Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Çıktık açık alınla 28 yılda her savaştan;

Geçen yıl tam bu gün bu yazıyı yazmışım, okudum ; değişen hiç bir şey yok sadece 27 yerine artık 28 olduk. Bir yaş daha büyüdük. Tek değişen Gamse artık öğrenci değil; öğretmen. Naziş 'in meslekte beşinci yılı, Kocamın saçında bir kaç tel daha beyaz var, heheheheh benim saçlarımda kızıl kahve bu yıl , kilom aynı:))))

Link vermişim ama burayada alayım, linkteki yazının devamında Gamse ile benim tahtakale maceram var:)))

BİZ

Bundan tam 27 yıl önce biz , bir yola çıktık. Şimdiki ortalamalara göre daha çocuk yaştaydık. Birlikte çok şey yaşadık, Önce ben değil biz demeyi öğrendik. Ayrıca bendik de. Ailellerimizden uzakta çok karlı bir şehirde ,soba yakmayı, annelerimiz pişirmeden karnımızı doyurmayı öğrendik. Birlikte çok eğlendik, acılar paylaştık. Annelerimizi kaybettik birbirimize sarıldık. İkiyken üç olduk dört olduk. Dört ayrı karakter bir arada nasıl yaşar onu öğrendik.

Bu ikili bu akşam evliliklerinin 27.yılını ama birlikteliklerinin tam 30 yılını devirmekteler. Artık sokaklarda kar topu oynayan, yokuşlardan kahkahalar atarak kızakla kayan , istiklal'de gülme komasına girip herkesin başlarını onlara çevirip baktığı, rezarvasyonsuz yollara çıkıp ondan ona bin usulüyle yolculuk yaptıkları günlerdeki gibi değiller. Artık daha bi ağırbaşlılar artık tatile giderken bir ay önceden rezarvasyon yaptırıyorlar ama içlerinde hala bi çocuk tarafları var. Kadın olanı hala bi çıldırık ama olsun idare edip gidiyolar işte.

Biz bu geceyi yine kendi usulumüzde ev de kutlayacağız, yemeğimizi yiyeceğiz, pastamızı keseceğiz ayyy iyiki evlendik diyeceğiz...


19 NOLU SONNET

Yalnızca benden kaçma yeter
Boş sözler de etsen duymak istiyorum seni
Sağır olsan gönlüm sözlerini ister
Dilsiz olsan gördüğünü.
Kör olsam, seni görmek isterdim
Sen yanımda yol gösterici oldun
Uzun yolun daha yarısı bile aşılmadı

Bir düşün içinde yaşadığımız karanlığı
Bırak beni yaralıyım´ desen de boşa

Görevden dönülmez, yalnızca ertelenir
Başka bir yerde değil, yalnızca burda
Gönlüm herşeyden önce seni ister
Biz de diyebilirim, ben yerine.

Bertolt Brecht

27 Aralık 2009 Pazar

haftada bir pazar

Bu gün güne şu müzikle başladım,(ilgilenen için sayfamın yan tarafında videosu var) Gamse 'den çaldım , bayıldım , defalarca dinledim sonra sayfamın yan tarafına video olarak koydum, facebook da paylaştım. Teyzem , Karayolları lojmanında otururdu, lojmanda Melet ırmağı kıyısına yakındı daha doğrusu şantiye. Eniştem orada makne şefiydi, Babamın sınıf arkadaşı da karayolları şefi. Biz o nedenle orada , tabiri caizse at oynatırdık resmen.Bahar aylarında, bekçileri atlatır, duvarlardan aşar, ırmak kıyısındaki çingene kampına seyire giderdik. Bahtımıza bazen düğüne rastlardık. Korku nedir bilmezdik ki, bizim için çingene Paprika'daki( PAPRİKA ÇİNGENE AŞKI - ERICH VON STROHEİM) ya da Türkan Şoray'ın Ateşli Çingenelerindeki gibilerdi. Romantik bi şeydi yani çingene olmak. Şimdide çiçek kokulular.Yani bi evveliyatım var onlarla:))) Sonra Emir Kusturica'nın Çingeneler Zamanını kim unutabilir ki.Neyse işte ben bumları düşüne düşüne defalarca dinledim. Bi yandan da çayla patatesli börek yedim. E herkes uyumaktaydı ve ben açtım. Naziş'im erknden gitmişti veli toplantısına. Gerçi sonra Gamse de kalktı, ona da benim usul kahvaltı ikram ettim ve Suzan Kardeş'ten Makyaj Odaları Şarkılarını dinlettim. Yılmaz Erdoğan'ın Telli Turnamını çok sevdi.Bu anlattıklarım yataktan kalktıktan sonra yaptıklarım.

