Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

17 Mayıs 2011 Salı

Master Chef Lale 2

Evvet taze taze resimler geldi... Dün gece tanışıp eplenceli dakikaları paylaştığımız Uğur Hanım ; yeni resimler gönderdi... Mail adresimi aklında tuttuğu, unutmaıdığı ve bana gönderdiği için çok teşekkür ediyorum...
yemek yapmak çok ciddi bir iştir... yüz ifademden de anlaşıldığı gibi...
ve de çok eğlencelidir...

O kadar yemek pişirdik ve bir sertifikayı hak ettik sonunda:))
Bu gece de böylece kayıt altına alındı , belgelendi...

Not:Bu yazı bloggerın iki gün süren arıza durumda ortadan kaybolmuştu... Aradan belki 10 gün geçti. Bir de baktım gelmiş ama taslak durumunda... Yorumlar da gitmiş bu arada...neyse yazılmış, yayına verelim de kayda girsin...

gecenin yarısı, sabahın körü

Dün akşam babamı, evine uğurladık. Aylardır burada olan adamı bir hafta daha tutamadık. Çünkü o bir göçmen kuş, doğası gereği havalar ısınır ısınmaz ve havalar soğur soğumaz hemen göç eylemine kalkıyor...

Bu gün; tüm gün temizlik vardı, çok yoruldum ama akşam tam yemeğe otururken zil çaldı ve Cancan geldi. Hemen masaya oturdu ve bizimle yemek yedi. Nasıl özlemişiz anlatamam, elden ele gezdi. Her eline aldığını-Dede bunu eve götüreyim mi diye sordu.Neyse giderken bozuk bir fotoğraf makinesi ve pirit götürmeyi becerdi.Artık o abi oldu ya, ev de balık pişeceği zaman balık unlama işi ona aitmiş...Korkarım yakında bize mangal partisi bile yapar.

Cancanlar gittikten sonra survivor izledik...Asena'nın elenişine pek sevindik. Organize işlere karşıyızdır ezelden beri:))

Nihayet Esrarname bitti... Gizemli işlere, fantastik kurgulara meraklıysanız oldukça iyi bir kitap...

Şu anda saat sabahın üçünü yirmi geçiyor. Uyumuştum ama uyandım ve bir daha uyuyamadım...Biraz debelendim yatakta sonra salona geldim...

Yani artık bu gün dediklerim dündü, babam da dün akşam değil önceki akşam gitmiş oldu:)

16 Mayıs 2011 Pazartesi

SERTAB ERENER - ISTANBUL

Ben yaz şarkımı buldum... Hatta tüm zamanlarımın şarkısı olabilir...

Sertap Erener İstanbul

Kimisi sadece işinde gücünde
Kimisi sadece heyecan peşinde
Kimisine sorulmaz bile derdi ne
Kiminle istanbul

Kimisi paça sıvar dereyi görmeden
Kimisi bütün yutar lokmayı bölmeden
Kimisi düşmez başa çorap örmeden
İnceden istanbul

Gelirp bu şehri bozan
Bu şehre gelip bozulanlar
Hepsi aynı kazanda kaynıyor istanbulda
Doğru söylüyorlar

Dile beni bir aşk
Sev sen istanbul sever seni istanbul sen beni seversen
Dile beni bir aşk
Sev sen İstanbul döver sen beni üzersen

Ne çok canlar yakar istanbul
Bolca günahlara sokar istanbul.
Hızlı koşanları çabucak yorar istanbul istanbul
Ama sen istesende bu şehirden kaçamayacaksın
Çünkü aklın bende bende istanbuldayım
Doğru söylüyorlar

Dile beni bir aşk
Sev sen istanbul sever seni sen beni seversen
Dile beni bir aşk
Sev sen İstanbul döver sen beni üzersen

Sen gidersen
İstanbul beklemez
Gelirsin gidersin
İstsanbul farketmez
Acı çeker özlersin
İstanbul üzülmez
Nasıl nedir halin
istanbul hissetmez
istanbul istanbul birini sevmiyorsan çekilmez
Doğru söylüyorlar

Dile beni bir aşk
Sev sen istanbul sever seni sen beni seversen
Dile beni bir aşk
Sev sen İstanbul döver sen beni üzersen

Dile beni bir aşk
Sev sen istanbul sever seni sen beni seversen
Dile beni bir aşk
Sev sen İstanbul döver sen beni üzersen

istanbul sever seni sen beni öpersen

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Kadıköy...Kadıköy

Bu günkü programım da Meral ile Kadıköy vardı... Meral ailemizin art direktörüdür... Görümcemin kızıdır ve de kankalarımdan biridir.Kim derdi ki tanıştığımızda dört yaşında olan bu kız,büyüyecek ve bana arkadaş olacak...Bu gün; Gamse'nin dersi vardı. Naziş'in arkadaşının doğum günü...O yüzden aramızda olamayacaklardı...

