Artık bahar geldi diye üstüne basa basa söyleyebiliriz. Dün İstiklal'de ki genç kızları görünce ahah dedim ağustos ayında ne giyeceksiniz. Derinizi mi? soyacaksınız :)))
Anlaşıldığı üzre dün bir Beyoğlu günüsü daha yaptım. Sabah kahvaltıdan sonra baktım herkesin gözü dışarıya düştü,Gamsegamse hatta Moda-kahvaltı programı için , kahvaltı öncesi firar etti.Naziş de Caddebostan sahilinde buluşacağız arkadaşlarla dedi, Koca baktım başka telden çalıyor eh dedim günah benden gitti. Bir gün önceden sağlamalarımı yapmışım, gıpgıcır bir ev , her ihtiyaca verecek bir buzdolabı daha ne olsun. Zaman gezme zamanıdır dedim. Bi koşu motora atla , motordan in, finüküler derken hoop Taksim'de buldum kendimi. Anıtın önünde merasim çelenkleri, çiçekçiler, böcekçiler hepsi yerli yerindeydi asayiş berkemaldi yani Beyoğlu çevresinde...
Kuzenler Terkos Pasajı ve İş Merkezi önerime sıcak bakmadılar. Doğrudan yeme içme faslına geçme taraftarıydılar... Her yer çok kalabalıktı... Yiyis içiyos geziyos anacım, Türk Halkı olaraktan.
Dönüşü İtalyan Yokuşundan başka bir deyişle Defterdar yokuşundan aşağı inerek yaptım. Bu yokuş üstünde İtalyan Hastanesi de olduğu için genellikle bu adla anılır. Bir ucu Sıraselvilerde bir ucu Tophane'dedir. Gayet manzaralı manzaralı inersiniz. Tophaneye gelince de tramvaya bineyim dedim ama hangi taraftan girdiysem kart basmadan geçmişim. Bi baktım millet ilerlerde bi yerden turnikeden geçe geçe geliyor. Ay ben oraya nasıl geçtim anlamadım, yolun karşısından geçtim işte. Hay Allahım dedim, acep vapurda iki kez üst üste mi? bassam, ama bu sefer işlermeler değişik. Yani İBB yi tam bir buçuk lira zarara uğrattım.Ama benim gibi bir şaşkın bunu bilmeden yaptıysa , sanırım bu işin müdavimleri vardır...
Akşam eve giren herkes bu gün ne kadar sıcaktı diye girdi. Akşam ortak bir tv programı yapıp, herkes kitap okuma falı için odasına çekildi. Ben de elime koca bir tas çilek alıp, Mazhar Olmak'a devam ettim.
Bu sabah Gamsegamse - kahvaltıda menemen istediğini beyan etti. Menemenli bir kahvaltı sonrası yine dağıldık ama akşam Adile Sultan Kasrındaki Öğretmen Evinde buluşup Gamsegamse'nin Öğretmen Evi kartını ıslatacağız, meslekteki ilk yılı nedeniyle...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
24 Nisan 2010 Cumartesi
22 Nisan 2010 Perşembe
23 Nisan da bu blog benim
Türkiye'nin en büyük kollektif sosyal medya sorumluluk kampanyasıyla blog yazarları bu yıl da 23 Nisan'da bir günlüğüne hem o günün anlam ve önemini yaşatmak, hem de çocuklara yazma ve paylaşma sevgisini aşılamak için bloglarını çocuklara bırakıyorlar.

Ben de Tohum Otizm Vakfının bana yayınlamam için gönderdiği bu resimle bloğumu bu resmi yapan çocuğa verdim bu gün. Yalnız ismi belirtilmemişti... o yüzden isim yayınlayamadım.Dilerim hayatı resmi kadar renkli ve güzel olsun.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı hepimize kutlu olsun...
Dün, bu gün, bu sabah 2
Geçen gün Uruguaydan bile sayfama giriş yapıldığını görünce heh demiştim bu son noktadır. Ama bu gün gelen telefon beni hem şaşıttı hem de çok sevindirdi.Arayan kocamın Kuzeni Tacettin'di.