Öncesinde Naziş giderken uyanınca ,yatakta Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun'un Sen Bir Meleksin filmini izledim, yarı bıraktım başka kanalda Engin Çağlar ve Emel Sayın'ın bir filmiyle devam ettim. Sonra yarı buçuk Dünya Bir Tiyatro sahnesidir izledim, Emrah konuktu açmadı beni sonrada acıktım kalktım zaten. Kocam ben uyuduktan sonra Tarihin Arka Odasına devam etmiş. Sarıkamış konuşuluyordu çok da ilginçti ama uyumuş gitmişim. Nazlı radyodan dinliyor sabaha kadar( aynı anda radyodan da yayınlanıyor, (bu programı keşfetmeyen varsa şiddetle tavsiye ediyorum) .


Günün sürprizi Cancan'ın gelişiydi. İçerde deriiin bir uykuda. Annesi ofise çizim yapmaya gitti. O da Babanne mi? Cicianne mi? derken ; Ciciannede karar kılmış:))). Bana - Lale demesini tercih ederim , ama hep birlikte bu eğilim içindeler heheheh. Bne de kocama dede dedirttim ödeştik. Öyle güzel dedeh diyor ki:)))İyi oldu gelişi yılbaşı araya girecek görüşemeyecektik.Nazlı ablası da toplantısını yapıp geldi. Birlikte uyuyorlar şimdi.


Şimdilik bu pazar söyleşisi bu kadar.

Not: Ayfer Tunç'un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihine başlıyorum bu gün. Leylak Dalıcım çok seveceğimi söylemişti daha önce. Bitireyim konuşuruz , yada ara ara okudukça izlenimlerimi yazarım zaten.

25 Aralık 2009 Cuma

Yıllar sonra yeniden

Dün akşan Aşk-ı Memnu izliyoruz, görürsünüz bakın, Behlül saçlarını kestirecek, çok saç konuşuldu, bir filmde silah görünüyorsa o silah patlayacak demektir falan diye ahkam kesiyorum. Gamse içerden sesleniyor, o sahne gelince çağır bakıcam diye... Zıır ev telefonu çaldı. Bir kadın sesi- lale - buyruun beniim diyorum. Tanıdın mı??- ehem kem küm- Davut Paşa Lisesi desem- Davut Paşa Lisesi???? kem küm- derken derken Deniiiiiiz diyorum. Bana içerde konuş bakışları...

Deniz benim Davut Paşa lİsesi ve Fındıkzade yıllarındaki beş kişilk çetemin mensuplarından. Ne maceralara imza atmışız. Yenikapı, Samatya sahillerini turalamışız. , oradaki bütün öğrenci kahvelerinde bilardo, okey oynamışız. Eve sigarası içmişiz. Hani şu güllü sigaralar.Sahil yolundaki çingene kadınlara koftiden fallar baktırmış, gülmekten yerlere serilmişiz.Hem sınıfları geçmiş hem izlemedik film bırakmamışız. En büyük maceramızda , bizim bir gün önce çalınan arabamızı, bizim ertesi gün bu beş kişilik çeteyle okul kırmış dolaşırken görmüş. Kızları arabanın başına dikmiş, oradaki bakkaldan telefonla polis çağırmıştım. Babam şaşkınlıktan sen burada ne arıyorsun bile diyememişti heheheheheheh.

Deniz'in Annesi Cahide Teyze arada bir Tarsus'a giderdi. Ev halkı da işe falan. Evleri de okula çok yakındı. Soğuk günlerde okul kırınca doğru Deniz^lere , bize kısırlar yapar, çaylar demlerdi. Dolaptaki Humusu da bulur dibine darı ekerdik.

Deniz'in ablası, tesadüfen bizim bu beşli çete mensuplarından, Nermin'le komşu olmuş. Nermin de yıllardır beni aramaktaymış. Anacım o zamanlar cep telefonu, facebook neyin yok. Bi telefon değiştirdin, bi adres değiştirdin kayboldun gittin işte. Sonra Nermin^'le konuştuk. Nermin İstanbuldaymış, Deniz memleketi Tarsus'a yerleşmiş. İkisinde ikişer oğulları olmuş. Nermin hala sınıftan bir kaç kişiyle görüşüyormuş. Hatta sonraları bizim gruba iki oğlan:))) dahil olmuştu. Onlardan birine de bankaya gititğinde bakmış ki bizim oğlan bankanın müdürü. Buluşacağız bir gün . Ay çok heyecanlı oldu. Deniz gece tekrar aradı sonra , artık asla bırakmam ha , ona göre dedi.

