Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

27 Kasım 2010 Cumartesi

Dün gece kitabımı okurken birden acaip bir uyku bastırdı...Nasılsa Niki'nin sırrını da öğrendim dedim...ışığı söndürdüm... ışığı söndürüpde kendimle başbaşa kalınca farkettim ancak dışardaki rüzgarın uğultusunu...Yeniden kalktım, balkondaki çiçekleri ne olur ne olmaz diye aşağı aldım... Uzun ve ağır saksılar ama neme lazım... Başkasına zarar vermek var, çiçeklerim daha yeni ciciş:))
Yatağa döndüğümde tabi uyku mafişş... Bari biraz tv izleyeyim dedim ve TNT de henüz yazıları yeni yazmaya başlayan bu filme rastladım... Hafif... eğlenceli...duygusal...romantik... tam gecenin o saatine yaraşacak bir filmdi;Helen'le Büyümek


Oyuncular : Kate Hudson, Amber Valletta, Joan Cusack, Hayden Panettiere, Katie Carr, John Corbett, Michael Esparza, Felicity Huffman, Helen Mirren, Joseph Mazzello, Spencer Breslin, Kevin Kilner, Ethan Browne, Sakina Jaffrey, Shakara Ledard
Film Konusu : Model ajansında çalışan Helen Mirren (Kate Hudson) kariyerinde hızla ilerleyen ve şehir hayatının karmaşasına alışkın bir kadındır. Terfi edilmek üzereyken ablasının ve eniştesinin trafik kazasında öldüğünü öğrenir. Çocuklar hakkında hiç tecrübesi olmayan Helen, kız kardeşininin çocuklarına bakmaya başlar. Hem çocuklarla ilgilenmek hem de iş yaşamında başarılı olmak o kadar kolay değildir .

Bizi bu gün yine çok yoğun bir gün bekliyor, Cancan geliyor en başta, Annesi toplantıya gidecek..İzmit'te yeni yeni mekan tutmaya başlayan Kuzen geliyor... Meral ziyaret edilecek...artık eve çıktı... Sizin hafta sonu programınız nedir...

26 Kasım 2010 Cuma

akşam akşam


Biz bu akşam firar ettik Kızımla, küçükken de dediği gibi yağmur yağmur yürüdük Kadıköy akşamında... Alkım'ın altını üstüne getirdik, birbirimizi defalarca kaybettik , bulduk bazen yanyana geçiştik sonunda kasada buluştuk.

Bir sürü mağazaya girdik çıktık, Tanşas'da gezinirken Kocam'ın Tansaştan alışverişi hiç sevmediğini her zaman mızır mızır ettiğini hatırlayıp güldük... Marie Antoniette figürünü yine bulamadık... Benim şişman mayolu gözlüklü kadını da:)) Bir bulayım resmini çekicem size... Bir tek D&R ve YKM lerde satılıyormuş inatçı toptancı sonunda söyledi gıccık...Ama oralarda da artık Aralık ayına kadar yok diye keyifle söyledi:))Neyse aralık ayı geldi...

Bambi'de akşam kayıntısı yaptık... Resimler oradan... Bambi'nin tostu ve çayı üzerine tanımam tavsiye ederim... Taksim'de ki Bambi ile de aynı kalitededir. Test ettim onayladım.Kitap Avalonun Sisleri...Marion Zimmer Bradley... Amaç Elif Şafak'ın Firarperestti ama bilmem neden elime alıp bıraktım...
Sabah uyandığımda yerler sılaktı maa yağmur yağmıyordu, bir kaç gündür böyle... gece yağıyor gündüz hava güzel...

Dün Okey grubumla buluştuk... Çoktandır iyi olmadığım kadar iyiydim. Hastaneye gideceğimiz için eve erken döndüm... Baktım baya arken dönmüşüm bari kızların sevdiği bir yemeği yapayım dedim... Nazlı eve gayet keyifli geldi, hatta alış veriş falanda yapmıştı am ben yemeği hazırlayana kadar yemek yiyemeyecek kadar hasta oldu... Mide bulantısı bir üşüme hali falan, bu gün kalkınca aynı durum devam edince okula gidemedi...

