Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

21 Şubat 2011 Pazartesi

Gerçek Dedikodu

Pazartesi akşamlarını kendime ayırdım,bir yıldır. Ya okuyorum ya da bir film izliyorum.Bu akşam 2005 yapımı bir film izledim.Türkçe adı"Gerçek Dedikodu"...film seçiminde ki en büyük etken
:Jennifer Aniston, Kevin Costner, Shirley MacLaine üçlüsüdür...
Jennifer Aniston ailesinin, Dustin Hoffman’In meşhur filmi The Graduate-Mezuniyet Filminin, esin kaynağı olduğunu ögrenmesi etrafında gelişen olayları konu alan keyifli bir romantik komedi.

Bu günün kahramanı ise bir kilo ıspanakdı...Ben, istediği kadar temiz olsun tam bir paronayak olurum...Bu gün ıspanaklar benden ben de onlardan nefret ettim.Ama pek güzel olmuştu yumurtalısı,çay da yaptık yanına...çay dedim de Naziş,şimdi sinemadan geldi,çay istiyor...film zevkimiz kitap zevkimiz uymuyor ne yazık ki...

İncir Reçeli ve Kibritçi Kız( yeniden düzenlendi)

İncir reçelini çok severim hatta en sevdiğim reçeldir. O yüzden filmini de severim demiştim:)
Ben bu filmin çekileceğini duyar duymaz peşine düştüm. Film vizyona girene kadar trailleri izledim, müzikleri dinledim...Bir filmin adı bu kadar mı? güzel olur. Belki de Ordu'da incir reçeli zamanı geldiğinde yaşanan ritüellerden, ya da anneannemim biz harmanda oynarken elimize verdiği sacda pişmiş, ,incecik mısır ekmeği... reçel ekmekten kayar, elime damlar, bileğimden aşağılara sızar dilimle takip ederdim o sızıntıyı. Ya da Mecbure teyzemin incir reçeli kavanozuna attığı kavrulmuş fındıklar.Bilmiyorum hangisiydi ama film adıyla bağlamıştı beni.

Dün Gamsegamse ile Capitol'e gittik, film, izlemeyi. Burası açıldığından beri sanırım 93'de açıldı, sinemaya buraya geliriz. İçinde 14 sinema salonu var. Türkiyede bu kadar çok sinema kompleksini bir arada barındıran başka bir yer yokmuş. Her neyse , dün hiç film izlemediğimiz bir salona denk geldik. Bir cep sinamasıydı. Elli kişilik falandı sanırım. Gelelim filme.
Biz filmi çok beğendik. Bu filmde entrika yok, kimse kimsenin sevgilisini elinden almıyor, kimse kimseyi aldatmıyor, kimsenin holdingi, yüzme havuzlu kocaman köşkleri yok... kan yok(var aslında ama bir damla) tabanca yok... bu filmde bir masal var...masalın sonu belli.Film bir aşk masalı gibi...masal gibi ama bir o kadar da sahici... tavada kızaran çıtır çıtır istavritlere uzanmak, rakı kadehinden bir fırt da ben çekeyim demek isteyeceğiniz kadar sahici aktarılmış filme. Beni en çok çarpan sahne, otobüs durağındaki cam bölmenin ardından birbirlerini öpmeye çalışmalarıydı. Deliler mi niye camdan birbirlerini öpmeye çalışıyorlar diyebilirsiniz ama bunun nedenini söylersem filme gitmeniz gerekemez artık. Zuz ^da beni öldürür hehehhe.

Masal deyince , dün bana Gamse bir soru sordu. Sonu kötü biten bir masal var , bi tane masalın sonu kötü bitiyor bil bakalım hangisi dedi. Hatırlayamadım , söyleyince hatırladım tabi...nasıl unutmuşum o yaktığı kibritlerin alevinde gördüğü hayallerle ısınmaya çalışıp, donarak ölen kibritçi kızı nasıl unutmuşum. Hadi yeniden hatırlayalım o zaman...