Tacettin ile tanışmadan önce Annesi Bedriye Yenge ile tanıştık biz. Babaanneme gittiğimiz bir yaz, bizi evinde misafir etti. Bir hafta boyunca iştahsız olan bizlere yemek yedirmek için, türlü oyunlar icat etti. Her günü bir şölene , eğlenceye çevirdi. Sonra bir daha görüşemedik. Yıllar sonra İstanbul'da yeniden karşılaştık. Ama bu kez kocamın kuzeni, Amcasının Oğlu olarak ... Kuzenden de öte, üniversite yıllarında aynı evi paylaşmışlar. Bir sürü ortak macera yaşamışlar. Hep sözünü ettiğim evimizin Mimarıdır aynı zamanda. Bir akşam geldi bana neler istediğimi sordu. Sonrada tripleks bir ev planı ile çıktı karşımıza.İstediklerimi ancak karşılamış demek ki:))) Villa Nazlı. Çatısıyla meşhur olan ev. Çoğunuz bu ev de yaşanan maceraları biliyorsunuz zaten... Tacettin ailesiyle birlikte yaşamını Tokat'ta sürdürüyor.Çevrenin en tanınmış Mimarlarından... Bu gün telefon açıp , yazılarımı okuduğunu söyleyince çok şaşırdım. Bir o kadar da memnun oldum. Söyledikleri günümüzü aydınlattı... renk kattı. Ayrıca hepinizin çok beğendiği ''' Bahar bacağını salladı ''' sözü Bedriye Yenge patentlidir:)))
Dün çoook Can'lı bir gündü. Cancan artık topu atıp havada vole çekiyor. Kolunuda havaya kaldırıp gool diye bağırıyor. Resimden Arda'yı tanıyor. Yürü be koçum dedim daha 22 aylıkken bunu yaparsan... Aşağıda top oynayan çocukların yanına indik. Kavga kıyamet oynadılar. Bir ara biri diğerini ısırınca bizimki gitti ısırılına cici cici dedi. Kendi, bizi ısırınca cici cici diyor ya. Kendince geçmiş olsun yani:)))
Bu gün Naziş, önümüzdeki sene , resmen Gamsegamse ile aynı okulda çalışmak üzere sözleşme imzaladı. Geçen gün sözünü ettğim müjdeli haber buydu. Artık iki kardeş hem meslektaş hem iş arkadaşı, hem servis arkadaşı, hem yol arkadaşı oldular. Umarım güzel güzel sürer beraberlikleri:))) Neyseki branşları farklı...
Önümüzde üç günlük bir tatil var. Şu an için çok bilmiyorum ama gizliden gizliden sürdürdüğüm bir Beyoğlu planım var:)))
İzlemediğim film kalmasın etkinliğinin bu sabahki filmi 2009 Oscarını Sandra Bullock'a kazandıran :The Blind Side idi. Son zamanlarda izlediğim en güzel filmdi ve bu Oscar insana boşuna verilmiyor anacım... Yeşil çayımı içe içe izledim. Sonra babamın yaptığı çaydan bir fincan çay kaptım, yanına zeytin ekmek aldım... kahvaltı saatine kadar kapımı kapatıp filmime konsantra oldum.
Mazhar Olmak çok eğlenceli bir kitap. Okurken arada Kocamın kafasınıda ütülüyorum. Bak bu bu şarkıyı yazarken şunlar olmuş falan diye, O da beni başından atmak için sonra ben de okurum - Lale diyor. Yalancıııı... Nazlı ile ikisi bu ara korku, gerilim okuyorlar. Kocamın okuduğu kitabın adını söylüyorum - Kötü Ruh , bir önceki Siyah Kan. Sonrada gördükleri rüyalardan dert yanar bu süper ikili.. Acep ne görmeyi umuyorlar denizler üstünde süzülüp, cennet gibi çayırlarda koşmayı mı:?)))) Örnek; geçen gece Naziş rüyasında kendini vampir olarak görüp, kendinden korkmuş...Bakın Gamsegamse'ye benim kızım yatarken Selindirella okuyor. Eminim rüyasında güzel güzel alışverişler yapıp, arkadaşlarıyla eğleniyordur:=))
Gittim şimdilik , 23 Nisan hepimize kutlu olsun. Hayat bayram olsun, yaşadığımız yerler bayram yeri...