Akşam hastane dönüşü her perşembe olduğu gibi iki diziyi üst üste çaktım yine... Fatmagül ve Türkan..Sonrada uzun bir zaman dilimi süresince kitabımı okudum.Pedal Çeviren Kadınlar, azınlık olarak yaşarken uluslar arası çalkantılardan orada birlikte yaşayan insanların nasıl etkilendiğini gösteren bir kitap... Bu bir yıl öncesine kadar bizim o kadar iyi tanıdığımız bir olguydu ki... Nazlı Musevi okulunda çalışırken; Türkiye ile İsrail arasındaki en ufak bir durumdan değil Onlar bizim ev bile çok etkilenirdi... Artık Türkiye- İsrail politikası izler olmuştuk evcek. Ama bilinse ki birlikte yaşadığımız bu insanlar nasıl zenginleştirir ruhumuzu... Şükürler olsun ki, Kocamın ve Benim yaşadığımız bu zengin ortamı Çocuklarımızda yaşadı gördü tanıdı. Racheller, Agoplar, Mariler, Arusiyaklar, Nikiler bizim kadar bizden kısaca Biz...Kitabı okurken kah Ordu Zaferi Milli mahallesindeyim, kah burada... Sınıf arkadaşlarımı, mahalle komşularımızı... Sıranuş Teyzeyi, Varsen teyzeyi, Süren Amacayı, Mihran Abiyi, Vilma'yı, Zıvart'ı anıyorum... Bana Hababam Sınıfını ilk kez okutan Kuvar Teyzeyi minnetle anıyorum...

Bu hafta üç film izledim birisi Wicker Park ,Film flashbacklerle desteklenmiş ki böyle filmleri de kitapları da severim.

Şikago’nun Wicker Park bölgesinde yaşayan Matthew bir gün çalıştığı işyerinin penceresinden karşı kaldırımda en yakın arkadaşı Luke’a ait ayakkabı dükkânının vitrinine bakan bir kız görür. Artık Matthew onunla tanışmak için her yolu deneyecektir ancak bu ilişkinin bütün yaşamını etkileyeceğinden haberi yoktur. Matthew ve Lisa birbirlerine aşık olurlar ve kader ağlarını örmeye başlar.

İkinci film Yönetmeni Lukas Moodysson'u bir anda uluslararası arenada üne kavuşturan "Sev Beni" seyircinin büyük coşkusu ile karşılanmış, dünyanın dört bir yanından ödüllere boğulmuş.Cd nin arka tanıtım bölümünde İzleyicisine günler boyunca yüzünden silinmeyecek bir gülümseme bırakmayı vaad eden "Sev Beni"de yönetmen Moodysson küçük bir kasabada, dar kalıplar altında yaşayan karakterlerin öykülerini sürükleyici ve içten bir dille anlatıyor, yazıyor...



FİLMİN KONUSU:

Agnes ve Elin, İsveç’te Åmål isimli küçük kasabada yaşayan iki genç kızdır. Rahat, sempatik ve popüler bir kız olan Elin’in aksine depresif Agnes’in pek arkadaşı yoktur. Gizliden gizliye Elin’den hoşlanan Agn bunu ifade etmenin bir yolunu bulamadıkça daha da mutsuz olmakta ve içine kapanmaktadır.

Şimdi burada kesmek zorundayım çünkü Digtürk kablomuz değişecek servis geldi, Kızıma cıktı falan filan...

25 Kasım 2010 Perşembe

Aksiyonsuz olmam abi

Bir aksiyon akşamı daha yaşadık... Kızları Öğretmenler Günü kutlama yemeğine gönderdik...Ah ben şimdi bacaklarımı uzatır kitabıma gömülürüm , elime de akşam denemesini yaptığım zerdemi alırım derken küüüt Meral'in apandist ameliyatı için hastaneye yattığı haberi ile hastaneye koştuk... Biraz heyecanlıydı ama sizi görünce rahatladım dedi... Gelenlerin hepsininde bir apandist ameliyatı hikayesi vardı zaten, en başta da ben:)) Ailemizin Doktoru Görümcemin oğlu olur kendi -Ben, Nazlı'ya hamileyken illede adını Halil koyalım diye tutturmuşluğu vardır hatta- İlker'in Dr olduğu hastanede ameliyat oldu... İlker 'in de yarın hastanede son günüydü, ( Çocukla Çocuktan Özlemmm... size bir kardiyolog gönderiyorum, iki tane radyoloji uzmanı bir tane de Çevre mühendisi göndermiştim... bu yıl içinde zaten, doktorlar görümce çocukları, çevreci Kuzen olur)kapanışı Meral'le yaptı... Yıllar önce başlarken de ilk gün açılışını Eşiyle yapmışmış zaten:))) Meral ameliyata girene kadar biz orayı doldurduk... İlker gelen Dr' lara biz biraz gördüksüzüzdür kusura bakmayın dedi:))Meral ameliyat ola dursun biz kantinde çaylarımızı içtik , sonra O'nu karşılamaya gittik...Gecenin ikinci aksiyon olayı anahtar almadan evden çıkan kızların yemek dönüşü gecenin onikisinde dittiri Leyla kıyafetlerle kapıda kalmasıydı... Onlara haber vermemiştik... Telefon açıp , kapıyı niye açmıyosunuz dediklerinde biri beni biri Babasını aradı çünkü , evde değiliz ki deyip koşa koşa eve geldik...Neyse artık her taraf sakinleşti...Yalnız İlker keşke göz doktoru olsaydın dediğimizde , şimdi gençsiniz ama nasılsa yaşlanınca bana da işiniz düşer demen gecenin bombasıydı...Meral ailemizin sanatçısıdır aynı zamanda art directörümüzdür...Karşılıklı saatlerce kitaplardan söz edebildiğim ender kişilerdendir... Geçmiş olsun Maral'ım hastaneden çık artık raporlu olduğun günlerde bol bol kaynatırız:))


