Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

10 Eylül 2008 Çarşamba

tek tek teknik arıza

Bu gün bir teknik arıza ile karşınızdaydım. Sayfamı her açmaya çalışanın hoop yallah başka bir adrese yönlendirildiğini beni ziyaret edenler görmüştür.

E her zaman kedi keşkek yemez derdi annem , dün pasta tarifi sunduk bu gün de teknik arıza. Neyse yine her zamanki gibi imdadıma zeya koştu. teknik ekip desteğiyle sorunumuz çözüldü. Yani kurtulamadı blog dünyası benden hehehhe.
Ama korktum valla, şu dünyada bi bloom vardı , onu da elimden aldılar diye pek hayıflandım kızlara. . Tabii ikisinin de ortak cevabı her şeyi sayfaya ekleme sen de.
Siz benin ilk bloğumu görmeliydiniz. Çok eskiler hatırlar. Pırıl pırıl şıngır şıngır. Cadılar uçar, balıklar yüzer , çiçekler açar. Açılır açılmaz bir hoşgeldiniz yazısı sizi karşılar breh breh. Ayni yeni zengin bloo gibiydi:)).Ay ne severmişim meğer ben burayı , Allah fakiri sevindirmek isteyince , önce eşeğini kaybettirir, sonra buldururmuşa döndü ya hadi .
Her neyse arkadaşlar ayani birlikte olmaya devam edeceğiz.
Beni merak eden herkese teşekkürler sevgilerrr

9 Eylül 2008 Salı

Richard Gere , Dansa Davet, elmalı pasta ve armutlar


Şimdi başlığa bakıp , hah yine bizi karman çorman bir yazı bekliyor beklentisine girdiyseniz ki çok haklısınız . Bela geliyorum demez , gelir.

Geçen gece tam tv yi kapatıp yatak odasına doğru yol almak üzereydim ki; ekran da Richard Gere yazdı . Zınk diye durdum. Amanın bir Richard Gere filmi başlıyordu, hemi de Jenifer Lopez ve Susan Sarandon ile. Üstelik de nasıl olduysa izlemediğim bir filmi ile. Tam gece yarısına yakışır naiflikte. Hiç bir aksiyon yok, ayile bağları var, aşk var, dans var dans. İnsanın filmi izlerken dans edesi geliyor.Fimden çıkan herkes dans kursuna yazılmak istemiş zaten. Şimdilerde sadece özel günler de , geceler de, düğünlerde falan dans eder olduk. Eskiden hafta sonları okulların danslı toplantıları olurdu.

Richard Gere Jennifer Lopez'le dans ededursun, karısı (Susan Sarandon) da kocasındaki anlamlandıramadığı mutluluk halini çözmek için bir dedektif takmıştı peşine. Dedektifle aralarında bir 'İnsan neden evlenir?' diyaloğu geçti ki, sanırım bu soruyu her evli insanoğlu soruyor günün birinde. İşte Susan Sarandon'dan insana iyi gelebilecek bir cevap: 'Çünkü hayata tanık gerek.' Galiba öyle... Hayatındaki başka kimsenin bilmediği, bilse de önemsemediği detayları senin için izleyip kaydedecek biri-leri-ne ihtiyacın var herhalde. Kahveyi şekerli mi sade mi içtiğini, seni kimlerin, nelerin kırdığını, nelerin güldürdüğünü, hangi rengi, hangi filmi sevdiğini, sana hangi kokunun, hangi şarkının neyi hatırlattığını bilecek biri... Bir tek 'Hatırladın mı?' ile anlaşabileceğin biri... İnsan uzun evliliklerden de, bugün tanısa belki sadece selam verip geçeceği eski arkadaşlardan da bu yüzden vazgeçemiyor olsa gerek. Hayatının tanıkları oldukları için. Tanıklar olmasa yaşanmış olanlar yaşanmamış da sayılabileceğinden..

