Akşama doğru programı vardı... Seynan Levent sunardı... sonunu bir şiir ve bir resimle kapatırdı... Bi tek Leylak dalı hatırlarsa hiç şaşmam...Cemazüyelevvelimiz aynı da ondan:)) O zamanların bakanlarından birinin kızıydı galiba. Her neyse konumuz Seynan Levent'in değil bizim evin akşama doğru programı. Ben bu program hemen bitsin, şarkılara geçilsin istiyorum. Bizim ev akşama doğru bi karışır. Eve gelen herkes çok ama çok yorgundur. Çok ama çok açtır. Hep ama hep hayalinde başka yemek vardır ve de benim yaptığım yemek o gün okulda çıkmıştır. O yüzden okulun yemek listesi nal kadar çıktısı alınıp duvara yapıştırılmıştır. Yemek saati için çok erken çayla bir şeyler vereyim desem ama okulda ikindi kahvaltısında kek ve poğaça çıkmıştır. Ama akşam yemeği saat beş buçukda yenirse karınlar yatana kadar on kez acıkmaktadır.
Bu gün a önlemlerimi çifte aldım... Ne isterlerse onu yesinler diye... hem yemek yaptım hem atıştırmalıklar... Önce köfteli çorba... adını bilemem biz buna Cancan'la kısca küfteli çooba deriz. Sonra patates haşladım kavurdum... isteyen yumurta kırsın, isteyen öylece alsın yesin... Ispanak kavurdum... börek içi için... havuçlu , portakallı cevizli keke yaptım... Kekin havucu fazla gelmişti, patatesde fazla haşlanmıştı , onları tornistan ettim, birazda kaşar peyniri koydum içine ıspanaklı böreklerin yanına arkadaş ettim. Dünya kadar bulaşık çıktı... makine iki kez çalıştı. benimde pilim bitti. Pekiii sonra ne oldu dersiniz.... Gamsegamse telefon açtı okuldan direk Kadıköy'e gitti arkadaşlarıyla, Naziş de gelip canım tost istedi dedi, yedi kursa gitti.Yani Annemin dediği oldu... Oğlan yedi oyuna gitti, çoban yedi koyuna gitti... ev yine bana kaldı:)
Küfteli Çoba: Dövülmüş ya da çekilmiş buğday haşlanır, aynen yayla çorbası yapar gibi pişirilir. 100-150 gr kadar kıymanın içine azcık soğan rendelenir, tuz ve karabiber ilave dip yoprulup minik minik yuvarlak köfteler yapılır, tereyağda tavada sallaya sallaya pişirilir, nane ve iki domates rendesi ilave edilip biraz da domatesle pişitkten sonra çorbanın içine dökülür afiyetle yenilir. Ha bir haşlanmış nohut koyun çorbaya...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
20 Ekim 2010 Çarşamba
Hafta Sonunda , izlenmedikfilmkalmasın etkinliğim için:) filmler hazırlamıştım. Bu sabah izlediğim film kötü ötesiydi. Filmde Haluk Bilginer ve Özgü Namal'ın oynuyor olması yeterli değildi. Ya da ben absürd film sevmiyorum sebebi odur.Filmin adı Güneşin Oğlu... Konusu; güneş tutulması sonucu insanların hayatında oluşan gariplikler silsilesi.
Bir kaç gündür, yağmur geceleri yağıyor, sabah hiç bir şey olmamış gibi... Bir garip sonbahar
yaşıyoruz. Geçen yılki sapsarı, kıpkızıl sonbarı arıyorum. Yaprakların üstünde yürürken çıkan hışır hışır sesleri... Yürüken önüme aniden düşen at kestanesini alıp çantama koymayı...çantada at kestanesi taşımak bereket uğur getirirmiş. Siz her ihtimale karşı bir at kestanesi atın çantanıza, belli mi olur, en azından hiç bir zararı yok:)Eczacılıkta da çok kullanılan bir bitki aynı zamanda.geçen gün Zuz, Aylin'le konuşurken Aylin- at kestanesinden peeling hazırladığını söylemişti. Sorup öğreneyim nasıl yaptığını yazarım size... Siz bu arada at kestanesi toplamaya başlayın:)Julia Roberts'in oynadığı Ye Sev Dua Et filmini izlemek istiyorum ama önce iki yıldır baş ucumda sıra bekleyen kitabı öne almam gerek. Aslında be O kitaba başlamıştım ama nedendir bırakıp başka kitaba geçmiştim. Yeni basımlarda kapağa Julia Roberts'in resmini de koymuşlar
Bir de ,bu günün şarkısı
Bunlarda sabahın notlarıydı...