Meralle saat bir gibi buluşup Kadıköy'ê gittik... Önce her zaman ki gibi Ferit Bey'in yerinde Türk kahvelerimizi içip sohbet ettik. Hava çok güzeldi. Nihayet bir bahar günü yaşadık... Sonra Gamsegamse aradı, dersten çıktım neredeyseniz oraya geleyim dedi....

Gamse gelince dergicidir , Kitapçıdır dolaştık...Eski film afişleri aldım...öğle yemeğimizi Çiya'da yedik... Herkes sevmez ama bizim için özel bir lezzet olan Mumbar dolması yedi,k en başta:))Bundan beş yıl önce yemiştim son kez , sevgili Rukiye , Adana'dan uçakla göndermişiti:)) O zamanda en son bi 15-20 yıl önce yemiştim zaten...Beni daha önce tanıyanlar bu hikayeyi biliyor ama bilmeyenler için burada...
Çiya'da genellikle yöresel yemekler bulunur. Mutlaka uğramanızı öneririm. Gurmelerin yaptığı en iyi ve en kaliteli lezzet durakları arasında; ilk sıraya girer her zaman... yalnız sakız ağacının filizlerinden mi,köklerinden mi yapılan bir salata vardı ,onu denemek isterdim , artık bir daha ki sefere dedim:)Çiya hakkında biraz daha bilgi derseniz burada

Çiya'dan sonra o dükkan senin bu dükkan senin girdik çıktık. Son keşfim olan bir dükkandan söz edeyim.. Maya Store... Çok tatlı bayanlar çalıştırıyor... Dükkandak bir çok şey kendi tasarımları... Oradan bir kaç resim çekmediğime çok pişman oldum... kendime; bu Küçük Prens okuyan baykuş , broşu aldım ve alır almaz da taktım... Meral de çok güzel ipek fularlar aldı. Yeri; Şifa Hastanesinin yukarısında Mantıcı Sayla^nın karşısı...

Bu günün benim için en önemli etkinliği Bilinmeyen Sinemalar Film Festivaliydi... Ta dünden kafama koymuştum zaten. Meral ile Gamse Koton'a girince ben de hemen Kadıköy-Moda Sinemasından davetiyelerimizi aldım... Bu festivalde oynayan filmleri iücretsiz izliyorsunuz... tek şart yarım saat önce orada olmak. Festival salı günü sona eriyor. Bizim izlediğimiz film;Himalaya-Bir Şefin Çocukluğu idi... Ben filmi çok beğendim.Tibet dilinde gösterildi , Türkçe ve ingilizce alt yazılıydı.. Kadıköy-Moda'nın da İstanbul'un en rahat film izlenen sinemalarından olduğunu hatırlatayım...

Himalaya – Bir Şefin Çocukluğu / Himalaya – L'Enfance d’un chef /

Nepal’in Doplo bölgesinde geçen cesaret, inanç ve dayanışma yüklü bir film, Himalaya - Bir Şefin Çocukluğu. Eric Valli’nin yönettiği yapım, hikâyesi kadar sağlam karakterleri ve muazzam doğa manzaralarıyla da dikkat çekiyor.

Yaşlı reis Tinlé'nin oğlu Lhakpa, kervanla çıktığı yolculukta hayatını kaybeder. Lhakpa’nın ölümü, tuz taşıyan yak sürülerinin yeni bir lidere ihtiyacı olduğu anlamına gelmektedir. İhtiyarlar meclisi yeni liderin Karma olmasını ister ama Tinlé, genç adamı oğlunun ölümünden sorumlu tuttuğu için buna karşı çıkar. Yeni bir kervanın yola koyulması için şamanlar tarihi belirlerken, Karma şamanlara kulak asmaz ve vaktinden önce yola çıkar. Tinlé ise şamanların belirlediği günde, yanında keşiş oğlu, yaşlı arkadaşları ve gelecekte şef olmasını umduğu torunuyla kendi kervanını hazırlar ve Karma’nın peşinden gider. Tinlé’yi sadece Karma’nın kervanı değil, yüksek dağlar, tipi ve yorgunluk da beklemektedir.

