Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

11 Ağustos 2009 Salı

Naziş'in mutfağından ve ayın halleri:))

Bu gün yazı yazmayacaktım ama , biraz önce Naziş'în yaptığı şahane salatanın kaydını düşmeliyim dedim.

Bu onun özel salatasıdır. Bir öğün yerine yer. Ya akşam ya öğlen için ana yemek gibi . Biraz önce kendine hazırlarken koca bir çanak da bana yapmış getirdi. İçine koyduklarını görünce hiç cesaret edemezdim yemeye ama meğer neleri kaçırırmışım.

Akdeniz kıvırcığını yıkayıp süzdükten sonra fazla parçalamadan salata kasesine koyuyor. Yaprakları küçükse olduğu gibi koyuyor hatta. Cordenbleu ya da nuggeti kızartıyor ya da tost makinesinde ızgara yapıp , salata yapraklarının üzerine koyuyor bazen de haşlanmış göğüs etini. . Sıra sos da bir kaşık zeytinyağ, bir tatlı kaşığı nar ekşişi ve balzamik sirke, bir çorba kaşığı çekilmiş keten tohumu ve kekikli fesleğenli salata sosu . Sonra da kaşar peyniri ya da istediğiniz başka bir peynirden dilimler. Mesela ızgara edilmiş hellim süper oluyor. Salatayı yedim, kasede kalan sosu da kafama diktim. Öyle güzeldi yani.

Akşam için planımız, koruda mehtap ve Beyaz Köşk de çay . Bu akşam resim çekebilirsem yarın koyarım. Karşı kıyılar ışıl ışıl, havai fişekler, ay ışığı, çam ağaçlarının arasından görünen ay. Ay şu anda sanırım ilk dördünde. Sayın bakim, ayın hallerini hehe. Yürüdüğünüz parke taşlı yollar.Kenarlarda sevgililerin oturduğu banklar. Anam bi fırsat vermiyolar ki dinlensem, yukarı çıkarken:))). Yol kenarındaki begonyalar, sardunyalar, petunyalar. Anaaa hepsi ya lı bu çiçek adlarının. Hay kafana koru kadar taş düşşün demenizden önce gideyim ben:))))






dip not.Dördün: Yeni Ay’dan 7,5 gün sonraki görünen durumdur. Ay, Yeni Ay evresinden sonra hilal şeklini alır. Bundan sonra Ay’ın aydınlık yüzeyinin yarısı Dünya’dan gözlenir. Bu döneme Ilk dördün denir.

en dip not: Elimdeki kitap, Muriel Barbery den; Kirpinin Zarafeti. Ruhdağı'n da görmüştüm bu kitabı. O dur budur okunacaklar listemdeydi. Meral'ciğimin hediyesidir aynı zamanda. Anneler Mafyasını bir günde bitirdim. Nasıldı derseniz yani derim. Eğlencelik kitaplardandı. Ama bunlarada ihtiyaç var. Çünkü kafam bazen çok doluyor. İki üç kitap da bir araya böylesi girmeli bence. Yemeğin ağır kaçtığı bir günde, sonraki öğünü salatayla geçiştirmek gibi, alın siz bunu.


düzenleme:1- Çok güzel bir akşam oldu. Nazlı bir ara garsoncanla takışacaktı ama neyse gelince kafam da hemen ignore ettim olayı heheheh

9 Ağustos 2009 Pazar

Haftanın sonundan

Gayett hijyenik bir gün geçirdim. Önce ceviz ağacını budadım, elinden gelse , pencereden içeri girecek. Öncki bahçeli evden kalma budama makasım var neyseki. Alt kattaki kadın, köklerine yakın bir yerde su kuyusu olduğunu sonradan kapatıldığını söyledi. O zaman dank etti kafama bu kadar göğe doğru gitmesinin nedeni bu demek, dedim. Yaz başında belediye ekipleri gelip budadılar. Oy aman gün boyu sürdü, ağır makinalarla falan geldiler ha. Ama o iki ayda aynı vaziyetini aldı. Budamadan sonra ev elden geçti. Kızlar olayı erken farkedip hemen kaçıştılar.

Artık her akşam aile boyu koruya gidiyoruz. Ben her seferinde ta aşağıya kadar inmem, üst kısımdaki cafe -restoranda oturalım diyorum ama nafile, taa aşağılara kadar iniyoruz. Hatta bu yazıyı bitireyim akşam yemeğimizi yiyip, çaya oraya gideceğiz. Bu kez daha kalabalık bir ekiple.