Bir yıIbaşı gecesiydi. Dondurucu, kavurucu bir soğuk vardı. YoIdan geçenIer paItoIarının yakasını kaIdırmışIar, atkıIarına bürünmüşIer, hızIı hızIı yürüyorIardı. Kimi evine geç kaImış, aceIe ediyor, kimi bir eğIence yerine gidiyordu.

ÇocukIar koşuyorIar, birbirIerine kartopu atıyorIardı. Gecenin zevkini en çok onIar çıkarıyorIardı. KahkahaIarIa güIüyorIar, sevinçIe haykırıyorIardı.

YaInız bir çocuk vardı ki geIip geçenIer onun farkında değiIIerdi. Ufak bir kız çoçuğu. Başı açık, eIbisesi yama içinde, yoksuI bir kızcağız. Bir kapının önüne büzüImüş, çıpIak ayakIarını aItına aImıştı. Soğuktan morarmış tir tir titriyordu. Üzerinde oturduğu taş basamakta buz gibiydi.

Yavrucağız da sanki donmuş, bir buz parçası kesiImişti.

Geniş bir mukavva kutunun içine sıraIanmış kibrit kutuIarına bakarken gözIeri yaşarıyordu.

Evet, bu bir kibritçi kızdı. O gün bir tek kutu kibrit biIe satamamıştı. Satsa, bir kaç kuruş para kazansa, kaIkıp evine gider, annesiyIe birIikte hiç oImazsa bir kase sıcak çorba içerdi. Gidemiyordu, çünkü o gün hiç kibrit satamadığını annesine söyIemekten çekiniyordu. Soğuktan, üzüntüsünden titreyen kısık,incecik sesiyIe “Kibrit var, kibrit”diye bağırıyordu. Sokaktan geçenIerin hiçbiri başını çevirip bakmıyordu…

Ah hiç oImazsa ayakIarında terIikIeri oIsaydı! Biraz önce, sokak sokak doIaşırken, hızIa geçen bir arabanın önünden kaçmış, kaçarken terIikIeri ayağından fırIamıştı.

Karşı kaIdırıma geçtikten sonra, dönüp bakmış hınzır bir çocuğun terIikIeri kapıp kaçtığını görmüştü. Arkasından sesIenmişti ama, çocuk aIayIı aIayIı sesIenerek koşa koşa uzakIaşmıştı.

Kibritçi kız bunun üzerine bir kapının girintisine sığınmış, oracığa kıvrıIıp oturmuştu.

ParmakIarı donmuş, sızIamaya başIamıştı. Kızcağız bu acıya dayanamadı, kutuIardan birini açıp bir kibrit çıkardı. ParmakIarı uyuşmuştu, kibrit çöpünü eIinde güçIükIe tutuyordu. EIi titreye titreye çöpü duvara sürttü. Kibrit birden aIev aIdı; tatIı, yumuşacık, turuncu bir aIev.

ZavaIIı kız, kibriti bir eIinden öbür eIine geçirerek, parmakIarını ısıttı. İçi de ısınmıştı. Sanki gürüI gürüI yanan bir ocağın karşısındaydı. GözIeri aIeve dikiImiş, düşIere daImıştı: GüzeI bir odada, büyük bir ocağın karşısında oturuyordu. Arkasında kaIın bir yünIü hırka, ayakIarında kürkIü terIikIer vardı.

Isınmış, terIemeye biIe başIamıştı… Derken kibrit sönüverdi. Kibritin sönmesiyIe, o tatIı düşIerde sona ermişti. Kızcağızın parmakIarı yeniden donmaya, sızIamaya başIamıştı.