Nepal’in güzel ama inatçı doğa koşullarında geçen film, iyimser ve insancıl bir hikâye anlatıyor.

Ödüller
:
2000 Oscar Ödülleri : En İyi Yabancı Film Adayı
2000 César Ödülleri, Fransa : En İyi Görüntü, En İyi Müzik
1999 Ghent Uluslararası Film Festivali: Seyirci Ödülü, Büyük Ödül, Özel Mansiyon
2000 Huelva Latin Amerikan Film Festivali: Vision Europa Ödülü

Ülke: Nepal, Fransa, İsviçre, İngiltere Yönetmen: Eric Valli Senaryo: Eric Valli - Jean Claude Guillebaud Müzik: Bruno Coulais Oyuncular: Thilen Lhondup, Gurgon Kyap ve Lhakpa Tsamchoe Süre: 108 dak Yapım Yılı: 1999

Filmden çıktığımızda saat altı buçuk olmuştu ama hava pırıl pırıldı ... yürüyerek balık pazarına indiğimizde gördük ki ;insanlar, akşam yemeği için her yeri doldurmuş. Yiyorlar içiyorlar. Aaa biz de acıkmışız dedik ... Meral ve Gamze midye dolma midye dolma dediler... Mercan'ın yolunu tuttuk tereasına kurulduk. gerisini anlayın gayri...

11 Mayıs 2011 Çarşamba

KÜÇÜK ŞEF



bize elleriyle börek yapıtı...fırına koydu... Şimdi balık unluyormuş annesi kızartıyormuş. Artık sırtım yere gelmez...

Master Chef Lale







Bu gün daha doğrusu bu akşam çok hoş bir etkinliğe katıldım.Fikri Muhim davetlisi olarak Tefal'in sponsorluğunda grçekleşen bir workshopta yer aldım...Mutfak Sanatları Akademisinde... Bir Dilim Sohbet Zero buradan mezun oldu... Zero^da okudukça gördükçe merak eder bir taraftanda özenirdim. Neyse kısmet oldu...Bu akşam 28 kadın şefler eşliğinde hem pişirdik hem yedik hem de çok eğlendik...Yedik içtik eğlendik, sertfikalarımızı da aldık geldik. Daha ne olsun , her gün böyle olsun...

Sabah, film, şu bu işte

Bu sabah hava güneşli galiba... Mayıs ayının ilk 10 gününü bitirdik ama henüz bahardan ses seda yok. Gerçi bu gün hava aydınlık , güneşli gibi duruyor ma yine de mayıs ayı için oldukça serin bir hava... hatırlıyorum da lise yıllarında 19 Mayıs gösterilerine hazırlık için stadyuma giderdik. Her okuldan gelen öğrencilerle ortak çalışmalar yapardık. Bu çalışmalar 15-20 gün hatta bir ay önceden başlardı , derslerden izinli sayılırdık, beden eğitimi derslerimiz kafadan 10 olurdu ve nasıl yanardık güneşten... O zamanlar , günler öncesinden kızların etek boyu tartışılmazdı... Sanırım törenlerin coşkusu da bu etek boyu tartışmalarının arasında tüm heyecanını yitirdi. Bu sabah kalktım, önce bir parti çamaşır attım makineye, sonra yeşil çayımı içerken bir taraftan da kahvaltı için çay suyu koydum. Çay suyu kaynarken yatakları düzelttim veee kahvaltımı yaparken de çok güzel bir film izledim.Böylelikle bana nasıl bu kadar film izleyebiliyorsun diye sorulan sorulara da açıklık
getirmiş oldum:)
.

Sevgi Ziyafeti ya da orjinal adıyla ''love feast''... Baş rolde Morgan Freeman'ın olması benim için referanstı ve yanılmadım. Çok güzel bir film izledim. Charles Baxter'ın aynı adlı kitabından uyarlanmış.
Videoyu izlerseniz film hakkında yeterli fikir edinmiş olur böylece izleyip izlememeye karar verebilirsiniz.

Şimdi oldukça yoğun bir gün beni bekliyor. Eğer bu gün yapmak istediğimi gerçekleştirebilirsem yarın size anlatacağım çok şeyim olacak...

düzenleme:Nihat, Euruvision'dan elendiğimizi duyunca bize ne diyecek şimdi. Oturup kalkıp onu düşünüyorum...Acun söylemese bari de morali bozulmasa:)