Arif Damar'ı Türk Şiirinin sessiz emekçisini uğurladık ...
19 Ekim 2010 Salı
Bu akşam

Dizi...Usman'ımın dizisi, Öyle Bir Geçer Zaman ki
Kitap... İstanbul Yüzlü Kadın
Şarkı... Sarhoş-Duman söylüyor
Yemek... Pırasa Dolması
Fizki durum... salon tüllerini ütülemiş olmaktan mütevellit yorgun


Ruhsal durum... ortayan karışık yine
Kızlar... büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öper
Koca... herkese selam eder, Benim her cumartesi bir iş çıkarıp,Koru-
Kuzguncuk yürüyüşlerini yapamıyor olmaktan dolayı sitem eder:)
Bu akşamın notlarıydı...
falan filan bi de şu domates meselesi

Hayat onu nasıl algıladığın ve nasıl yaşadığındı dedi Nazlı Eray ve kitap bitti. Bu cümleden yola çıkarak bir kitap yazabilmektir işte Nazlı Eray olmak.Bu cümlenin kitabın son cümlesi olması bir şeyi değiştirmiyor, benim için kitabın çıkış cümlesi oldu.Kitabın bir yerinde , romanın kahramanlarından biri soruyor, neden okuyorum, bunca şeyi bilmek ne işime yarıyor diye...cevabı da kendi veriyor. Pencerelerim çoğalıyor, düşüncelerim derinleşiyor ben çoğalıyorum. Çevreme başka gözlerle bakıyorum. Yıllarca geçtiğim cadde, çalıştığım taksi durağı artık onlara başka gözlerle bakıyorum.Sözünü ettiğim kitap Nazlı Eray'ın Venüs'ün Son Gecesi adlı son romanıydı.
Venüs'ün Son Gecesi'ni bitirince, İstanbul Yüzlü Kadın'a başladım. Yıllar önce daha küçücükken; şimdi gidiyorum oğlum seni mutlaka almaya geleceğim diyen babasına, yıllar sonra bir tıp öğrencisi olduğunda , ilk anatomi dersinde kadavra olarak rastlayıp aklını yitiren NUMAN'ın hikayesi.Yazarının hiç bir kitabını okumadım şimdiye kadar. Hakkında söylenen, okurlarını romanla hidayete erdirmek istemesiymiş:)Benim dikkatimi kitabın adı çekmişti. Konuda ilginç geldi bir de hidayete erersem daha noolsun yav.Yazarı Ahmet Yıldız Günbay.
Bu kadar edebi sohbet yeter. Dün pazara çıktım bir tek başka da bir aksiyon yapmadım. Ha pazar demişken, akşam Naziş eve geldi- Biz nerede yaşıyoruz diyor, ne demek dedim. Pazarın içinden geçerken şaşırmış, üç tane kocaman ananas 5 lira, bir kilo domates 10 liraydı dedi. E haksız mı?. Kumburgaz komşumuz Dr Süheyla teyze, iki yana ördüğü saçlarını arkasına atar, bacak bacak üstüne atar, radyosunuda açar yatardı kumların üstüne o sıra ABD ambargosu var. -Ambargo varsa var derdi, memleketimin domatesi mısırı yeter bana, domates ekmek yerim. Hey gidi Süheyla Teyze hey, bu günler hakkındaki fikrini öğrenmek isterdim. Bak canımda domates peynir istedi şimdi. Henüz kahvaltıda yapmadım. Gidip çayımın suyunu koyayım.
18 Ekim 2010 Pazartesi
Hafta sonundan hafta başına aktarma
Gece gümbür gümbür gök gürlemesine rağmen, sabah güneşli bir havaya uyandık. Cumartesi gününden ve pazar sabahından söz ediyorum. Cumartesi gecesi saat 03'den sonra yer gök inledi. Hatta kalkıp fişleri prizden çektim.Sabah kalktığımızda ise yerler kupkuruydu..