Bu satırlar Akşam Gazetesi yazarı Asu Moro ' ya aittir.
********************************************************************************

Filmi izlerken bir taraftan da elmalı pasta yiyip çay içtim. Hem de sahura alt yapı oluştu hehe. Gündüz aklıma geldi, oruçken de canım bir istedi anlatamam. Filme de pek yakıştı. Bu pasta tarifi teyzeme aittir. O da bir yerlerden almıştır tabiki. Tam 30 yıllık bir tarif benim bildiğim. Ondan öncesinden teyzem mesul.
Tarif aslında çok bilindik . Tabanı bir paket istediğiniz tür yağ, tereyağ da olabilir. ben zeytinyağlı becel kullandım. Bir su bardağı şeker, biryumurta ve 10 çorba kaşığı süt. Hemen hemen bir çay bardağı gibi. Kabartma tozu ve vanilya. Yağı ertmeyin. Birlikte yoğurun. Ammaaaa bu yoğurma işlemine geçmeden içini pişirelimki o arada soğusun. Dört elmayı soyun rendeleyin. Yarım su bardağı şeker ile pişirin, altını kapatınca iki tatlı kaiığı kadar tarçın ilave edin. İsterseniz biraz fındık veya ceviz de koyabilirsiniz ama ben koymadım. Teyzem koyardı. Hamuru ikiye bölün , tepsiniz büyüklüğünde birinci parçayı merdane ile açıp, tepsiye yerleştirin. Ben hamuru direk yağlanmış tepsiye koyup elimle tepsiye yayıyorum:)). Üstüne hazırladığınız malzemeyi yayın. Şimdi asıl konuya geliyoruz. teyzem ikinci parçayı da merdane ile açıp üstüne yerleştirip fırında çok pembeleşmeden pişirip üstüne pudra şekerini eleyerek dökerdi. Bendeniz ise Linzer Turtadan esinlenerek bu ikinci parçayı merdane ile incelterek ama çok inceltmeden, kurabiye kalıpları ile kesiyorum. Çiçekler kalpler. Bunları malzemenin üstüne yerleştiriyorum. hafif aralıklar kalmasında bir sakınca yok , o pişerkende biraz kapanıyor zaten. Serviste aynen yine üstüne pudra şekeri serperek servis yapıyorum.
****************************************************************************
Sıra armutlar da. Dün bizim pazarımızdı. Kocam akşam pazarın içinden geçerken armut almış. Ama insanın canı armut isterse bir ya da bilemedin iki kilo alır dimi yok ama burada vişne reçeli yapıcam deyince eve bir kasa vişne gönderen birinden söz ediyoruz. Ay no'lcak bu kadar armut dedim. Komşulara ver dedi. Yani bizim sadece selamlaştığımız komşuların kapısını çalıp, alın size armut getirdim, bu şu anlama da geliyor anladım ev sinema sisiteminiz çok güzel ama siz film izlerken bizim duvardaki Afrikalı kzıların da dans etmesi gerekmiyor . Nalan en çok senin getirdiğin oynuyor:)). Neyse ben bu gün google teyzeye sordum, bence google dişi çünkü; en çok yemek tarifi için başvuruluyordur herhalde. Tamam güzel bir espri olmadı ama oruçum ondan yaw. Bir sürü armutlu tarifler açıldı. Ben vişneli armut tatlısını seçtim, en kolayı oydu çünkü. Armutları ikiye bölüp içlerini temizleyip, oyuk kısımlarına biraz şeker koyup, üstünü örtecek kadar vişne suyu ilave edip armutlar yumşayıncaya kadar pişiriyorsunuz.. Servis yaparkende krem şanti koyuyorsunuz üstüne . Ben muhallebi koyup tarçın ve cevizle süsleyeceğim.

***************************************************************************
Bu gün de bir film ve iki tarifle geldik, yarına Allah kerim. Ceviz ağacının resmini koyamadım, çünkü pencereden çekmeye kalktığımda sadece yapraklar çıkıyor. Daha dün İlmiyem ben ve Gamsegamsenin Kemik yoğunluğu ölçtürme ve İlmiyeme aldığımız Hollanda menşeyli hebe çiçeği ile pazarda dolaşmaya kalkmamız vardı ama yerim dardı oynayamadım. kemik yoğunluğu ölçüm sonucum yaşıtlarımdan kat kat iyi durumdaymışım:)).