Biz Nermin'le en yakın zamanda buluşacağzı. Aramızda bir deniz otobüsluk ara var. Üsküdardan kalkan Deniz Otobüsü doğru onun oturduğu semte gidiyor.Giderken de Onun bana yaz tatilinde trenle giitiği Avrupa seyahatinden getirdiği takma kirpikleri takarım:))))9 Deniz ^le de İstanbul'a geldiğinde, belki biz de Tarsus'a gideriz belli mi olur.

Bu yazıya hiçbir şey ilave etmek istemiyorum çok keyifliyim çoook.

Okulumuz bizim yanımızda bir çok ünlü yetiştirmiştir heheheheheh onlar
Aziz Nesin,Celal Bayar,Oğuz Aral, Tekin Aral, Fatma Girik, Ayşegül Aldinç, Perran Kutman, Aydın Boysan, Doğan Hızlan, Asaf Koçak ve Murathan Mungan sayılabilir
Burası okulumuzun caddeden görünen tarihi binasıydı, bu binanın içinden geçerek büyük bahçe içindeki yeni binaya ulaşılırdı. Bizim sınıf yeni binadaydı. Zuz' da eski binada ortaokul öğrencisiydi. Cerrah Paşa Tıp Fakültesiyle karşılıklı olduğu için , hemen hemen bütün kızların bir tıplı sevgilisi vardı:))) Bizim çete hariç valla , biz o ara ancak muzurluk peşindeydik. Ay iyiki de öyle yapmışız, sevgili her zaman bulunan bişey heheheheheheheh bulmadık mı, sevgilisiz mi kaldık...Gelirmi şimdi geriye o bilardo maçları, yaptığımız şamatalar, gördüğümüz filmler. Emanueli bile gidip seyretmiş insanlarız :)))


485 yılında II.Bayezid’in Sadrazamı Davut Paşa tarafından Sübyan Mektebi olarak kurulmuştur. İstanbul’un ilk Türk okuludur.Fatih Sultan Mehmed Döneminde Anadolu Beylerbeyliği olarak fetihte büyük yararları bulunan Davut Paşa’ya Padişah büyük ayrıcalıklar vermiş, Aksaray meydanından bugünkü DavutPaşa Kışlasının bulunduğu yere kadar olan alanı Paşa’ya bırakmıştır.DavutPaşa’nın vakfı olan bu alan üzerinde adını taşıyan pek çok tarihi eser bulunmaktadır.Rumeli Beylerbeyi olarak 1478′de Rumeli atanan Davut Paşa burada da pek çok eser inşa ettirmiştir.Okul,yıllar içinde Osmanlı Eğitim sisteminde ki değişim ve gelişmelere paralel olarak değişik kademelerde hizmet vermiş,1847 yılında açılan ilk Rüştiye Mektebi yine Davut Paşa olmuştur.Dönemin Maarif Nazırı Kemal Efendi’de bu okulda öğretmenlik yapmıştır. 1894 yılında olan büyük İstanbul depreminde bugün sokak tarafına bakan duvarı hariç yıkılmış, yeniden 3 katlı yapı olarak inşa edilerek eğitime devam etmiştir.1913 yılında Sultani olmuştur. Cumhuriyet döneminde önceleri Erkek Orta Okulu,1955′ten itibaren karma Ortaokul ve en sonunda 1969 yılında Lise olarak nice öğrenciler yetiştirmiştir. Bunlar arasında Aziz Nesin,Celal Bayar,Oğuz Aral, Tekin Aral, Fatma Girik, Ayşegül Aldinç, Perran Kutman, Aydın Boysan, Doğan Hızlan, Asaf Koçak ve Murathan Mungan sayılabilir.

24 Aralık 2009 Perşembe

Dün bütün gün Cancanla idik. Yine kızlar gelene kadar mutlu mesut oynaştık yedik içtik okuduk, temiz temiz oturduk. Amma kızlar gelince her tarafa dağıldılar yine. Yeni oyun, Gamsenin takı kutularından birini alıp hızla kaçmak, Gamse arkasından koşar o çığlıklar atar, bazen kutu açılır , içindekiler saçılır...