Tacettin ile tanışmadan önce Annesi Bedriye Yenge ile tanıştık biz. Babaanneme gittiğimiz bir yaz, bizi evinde misafir etti. Bir hafta boyunca iştahsız olan bizlere yemek yedirmek için, türlü oyunlar icat etti. Her günü bir şölene , eğlenceye çevirdi. Sonra bir daha görüşemedik. Yıllar sonra İstanbul'da yeniden karşılaştık. Ama bu kez kocamın kuzeni, Amcasının Oğlu olarak ... Kuzenden de öte, üniversite yıllarında aynı evi paylaşmışlar. Bir sürü ortak macera yaşamışlar. Hep sözünü ettiğim evimizin Mimarıdır aynı zamanda. Bir akşam geldi bana neler istediğimi sordu. Sonrada tripleks bir ev planı ile çıktı karşımıza.İstediklerimi ancak karşılamış demek ki:))) Villa Nazlı. Çatısıyla meşhur olan ev. Çoğunuz bu ev de yaşanan maceraları biliyorsunuz zaten... Tacettin ailesiyle birlikte yaşamını Tokat'ta sürdürüyor.Çevrenin en tanınmış Mimarlarından... Bu gün telefon açıp , yazılarımı okuduğunu söyleyince çok şaşırdım. Bir o kadar da memnun oldum. Söyledikleri günümüzü aydınlattı... renk kattı. Ayrıca hepinizin çok beğendiği ''' Bahar bacağını salladı ''' sözü Bedriye Yenge patentlidir:)))
Dün çoook Can'lı bir gündü. Cancan artık topu atıp havada vole çekiyor. Kolunuda havaya kaldırıp gool diye bağırıyor. Resimden Arda'yı tanıyor. Yürü be koçum dedim daha 22 aylıkken bunu yaparsan... Aşağıda top oynayan çocukların yanına indik. Kavga kıyamet oynadılar. Bir ara biri diğerini ısırınca bizimki gitti ısırılına cici cici dedi. Kendi, bizi ısırınca cici cici diyor ya. Kendince geçmiş olsun yani:)))
Bu gün Naziş, önümüzdeki sene , resmen Gamsegamse ile aynı okulda çalışmak üzere sözleşme imzaladı. Geçen gün sözünü ettğim müjdeli haber buydu. Artık iki kardeş hem meslektaş hem iş arkadaşı, hem servis arkadaşı, hem yol arkadaşı oldular. Umarım güzel güzel sürer beraberlikleri:))) Neyseki branşları farklı...
Önümüzde üç günlük bir tatil var. Şu an için çok bilmiyorum ama gizliden gizliden sürdürdüğüm bir Beyoğlu planım var:)))
İzlemediğim film kalmasın etkinliğinin bu sabahki filmi 2009 Oscarını Sandra Bullock'a kazandıran :The Blind Side idi. Son zamanlarda izlediğim en güzel filmdi ve bu Oscar insana boşuna verilmiyor anacım... Yeşil çayımı içe içe izledim. Sonra babamın yaptığı çaydan bir fincan çay kaptım, yanına zeytin ekmek aldım... kahvaltı saatine kadar kapımı kapatıp filmime konsantra oldum.
