastladıkları yerleşim merkezinde oturmuşlar, soba başında çay içip kahvedekilerle sohbet etmişler. Tesadüf bu ki, sohbet ettikleri kişi de öğretmenmiş ve önümüzdeki ay öğrencileriyle birlikte İstanbul'a bir bilgi yarışmasına gelecekmiş...Kahvehane sahibi çaylar ikramımız size demiş, pek memnun pek mesut geldiler:)
Karaağaç'da Trakya Üniveristesi'ne ait bir fakülte var,içinde Lozan Anıtı, Lozan Müzesi ve eski tren istasyonu var... Kızlar, çıkış yapınca onları da alıp buraları gezdik... Meriç kıyısındaki kahvelerde çay molası verdik ve Edirne'ye geri döndük...Biz karı koca Meriç üstündeki köprüyü yürüyerek geçtik. Koca Sinan öyle bir yerleştirmiş ki Selimiye'yi,şehrin ortasına, nereye giderseniz gidin başını her çevirdiğinizde karşınızda tüm haşmetiyle Selimiye...Ayasofya bir, Selimiye iki, Ordu'da ki Kurul Kayası ve de Erciyes Dağı gözümü alamam bunlardan... Bulundukları şehirlerde olunca büyülenmiş gbi onlara bakarım hep. Dün de öyleydi valla...Önüm arkam sağım solum Selimiye idi....
Edirne sokakları, Selimiye gezisi, ciğerciler, Bedestenler ve Edirne Kapalı çarşı , Sevda Çeşmesi ,Kavala kurabiyesi, baderm ezmeleri....
(bu uygulamaya bayıldım, ailece geldiler, çantaları açtılar, çocuklar oyuncakları bu kumbaraya attılar)
Ve İstanbul yoluna düşüş , bomboş otobanda keyifli bir yolculuk ama bize Mecidiyeköy'de kapan kuran trafiği bilmeden... Üç saat süren Edirne-İstanbul yolculuğundan sonra Mecidiyeköy'den eve de tam iki satte gelmek üstümüzde gezimizin hoşluğu olmasa bizi daha çok gererdi...
Eve ulaşır ulaşmaz ilk iş çay suyumuzu koydum, ve hemen bir kavanoz menemen açtım, iki yumurta ile de karıştırdım, kendimize geldik.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.jpeg)



















