Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

7 Temmuz 2010 Çarşamba

gece gece

Çok saçma salak bir gün geçirdim... Benim kabile bu gün evi toptan terkettiler. Ya hep birlikte çöreklenirler akşama kadar ne yicez , hadi dışarı çıkalım, dolapta dondurma var mı?? akşam bir şeyler mi yapsak derler ya da hep birlikte toz olurlar...bu gün yaptıkları gibi. Onlar gidince karar verdim hiç bir şey yapmadım, kendime bir ada çayı yaptım... bu sıralar günde iki fincan içmeye çalışıyorum . İçindeki doğal östrojenden dolayı küresel ısınmaya iyi geliyormuş ki valla da öyle. Erkekler ada çayı pek içmesinler:))) valla doktor öyle söyledi. Ada çayımı içerkene günün mana ve ehemniyetine uygun saçma salak bir film izledim. Kocam geldiğinde karnı açtı heheheh hiç bir şey yapmadım dedim... olsun kahvaltı yaparız dedi... Ne adam ya insan biraz aksiyon yapar. Halbuki dün akşam yaptığım kabak kemanenin yanına şahane bir erişte ve çoban salata yapmıştım .Bu kabak kemaneyi umarım gerçek yemek ismi sananlar yoktur. Kayınvalidem kabak kebabı derdi buna ama ben kabak kemane dedim bi kez kaldı öyle adı... Bir kaç kez tarifini vermiştim buradan ama ay unuttummmmm, ben görmediiim, okumadııım bi daha yaz derseniz yazarız ...

Çok sıcak bir gece bekliyor yine bizi...ben artık oda oda gezer...klimayı açar kapatır bir ara sızarım artık

5 Temmuz 2010 Pazartesi

pazartesi yazısı

Dün gece yatağımın üstüne oturdum... tatilde okuyacağım kitabı seçtim, kitapları demiyorum kitabı diyorum... çünkü her bir kitap bir ansiklopedi kalınlığında... belki yanına ince bir çeşni atarım belli olmaz... Okumadığım kitaplarımı aldım yatağın üstüne , önsözlerini okudum(bayılırım)... ve sonunda İpek Çalışlar'ın Halide'sini götürmeye karar verdim... Ayraç olarak da Geveze kalem'in hediyesi olan keçeden yapılan lale şeklindeki ayracı seçtim. Sonra bir Amasra defteri seçeyim, akşamları o günkü yaşadığım, gördüğüm ilginçlikleri yazarım, oraya ait resimleri yapıştırırm dedim... Defterlerimi de aldım önüme.. ay bunu şöyle kullanırım a bu bölümlere ayrılmış başka bir amaç için kullanırım derken sonunda bir defterde karar kıldım... Eski İstanbul konseptli bir defter. Bu defter de Zeya'nın hediyesiydi.Ona da kıyamamış bekletmişim... demek ki buluşma zamanımız gelmiş dedim.

Dün geceden başladım ama dünü de anlatmalıyım. Dün , bu kez biz Cancan'a gittik. Gittiğimiz de uyuyordu. Uyanıp da bizi görünce nasıl şaşırdı nasıl sevindi anlatamam size... Köpekleri Ayran ile bize inanılmaz şovlar yaptı. Ayranın ağzına elini sokuyor her an onunla alt alta üst üste bazen ben hah şimdi ısıracak derken, Ayran efendi O'nun gibi kendini sevmemiz için ne şaklabanlıklar yapıyor.

Akşam üzeri Zuz'un da katılımıyla Kalamış Parkına gittik... İçinde çok güzel bir kafeteryası var.. ağaçlar altında... Cancan oranın en tanınmış siması, garsonlar bile ooo Can Bey gelmiş diye karşılıyorlar... O hiiç umurunda olmadan ayakkabılarını çıkarıp kah parka dalıyor, kah paaa deyip parayla çalışan arabaların tepesine çıkıyor... para bitti deyince de acıklı acıklı bittiii deyip razı oluyor kaderine... Akşam biz eve döndüğümüzde artık onun adı akşam değil geceydi:)))