**************************************************************************
Bu günlük de bu kadar daha şeftali reçeli yapacağım, haa sabahta çilek reçeli yaptım. Yayla çileğiymiş. Saplarını kabak oyacağı ile çıkardım . Ama kokusu evi tuttu. Gamze onun kokusuna uyandı. Tamam tamam bitti yazı.

6 Eylül 2008 Cumartesi

TAVSİYE EDERİM))))

Dışardan gelen herkes havanın çok sıcak olduğunu söylüyor ama ev püfür püfür. Sağolasın ceviz ağacı. Bazen ona bakmak bile içimi ferahlatıyor. Emperyalist , yayılmacı bir politika ile her tarafı kaplıyor ama hiç olmazsa faydalı. Gerçi alt kat komşum gerekli izinleri aldığını ve biraz budanacağını söyledi geçen gün, çünkü ona gün güneş göstertmiyor:)). İçim cızladı. Bu kadar sözünü ettim ama bi resmini koymadım dimi size, bundan sonraki yazıya söz.



Dışardan gelenler dedim de evde benden başka kimse var sanmayın. Bizim ev , sürekli bir devinim halinde , girenler çıkanlar. Trafik lambası falan koymayı düşünüyorum bazen.



Dün akşam iftar satini beklerken Sunay Akın'ın programını izledim. Ihlamur Kasrından yayın yapılıyordu. Amanın benden kaçmış. Hiç gitmedim oraya. Muhteşem güzellikte bir yer. İçinde yazlık kışlık kafeteryalar bile mevcut. .Her çeşit ağaç var, çeşitli ülkelere ait. 20-25 Kasımda çok güzel oluyormuş, bahçedeki ağaçların görüntüsü.Benim en favori ağacım manolyadır. Ondan da orda çok varmış. Ben notumu aldım bile. Yalnız pazartesi perşembe günleri kapalıymış. Benim bula bula pazartesi Rumeli Hisarına gidip, Hisarın kapısı önünde dışarda kalmışlığım var )).Neyse konuyu karıştırmayalım, benim gibi sonbaharda ağaçların görüntüsüne bayılıyorsanız, o yaprakların sararmasını , kızıllaşmasını izlemek istiyorsanız Ihlamur Kasrına gidi gidiverin.
IHLAMUR KASRI


Biraz önce manolya dedim ya benim manolyalı bir anım var hehehehe. Biz Ordudayken , annemin bir terzisi vardı. Malum o zaman konfeksiyon bir çok gelişmemiş. Annem beni durmadan terziye gönderirdi, malzeme götürür ya da elbiseleri teslim alırdım. Terzinin bahçesinde de kocaman bir manolya ğacı vardı. Gerçi bizim mahallede hemen herkesin bahçesinde vardı. Bu manolya güzel çiçektir hoş çiçektir de karşıdan bakacan ona , koklayınca solar. Bir gün gittim, kadıncağız elbiseleri getirmek için içeri gitti, beni de salona aldı, oturdum bekliyorum. Anah sehpanın üstündeki vazo manolyalarla dolu. Ben şimdi illede koklamak istiyorum, ama solacak kadın kızacak diye de ödüm kopuyo. Kokladım tabii, biraz buruştular o kadar. Ama ödüm kopa kopa niye o işi yaptım anlamam.



Bu akşam maç var. Şahsen Fatih Terim'in yerinde olmak istemezdim. Bu konudaki tek yorumum budur.



Dün akşam yeni bir dizi başladı. Gece Sesleri. Ayşe Kulin'in bir kitabından senaryolaştırılmış. Ayşe Kulin hayatta olduğu için izin vermez kitaplarının lastik gibi oraya buraya çekiştirilmesine. Yaprak Dökümünü rahmetli Reşat Nuri ahiretten hala yaprak yaprak yazıp göndermiyo herhalde.