Bir kibrit daha yaktı. Bu sırada soğuk bir rüzgar esti. Kız kibrit sönmesin diye, duvardan yana döndü. Öbür eIini aIeve siper etti. AIeve bakarken, karşısındaki duvar sanki eridi, birden açıIdı, içerisi göründü. İçeride geniş bir oda vardı. Kar gibi bembeyaz örtü yayıImış bir masanın üzerine tabak tabak yiyecekIer diziImişti. Sofrada gümüş şamdanIar yanıyor, odayı gündüz gibi aydınIatıyordu. Kızcağızın gözIeri sofranın ortasında, büyük bir tabağa konuImuş, nar gibi kıpkırmızı kaz kızartmasına dikiImişti. Ağzı suIandı. EIini oraya doğru uzattı. Kibrit yana yana sonuna geImişti, parmağını yakıyordu. Kızcağız çöpü yere atıverdi. AtmasıyIa birIikte, yıIbaşı sofrası siIiniverdi, gözIerinin önüne taş duvar yeniden dikiIdi.

Üçüncü kibrit daha fazIa düşIer yarattı:Bir yaz gecesi…Kibritçi Kız kırda bir ağacın aItına oturmuş, yıIdızIara bakıyor. Gece oIduğu haIde hava sıcak. AItındaki toprak, gündüz güneşten ısınmış, fırın gibi yanıyor… Küçük kız gözIerini yıIdızIardan ayıramıyordu. Uzaktan uzağa gece kuşIarı ötüyor, kurbağaIar bağrışıyordu.

Derken bir yıIdız kaydı, gökyüzüne geniş bir yay çizerek uzakIaştı, söndü. Kızcağız: işte, biri daha öIdü diye mırıIdandı. Bir gün, ninesi söyIemişti: Her yıIdız düştükçe yeryüzünden biri öIürmüş… Ninesini bir daha görebiImek için bir kibrit daha çaktı. Soğuktan kaskatı kesiImiş, beyni durmuştu. O şimdi sokak ortasında oIduğunu unutmuş, düşIer dünyasına daImıştı. Kibritin aIevinde yine ninesini görüyor, onun sesini işitir gibi oIuyordu. İşte ninesi geIiyordu. Lapa Iapa yağan karIarın arasından bir meIek gibi iniyordu… GeIdi, geIdi…KoIIarını açtı, torununu kucakIadı, aIdı gökIere doğru götürdü…

Ertesi sabah, yoIdan geçenIer, bir evin basamağında donmuş kaImış kızcağızın öIüsünü buIduIar. Yanı başında bir sürü boş kibrit kutusu vardı.

-ZavaIIı kız ısınmak için bütün kibritIerini yakmış dediIer… Bu kibritIerin aIevinde onun ne düşIer gördüğünü biIemezIerdi ki.


Düzenleme: Sonu kötü biten masallara iki örnek de Asmira'dan geldi...Kurşun Asker ve Deniz Kızı... Teşekkürler Asmira....Gamse'nin en sevdiği masallardı bunlar sanırım unuttu...

20 Şubat 2011 Pazar

TAKSİM...Taksim

Dünü evde geçirmeye karar vermiştik. Öyle de yaptık, Gamse ile ben yani...geri kalan zevat kirişi kırmıştı.Akşama kadar Gamse odasını düzenledi, okul ile illgili işleri varmış onları yaptı.Ben evi toparladım, bi sürü yemek yaptım. Akşam oldu yemek yedik. O sırda Candan aradı Gamse'yi ...hani yılbaşı partisinde Gamse ile çılgın resimleri olan. Hadi Taksime gidelim demiş.Naziş'de zaten Candan'ın ablası Neslihan^la Cihangirdeki mekanlarındaydı. Neyse işte sonunda dışarı çıktık .Candan'la Beşiktaşda buluştuk. Taksim'e çıktık. Ben kuzenim Gülden'le buluştum.Geçen buluşmada onu çok kızdırmıştım :))(AKARETLER)

Ben çoktandır Beşiktaş yolunu değil Kabataş yolunu kullandığım için Akaretlerden geçmiyordum. Dün akşam o güzergahtan gidince Akaretlerden geçtik. Evlerin ışıklandırılmış haline bayıldım. Burası uzunca bir süre viran haldeydi, yeniden restore edilmiş hali çok güzel oldu. Akaret, akardan geliyor. Gelir getiren anlamında. Devlete gelir getirsin diye yaptırılıp , kiraya verilen evler bunlar. Semt de adını bu evlerden alıyor zaten. Bir dip bilgi olarak İstanbul dışında yaşayan arkadaşlara verelim.