Kahvaltı sonrası Naziş'le Capitol'e gittik. Geçen hafta renk farkını son anda kasada farkettiğimiz yağmur çizmelerini almak için ama istediği model kalmadığı gibi renk farkı olan bile satılmıştı. O gün. nasılsa yakınız sonra bakalım demenin cezası. Neyse gitmişken Türkiye'de 100 Yaşını gören insanların fotoğraf sergisini gezdik. Sergi haberini Adsız yorum yazan bir arkadaştan aldım. Teşekkür ederim kendisine ama keşke bu tür yorum yazanlar, şehir adlarını ve bir de isim yazsalar, hem adsız diye hitap etmek garip oluyor. Hem de insan merak ediyor yani.
gel gelelim Sergi'ye;
Türkiye'de en uzun yaşayan insanlar Nazilli'deymiş.
.
100 Yaşı Devirmenin Sırları' yazı dizisinin sergisini açan gazeteci Esra Tüzün,100 yaşını deviren insanların temel özellikleri nelerdir?' diye sorusuna. Sergideki fotoğrafları gösterip cevap veriyor: "Taş devri diyeti yapıyorlar. Hayatın içindeler, yükseklerde yaşıyorlar, hırslı değiller, paylaşmayı çok seviyorlar, su ya da deniz gören yerde yaşıyorlar, alkol ve sigara kullanmıyorlar, çok inançlılar, istisnasız hepsi beş vakit namazını kılıyor. Hemen hepsi sıkıntılar içinde büyümüş, dünya savaşlarını, Cumhuriyet'in kuruluşunu, darbeleri dünya gözüyle görmüş. Öyle el bebek gül bebek yaşamamışlar. Açlık çekmişler, çocuklarını, torunlarını kaybetmişler. Altı aylık askerlik kısalmalı diye konuşulurken onlar üç yıl askerlik yapmış. Ama her şeye rağmen sağlıklı bir şekilde bugünlere gelebilmişler
Sergiyi de gezdikten sonra Capitolden çıkıp Kadıköy'e gittik. Hava inanılmaz sıcaktı. Ama akıllık edip paltomun içine ince giyinmiştim:). Kahve dünyasının açık hava kısmında oturup Türk kahvesi eşliğinde gazete okuduk.Sonra Alkım Kitapevine girdik.Nazlı aradığı kitaplara baktı. Ben Ferhan Şensoy'un Karagöz ve Boşverin Beni'yi burada da bulamadım, ama neyse baktım İdefiks de varmış. Haruki Murakami'nin Sınırın Güneyinde Güneşin Batısındayı ve Ahmet Günbay Yıldız'ın İstanbul Yüzlü Kadın adlı kitaplarını aldım kendime.Daha sonrada arkadaşlarıyla Moda'da olan Gamse ile buluşup eve geldik.
Çok Güzel Hareketler Bunlar , sezona güzel başladı. Kendi annelerini canlandırdıkları skece bayıldım. Sonra kitabıma devam ettim. Erman Toroğlu ile Ahmet Çakar'ın , Arda ile ilgili konuşmalarını gözlerim pörtleye pörtleye , yanlışmı duyuyorum diye diye izledim. Türkiye'de bir spor programı izlediğimi unutacaktım neredeyse. Kocam maç yayınlamaları yasaklanınca raiting için yaptıklarını söyledi. Yayın hakları sadece lig tv de olunca bunlarada mahalle kahvesinde dedikodu programı tarzı kalmış. Acıdım valla hallerine. Erman Hocam saç renginiz bu kez tutmamıştı çok acaip olmuştunuz valla. Ümit Zileli'nin daimi konuk olduğu bir program vardı ona baktım biraz, YÖK Başkanının son yumurtladığı veciz söz tartışıldı. Başı açıklara bireysel güvence verdi ya:) Baktım izlerken neredeyse yüz felci olucam, ağzım burnum kayacak. Kapattım. Erman Toroğlunu dinlerim daha iyi dedim.