Önceki geceden bahsettim mi size?Görümcemin evinde toplandık, ecil cücül hepimiz. Ordu'nun , koca tarafı versiyonu gibi olduk. Bizden sonra gelen jenerasyonda yani çocuklarımızda vardı, pek eğlendiler. Artık hepsi eğitim almış, kariyer sahibi insanlar oldular. Ah siz bizi yıllar önce , onlar küçükken görmeliydiniz. Bağırış, çığrış. Onlarda bizde ayakta. Ama önceki gece biz salonun ortasına okey masasını kurmuşuz, onlar bizi hem ağırladılar, hem kahkahadan yıktılar bu kez ortalığı. Bu gece de aynı grup koru yollarına düşüyoruz.

Anneler Mafyasına başladım. Bu kitaptan daha önce , yani satın aldığımda söz etmiştim. Eğlenceli bir kitaba benziyor. Bu ara hafif şeyler okuma modundayım. Okunacak kitaplar rafımdaki kitaplar iki sıra oldu. Onlara bakınca içim ferahlıyor. Geçen gün Cancan gelirken iki hediye kitapla geldi. Canan Tan'dan ikiside. Okudukça yazarım, görüşlerimi artık. Yabancı yazarları okurken , eğer çeviri iyi değilse, iyi bir kitap bile olsa faciaya dönüşüyor olay.Son okuduğum kitap aynı bu ahvaldeydi.

Şimdi hazırlanmam gerek , bilmiyorum nasıl bir hafta sonu geçirdiniz, benimkide öyle harika sayılmazdı ama eminim önümüzde daha harika hafta sonları vardır :)))

7 Ağustos 2009 Cuma

ŞARKILARDAN FAL TUTSAM

Sahnelere atsam kendimi, bağıra bağıra şarkılar söylesem, herkes bi yana kaçışssa. Manolyam güzel kuşum ben sana vurulmuşumu söylesem. Bu benim bulaşık makinesi boşaltma şarkım, özel bi nedeni yok. Karakoldaa ayna var , ayna var, kız kolunda damga varr diye bağırsam. Mutfakda tencere kebabına dönüşmeye bekleyen patlıcanlara doğru hem de. Patlıcanlar kızarmayacaklar malesef. Bu sıcakta asla kızartamam. Hafif zeytinyağlanıp , fırın tepsisisine dizilip fırına atılacaklar. Sonra önceden pişirilmiş kuşbası et, arpacık soğan ve sarımsakla sotelenip, bol domates ve sivri biberlerle birlikte , tencerede patlıcanlarla halvet olacaklar. Patlıcan fanatiği , Gamsegamse , kızartmadan yapmışsın yine diyecek, kaşığını bir taraftan da cacığına daldırırken. Yanında da pilav olacak mutlaka.

Akşama görümcem de okey partimiz var. Okey grubumla neredeyse bir aydır görüşemedik, Ordu falan derken. Bu akşam çetin bir karşılaşma olacak :))). Dün yine görümcelerimle toplandık. Ay bi güzel sohbet ettik, bi de baktık ki saat akşamın yedisi olmuş. İki sokak ötedeyiz zaten birbirimizden. Eve girdim , balkon kapısınıa açmamla sokakda kızılca kıyamet koptu. Biri kameradan gördüm, saat altı buçukda buraya çöp bıraktın diye avaz avaz bağırmakda. Sokakda oynayan çocuklar korkuyla bağrışmakda, birden adam döndü gitti elinde tornavida ile döndü, o sırada kocam da geldi, biz aval aval balıyoruz balkondan. O kadar küçük bir sokak ki burası , öyle olaylara falan alışık değildir. Herkes birbirini yirmi senden beri tanır, Ekşi sözlük de bile, İstanbulun en kısa sokağı diye geçer:))). Toplasan karşılıklı sekiz taş çatlasa dokuz apt var. Akşamları dışarıya çıkarılan küçük çocuk sesleri,maç akşamları gol sesleri , bir de rüzgar çanları duyulur. Gece uykumda öyle hoşuma giderki onların sesi, bir de sabahın erken saatlerinde. Neyse konuyu dağıtmayalım. Olaya tornavida girince , herkes müdahele etti ve polis geldi. İkiside davacıyım diye bağırıyordu. Sonucu bilemiyorum artık.

Gözün aydın olsun sayın okuyucu, bir antin kuntin yazının sonuna daha gelmiş bulunuyoruz. Siz sağ ben selamet gittim ben patlıcanlara doğru.


Not. bu gün Marjo'dan doğum günümü kutlayan ve Teyzeme, Enişteme sağlık dileyen bir kart aldım. Teşekkürler Marjo, haftalar sonra yeniden doğum günü keyfi yaşattığın ve güzel dileklerin için. Bana yeniden iyiki blogcu olmuşum, iyiki aranıza katılmışım dedirttiğin için.