Mazhar Olmak çok eğlenceli bir kitap. Okurken arada Kocamın kafasınıda ütülüyorum. Bak bu bu şarkıyı yazarken şunlar olmuş falan diye, O da beni başından atmak için sonra ben de okurum - Lale diyor. Yalancıııı... Nazlı ile ikisi bu ara korku, gerilim okuyorlar. Kocamın okuduğu kitabın adını söylüyorum - Kötü Ruh , bir önceki Siyah Kan. Sonrada gördükleri rüyalardan dert yanar bu süper ikili.. Acep ne görmeyi umuyorlar denizler üstünde süzülüp, cennet gibi çayırlarda koşmayı mı:?)))) Örnek; geçen gece Naziş rüyasında kendini vampir olarak görüp, kendinden korkmuş...Bakın Gamsegamse'ye benim kızım yatarken Selindirella okuyor. Eminim rüyasında güzel güzel alışverişler yapıp, arkadaşlarıyla eğleniyordur:=))
Gittim şimdilik , 23 Nisan hepimize kutlu olsun. Hayat bayram olsun, yaşadığımız yerler bayram yeri...
21 Nisan 2010 Çarşamba
Leylak Olmak...

Bundan bir kaç ay önce , bir pazar sabahı, ''Yaşamdan Dakikalar ''izliyorum. Konuk; Mazhar Alanson. Yeni çıkan kitabından söz ediyor. Kitabın adı; Mazhar Olmak.Kitabı basan yayınevi tanıtımında şu cümleleri kullanmış,Mazhar Alanson, bugüne kadar yaptığı şarkıların sözlerinden, ilham aldığı olaylardan, çizdiği resimlerden, yazdığı günlüklerden ve fotograflarından oluşan el yapımı bir defter hazırlamış. Alanson’un tüm genç aşıklarla paylaşmak istediği bu çalışma, Alametifarika tarafından yayına hazırlandı ve kitap olarak basıldı. Kitabın içinde, efsane olmuş 14 şarkının evde kaydedilmiş demolarının yer aldığı bir de CD var. Ben tabi bunları da okuyunca meraktan öldüm kitabı.
O günkü yazımda , şunları yazmışım;Sabah ,herkes uyurken , yeşil çayımı demledim, iki de kurabiye aldım , Yaşamdan Dakikaları izledim. Mazhar Alanson konuktu. Bir kitap yazmış, kocaman bir şey şarkılarının nasıl yazıldığı, o günkü Türkiye resimli, çizgi roman gibi bir şey. Aslı kocaman ve fiyatı biraz uçukmuş bir de küçük boyutlusu var bizim gibiler içinmiş hehehehehehehe. Aynı bu uzunlukta güldüm valla. Ben güleyim durayım D&R larda tükenmişde yeniden basılıyormuş. Galiba bizim Capitoldeki D&R a fakirler gidiyo çünkü hiç görmedim orada da:)) ama dikkatinizi çekerim bizim Capitol. Biziiim:))) Kitapta gözüm kaldı mı? kaldı.
Yazımı okuyan Leylak Dalı da şöyle bir yorum yazmış;Leylak Dalı dedi ki... Laaaleeee:)) Mazhar Alanson'un kitabından bende vaaaar:))) Valla unutmuştum inan, Ankara'ya ilk geldiğimde aldım sonra yığınların altında kalmış unutmuşum. Okuyum yollayım sana canım, matah birşey de değilmiş, o kadar paraya değmez. Sadece eğlenceli göründüğü için almıştım. Ben böyleyim işte, kitap denince paraya kıyıyorum. Valla ben de yine hırıldamaya başladım göğsümden, bir doğumgünü yemeği hazırlığı nazik bedenimi haşat etti, o gündenberi öksürük arttı, yarın antibiyotik başlayacağım. Şu kuru dolmayı pek sever, övünmek gibi olmasın pek de güzel yaparım, sumak suyuyla falan, gel de yapayım sana. Tokat tarhanası yarma ile yapılan mı, bizim Niğde de de öyle yaparlar. Ay sana yorum yazmayı özlemişim, çenem düştü. Öptüm koçum, kızların yeni yarıyılı hayırlı olsun:)

Bu yazıyı yazdığımı , Leylak Dalının yazdığı yorumu ,bile unuttuğum dün akşam, kapımız çaldı ve bana Antalya'dan kargo geldi. Biz birbirimizin gözüne bört bört bakarken, kargonun içinden Mazhar Olmak , bu şahane ebru sanatıyla yapılmış laleleri resmeden ayraç , beni zırıl zırıl ağlatan bir yazının olduğu bu leylaklı kart ve her şeyden de önemlisi Leylak Dalıcım bana kendi lale kolyesini göndermiş. Bi de demişki düşündüm, sana daha çok yakışır. Ne diyeyim ben şimdi ,Leylak Olmak da bu demek ki...