Akaretler Sıra Evleri İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde kendi adıyla anılan Akaretler semtinde Sultan Abdülaziz tarafından Dolmabahçe Sarayı Akaretleri (Lojmanları) olarak yapımına 1874 yılında mimar Sarkis Balyan tarafından başlanmış, 138 konut biriminden oluşmaktadır.

Kompleksin mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait olup Net Holding tarafından yap işlet devret modeliyle kiralanmış ve Akarnet adlı şirket kurularak 1995 yılında projeye başlanmıştır. Proje kapsamında Atatürk Müzesi, Ofis, Apart Otel, Otel, Mağazalar ve Otopark kompleksinden oluşacak proje geliştirilmiştir. Projenin ilk etabı sayılan A Blok Mimar Münir Alpaslan tarafından 1998 yılında bitirilmiş dış cepheler orijinallerine sadık kalınarak sağlamlaştırılmış, iç mekanlar da taşıyıcı sistem bozulmaksızın fonksiyonuna uygun olarak yeniden düzenlenmiştir

.Gece geç saatte bütün kızlar bu kez eve dönüş için Taksim'de toplandık. Hepsi çok eğlenmişti.Bambi'de bir ıslak hamburger partisi yapıp geceyi sonlandırdık. Kıızlar köprü yolunu tercih ettiler, beni dinlemediler ama trafik korkunçtu.Gecenin bi yarısı sabahın ilk saatlerinde o trafik kimine inanılır gelmeyebilir ama konu İstanbul ve haftasonu olunca çok olağan bir durumdur tabiki...Eve gelirken dizim ağrıyor desem şimdi bana kim inanır dedim. Valla artık Kadir İnanır bile inanmaz dedi kızlar:)


Eve gelince biraz kitap okudum.Baktım göz kapaklarım bi ton bıraktım .Matkap sesiyle uyandık. Pazar günü de olur mu, bunun sonu kötüye varmasa iyidir ...

19 Şubat 2011 Cumartesi

Mazi Kalbimde Yaradır

Hiç durmadan çalışan bir matkap var ...üstkatta....kapıyı açıp avaz avaz bağırmak işten değil... Gerçi Gamse bir girişimde bulundu ama:)) . O matkabı da tutan bir kol yahu, yorulmaz mı hiç...

Akşam yeni bir dizi keşfettik Gamse ile... İkimizden başkasına izletmeyi beceremedik. Naziş Sherlock Holmes izlemeyi, koca kişisi ise maç izlemeyi tercih etti. Yeni dizimiz eski bir Yeşilçam klasiğinin yeni versiyonu... Ama aynı tatda...
Ve yeni kadro ile

dizinin sonunda jenerikte akan bu şiire ise ayrıca bayıldık. Sedef Avcının sesinden dinledik.Dizi perşembe akşamları TRT 1 de oynuoyr. Saat 19.55 de başlıyor ve Fatmagül'ün özeti bitene kadar da bitiyor. Ama cuma akşamları tekrar bölümü var.

(Tıklayınca yazı okunur hale geliyor)
bi de şarkısını dinleyin buradan

Yeni kitabım ise, Butterfly'ın hediyesi.... Haşlanmış Harikalar Diyarında , karanlık dehlizlerde geze geze yorulmuştum. Bu naif hikayeler çok iyi geldi.Zeya ingilizcesini okumuş, beğendiğini ve yakında Türkçesi çıkar herhalde demişti. Ben kitabı görüp, aaa bak Zeya bundan söz etti diye anlatırken Asis çoktan çantama atmışmış çaktırmadan....
Maeve Binchy'e ben İrlandalıların Kerime Nadir'i diyorum...Ama henüz İtalyanca Aşk Başkadır'ın üstüne çıkan bir kiştap yazmadı. Eğer filmini gördüyseniz , hiç aldanmayın film kitabın yanında bir hiçdi.