İşte böle böle
17 Ekim 2010 Pazar
Gece gece mır mır

Evet saat 01.42 ve biz evimize döndük, daha doğrusu dönebildik.Taksim -Beyoğlu kalabalığını size tarif etmemin imkanı yok. Sanırım güzel havanında etkisi var bunda. Kalabalığı size şöyle anlatayım, gece dönüş yolunda Nazlı ile birbirimizi kaybedip telefonlarla bulduk. O beni Kızılkayaların önünde aranıp duruken ben Finüküler girişine varmıştım:)) Sonra ışıklarda kavuştuk birbirimize.Düşünün Cihangir'den Taksim'e beraber yürüken oldu bu iş... Köprüyü görünce deniz yolunu tercih etmediğimize pişmanlar olduk.
Neyse şimdi güzel şeylerden bahsedelim... Naziş'le önce Karaköy'e geçtik, motorla... oradan da Tünele binip yukarı çıktık -İstanbul dışındakiler için bu tünele binmek nasıl abuk geliyordur- ama işte bu dünyanın , en eski ikinci metrosu olan araca tünel deriz biz:)) Neyse Karaköyden tünel vasıtasıyla Tünel meydanına vasıl olduk..Şimdi benim sıkça kullandığım finükülerinde esin kaynağıdır tünel...İkisi de makaralı sistemdir. Karşılıklı olarak iki araç birbirlerini makaralı sitemle çekerler.Yazının sonunda unutmazssam bir tarihçe de attırırım size. Benim için özelliği kanlı 1 Mayıs'da buralara koşturup, Karaköy'e inmek olmuştur.
Tünel meydanına geldiğimizde , cümbüş başladı... Sokak çalgıcıları çeşit çeşit. Keman çalan zarif Hanım, değişik vurmalı çalgılarla konser veren grup, Sokak ortasında oynayan gelinle damat,Bana omuz atan sumo güreşcisi kılıklı Japon, ama öyle ince bir reverans yaptı ki, az kaldı öbür omuzumu uzatacaktım... Galatasaray Lisesi önünde protesto yapan tutuklu yakınları..., Hayvan haklarına dikkat çekmek isteyen,İki köpeğine sarılmış ağlayan hayvansever..Hala parmak arası terlikle gezen turistler.
Akşam yemeğimizi Kallavi sokaktaki , bir Çerkes( Çerkez yazınca Naziş çok kızıyor)lokantası olan Fıccın'da yedik. Naziş hiç karıştırmadı beni, direk siparişleri verdi. Haluj (Çerkes mantısı), Çerkes tavuğu ve lokantaya da adını veren fıccın... Velibahtda aklımız kaldı ama yerimiz kalmadı... Biz yemeğimizi bitirmiş çaylarımızı içerken Neslihan geldi. O da Haluj yedi. Neslihan'ın Annesi de Çerkes zaten. Yemek olayını bitirince Taksim'e doğru yürüdük yeniden ve Cihangir'de ben onlardan ayrılıp, sürekli telefonla tacizde bulunan kuzenlerimle buluştum.Gülden Ordu'da kim var kim yok arayıp millete ayar verdi:)yine aynı bol bol sohbet... Fato ile bir olup Gülden^'i ara ara bağırtma şeklinde geçen bir Beyoğlu gecesi daha...
Taksim gezi parkında Rizeliler gecesi vardı... stantlar kurulmuş, Rizeliler horona durmuşlardı(bak, bi de horon çekmek gibi horona durmak da derler Karadenizde). Gezi parkına sığmayan çok kalablık bir grup da Taksim meydanında horon çekiyorlardı.Yer gök kemençe sesiydi.
Gece'nin sonunu en başta anlatmıştım zaten. Zuz boşunamı diyo bana, kitabı anlatırken sonunu söylüyosun diye:)
Bu yazıyı yazarken alttanda radyo açıp, Tarihin Arka Odasını dinliyorum. Konuk İlber Ortaylı... kaçıramam valla İlber Hocayı.
BİRAZ DA TÜNEL BİLGİSİ)
Tünel, tam 136 yaşına girmiş dün. Hizmete girdiği yıllarda iki uzun ahşap vagondan oluşuyordu. Vagonların birinde bir platform vardı. Orada hayvanlar taşınıyordu. Çünkü o zamanlar Taksim’den sonrası tarlaydı. Beyoğlu’nda günün her saati bir koyun sürüsüyle karşılaşma ihtimaliniz vardı.