Hep diyorum ki, bu blog dünyası sihirli bir dünya, dört yıldır yaşadığım tüm güzellikler adına bana bir dakika düşünme fırsatı bile bırakmadan şıp diye blog açan Naziş'e ve paylaştığımız her şey için hepinize çok ama çok teşekkür ederim.
19 Nisan 2010 Pazartesi
Yıllar sonra yeniden
Evvveeet çok güzel bir hafta Sonuna çook güzel bir başlangıç yaptım. Kendisini en son nişan törenimizde gördüğüm lise arkadaşımla bu gün sabah, Koruda, erguvanlar, laleler, menekşeler arasında, boğaza karşı şahane bir kahvaltı da buluştuk. Benim evlendikten sonra bir süre İstanbul dışında olmam, yazları başka yerlerde olmamız , onun evliliği , telefonların değişmesi , cep telefonu ve facebookun henüz icat edilmemiş olması falan filan. Bulduk ya birbirimizi buluştuk ya yılları biz hemen kapatırız. Bu gün ilk 10 yılı kapattık bile. Nermin benim lisedeki beş kişilik çetenin üyelerinden. Hani hep anlattığım , Yeni Kapı , Samatya Sahilindeki tüm öğrenci kahvelerini mekan tuttuğumuz yıllardan...Birlikte çok okul kırdık, harçlıklarımızı paylaştık, çok filmler izledik. Annelerimizin paketinden yürüttüğümüz sigaraları birlikte içtik. Kimseyle paylaşmadığımız en gizli sırlarımızı paylaştık. Nermin , bu gün söylemeyi unuttum, babanla gittiğin Avrupa seyehati dönüşünde bana getirdiğin takma kirpikleri hatırladın mı???

Saat 10 da Koru'da Dilruba Restoran da buluştuk. Saat 12 ye kadar sohbet , muhabbet kahvaltımızı yaptık, sonra yürüyerek Korunun sahil girişine indik. Oradaki Bordo Köşk de kahvelerimizi içtik. Konuşa konuşa yeniden acıktık, çay pasta seromonisi yaptık. Tüm arkadaşlarımızın kulaklarını çınlattık. Hocalarımızı andık. Sonrada sahilden, Paşa Limanı istikametine yürüyüp , Üsküdar' a geldik. Nermin taa Ataköyden gelmişti, o yüzden çok akşama kalmadık. Ama en yakın zamanda bu kez Florya'da bir program yapıp ayrıldık.
Bu gün bizim pazarımız, artık yaz sebzeleri ile yemyeşil bir pazar var. Birazdan çıkıp dolaşacağım. Biraz değişik otlar alacağım.
Akşam biraz dizi, biraz kitap ... dün akşam okurken aldığım alerji hapının etkisiyle uyumuşum, farkında bile değilim. Elimdeki kitap ah başlayıp başlayıp bıraktığım Limon Ağacı. Bazı kitapların buluşma vakti var geçen röportajında Elif Şafak söylemişti, ay galiba ben de yazmıştım. Neyse, işte Limon Ağacı ile sonunda buluştum. Bir kez de Orhan Pamuk'un Beyaz Kalesinde aynı olmuştum. Sonra hem de yıllar sonra bir çırpıda okuyunca neden öyle yaptığıma şaşırmıştım.
Bu akşam efsane bizim eve geri döndü... Naziş elinde koca bir çanta ile geldi, içinden kaplumbağa ve küveti müveti çıktı. Daha önceki kaplumbağa maceralarımızı hatırlayanlar var mııı? Gamsegamse onları besleye besleye nasıl azmana dönüştürmüştü, nasıl yuvalarından kaçıp evde kayboluyorlardı, kocamın adı kaplumbağa dedektifine çıkmıştı. Çünkü bir tek o buluyordu onları...
düzenleme1- Ezelden içime fenalık gelmeye başladı, hep oyun hep oyun yani nereye kadar... Türk Malı nı izlesem acaba daha mı az sinir olurdum. Ya da şartmıydı ille de bir şey izlemek... git Limon Ağacını oku kadınn.