Artık gecenin bir yarısı ortalık sakinleşmişken kitap zamanı... Kitap Pedal Çeviren Kadınlar... gördüğünüz ayraç dantel kadar zarif ve iyi pedal çeviren bir kadın tarafından yapılmıştır...Ucundaki çiçekde iğne oyasıdır...

23 Kasım 2010 Salı

Öğretmenler Günü


Bu resimleri kutlama kartı kabul edin:))Kızlarımın nezdinde tüm öğretmen arkadaşlarımın Öğretmenler Gününü kutlarım...Artık biz şenliklerle kutlarız sabah beşte falan başlarız herhalde:))

seher vakti

İster inanın ister inanmayın sabahın altısında bizim yatağın üstüne oturup ailece albümlere baktık...nedeni Öğretmenler Günü için hazırlanacak slayt için öğretmenlerden çocukluk resimlerinin istendiğini Gamsegamse'nin o saatte hatırlaması...yatağın üstüne oturmuşuz bütün albümleri önümüze açmış resim arıyoruz, yok bunda çok küçüğüm yok bunda yüzüm belli değil, Kocam oradan ne kadar zayıfmışsın der...Naziş içeriden bizden istemediler diye senfoniye katılır. Sonra yine öğretmenlerden kendi hobileriyle ilgili istenen bişi seçimi... bir iki tane de kendi yaptığı keçe taç seçtik de gitti...Biraz tv de haberlere takıldım... Sarkozy ile RTE arasındaki kedi davası ilk haber tüm kanallarda... sonrada yeşil çayımı aldım geçtim bilgisayarımın başına... biraz mail temizliği yaptım...

Bu gün önce genel temizlik var, malum dün evden Cancan fırtınası geçti:))Sonra güzergahını henüz belirlemediğim bir yürüyüş var.Çoktandır koruda yürümedim koru olabilir.

Dün gece yeni bir kitaba başladım... Pedal Çeviren Kadınlar... Zero'nun sayfasında dikkatimi çekmişti... Leylak Dalıcım da sen seversin o kitabı demişti...Berfu telefon açıp , kitapçıdayım istediğin iki kitabı söyle deyince balıklama atladım ve ''Pedal Çeviren Kadınlar'' ve ''Keyif Evini'' söyledim.

İstanbul'da lodos var bugün...arkası yağmur tabiki.

Şimdi film ve kahve saati geldi, filmi izleyeyim sonra yine görüşürüz.

22 Kasım 2010 Pazartesi

ÇOK CAN'LI ÇOK KİTAPLI YAZI


Bu gün Cancan var bizde... haftalık olağan ziyaretini Babaannesinin Antalya seyehati nedeniyle pazartesine almış bulunuyoruz... Sabah 11.30 gibi geldi... evi bir güzel dağıttık ... yedik içtik... bir çocuk programı izledik... kule yaptık... Ayşegül Bisiklete Biniyoru okuduk... kurabi yedik o süt içti ben kahve şimdi de uyku molası aldık:)) O uyurken ben O'na sebzeli somon balığı pişireceğim ama bende bi mola vereyim dimi...