Tünel, yeraltında kabloyla çekiliyor. Vagonlar birbirini çekiyor. Bu sistemin yer üstünde örnekleri var birçok Avrupa ülkesinde ama bizdeki gibi yer altında uygulaması dünyada ilktir. Tünel’in bir başka özelliği de devletin kasasından tek kuruş çıkmadan, yap-işlet-devret yöntemiyle yapılmış olmasıdır. Bu da Türkiye’de bir ilktir. Bir de Tünel’de kaza oranı yok denecek kadar azdır. Ayrı hatlarda giden vagonların biri yukarı çıkarken diğeri aşağı iniyor. Hiçbir zaman aynı hat üzerinde karşı karşıya gelmezler. Dolayısıyla çarpışma riski sıfırdır. Tünel’de tek kaza riski kabloların kopmasıdır. O da iyi bakım olduğu sürece sorun çıkarmaz.
Londra'dan sonra dünyanın en eski ikinci metrosu olan Tünel'in oluşum hikayesi Fransız mühendis Henri Gavand'ın girişimiyle başlıyor. Gavand, dönemin ticaret ve bankacılık merkezi olan Galata ile Pera arasında sürekli mekik dokuyan insanları gözlemler ve Yüksekkaldırım Yokuşu ile Galip Dede Caddesi'ne alternatif bir yol düşünür. Bu iki merkezi birbirine bağlayacak asansör tipinde bir demiryolu projesi için Osmanlı Padişahı Abdülaziz'in huzuruna çıkar, 10 Haziran 1869'da Tünel yapım imtiyazını alır. İşletme süresi 42 yıl olarak belirlenen Tünel, yap-işlet modeliyle inşa edilir.
16 Ekim 2010 Cumartesi
hafta sonu yazısı
Bir kaç gündür ilk kez yağmursuz bir güne uyandık... Bu gün ve yarın yağmur yokmuş.
Dünden başlayalım anlatmaya;Dün İlmiyem'le oturduk uzun uzun... sohbetler ettik... çay masasından hiç kalkmadık... çayın altını hiç kapatmadık... İkimizin çok sevdiği ama ikimizin ev halkının da pek haz etmediğielmalı pastayı yerken bir tarafta elmalı pastanın faziletleri hakkında konuştuk.
Akşam hiç tv izlemedim... kitabımı okudum... Leylak Dalıcımın gönderdiği Nazlı Eray'ın son kitabı Venüs'ün Gecesine devam ettim... Eskiden yeniye, yeniden eskiye sürekli kapılar açan bir kitap... Bir polisiye kadar da sürükleyici.
Artık Eski Roma tarihi benden sorulur... Gece kitap okumayı bıraktıktan sonra Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı'nın konuğu bu konunun uzmanı oldukça da çok genç biriydi. Öyle bir derinden aldıki konuyu, Romus ve Romulusa ancak bir saatte gelebildi... Hani şu ikiz kardeşler Romus ve Romulusu emziren dişi kurt hikayesi... Roma'da İstanbul gibi yedi tepe üstüne kurulmuş, biz de de var benzer bir kurt hikayesi... Neredyse Romayı biz kurduk diyecekti Fatih Altaylı ama konuk itiraz etti:) Özür dilerim Konuk Bey adınızı unuttum... Uykulu izlememe verin... zaten sonuna kadar izleyemedim uyuya kalmışım.