18 Nisan 2010 Pazar
@ Kadıköy...
Dün , bi baktım, millet evden ufak ufak toz olmaya başladı. Gamsegamse'nin bir hastanede ilk yardım eğitimi vardı. Ona gitti. Naziş Neslihan'la buluşacağım dedi. Benim başım kel mi? ben de İlmiyem'le buluşurum dedim. Aradım , Kadıköy'de buluşmak üzere sözleştik. Saat üç gibi falan demiştik. Ben tam buluşma yerimize gittiğimde telefonum çaldı. - Anne, neredesin, bizim eğitim bitti dedi Gamsegamse Hanım. İlmiye ile buluşacağımı öğrenince sakın yemek yemeyin , geliyorum dedi.
Biz İlmiye'mle çarşı içinde dolaşırken de geldi bizi buldu. Yemek planımızı değiştirtip bizi Mercan'a sürükledi. Kokoreçti, midyeydi falan yemeğimizi yedik. Biraz eskici dolaştık. Şimdiki eskicilerin kendini baya baya antikacı sandığını söylemişmiydim. Sonra Hümeyra Moda Cafe'de çay molası verdik. Burasıda Kadıköyde gezerken biraz soluklanmak için verebileceğim adreslerden. Çayları porselen demliklerde demleyip, ince belli kaliteli bardaklarda servis ediyorlar. Koltuklar şıklığın ötesinde ayrıca rahat. Sturbucks ta yatmak zorunda olduğun koltuklar gibi değil . Eğer boyun iki metre değilse arkana da biri otursa ancak rahat edebiliyorsun onlarda. Ben çantamı , paltomu falan koyuyorum mesela. Hümeyra'da isteyene şarap ve bira servisi de var. Kahvaltı, makarna, omlet , tost seçenekleri de var. İstersen konsoldan bir gazete, dergi , kitap seç keyif yap. Cafer Ağa Camii ile aynı sırada ya da Barış Manço Kültür Merkezinin önünden aşağı doğru inerken tam köşede.
İkinci çaylarımızı içerken de, Naziş aradı. Onlarda Kdıköydeymiş. Sonra Neslihan'ın Annesi ve kızkardeşi Candan'la buluşmuşlar. Candan'da bizim kızlarla meslektaş. O da öğretmen yani. Dördü yanımıza geldi. Güleryüzlü çalışanlar bi de yakışıklılar laf aramızda:))) bizi daha büyük bir masaya taşıdılar. Candan ve Gamse tanışmıyorlardı ama oracıkta kanki olup, bizi bırakıp bırakıp akıllarına eseni yapıp yanımıza geldiler... Sonra sonra yok Mango yok Koton ora bura Alkım derken ben yine Home sweet home demeye başladım. Akşam dokuzda eve geldik. Üçümüzü aynı anda karşısında gören kocamın yüzü ışıldadı siz birliktemiydiniz diye... Çayımızı içtik, yeni başlayan Survivoru izledik.
Yağmur bütün gece yağdı da yağdı. Şimdi güneş var ama sanki yine yağacak gibi. Kızlar çoktan dağıldı, kocam kaçmak için fırsat kollamakta... benimse hiç niyetim yok dışarı çıkmaya...
düzenleme: Haftasonunu Capitol'de noktaladık. Biraz mağaza, biraz D&Rbiraz Migros ... Migrosta yanında kızı, alış- veriş arabasını ite ite bir kadın geçti yanımızdan. Çalışanlardanbiri, çarşamba akşamları bizi ekrana kilitliyorsunuz, gözümüzü alamıyoruz sizden deyince, baktık ki, Yaprak Dökümü'nün Fikret'i Bennu Yıldırımlar'mış.