Standart Her Durakta Aşk / Maeve Binchy





Yazar:Maeve Binchy
Çevirmen:Zeynep Seymen

Sayfa Sayısı: 280
Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap

Arka Kapak

Green Park'tan Brixton'a, Shepherd's Bush'tan Chancery Lane'e günlük hayat aslında sandığımız kadar sıkıcı değildir. Metronun koltuklarından birine gömülmüş bir sekreter sırlarını içinde taşımaktadır, kadının biri hayatının en önemli kararlarından birini orada verir ya da felaketlere yol açacak bir kavuşmanın durağıdır metro istasyonları. Maeve Binchy gülümseyen gözlerle, şefkatle ama gerçekçiliği elden bırakmadan bakıyor sıradan insanların hayatlarına.


Bu cumartesi gününü önce sinemaya gidelim falan dedikse de sonrada evde geçirmeye karar veridk. Naziş dışarı çıktı biz evci çıktık:))

17 Şubat 2011 Perşembe

İstanbul'a BUTTERFLY kondu



Dün çok güzel çok keyifli saatler yaşadık, üstte gördüğünüz güzel kadınla. Bir çocuğunuzun tanıdığı Butterflay nam-ı diger Asis'le. Yeni yaşını, doğduğu yerde kutlamaya geldi. Dün buluştuk, bir Kadıköy günü yaptık. Benim mekanlarım artık bizim mekanlarımız oldu. Hümeyra'da çaylarımızı içtik. Hamsi Pub'da hamsi tavalarımızı yedik. Alkım'da kitaplar arasında kaybolduk.Alkmın içindeki Balcac Cafede kahvelerimizi içerken kitapları seçtik. Sokaklarda soğuktan titreteyen ellerimizle sigaralar tüttürdük. En güzeli de doyumsuz sohbetler ettik.
Akşam eve dönerken elim kolum dolu döndüm. Canım Asis, tüm zerafetiyle seçtiği hediyelerle...Son dakika çantama çaktırmadan attığı kitapla, son dakika golüyle yani...O minik meleği Gamse benim olsun dedi. Evde dursun ama , sorulunca bu Gamse'nin densdin dedi:))Akşamda o nefis aromalı çaydan demledim içtik afiyetle...

Canım Asis, hayatın insana neler getireceği belli olmuyor ama iyi ki iyi ki getirdi dediklerimdensin... Yeni yaşın şimdiye kadar yaşadığın en güzel yaşın olsun ve hep böyle devam etsin.
Düne ait bir başka not, Dolmuşta giderken, yolcu indirmek için araba durdu, kimin indiğine dikakta etmedim ama bir cümle ,bir kızın söylediği bir cümle , kafamı kaldırıp kimin indiğiğne bakmama neden oldu. Galiba şoför, efendimli bir kelime kullandı ki, kız - bana efendim deme, kimse senin efendin değil dedi. Esmer , zayıf bir kızdı. Kendi , o yıllarım geldi aklıma... Her şeye , her davranışa burjuva yaftası yapıştırdığımız yıllar. Düşüncelerim, politik görüşüm hiç değişmedi ama bazı şeyleri nasıl da çocukça yapardık...Nasıl güzel şeyler isterdik insanlık için....

Bu gün okey grubumla buluştum. Kötü bir gündeydim. Bir kez bile açamadım. İlaç olsun diye bile:)

Şimdi bir taraftan da Fatmagül izliyorum , Ebe Nine bağırıyor avaz avaz Reşat Yaşaran'a...
Hadi bu yazı burada bitsin diziye devam...


Not..İstanbul'da yaşayanlar, arada kafanızı kaldırıp gökyüzüne bakın. Binlerce sığırcık kuşunun gökyüzünde yaptıkları görsel şöleni kaçırmayın...