Bu sabah'da Penguen Dergisinden ayrılıp Uykusuzu çıkaran altı kişinin hikayesinin , röportajlarla beslendiği bir belgesel izledim. Sonrada Düriye'nin Güğümlerinin tekrarına bakarken kahvaltı hazırladım. Kahvaltımızıda ettik şükürler olsun... Birazdan ailece hafta sonu kahvemizi içip dağılıyoruz... Gamsegamse çoktan dağıldı da, Fatma'nın börekçi dükkanında zetinyağlı dolmalara böreklere yumulmuş bile... Yolunuz Maltepe'ye düşerse Panböreğe uğrayın, Fatma'ya benden selam söyleyin... Oturun bir çay kahve için , közlenmiş patlıcanlı böreğinden mutlaka yiyin... Fatma Gamse'nin lise arkadaşı... Liseden sonra iş hayatına atıldı... Hem dükkanın sahibi hem işletmecliğni başarıyla yürütüp takdirlerimi kazanmıştır... Gece yarısı bizim eve elinde börekler çörekler ve çeşit çeşit keklerle verdiği baskınlarla ünlüdür:))
Koca'nın kendi kişisel programı var, biz de önce Naziş'le birlikte takılacağız. Haluj yiyeceğiz... Haluj Çerkez mantısı... Naziş'in arkadaşlarıyla sık sık gittiği bir yer var oaraya gideceğiz. Akşam' da kendi ayrı programlarımıza dağılacağız. O kendi arkadaşlarıyla ben kendi kuzenlerimle olacağım... Gece bir yerde buluşup eve birlikte döneceğiz yine.
keyifli bir hafta sonu olsun hepinize hepimize
Dünden başlayalım anlatmaya;Dün İlmiyem'le oturduk uzun uzun... sohbetler ettik... çay masasından hiç kalkmadık... çayın altını hiç kapatmadık... İkimizin çok sevdiği ama ikimizin ev halkının da pek haz etmediğielmalı pastayı yerken bir tarafta elmalı pastanın faziletleri hakkında konuştuk.
Akşam hiç tv izlemedim... kitabımı okudum... Leylak Dalıcımın gönderdiği Nazlı Eray'ın son kitabı Venüs'ün Gecesine devam ettim... Eskiden yeniye, yeniden eskiye sürekli kapılar açan bir kitap... Bir polisiye kadar da sürükleyici.
Artık Eski Roma tarihi benden sorulur... Gece kitap okumayı bıraktıktan sonra Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı'nın konuğu bu konunun uzmanı oldukça da çok genç biriydi. Öyle bir derinden aldıki konuyu, Romus ve Romulusa ancak bir saatte gelebildi... Hani şu ikiz kardeşler Romus ve Romulusu emziren dişi kurt hikayesi... Roma'da İstanbul gibi yedi tepe üstüne kurulmuş, biz de de var benzer bir kurt hikayesi... Neredyse Romayı biz kurduk diyecekti Fatih Altaylı ama konuk itiraz etti:) Özür dilerim Konuk Bey adınızı unuttum... Uykulu izlememe verin... zaten sonuna kadar izleyemedim uyuya kalmışım.
Bu sabah'da Penguen Dergisinden ayrılıp Uykusuzu çıkaran altı kişinin hikayesinin , röportajlarla beslendiği bir belgesel izledim. Sonrada Düriye'nin Güğümlerinin tekrarına bakarken kahvaltı hazırladım. Kahvaltımızıda ettik şükürler olsun... Birazdan ailece hafta sonu kahvemizi içip dağılıyoruz... Gamsegamse çoktan dağıldı da, Fatma'nın börekçi dükkanında zetinyağlı dolmalara böreklere yumulmuş bile... Yolunuz Maltepe'ye düşerse Panböreğe uğrayın, Fatma'ya benden selam söyleyin... Oturun bir çay kahve için , közlenmiş patlıcanlı böreğinden mutlaka yiyin... Fatma Gamse'nin lise arkadaşı... Liseden sonra iş hayatına atıldı... Hem dükkanın sahibi hem işletmecliğni başarıyla yürütüp takdirlerimi kazanmıştır... Gece yarısı bizim eve elinde börekler çörekler ve çeşit çeşit keklerle verdiği baskınlarla ünlüdür:))
Koca'nın kendi kişisel programı var, biz de önce Naziş'le birlikte takılacağız. Haluj yiyeceğiz... Haluj Çerkez mantısı... Naziş'in arkadaşlarıyla sık sık gittiği bir yer var oaraya gideceğiz. Akşam' da kendi ayrı programlarımıza dağılacağız. O kendi arkadaşlarıyla ben kendi kuzenlerimle olacağım... Gece bir yerde buluşup eve birlikte döneceğiz yine.
keyifli bir hafta sonu olsun hepinize hepimize
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)