Eve gelince de Çok Güzel Hareketler Bunlar başlamıştı onu izledik...
Biz İlmiye'mle çarşı içinde dolaşırken de geldi bizi buldu. Yemek planımızı değiştirtip bizi Mercan'a sürükledi. Kokoreçti, midyeydi falan yemeğimizi yedik. Biraz eskici dolaştık. Şimdiki eskicilerin kendini baya baya antikacı sandığını söylemişmiydim. Sonra Hümeyra Moda Cafe'de çay molası verdik. Burasıda Kadıköyde gezerken biraz soluklanmak için verebileceğim adreslerden. Çayları porselen demliklerde demleyip, ince belli kaliteli bardaklarda servis ediyorlar. Koltuklar şıklığın ötesinde ayrıca rahat. Sturbucks ta yatmak zorunda olduğun koltuklar gibi değil . Eğer boyun iki metre değilse arkana da biri otursa ancak rahat edebiliyorsun onlarda. Ben çantamı , paltomu falan koyuyorum mesela. Hümeyra'da isteyene şarap ve bira servisi de var. Kahvaltı, makarna, omlet , tost seçenekleri de var. İstersen konsoldan bir gazete, dergi , kitap seç keyif yap. Cafer Ağa Camii ile aynı sırada ya da Barış Manço Kültür Merkezinin önünden aşağı doğru inerken tam köşede.
İkinci çaylarımızı içerken de, Naziş aradı. Onlarda Kdıköydeymiş. Sonra Neslihan'ın Annesi ve kızkardeşi Candan'la buluşmuşlar. Candan'da bizim kızlarla meslektaş. O da öğretmen yani. Dördü yanımıza geldi. Güleryüzlü çalışanlar bi de yakışıklılar laf aramızda:))) bizi daha büyük bir masaya taşıdılar. Candan ve Gamse tanışmıyorlardı ama oracıkta kanki olup, bizi bırakıp bırakıp akıllarına eseni yapıp yanımıza geldiler... Sonra sonra yok Mango yok Koton ora bura Alkım derken ben yine Home sweet home demeye başladım. Akşam dokuzda eve geldik. Üçümüzü aynı anda karşısında gören kocamın yüzü ışıldadı siz birliktemiydiniz diye... Çayımızı içtik, yeni başlayan Survivoru izledik.
Yağmur bütün gece yağdı da yağdı. Şimdi güneş var ama sanki yine yağacak gibi. Kızlar çoktan dağıldı, kocam kaçmak için fırsat kollamakta... benimse hiç niyetim yok dışarı çıkmaya...
düzenleme: Haftasonunu Capitol'de noktaladık. Biraz mağaza, biraz D&Rbiraz Migros ... Migrosta yanında kızı, alış- veriş arabasını ite ite bir kadın geçti yanımızdan. Çalışanlardanbiri, çarşamba akşamları bizi ekrana kilitliyorsunuz, gözümüzü alamıyoruz sizden deyince, baktık ki, Yaprak Dökümü'nün Fikret'i Bennu Yıldırımlar'mış.
Eve gelince de Çok Güzel Hareketler Bunlar başlamıştı onu izledik...
16 Nisan 2010 Cuma
Kardeş kardeş gezme ...
Bu gün kardeş kardeş gezdik Zuz'la. Sabah Taksim'de buluşalım diye sözleştik. Evden çıkana kadar 3-5 kez yar değiştirdik ve sonunda Üsküdar İskelesinde buluştuk. Ne güzel bir havaydı. Motorla kardiş kardiş geçtik. Bu sırada Naziş'den çok güzel bir haber aldık. Sonra söyleyeceğim size. Ama Ece biliyo unutmadıysa :))) Günümüzü daha da güzel yapan haber etrafında da konuşa konuşa finükülere geldik. Meğer Zuz ilk kez binecekmiş. Yani O^nun güzegahına uygun değil zaten. O daha çok Kadıköy bağlantılı gidip geldiği için...