6 Ağustos 2009 Perşembe

abidik gubidik hayat,

Nasılsın derseniz bana, hışırım derim. Hışırın anlamı, parçalanmış, un ufak edilmiş, işe yaramaz hale getirilmiş demektir kanımca.

Beni bu hale getiren Cancan'dır. Hiç yıldızı barışmadı benimle. Her fırsatta saldırıya geçti, her boş anımı yakaladığında önüne neresi gelse ısırdı. Hele yere eğilmiş bir şey alırken , topuğuma bile diş geçirdi ya, helal olsun ona. Neyseki iki kez uyudu, annesi ve Zuz da erken geldi de ben canımı kurtardım. Bu günkü favorisi Gamse Ablasıydı, tüm gülücükler O'na, tüm öpücükler ona, her tarafı diş izi ola ben. Nasıl bir adalet bu anlamadım.

Güne Zuz'un -Ablaaaa, yoldayız, açız, kahvaltı falan etmedik telefonu ile başladık. Ben de yeni bir şey söyleyecek sanmıştım. Ayol sen bize gelirken hep yoldan arayıp - açıım diye bağırmıyormusun. Neyse hemen çayı koydum, Masayı hazırladım. Dünden yaptığım patatesli ruloların bir tepsisini dolaba koymuştum, hemen onu da fırına attım. Zeytinyağlı dolmalardan da koydum masaya. Siz onların kahvaltı dediğine bakmayın, gelmeleri masaya oturmaları 11.30 u buldu. Ben tabi çayımı içmiştim.


Akşam TV de not; seni seviyorumu izledim. Ordu'dan gelirken , otobüste biraz izlemiş , sonra höngürdeyeceğimi anlayıp vaz geçmiştim. Onun yerine Boley'in Kızı' nı izlemiştim. İyiki de izlemişim çok güzeldi. Kitabınının ansiklopedi gibi kalınlığı yüzünden bir türlü okumamıştım. Not; Seni Seviyorum, güzel bir aşk filmiydi.

Yarın için planım yok şimdilik. Hava azıcık serinlesin , haliç vapuru ile gerçekleştirilecek bir planım var.E hadi gittim ben .

BERAT KANDİLİZ KUTLU OLSUN

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Koruda ki Japonlar veee tatile gidemeyenlere öneriler

Bu akşam tam da biz sıcaktan bunalmışken, kocam arayıp hadi koruya gidelim deyince haydii hula hop atladık gittik. Efil efildi, püfür püfürdü. Yeni gelinler gibiydi. Yeniden dizayn edilmiş. Mevsimlik çiçekler değişmiş, yeni küçük heykelcikler konmuş, banklar pırıl pırıldı.

Ben yukarıda oturalım, kah Nakkaş'a kah Boğaza , kah Çamlıca'ya bakarız, çayımızı neyin içeriz dediysem de, ben yine taa Kuzguncuğa kadar indirdiler. Çıkarken akşam yemeğine eve dönelim dedim. Misler gibi zeytinyağlı biber dolmaları, patetesli , kıymalı fırında rulolar yapmıştım. '(poğaça hamuru hazırların, hamuru iki üç parçaya bölüp oval şekilde açın sonra iç malzemeyi koyup, rulo şeklinde sarın, üstüne yumurta sarısı sürün. Her rulonun içine değişik malzeme koyarım ben. ) . Bu yemek değil diyenlere için çorbamız, soslu makarnamız da mevcuttu. Ama hadi çay içelim, bakın simitle güzelmiş, ay yanına krem peynir alalım, bir tabak da kızarmış patetes alalım, ay şu da güzel bu da güzel derken karnımızı doyurduk. Saat 9. 30 gibi, Nazlının bulduğu kısa yollardan resim çeke çeke döndük. Nazlı sonunda - Anneee aynı Japoınlar gibi, her yerde resim çekiyorsunuz dedi. Bu söz boşuna söylenmedi. Bu Japon milleti ile olan maceralarımız, taa kızların çocukluklarına yıl 1994 Kapodokya^'sına kadar uzanır. Hala da devam etmektedir. Marmaray çalışması bitene kadar da devam edeceğe benzemektedir. Benim Taksim de bir Japon Kadıncağızı ile yaşadığım macerayı hatırlayanlarınız vardır. Nihayet o sayede karar vermiştim bir yakın gözlüğe ihtiyacım olduğuna. Yoksa hala bu kitapların yazılarını ne kadar küçük basıyorlar diye sızlanmalardaydım.