Bayram süresince okuduğum kitaplardan söz edeyim önce;
İlk kitabım Marguerite Duras'ın 1984 Goncourt Ödülünü alan ve 34 dile çevrilen ünlü "Sevgili" (L'Amant) romanı... Roman, on beş yaşındaki yoksul beyaz bir kızın, Vietnam'da, bir nehir üzerinde yaptığı vapur yolculuğu sırasında, kendinden iki kat yaşlı, zengin bir Çinliyle tanışmasının, o adamda cinsel aşkı keşfetmesinin öyküsü.Yazar kitabın kendi yaşamından alıntı olduğunu hiç bir zaman gizlememiş. Yalnız benim Marguerite Duras kitaplarında hissettiğim bir şey vardır... Yazar size hikayeyi ya da anlatmak iStediğini bir anlatıcı gibi anlatır... Olay O'nundur siz hikayenin içine giremezsiniz... Ben Murakami'nin o gerçekle gerçek arasında gidip gelen öykülerinin içinde bile kaybolmuşumdur çoğu kez... Ama bunu nedense Marguerite Duras da başaramam... Kitap basıldığı tarihte büyük yankılar uyandırmış filme alınmış.Eleştirmenlerin bir çoğu şimdiye kadar yazılmış en güzel roman olarak nitelemişler Sevgiliyi...Kitapta beni en çok çarpan şey zamansızlık oldu... bir bakıyorsunuz çok küçük, yolda yürürüyor, bir deli tarafından kovalanma sahnesi var bir bakmışsınız 15 yaşında okulda... çok derine inmeyeyim Zuz kızıyor:))Bu kitabı sevenlerin Kuzey Çinli Sevgili'yi okumaları salık verilmiş...
İkinci kitap:İnci Aral'ın Gölgede Kırk Derece... Hayatı gölgede kırk derecede yaşayan kadınların hikayelerinden oluşan bir kitap... kitaba ismini ilk hikaye vermiş... Bir gecede okuyup bitirdim ama bu kadar kırık hayat hikayesi bir geceye fazla geldi... rüyalarımda bile onlarla uğraştım.

üçüncü kitap: Masalların Şifresi, yazarı İsmail Gezgin...Kırmızı başlıklı Kızdan, Uyuyan Güzele, Sindrellaya kadar tüm masalların şifresini çözmüş muhterem... Kırmızı Başlıklı Kızın yürürken sepetteki kavanoz bekaretiymiş, annesi aman reçel kavanozunu sakın kırma diyormuş ya...Bunu Anadoluda evlerin bacalarına konan testilerle falan bağdaştırmış...Büyük sözü dinlememenin cezası tamam masalın önermesi ama ay masaldan soğudum valla:))Pinokyoda ise babaların erkek çocuklarını marongoz gibi yonttukları falan anlatılmış... Ay işte böle bi kitaptı ... Sevmedim... Ben içinde illede mesaj kaygusu olan filmleri bile sevmem çünkü...

Dördüncü kitap: Selim İleri'nin Hepsi Alev... Bu kitap son yaptığımız Büyük Saray Mozaikleri gezisiyle örtüştü... Tesadüfün bu kadarı olur dedim ... Aynı şey başıma Ahmet Ümit2in İstanbul Hatırasını okurkende gelmişti... Gündüz kitabın geçtiği yerlerde dolaşmıştık, gece kitabı elime alınca yuuh demiştim kendime , kızım sen bu işi biliyosun...Büyük Saray Mozaiklerini koyduğum resimlere bakarsanız hiç dini figür göreemzsiniz tamamen doğadan alınmış figürler vardır.Kitaptaki hikaye Büyük Sarayda geçiyor... bizansın o döneminde sanatta dini figürler yasaklanıyor... tüm mozaikler alçıyla kapatılıyor ikonalar kırılıyor... İsa bir tek solgun bir haçla simgeleniyor... Buna karşı gelenlerin cezası ise ölüm... İmparatoriçe İren ise bu ikonalara bu tasvirlere tapıyor... Tasvirlere değil tasvirde resmedilenlere tapıyorum dese de sürülüyor ... kitapta bu sürgün günleri ve sürgünden önceki yaşamı İmparatorla evlenmesi falan hikaye edilmiş...
Beşinci kitap:Sunay Akın'ın Kule Canbazı... söz canbazı Sunay Akından Kule Canbazı... ona modern meddah diyenler çok haklı...Okurken sizi öyle bir yere getiriyor ki şaşıp kalıyorsunuz...

Kitaplar bu kadar... Şimdi Cancan'a yemek pişirme olayı var... uyanınca dışarı çıkıp, palyaçolara gideceğiz...