Taksim'e çıktık, Zuz boynundaki fuları göstererek Galatasaray'dan ya da Tünel den dedi , şu fuların siyahını almak istiyorum. Onu bir fularcıya götürdüm, zaten yolumuzun üstündeydi. Dayımla bir şapka pazarlığı yapmışlığımız vardır orada. Yolunuz düşerse , hem çok ucuz hem de çok çeşitli fularları var. Sıraselvilere doğru yürürken Kemancı Bar'ın bitişiği.
Sohbet, alış- veriş derken biz saati unutmuşuz. Kuzen Fatma aradı, yatarken mi geleceksiniz buraya diye. Eniştem Zuz'u görünce güzel güzel dedi, bana da nasıl geldiniz dedi. E Enişte Enişte bana da güzel desene ne yapıcan, nasıl geldiğimizi , geldik ya... Teyzem yeğenleri geliyo diye, pancar çorbası yapmış, turşu kavurmuş. Börekler, pastalar, poğaçalar hazırlamış. Açılışı çorba ile yaptık. Sonrada çayla gelsin börekler , pastalar, turşu kavurmaları...
Güllü yani yedi bela dokuz katil Gülden, iş yapmamak için yine tansiyonum düştü, çarpıntım var ayağına yattı. Çay masası hazır olunca şıp diye iyileşti:))))
Akşam Zuz'la Kabataş'a birlikte indik, taksi şöförümüzün konuşmaya çok ihtiyacı vardı. Köyündeki kekliklerin azalışından tutunda, duraklarının yanındaki ev yemekleri yapan lokantaya varana kadar anlattı. Mesela bu gün dolma varmış. Zuz'la, Kabataş da ayrıldık. Ben motora bindim, yine ilk kez görüyormuşcasına atrafı seyrede seyrede geldim. Yavru martıların deniz üzerinde pike yapışlarını izledim. Seneye onlarda koca totolu İstanbul martılarına dönüşecekler, poğaça ekmek yiye yiye. Büfelerin çöp kutularını karıştıra karıştıra.
Sonrası home sweet home
Taksim'e çıktık, Zuz boynundaki fuları göstererek Galatasaray'dan ya da Tünel den dedi , şu fuların siyahını almak istiyorum. Onu bir fularcıya götürdüm, zaten yolumuzun üstündeydi. Dayımla bir şapka pazarlığı yapmışlığımız vardır orada. Yolunuz düşerse , hem çok ucuz hem de çok çeşitli fularları var. Sıraselvilere doğru yürürken Kemancı Bar'ın bitişiği.
Sohbet, alış- veriş derken biz saati unutmuşuz. Kuzen Fatma aradı, yatarken mi geleceksiniz buraya diye. Eniştem Zuz'u görünce güzel güzel dedi, bana da nasıl geldiniz dedi. E Enişte Enişte bana da güzel desene ne yapıcan, nasıl geldiğimizi , geldik ya... Teyzem yeğenleri geliyo diye, pancar çorbası yapmış, turşu kavurmuş. Börekler, pastalar, poğaçalar hazırlamış. Açılışı çorba ile yaptık. Sonrada çayla gelsin börekler , pastalar, turşu kavurmaları...
Güllü yani yedi bela dokuz katil Gülden, iş yapmamak için yine tansiyonum düştü, çarpıntım var ayağına yattı. Çay masası hazır olunca şıp diye iyileşti:))))
Akşam Zuz'la Kabataş'a birlikte indik, taksi şöförümüzün konuşmaya çok ihtiyacı vardı. Köyündeki kekliklerin azalışından tutunda, duraklarının yanındaki ev yemekleri yapan lokantaya varana kadar anlattı. Mesela bu gün dolma varmış. Zuz'la, Kabataş da ayrıldık. Ben motora bindim, yine ilk kez görüyormuşcasına atrafı seyrede seyrede geldim. Yavru martıların deniz üzerinde pike yapışlarını izledim. Seneye onlarda koca totolu İstanbul martılarına dönüşecekler, poğaça ekmek yiye yiye. Büfelerin çöp kutularını karıştıra karıştıra.
Sonrası home sweet home
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)