Gelelim bu sabaha ; neyse bu gün biraz eski performansıma kavuştum, erken kalkıp çayımı yaptım ve hep kaçtığım bir filmi izledim... Kaçma sebebim ne kadar hüzünlü bir film olduğunu bilmemden ve öğrencilik dönemime rast gelen ; Türkiyenin kabus günleri... Film bol ödüllü '' SONBAHAR'' Filmi izlemeyenler varsa tavsiye ederim... Bazı filmler hiç beklentisiz izlenmeli... bazı kitapların da aynı duyguyla okunması gerektiği gibi... insana neler hissettireceği önceden kestirilemez... Filmde Çamlı Hemşin yaylaları ve Sonbahar baş rolde... Tabi hüzün de.Filmde ara ara konuşulan dil için ay nasıl Karadenizli bunlar biz de Karadenizliyiz hiç böyle bir dil duymadık yorumları yapan olmuştu filmi izleyince hatırladım... Duyamazsınız çünkü dili sadece Hemşinliler konuşur... Çocukluğumuzda bizim mahallede oturan bir kaç Hemşinli aile vardı aynen böyle konuşurlardı ve Ordu'nun en ünlü pastanesini işletirlerdi hala da işletirler ya... Konuşurlarken ağızlarının içine bakardım... Lazcayla falan ilgisi olmayan çok özel bir dildir bu... Bir de nasıl renkli , kazaklar çoraplar örerlerdi... fosforlu olurdu neredeyse renkleri... Ama o yaylaları görünce anladım o renklerin sırrını... Örgülere aktardıkları kendi renkleriymiş meğer...




Sonbaharın aldığı ödüller...

(15. Altın Koza Film Festivali)

  • En İyi Film Ödülü: ‘Sonbahar
  • Jüri Özel Ödülü: ‘Sonbahar’ filminin yönetmeni Özcan Alper, görüntü yönetmeni Feza Çaldıran ve sanat yönetmeni Canan Çayır’a gitti.
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü: ‘Sonbahar’ filmindeki rolüyle Megi Kobaladze'ye verildi.

(3.Uluslararası Altın Kaz Film Festivali)

  • Gümüş Kaz(İkincilik Ödülü)
  • SİYAD En İyi Film Ödülü

(21. Premiers Plans d'Angers, Avrupa ilk filmer festivali)

  • En iyi müzik ödülü

20. Ankara Uluslararası Film Festivali'nde (2009)

  • En İyi Yönetmen Ödülü Özcan Alper
  • En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü Feza Çaldıran,
  • En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü Megi Kobaladze,
  • En İyi Kurgu Ödülü Thomas Balkenhol


*****************************************************************************

Bu gün akşam üzeri kızlarla Capitol'e gittik ... tatil öncesi alışverişi için. Eve gelince ben kaç gündür yemek işinde kolaya kaçmanın verdiği vicdan azabıyla bir kabak kemane attırdım... şöle kuzu etli, sarımsaklı, bol yeşillikli falan yanına da Annemin usulu yalancı mantı yaptım. Bu yalancı mantı şu salyongoz şeklindeki makarnalar haşlanıp, bol domatesli ve kıymalı sosla karıştırılıp üstüne sarımsaklı yoğurt dökmekten ibarettir.

Bu akşamın planına gelince Kavak Yelleri yanında ekmek kadayıflı dondurma... sonra da kitap okuma.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Yazmadığım günlerde bi sürü bişi yaptım... Tahtakale... Mısır Çarşısı , Süleymaniye'de ailece bir öğle vakti yemeği... Gamsegamse'nin keşfi olan Ali Baba'da yine O'nun tavsiyesi üzerine yediğimiz Macar kebabı... Süleymaniye Külliyesi ziyareti Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan 'ın türbesinde ağzım açık çinilere bakış... İtalyan Yokuşunu hangi akla hizmetle yürüyerek çıkış... Sebebim olacaktın ... öldürecektin beni diye kuzen Gülden'e de ayrı bir çıkış... Sabaha kadar kuzenlerle sohbet muhabbet ... gülme krizi... Cihangir'in kedileri... köpekleri.. Koru yürüyüşleri ... Bordo Köşk de çay molaları... Kızların tatile girmesi nedeniyle sabah karşılaştığın savaş alanı gibi ev... bardak dolu sehpalar, salonda sabahlamalar...Ben isyan bayrağını çekince kızların , biz tatile çıkınca sen de işe gir bari tavsiyesi:))) Dantel Falcısının beni fıtık etmesi... sandığı açıp dantelleri çıkarıp fal bakma isteğinin ulaştığı katsayı...Yemek olayında artık uçuşa geçtiğimin bana deklare edilmesi... nasıl kazıklıyorum heep uyduruk kaydırık... bu aralar motivasyonumu kaybettim bu konuda:)))


Bu resim tatilde balkonumuzda oturup bakacağımız manzaranın resmidir:))) İlknuuur bin teşekkür yeniden yeniden. Yerimizi ayarlamakla kalmayıp, göreceğimiz manzarayı, yürüyeceğimiz yolu bile resimleyip gönderdiğin ve hayatımda var olduğun için... Blog dünyası beni şaşırtmaya hayatıma güzellikler katmaya devam edecek ...