Akşam Gamsegamse ileCapitole gittik. Hediye çekilişi yapmışlar okulda hediye aldık. İnşalah beğenir arkadaşı , çok güzel bir hırka aldık.Ay sonra malum her tarafa daldık, D&R a girdik , kart standının altını üstüne getirip, yeni yıl kartları seçtik. Yıllar sonra yeniden kart yazmak ,seçmek çok hoşuma gitti. Ben kitaplara doğru hamle yaptım ama Gamse - Anneee sen oralara hiç dalma , ben çok acıktım dedi, yemek yedik kızımla başbaşa çok hoş bir dekorda.

Eve gelince biraz tv takıldım, Naziş yatmaya hazırlanıyordu, kocam maç izliyordu. Ben de yatakta kitap okumaya çekildim. Kazım Karabekir'in Hayatım adlı kitabını okuyorum. Anlatım dili çok hoşuma gidiyor. Bu kitabı okurken bir kez daha anladım ki, hiç birşey tesadüf değil, Kazım Karabekir Paşa , Kazım Karabekir Paşa olmak için doğmuş. Daha öğreniminin ilk yıllarında insiyatifini kullanmaya başlamış. Ev de kendinden büyükler varken evin idaresi bile O'na bırakılmış, hesap kitap kabiliyetinden dolayı . Bu kitaptan sonra Günlüklerinide okumak istiyorum.


Bu gün hep evdeydim nevresim operasyonu yaptım , tüm yataklara:))) Akşam yemeğine de fırında hamsi. Bu kez değişik usulde yaptım. Soğanları piyazlık doğradım sıvı yağ, tuz , karabiber ve kekikle harmanlayıp tepsiye yaydım. Kılçıkları temizlenmiş hamsileride aynı işlemden geçirip açık bir biçimde soğanların üstüne dizdim. Ocağın üstünde bir kaç dakika tutup öyle fırına koydum. Hamsiler kızarana kadar fırında tuttun. Bir kaç da defne yağrağı koydum. Gamse çok hafif buldu , kocam da . Naziş zaten yoktu, seminerdeydi, olsada ağzına koymazdı zaten:))))

Bu gece Aşkı Mem-nu izleyip peşine Bir Bulut Olsam takıcam. Bu gece finali var , en favori dizimin.

Bizim ev de hal böyleyken böyle ya siz de ne var.

22 Aralık 2009 Salı

günün tabağı aslında dünün tabağı:)))



Bu tabak dünkü koru yürüyüşü sonucu oluştu. Yapraklar defne; en sevdiğim ağaç. Mutlaka elimde cebimde defne yaprağı olur. Evimize çıkan sokak da iki yanlı olarak defne ağaçları vardır. Baharda Belediye gelir onları budar, defneleri yol kenarına yığar.Ben her ordan geçişte bir kaç yaprak alırım cebime koyarım, bir tanesinide ortadan kırar koklaya koklaya eve gelirim. Koru deseniz çam ve sedir ağaçlarının yanında kocaman kocaman defne ağaçlarıyla dolu.O gördüğünüz üzüm benzeri şey:)))palmiye ağacından. Kopardığımı gören bir adam tartalım mı? diye espri yaptı.Diğerleride zaten at kestanesi ve çam kozalağı. Kozalaklar biraz nemli. Kurusunlar boyanacaklar.

İlkokuldaydım, öğretmenimiz sonbaharda yaprakların dökülmesini gözlemlememiz için; bizi ormana götürmüştü. Bir taraftan da yaprak topluyorduk. Sonra bu yaprakları kartonlara yapıştırır , altlarına isimlerini yazardık. Yaprağını döken ağaçlar ve dökmeyenler diye de kategorilerdik. Defneyle o zaman tanıştım işte. O dur budur, her paltomun cebinden defne yaprağı çıkar.

yunan mitolojisinde daphne olarak yer alir. kendisi bir nymphedir. apollon'un kendisine asik oldugu daphne, ona hic yuz vermezmis. bir gun ormanda apollon tarafindan yakalanmis daphne. ve babasinin yakarislari sonucu orada bulunan irmak tarafindan bir agaca donusturulmus.

Yürüyüş sonrasında eve geldim. Akşam yemeğimizi pişirdim. Brüksel lahanası ve kıymalı salçalı sapagetti ve de zeytinyağlı pırasa. Bu ara sebze ağırlıklı yemeye karar verdik. Ama kızların ikiside akşam yemeğinde dışardalardı:))) yani biz takıldık sebzeye:)) Bu ara takıldığım başka bir şey de kabuklu badem:(((

Kızlar gelince biraz da onlarla lafladık, günün raporunu aldık ve samanyolunu izleyip yattım. Bakalım bunda romana ne kadar sadık kalınacak.Bu ara geceleri yatarken alerji ilacımı içtiğim için küp gibi uyuyorum valla.