16 Şubat 2011 Çarşamba

gün dökümü

Şablonum değiştiğinden beri, el gibi gidip geliyorum buraya. Hani El Kızı diye bir film vardı aynı onun gibi bu da elin bloğu gibi:))Ama artık dönüş yok , istemedim m?i sanıyosunuz ama uçup gitmiş. Yedeklemek o an içinmiş ya da Gamsegamse beni kekledi....

Dün Cancanla ikimiz yalnızken çok mutlu saatler yaşadık. Bir kaç gündür iştahsızmış, hatalığından dolayı ama cicianne çorba içelim dedi , bi güzel uyudu.Ben film izledim. Ama kızlar eve geldikten sonraki durum bir felaketti.Ne coştu ne coştu.
Dün o uyurken çoktandır izlemek istediğim Çogunluk filmini izledim. Binbir Gce'nin Gani'si bu filmle Altın Portakal almıştı. Sadece O' değil tüm oyuncular çok iyiydi. Ruhsuzluk bu kadar mı güzel yansıtılır.Sonunun biraz havada kaldığı söylendi ama bence hiç de öyle değil.Başka nasıl bitecekti. Oğlanla kız evlensin, anne yanağındaki yara yüzünden ölsün filan mı?. Öle işte...

Akşam Öyle Bir Geçer Zaman ki izledik aile boyu. Aslanım Mete yine gözlerimi yaşarttı, soğan çorbası sahnesinde....Mete büyüsün, örtmen büyümesin öylece kalsıni ilerde evlensinler mutlu mutlu yaşasınlar istiyom, nası ama.

Sonra Kocam Ergenekoncuları izledi ben kitabımı okudum. Bana da izlemem konusunda çok ısrar etti. Hatta nasıl izlemediğime şaştı. Kılıçdaroğlu örgüt nerede üye olacam diye tutturdu.Bi adam çıktı 250 bin kişi fişlenmi dedi. Ben sıkıldım artık. Keşke dağda yaşayan çoban ya da, ilkel Afrika kabilesine mensup birilerimi olsaydık.Ben doğum yaptığımda; itirazımı kabul etmeyip, oy kullanmadığım için bana ceza kesip, kocamın itirazının kabul edildiğini yaşadık biz. Başka bir adsl bağlantısı kullanırken, bir başka adsl bağlantısını kullanıyoruz diye,kullanmadığımız internet sağlayıcısı yüzünden borcumuz var diye icraya verildik. İki gündür de o kullanmadığımız internet bilmemnesi telefon açıp hızınızı yükseltelim mi diye soruyor.Hızlarını bir yükselteceğim görecekler. Kardeşim biz başka bir internet bağlantısı kullanıyoruzzzz, sizle bi işimz yok ki dediğimiz halde. Geçen gün ben evde yokken Gamse'ye sormuşlar- internet hızınızı yükseltelim mi diye. Gülermisin ağlarmısın. Şimdi bir örgüt var mı yok mu diye soruyorlar. Üle biz evimizdeki olmayan internet bağlantısı, neyse ya... Ben bu gün kalktım çayımım mayımı içtim, koca bir tencere pancar yani kara lahana çorbası pişirdim. Çok özel biriyle buluşmaya gidiyorum. Çoğunuzun tanıdığı Butterfly'la...Taaa Alpleri aştı geldi.. Güzel bir Kadıköy parogramı yaptık.Umarım hava çok soğuk olmaz hoş olsa da ne gam...

14 Şubat 2011 Pazartesi

Ben bu gün,

Az önce cevizli ,irmikli helvamı kavurdum. Aslında bu helva çam fıstıklı olur ama...evde olmayınca bu kez de cevizli olsun be yav dedim ; yapış o yapış patladı gitti...Mevlit Kandilini eda edeceğiz birazdan... Akşam üzeride ufaktan bir sevgililer günüsü kutlaması yaptık ... Naziş bize bir arkadaşının Almanya seyahati dönüşü getirdiği çikolataları ikram etti, kutusu da kalp şeklindeydi alın size sevgililer kutlaması:))Bu kutlama Capitol'de yapıldı...Çünküüü; dün akşam Gamsegamse bu gün için kıyafet ayarlaması yaparken, yeni aldığın tacı tak dedim ben ve o an anladı ki tacın parasını ödemiş ama almamış) telefon açtı hemen Yargıcı^'ya...unutulanlar bölümünde bekletiliyormuş. Hem tacı aldık hem biraz sağa sola bakındık,bir şeyler atıştırırken Naziş'de bize çikolatasını ikram edince -aaa dedim, işte sevgililer günü kutlaması daha ne olsun...her gün böyle olsun...