Biz de durum böyle böyle... dört gözle tatile çıkacağımız günü beklemekteyiz..
peki sizden ne haber...

not: sayfamın saat ayarını yeniden düzenleyip İstanbul yaptım, artık günah benden gitti ... yeniden Pasifiğe dönerse vardır bunda da bir hikmet:)

29 Haziran 2010 Salı

Bir yazar olsaydım satırlarıma, bir puslu Haziran sabahından sesleniyorum falan gibi bir cümle kurarak başlayabilirdim. Beşiktaş tarafında dolu yağıyormuş, burada gök gürlüyor, hava karardı ama henüz yağmur damlaları düşmeye başlamadı...

Salem Cadılarını anlatan bir kitap okuyorum... Brida'dan vaz geçtim bari yine büyülü müyülü bir şey okuyayım dedim ama henüz bir cenaze kısmında kaldık... tam yüz küsür sayfadır...Ama her an sandığı açıp, ne kadar dantel varsa çıkarıp dantel falı bakmaya başlayabilirim:))))Bir an önce bitsin istiyorum, bitsinki yeni kitaplarıma başlayabileyim...

Tatil yerimiz kesinleşti daha önce de dediğimiz gibi Amasra... çok görmeyi istediğim bir yer... kuzenim gidince - hayat boyu burada yaşayabilirim duygusuna kapılacaksın dedi.Bir başka heyecanım da İlknurla görüşecek olmamız... Günlerdir mesajlaşıyoruz , bize en uygun yeri bulmaya çalışıyor .İlknur'u ta blogcudan tanıyorum, hiç yüzyüze gelmedik, birbirimizin sesini duymadık ama Lale Abla dedikçe gerçek ablasıymışım gibi hissederim kendimi... hep diyorum ya ne sihirli bir dünya bu blog dünyası, dünyanın hiç gitmediğin yerlerinde hiç tanımadığın insanlarıyla bu derece kuvvetli bağlar kurabilmek ne müthiş ne inanılmaz... Düşünsenize aynı saadet zinciri gibi olduk... Nere gitseniz bir tanıdık var orada .

Kızlar tatile tam gaz başladılar... Naziş Metalica konseri ile ilk etkinliğini yaptı. Gamsegamse her gün başka bir yerde. Dün akşam yemek sonrası hep birlikte koruda yürüyüş yapıp Bordo Köşk de çay molası verdik. Hava limonata gibiydi tatlı serin , çok hoşumuza gitti. Ben Koruyu , yağmurda , karda her türlü severim ama bu halini ayrı severim.

Şimdiii zeytinyağlı fasulyeyi ocağa koymuşum, yoğurtlu kırmızı pancar salatası için pancarları soyulup haşlanmaya koymuşum yanına da erişte eee geri kalan tüm zaman benim kim demiş ev kadınlığı zor diye :))) Bir film seçerim kendime yanına bi kahve ... nazar etme noolur ... çalış seninde olur:)))

28 Haziran 2010 Pazartesi

Anneee bi gelll, Anneeee bi bak ...artık bizim ev de en çok duyulan söz bu. Gamsegamse bu sabah bu sözü belki yirmi kez söyleyince Kocamı bir gülme aldı anlatamam...
Tatilin ilk günü sayılır bu gün ve ben ilk günden çamura yattım, kahvaltıyı hazırlamadım, uyananamamış taklidi yaptım. Naziş hemen ben kornflakes yiyeceğim diyip olayı bitirdi.Neyse Koca insaflı çıktı da Gamse ile hazırladılar.