Sabah yine beş buçukta hortladık. Kızlar gitti , benim uykuda gitti bu arada ama uyumalıyım bu gün Can gelecek. Performans toplamalıyım:))

tabiki de uyudum:))) ama yazıyı göndermeyi unutmuşum:)))

not: En çok bu yazım tıklanıyor, Bu gün baktım yine en çok tıklanan yazı, o yüzden yeniden link vereyim, yeniden hatırlayalım dedim.

düzenleme: Kurban bayramlarında sokaklar kan gölüne dönmesin, sosyal kurumlar yoluyla bu iş halledilsin, kimsesiz çocuklara, kimsesiz yaşlılara gitsin dedik ... ha onun da şeyini çıkarmışız. ..Onu bile cukkalamışlar...Hem de en saygın sosyal kurumlar...Yahu biz toptan ölmüşüz de haberimiz yok,..Kurda kuşa yem olmuşuz da ruhumuz duymamış. ..Vah bize vahlar bize..Toptan paranoyak olucaz, kimselere güvenemeyeceğiz, güven bunalımı var bu ülkede güven ...Enflasyon menfilasyon gölgede kaldı...

Yeni yıl gelirken- kokinalı yıllar

Her yıl, yılbaşı yaklaşırken mutlak bir kokinalı yazı yazmışım. Bu yıl da, yazayım yazayım derken Leylak Dalıcım koymuş bile kokinaları sayfasına. İlk kokinalı yazımı 2006 da yazmışım, acemilik bi kokina resmi bulamamışım, evdekileri çekip koyamamışım. Ataletim canım benim yetişmiş imdadıma ve kendi kokinalarını resimleyip benim için koymuş. Bknz aşağıdaki resim.Ve yazısını şöyle bağlamış, kokina resimlerini koyarken...



.


üstteki resim ne alaka derseniz..
dikkatinize ve affınıza sığınarak..
yılbaşı sözü bir kez de olsa geçti.. yazıda..
e bi de lale.. bulamamış bir kokina resmi.. ben de yardımcı ''oliiim'' dedim.. =))
bu arada kokina ne demek var mı bilen??.



İşte 2006 da yazdığım kokinalı yazı.
Ben yeni yılın geldiğini önce köşe başlarında , çingenelerin kokina satmaya başlamasından anlarım. Doğada yetişen bir bitki değidir. Dikensi bir bitkinin dallarına , diğer bir bitkinin kırmızı meyvalarının bağlanmasından oluşur. Adını rumca kırmızı anlamına gelen kokino dan alır. Ben küçükken anneme - anneee bak seni kandırmışlar, bu kırmızı şeyleri buraya iple bağlamışlar derdim:))). Annem onlara yılbaşı gecesi kar görüntüsü vermek için pamukla süslerdi. Yeşil yapraklar arasında küçük kırmızı meyveler ve uçlarında minik minik pamuklar , bayılırdık .


Şimdi yılbaşı ağaçları süslüyoruz. Sanıldığının aksine bunun hiçbir dinle ilgisi yoktur. Bir pagan geleneğidir. Yalnız bu yıl dikaktimi çeken bir şey var. İstanbul çoktan hazırlanmaya başlardı, yeni yıla bu günlerde. Vitrinlerde , sokaklarda bu coşkuyu göremiyorum. Halbuki ayrı bir zevktir o. Sokağa çıktığınız da o görüntü, ister alış veriş yapın , ister yapmayın insanın içine umut doldurur. yeni yıl hep yeni umutlarla gelir ya. Umudumuz kaybolmasın hiç.

Ne zahmetli bir iştir kokina yapmak, o dikenli bitkinin dallarına o minik kırmızı topcukları bağlamak.Kokinayı pazarlıksız almam, öyle hoşuma giderki kokina pazarlığı yapmak.Gider gibi yapınca arkamdan satıcı kadının gel kız gel diye bağırması, gülüşmemiz...