Neyse artık biraz da resimlere bakın. Zaten blog rehavette, biraz çiçek böcük görün.





Kızım da çiçekler gibi:))))












Nazlı çok çirkin dedi, Gamse ile biz çok sevdik. Resim bulanık çıkmış.







Bu resim Ece için. Çıplak ayakla harman sözüm vardı,ama resmi bir türlü aktaramadım. Onun yerine çıplak ayakla koru çimleri:)))
Gamsemle karanlık bastıktan sonra
Bu yan pencereden bakan benim, Nazlı zaten o veciz sözü burada söyledi heheheh. Sanki de görünüyorum da.

Kocam bu akşam , otururken, tatile gidemeyenlerle ilgili fikrini söyledi. İnsan tatile gitmiyorsa ya da gidemiyorsa, oturduğu yerin gezilecek görülecek yerlerini gezerek de tatil yapabilir dedi. Mesela, dışardan biri sizin oturduğunuz yere tatile gelse ne yapar, onu yapın. Diyelim ki tatile gidemeyen Ordulular. Bi gün Boztepeye çıkın Ordu'ya bakın, çay için, arabanız yoksa , Ptt önünden dolmuş kalkıyor. Geçtiğimiz yıllarada bir kez o minübüslerle çıkmıştım ben. Çok da zevkliydi, köylerden falan geçmiştik. Yanımda kuzen Halil vardı, Boztepeye çıkmalı, şu Orduya balmalı türküsünü bağıra bağıra söyleyerek bizi rezil etmişti , ama olsun. Bi gün Giresun tarafındaki plajlara gidin özellikle Mavi Dünya servis açısından çok iyi. bir gün Perşembe tarafına hatta Çaka'ya gidin. İki kaya rasından yüzün, beni anın.Uzun Saçlının yerinde köz de demlenmiş çay için. Akşamları sahilde yürüyüş yapın, mutlaka rıhtıma kadar yürüyün. Dönüşte İkizevler de bir kahve için. Denizcilerden de bir dondurma alın yiye yiye evinize gidin. Biz çocukken her akşam yemeğinden sonra sahile çıkar uzun yürüyüşler yapardık. Hatta tüm Ordu Halkı diyebilirim. O yüzden hep fitti Ordu kadınları. Ordu'da ulaşım büyük ölçüde özümlenmiş. Her yere ama her yere dolmuş var. Amma velakin trafik sıkışıklığı İstanbulu aratmıyor. Bazı yerlere giderken arabalara sığmadık, genç kesim arkamızdan dolmuşla geldi. Hatta bizden önce vardılar , gidilecek yerlere.
Hadiii ben Ordu için ip uçları verdim. İstanbulu yaza yaza ip de kalmadı ucu da. Siz de yazın yaşadığınız yerlerde neler yapılabilir, tatile gidilemiyorsa.
yarın Cancan geliyor. İki haftadır yürümeye başladı. İş büyüdü anlayacağınız. Artık peşinde bir orduyla geziyoruz. Bir bakmış çöp karıştırmakta , bir bakmışız su damacanası yerlerde. Ama süper oldu süper. Artık seviyorsa da bilinçli seviyor, en çok da kendi menfaatlerini gözetiyor. Kime yanaşırsa atta gideceğini, kiminle balkon sefasını yapacağını kiminle yemek yiyeceğini biliyor. Milletle oynuyor oynuyor ama ağlarken taa gözümün içine bakıyor.
Hadi gidip yatayım şimdi, enerji depolamam gerek.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Beyoğlundan

Herkesler gitmiş, Beyoğlu bize kalmıştı. Taksim alışılmadık bir biçimde tenhaydı. Bambinin aşcısı dışarı çıkmış , reklam yapmaktaydı, yemek yiyene çaylar benden demekteydi.Közde mısır yapanlar yüzünden biraz is kokuyordu, Arka sokaklar, ara sokaklar çöp içinde yüzüyordu , ortalık leş gibiydi.Çok arap turist vardı. Çok siyah çarşaflı kadın vardı, bir tek gözleri görünüyordu, yanlarındaki adamlar, tişörtlü ve şortluydu. Siyah çarşafların da bir modeli olduğunu biliyormuyduz, o kadar çok görünce algılarım açıldı demekk ki.. Kolları işlemeli , yırtmaçlı olanları bile vardı.

Gecesine gelelim, yine de tenhaydı. Bu kadar gürültülü müzik yapıldığını unutmuşum, Fatih Ürek'in geçen yılki şarkısı hadi hadi, hala gözdeydi. Sivrisinek vardı .Adiler hiç kimseye gitmeden beni yediler. Amma , en sonunda bir tanesini yakaladım ve kan fışkırdı. Öyle bir emmiş ki kanımı, dıçını kaldırıp kaçamadı heheheheh.