Dün akşama gelmeliyim hemen... Ebru blog adıyla Ebrucuk dört yıldır yaptığımız baskılar neticesinde İstanbula taşındı ve işe başladı... Yeni bir eve yeni bir hayata adım attı. Dün akşam Ebru'nun evinde toplandık. Zuz...Nalan...Zeya ve bittabiki Benn. Yine çok eğlendik...güldük... konuştuk bi sürü bi sürü yeni palanlar yaptık. Durmadan yiyip içtik, zaten Ebru'nun masası hazır ve nazır bizi beklemekteydi... masadan kalktık salonda, balkonda mutfak da, bulaşık makinesi yerleşirken hatta yeme içme işi devam etti. Evi çok ama çok güzel olmuştu...Güle güle otur Ebru, yeni hayatın sana yeni yepyeni güzelliklerle gelsin...Ebru2nun evi 12.katta ...aşağıda görülen manzara bu 12.katın balkonundan Zuz tarafından çekildi. O koca apartmanların arasında bu mahalle kendini korumuş kalmış, akşam olunca köpek sesleri falan gelmeye başladı bayıldık hatta Zeya ile acaba bu mahallede kiralık ev var mı ? araştırması bile yapmaya başladık. Evler öyle derme çatma değil, sokakları düzenli ve ağaçlı... Zuz ve Bana halamların Turhal'da oturduğu şeker fabrikasının lojmanlarını hatırlattıBizim dört yıldır süregelen artık gelenek olan adetlerimizden biri de doğum günlerimizin üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin, ilk buluşmada bunu kutlamak.. dün akşam da iki hafta sonra bile olsa benimkini kutladık...
Doğum günü hediyelerim de süperdi...Zeya'nın hediyesi olan bu kitabı ilk kez Yaşamdan Dakilar da görmüş ve çok merak etmiştim... Sabırsızlıkla sıranın onagelmesini bekliyorum
AhmetÜmit'in İstanbul Hatırası ise yine alınacaklar listem de olan bir kitaptı ve paketi açınca gözlerime inanamadım... Ebru'nun hediyesi olan bu kitapta yine Ahmet Ümit eşliğinde İstanbulda gezeceğim...

25 Haziran 2010 Cuma

Son elli yılın en soğuk haziran ayını yaşıyormuşuz ve dünya 10 yıllık yağışlı döneme girmiş.Yani önümüzdeki senenin haziran ayında son ellibir yılın en soğuk haziranını yaşamanız olasılıklar dahilinde...
Bu gün Cancan'la pek eğlendik yine , evi her zaöankinden biraz daha az dağıttık çünkü tam üç saat uyudu.. ve kalkar kalkmaz ciciaaaa mama dedi.Biber dolması ve yoğurt yedik birlikte... o pilav diyo ama olsun. Bizim ev de tam bir pilavcı oldu çıktı. Tüm pilav çeşitlerini seviyor pirinçmiş bulgurmuş farketmez.

Yazarken bir taraftan da Leonard Cohen dinliyorum... sisters of mercy diyor...valla çok utanıyorum ama Leonard Cohen'i Oray Eğin sayesinde tanımıştım...bir yarışmada jüri üyesiydi o kadar çok Leonard Cohen dedi ki, üle bi dinliyeyim dur dedim o dinleyiş... Mariah Carey ile tanışmam daha da bi hazin... Çok yıllar önce hani şu el arabasında kasetler satılan falan devir... Kadıköy Altıyol da bir kaset satıcısı Mariah Carey çala çala gidiyor. Ay diyorum işete bu yaa düşüyorum adamın peşine kim bu diye işte böle acıklı bi hikaye.

Yarın kızların ikisininde farklı farklı programları varmış. Yarını bilmiyorum şimdilik ama pazar için şahane bir programım var...