Kızlar okula başladı Allahın izni peygamberin kavliyle... Ben elimde koca bir poşetle odalarına girip bir ton atılacak şey çıkardım. Sinema biletleri, fişler, ordan burdan gelmiş broşürler... Ama Gamse'nin yatağının altından su bardağı çıktı ya daha bişicikler demem. Evi bir güzel temizledim, kalayladım... Kokular sıktım mis gibin oldu. Sonra koca ile biraz pazar gezmesi yaptık. Yıllanmış bir kargo paketimiz vardı onu gönderdik.... Alışverişimizi yaptık eve geldik. Bir yorgunluk kahvesi içtim veee, zeytinyağlı pırasa ve enginar pişirdim. Kırmızı pancardan yoğurtlu salata yaptım. Dolaba attım. Artık yanına ana yemekler ilave edilip edilip masaya gelecekler.. Yarın Cancan geliyor. İki haftadır gelemedi. Cicianne izne çıktı demiştim O'na... Bu gün telefon açıp bir tek boş günümün salı günü olduğunu ve onu beklediğimi bildirdim...

Kitap okumada hala Murakami ile devam ediyoruz... Kolay değil kendileri bir tuğla kalınlığından.aşağı yazmaz pek....Bu kitap da sanırım beşyüz küsür sayfayı geçiyor... Pembe elbiseli tombul kadınla karanlıklarda geziniyoruz. Ama açıkça söylemek de yarar var, bir Sahilde Kafka bir Zemberek Kuşunun Güncesi gibi değil. Ama müzik müzik müzik alt metinde hep var...

Dün gece rüyamda 15 yaşıımdan beri görmediğim kuzenmi gördüm... Bu çook özel bir hikayedir.... Nedeni niçini yoktur. Hiç düşünmediğimde biridir. Nasıl oldu anlamadım . Bu akşam da Nevin Abla'yı kandil kutlamak için arayınca telefonu hiç ummadığım, konuşmak istemediğim biri açtı ve konuştuk, yıllar sonra hatır sorduk birbirimize, karşılıklı kutlaştık falan. Belki iyi bile oldu. Bi Hacer Çinkılıç kaldı. Bunu Ataletim hatırlar hatırlasa hatırlasa:))Hacer Çinkılıç, beninm daha ilkokuldayken küşüstüğüm biri... Onun yüzünden cezamı almıştım ne tam hatırlamıyorum. Kızcağız sonraları gitti ki bir daha ne gördüm ne duydum.... Bi gece uykumun bi yerinde gözlerim çört diye açılıınca , bi sürü abuk subuk düşümce kafama üşüştüğünde, üşüşenlerden biri de bu Hacer Çinkılıç'dı bunu yazınca Ataletim pek bi eğlenmişti. Ay kimsenin adını sanını hatırlamam bu kızın ne yüzünü unuttum ne adını.... Her neredeysen Hacer ben seni affettim sen de beni affet emi. Ama kabul et sen başlatmıştın...

Şimdi bizim ev halkı Ezel izliyor. Ben de helva servisine geçeyim...

Kandiliniz ve Sevgililer gününüz kutlu mutlu olsun

not: Şablonla oynarken, her şeyi kaybettik...Kim olacak Gamse ile ben... Naziş böle avam işlerle uğraşmaz)) Blog listem kayboldu. Yvaş yavaş kaydediyorum. Silinen arkadaşlar var, saptayıp tek tek koyuyorum aman ha yanlış anlaşılmaya gelmeyelim:))