Ne zaman bir çingene kadının elinde kokina görürseniz anlayın ki, yeni yıl yaklaşmakta. Eğer evinize kokina laıp götürürseniz ve ertesi yıl yeniden sokakta kokina satıldığını gördüğünüzde sizinki de hala yeşilse ; kırmızı boyalı , yeşil pancurlu bir eviniz olacak demekmiş:))))

Bizim ev hiç kokinasız olmadı. Annemin favori dekorasyon malzemesiydi. Yılbaşı akşamı mutlaka minik pamuklar koyar, üstüne kar yağmış görüntüsü verirdi. Sonrada girişteki büyük yer vazosundaki yerlerini alırlardı . Hiç sararmadan aylarca durabilir çünki.Gelenek bu ya ben de girişteki büyük yer vazosuna koyarım hehehehe.

Eeee hadii almadınız mı? hala kokinaları. Bu yıl İstanbuldan Adana'ya bile gitmiş kokinalar. Duydun mu?? Dilaracım...

düzenleme: Dün akşam Yule idi. yani kış dönümü yani Anneannemin deyimiyle gün dönümü. Eski Türkler yılbaşı olarak kutlarlarmış. Ne yalan söyleyeyim bu güne yule dendiğini pagan kültürüne çok meraklı olan Naziş'den öğrendim. Geçen gece Muazzez İlmiye Çığ ağaç süslemenin tamamen türk pagan adeti olduğunu sonradan hristiyanlar tarafından benimsendiğini anlattı.

20 Aralık 2009 Pazar

MİM 2010' dan beklediklerim


Yılın son mimi Oyuncak Ev den yani Peren'den geldi. Mim konusu 2010 dan beklentilerim ... O kadar çok ki , hepsi yazılamıyor tabiki :))) Ama özetle aşağıdaki gibidir... Hepimize güzelliklerle gelsin 2010 hiçbirimizin beklentileri boşa çıkmasın.

2010 beklentilerim
...Bu liste her gün biraz daha uzayabilir:))


Artık gündem değişsin acilen değişsin,

Çocuklar kaybolmasın artık bu ülkede.

Faili meçhuller olmasın.

Egenekon sadece bir Türk Destanı olarak hatırlansın.

Küre artık ısınmayı bıraksın.

Eski politikacıların hepsi politikayı bıraktıklarını, artık gençlere yol açtıklarını açıklasınlar . Topluca bir site yaptırıp oraya yerleşsinler, sadece birbirleriyle görüşsünler.Sitenin içinde bakkalı çakkalı, havuzu, sineması, tiyatrosu her bi şeyi olsun, dışarı çıkmalarına gerek kalmasın,

Hiç evsiz olmasın, şehrin ortasında donarak ölmesin insanlar.

M.Ali Alabora'nın oynadığı reklam yayından kalksın,

Yaprak Dökümü artık bitsin, rahmetli ahretten yaprak yaprak yazıp göndermekten bi hal oldu artık.

Şimdi bizim ev için dileklerim 2009 dan devredenler bunlar, gerçekleşenleri sildim.Geçen yılda böyle bir liste yapmışım. Gerçekleşenleri görünce çok sevindim.


Bu yıl daha çok gezmek daha çok okumak istiyorum,

Naziş çok istediği lisans üstüne artık vakit ayırsın istiyorum,

Gamsegamse ,dil terapistliği konusunda yine düşünsün istiyorum,

Kocam yeniden resim yaptığı günlere dönsün istiyorum,
,
Kocamla o çok istediğimiz tren yolculuğuna çıkalım istiyorum,

Ege kıyısında bir ev istiyorum, alt katı kitap-cafe olsun

Zuz yurt dışı seyahatlerini daha çok yapsın bana daha çok hediye getirsin. Ege de istediği evi alsın , benim için özel bir oda döşesin istiyorum:)))

Cancan bana ben de seni seviyorum desin istiyorum, bize gelmek için annesini taciz etsin.

Eniştem iyi olsun...

Ece hobby dükkanı açsın, beni de makastar alsın( ancak onu yapabilirim:)))

Kıbrıs planım gerçekleşsin, Zuz da gelsin.

Çok istediğim Mardin, Hatay gezisini gerçekleştirebileyim.

Ay ayının 40 türküsü varmış, kırkıda ahlat üstüneymiş. Benim dileklerimde hep gezme üstüne olmuş yav.

bu yazdıklarımda önem sı
rası yoktur. Hepsi de birinci derecede öneme haizdir:))

Şimdi adet üzere sobelemem gerekenler. Zeya uuuu günler öncesi yazdı. O zıp zıplamak istiyor en çok :))))

Balkahvem, Gümüşay, Asis sanırım bu gün bir yerlere kaçtı, gitmediyse henüz Asis de yazssın. Kankiii hazırsa listen, sen de yaz.