YARİM HAZİRAN

Kimbilir kaç baharı birlikte uğurladık seninle…
Kimbilir kaç yazı karşıladık kan ter içinde…
İlhamısın ergenlik şiirlerimin, o ilk Haziran’dan beri…
Yaşgünlerimin fener alayı, ilkyaz günahlarımın tanığısın…
Tanığısın yüzüme düşen gözlerin, terime değen ellerin…
Senle başlayıp, sende bitirdim bunca yılı…
Sendin hararetli yılsonu muhasebelerimin değişmez takvim yaprağı…
Tutkunum sana… Sadık, itaatkar ve hayran…
Yarım Haziran…Hasretle bekleyip, iple çektim gelişlerini çoğu zaman…
Sen hep iki bahar arasında, hazlar zamanı çıkageldin;
eteklerinde ilkyaz coşkuları ve isyanlarla…
Haziranlarda aşık, haziranlarda pişman, haziranlarda ergen oldum.
İşte burada yıllar yılı getirip, iadesiz taahhütsüz önüme atıverdin eski yaşlar…
Kimi hakkınca yaşanmış, kimi belki hiç yaşanmamış… Kimi çocuk, kimi genç, kimi olgun…
Her serin baharın ardından yaz kokulu, yıldızlı müjdeler taşıdın bana…
Hararetli ve çıplak Temmuz akşamları vadettin…
peşisıra hazan geldiğini hissettirmeksizin bir süre…
Gün oldu tomurcuk olup çiçek boyverdin;
gün oldu şiddet yüklü bir öfke bulutuna tutunup seller yağdırdın
gecikmiş bahar dallarının üzerine… hazırlıksız… insafsız…
Öncesiz ve sonrasız aşklarda oyaladın beni…
kimi gerçek çoğu, çoğu yalan…
Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi öğrettin; üzerine kırağı düşmüş beyaz bir gül kadar taze…
bir o kadar kusursuz…
Anladım ki, Haziran’da sevmek yaman…
Yarım Haziran..Ocaklar kurdum sıcacık… Aşım, eşim, işim oldu katıksız, riyasız…
Oğullar ve gecikmiş heyecanlar verdin bana…
Gidemediğimiz uzak denizleri çocuklarımıza isim yaptık…
onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi…
Geride kırık dökük onlarca Haziran bırakarak karşıladık yarınları…
Ve sen bağışladın hatalarımı yılsonu bilançolarında…
Sorguda ele vermedin beni… Tanıyamadılar kimlik tesbitinde bedenimi, kalbimi…
Kimbilir kaç sırrı sakladın… Kaçını ele verdin o gecikmiş hesaplaşmalarda…
Sen ilkyazdan alıp güze açarken kapılarını…
ben yazın sarhoşluğundan sonbahar serinliğinden aydım.
Seni beklerken kendime vardım.
Yadsıyamam, Sevildim ve sevdim çoğu zaman…
Müsebbibi sensin… Yarim Haziran! …
Yaşım büyüse de büyümedi içimdeki çocuk…
ama zamanla olgunlaştı Haziranlarım…
Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi…
Eski mektuplar ve sepya renkli fotoğraflarla dolu bir albümde hayatım… Haziran doğumlu…
Kulağımda bir şiir Hasan Hüseyin’den artakalan:
Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/yaralı bir şahin olmuş yüreğim/ uy anam anam…/
Haziran’da ölmek zor”…
Lakin doğmak da zor Haziran’da…
Yaz kapıyı çalsada;
biliyoruz sonu hazan…
Yine de seviyorum seni…
Yarım Haziran! …

CAN DÜNDAR

Cuma

Kızlar haziranın sonuna geldik bu ne biçim hava diye bağıra bağıra giyinip okula gittiler... Bu gün son artık, ondan sonrası yan gel Osman bir dönüm bostan vaziyetleri... Benim havadan dolayı bir şikayetim yok oooh serin serin yatıyorum...

Aşk-ı Memnu izledik akşam ... senaryosuda internete sızmış netekim... kızlar Ednan şimdi burada derin bir soluk olacak... telefon zıızıt ayapacak... Bülent dergi okuyacak... Bihter şimdi elini başına götürecek derken izlemeye çalıştık... teknolojinin bu kadarıda fazla yani.

Dizi izledikten sonra kitap okuma seansına geçtik... Brida'dan bir kaç sayfa okudum baktım gece gece sarmadı, Dantel Falcısını aldım elime, hoşuma gitti. Bu kitabı aldığımı yazdığımda bir iki kişi merak ettiğini , okuyunca görüşlerimi yazmamı istemişti. Bazı bloglarda kitap eleştrilerine rastlıyorum da ...anam ben kim oluyorum da kitap hakkında ileri geri laf söylüyorum ... millet bu işin ilmini yapmış, kitap okumuyorlar cümle çözümlüyorlar. Benim gibi çayını kahvesini , fıstık tasını yanına alıp kitap okumuyorlar.

Bu gün Cancan geliyor, geçtiğimiz çarşambadan beri görüşmedKi,özledim çok...kelime dağarcığına bir sürü yeni kelime katmış. Artık bu kelimeleri söyleyip söyleyip alkış bekler benden:))

Şimdi gidip O' gelene kadar kahvaltımı yapayım.