Dün gece bir kitaba başladım. “Kolera Günleri”nde Aşk adı. García Márquez' e ait. . Çok sevdiğim bir yazardır. Yüz Yıllık Yalnızlık la tanıdığım ve tüm kitaplarını okuduğum bir yazardır. Bu kitabı da yeni değil ama sıra gelmemişti. Bazı yazarları sondan başa doğru okuyorum bazen. Mesela tüm kitaplarını okuduğum Amin Maoluf'un ilk kitabı Afrikalı Leo'yu da daha yeni okuyorum. Kitaptan açılmışken, Orhan Pamuk'un son kitabı Masumiyet Müzesi ni çok merak ediyorum. Geçen gün okuduğum bir eleştri onun çürük maydonoz ve kokmuş yumurtayı bile pazarlayabileceğini, sözü okura bırakmasını yazıyordu. Vatan Gazetesinde Necati Doğru yazmıştı. . Yani artık dünyada her şey pazarlandığı için bir şey diyemiyorum tabi. Biz eskiden nasıl takip ederdik kitapları hatırlamıyorum. Ama galiba herkesin sürekli gittiği kitapçılar vardı. Oradan takip ederdik, ben Milliyet Sanat Dergisi alır oradan takip ederdim. Şimdi günlerdir okuyorum, Masumiyet Müzesinden alıntılanmış yazıları. Kitap biraz da erotik ya, en erotik bölümler seçilmiş. Bi kere sölim bu kitap çok satar. Zaten ilk 70 bin satılmış. Bir gazete roman kahramanına adfen hepimiz Sibeliz diye başlık atmış. Şimdi bu kitabı okumamak kabil mi?, ben kendi adıma pazartesi günü alıcam mesela.

Şimdi bu yazı nasıl verimli bir yazı oldu, Ihlamur Kasrına gidin dedik bi de tarih verdik , biraz kitap mitap dedik işin içine kültür de kattık. Dizi dedik güncellği yakaladık. E maçıda haber verdik . Saat yedide başlıyor umutmayın. Bi de magazin haberi vereyim İbraam Tatıses Flarmoni Orkestrasıyla konser verecekmiş, yağmur Atacan karısı aş erer diye motosiklet almış evin kapısında bekletiyomuş. He sorarım size sorarım nerde bulacaksınzı benim gibisini he

A durun bi de sahurluk bi tarif vereyim. İki- üç patatetsi rendeleyin, 100-150 ger da kaşar rendeleyin içine biraz dereotu ve maydonoz kıyın incecik içine tuz karabiber koyun bir kaç ta yumurta kırın çırpın kaşık kaşık dökerek yanmaz tavada altlı üstlü kızartın . Patetesler çiğden olacak , ve suyunu iyice sıkın .

He bi de bakın etiketlerime Orhan Pamukla ,patates mücveri yanyana gelmiş. Kim aynı yazıda buluşturabilirdi ikisini sorarım size)))

HADİ GİTTİM ŞİMDİ BEN.

5 Eylül 2008 Cuma

Keçenin teri

Apartmanın bitmez tükenmez tak tuk sesleri ile uyandım. Komşularım nazik olup, gürültüden önce gürültü olacağını ve kusura bakmamızı rica etmeselerdi sanki bir arıza çıkarırdım gibime geliyo. Ama ne uzun süren bir tadilattı ayol, neredeyse bir ay oldu.

Gözlerimiz aydın, kulaklarımız Manisa, bu bayat espri tee çocukluk yıllarımdan kalma ama ne yapayım ki ne zaman birine gözünüz aydın desem içimden devamı gelir. Her neyse ekranlarda başlayan dizi fırtınasından söz edecektim. Ayy ben dizi izlemem , hep belgesel izlerim diyen ama magazinin göbeeene göbeene dalanlardam değilim evelallah. Her has Türk kadını gibi paşa paşa oturup izlediğim diziler var. Belgeseli bi tek İZ de izlerim. O National Geographic de ki her an orasından burasından o uzun hayvan çıkan belgeselleri yanımda biri olmadan izlemem ki, tamam tamam gitti aç gözünü desin:)).