Evden bir gün önce çıkmıştım üzerinize afiyet, dün akşam yedide döndüm. Giderken ton balıklı makarna, mantı çorbası ve zeytinyağlı barbunya pilaki yapmıştım. Ton balıkları yenmiş makarna kalmıştı, çorba bitmişti, barbunyadan da biraz kalmıştı, biraz salata , tavuk falan ilave ettik yemeğe, karı- koca yedik. Beşiktaş'ın maçı varmış, salon kocaya bırakıldı, Gamseyle küçük televizyona takıldık. Sıkıntıdan patladık, facebook'a resim ekledik, tv de izlemeye bir şey bulamadık sonra ben biraz kitap okudum yatakta. Gece sıcakladım salona kaçtım, klimayı açtım , baktım sabah olmuş. Çok gürültü yapmışım, Gamsegamse ihtar çekti .

Bu kadar bu gün. Karadeniz otları, hikayeler falan başka güne kaldı .


düzenleme-1: ne sevimsiz bir gün.

31 Temmuz 2009 Cuma

her şeyin bir bedeli var

Onca güzelliği yaşamanın da bir bedeli oldu. Koştur koştur denize gitmeler, dalgalara atlamalar, gece yarısı köye gitmeler, gece yarılarına kadar balkon sefaları, Denizcilerde dondurma keyifleri , Boztepe de kendini rüzgara vermeler, bana yol su elektrik ve Susurluk olarak geri döndü:)))

Ordu^dan geldim geleli enerjimde bir düşüklük vardı. Bunu oradaki yorgunluğuma ve uzun yola bağlamıştım. Kocama da- aynı çalıştığım dönemlerdeki , koleksiyon dönemlerindeki gibiyim diyordum. Bu gün Nazlı , - Anne gel markete gidelim dedi. Gittik biraz dolaştık. Ben birden sanki uykum gelir gibi hissettim. Her tarafım ağrımaya başladı. Sanki boğazımda saçaklı bir şey var da, boğazımdan aşağı sallanıyor gibi hissettim. Nazlı'ya - boğazıma bi bak , dedim. Anneee iltihaptan bademciklerin görünmüyor dedi. Eve kendimi zor attım. Tedaviye acilen başladık. Yarına kadar iyileşmem gerek çünkü; yarın Beyoğlu ekibimle randevum var.

Biraz iyileşeyim, size Denizciler dondurmasını anlatacağım. Yanık sütten yapılan, tadını hiç bir yerde bulamayacağınzı bir dondurma. Zuz ağzına hiç dondurma koymaz mesela ama buna bayılır. Yağlılarımızı anlatacağım. Ege otları Ege otları diyoruz ya, bayılırım da ayrıca onlara da amma bizim meloycanı, hoşkıranı, sakarcayı anlatacağım size. Ve Sipahioğullarının Orduya taaa Rum Pontus İmparatorluğu zamanında yerleşmesini ama neden Sipahioğlu olarak sadece bizim olduğumuzu da anlatacağım. Ama önce bir ada çayı içmeli, antibiyotiğime başlamalıyım. İnanın bana dönüşüm muhteşem olacak ama pazartesiye.

düzenleme 1: Hastayım hastayım dedim, ilacımı içtim, bir saat yattım, hatta uyumuşum. Sonra kalktım pasta yaptım.

3 yumurtayı , iki su bardağı şekerle çırptım, yarım paket margarini erittim( zeytinyağlı margarin). Bir pakette kakao koydum, bir bardakta yoğurt koyup iyice çırptım. Vanilya ilave ettim, bir bardaktan biraz fazla un koydum , yeniden çırptım. En son da bir bardak pirinç unu ve kabartma tozu ilave ettim ve yuvarlak bir borcama döktüm. 180 derecede pişirdim. Çıkınca 10 dk bekletip , üstüne bir su bardağı süt döktüm. Ha bu arada fırında kek pişerken herhangi bir marka çikolatalı sos pişirdim. İkisi de ılık olunca kekin üstüne döktüm. Benim kızların çocukluklarından beri en sevdikleri pastadır. Bir komşumdan almıştım tarifi. Kızıyla, Nazlı aynı sınıftaydı. Nazlı kızdan nefret ederdi, hatta kapılarının önünden geçerken tükürürdü. Ödüm kopardı biri görecek diye.


düzenleme2:Dışarda ne güzel yağmur yağıyor. Ay ne anlamsız cümle, dışarda değilde içeride mi yağacaktı:))