Dönelim dizilere , tam bir dizi bombardımanı altındayız arkadaşlar.Baretlerinizi giyin. Benim geçen yıldan devam eden Elveda Rumelim ve Yol Arkadaşım var zati. Ah bi de yaz dizim var Düğün Şarkıcısı. Erkan Can'a bayılıyorum orada. Dün akşam da bizim kuşağın ilk dizilerinden Aşk-ı Memnu başladı. Müjde Ar' ı Allahın izniyle bize bağışlayan dizi. İlk bölümünü sahurda izledik, tabi tekrarını. Tekrar izlemenin şöle bir faydası oldu, hiç reklam girmedi hehehehe.Eskiden böyle dertlerimiz yoktu. Programdan önce bitmez tükenmez bir reklam kuşağı olurdu; tek kanal döneminde, hatta biz kardeşlerimle reklam bilmece falan oynardık. Sonra oturur tek parça her ne izleyeceksek izlerdik. Arada bir Necefli Maşrapa girerdi araya o kadar. Sonra yıllardan bir yıl günlerden bir gün ama yine siyah beyaz ve tek kanal döneminde birden filmin en heyecanlı yerinde film kesildi Aymar Yağlarının reklamı girdi araya. Ne oluyoruz, film bitti mi falan derken reklam bitti kaldığı yerden devam etti film. Meğer o akşam kabus başlamış da haberimiz yokmuş. O dur budur o marka yağ bizim evden içeri giremez)). Tek kanal döneminden aklımda kalan bir program da, keçenin teri. Hiç konuşma yok, . Üç yağız adam ellerin de keçeye çevrilcek bir şey. Üstlerinde de şu yağlı güreşcilerin giydiği kispete benzer bi don. Vura vura keçeye dönüştürüyorlar ellerindekini. . Ay şimdi bile gözümün önüne geldi 30 sene olmuştur valla. Şimdi size tuhaf gelecek ama , geçen yıl tatilde, tam Tavşan Adasına çıkacağız, bir adam elinde koca bir ahtapot taşlara vura vura yumşatmaya çalışıyor. Öyle yumşatılırmış ahtapot. Hemen benim aklıma keçenin teri geldi. Şimdi bana keçe deseniz ahtapot, ahtapot deseniz keçe derim.

Keçe, bilinen en eski yaygı biçimidir. Doğa koşullarına karşı korunma amaçlı da kullanılır. Yapımına gelince, dünyada sadece Şanlıurfa da, Türk hamamlarında, ustaları tarafından çıplak bedenlerle dövülüp, terle pişirilerek üretilmektedir.Keçenin Teri belgeseli üç keçe ustasının hayatlarından kesitler verirken, yörenin geleneklerine ilişkin örnekleri de belgeler.
Ertuğrul Karslıoğlunun 1988 yılında hazırladığı bir belgesel.1989 yılında .Urfa'da ata mesleği keçecilik olan ustaların hikayesinin anlatıldığı belgeselin müziği ve ustaların kan ter içinde,hamamda keçeye şekil vermek için göğüsleri ile vurma sahneleri unutulmaz.Bu belgesel ileriki yıllardada ,yurt içinde ve yurt dışında ödüller kazandı.

Sanırım son zamanlarda yazdığım en tırlak yazı olmuştur. Beynime su gitmiyor ya ondandır belki.Ama komiğime giden bir şeyi daha söyliyeyim gideyim. Google aramalarında Üsküdar Nüfus yazan biri soluğu benim sayfada almış, zavallı. Neye uğradığını şaşırmıştır. Bir yazımda Üsküdar Nüfus dairesine gittiğimden söz etmişdim de. Biri de şeftali ağacı nasıl diklir yazmış. Az kala googleye mektup yazacakmış , her neyse benim tırlak yazılarımdan birine gelmiş. Bahçeye diktiğim şeftali ağacını anlattığım. İnşalah benim tavsiyeme göre dikmemiştir. Merak eden tıklasın okusun

Hadi gittim ben, iyi bir hafta sonu olsun

3 Eylül 2008 Çarşamba

yazı mı ? yazı

Eeee naber dermişim. Ben den iyilik sağlık. Ramazan rehaveti çökmüş durumda üstüme. Daha doğrusu evin mutlu azınlığı olan Gamsegamse ile bana. Naziş ve my koca çalışmaya devam. Gamsenin okulu teee bayramdan sonra açılacak.

Şimdiki hal, sahura kadar oturmalar, sahur da yemeğimizi yerken izlemek üzere bir film hazırlamalar, geç kalkmalar şeklinde oluyor. Yemek dediysem biz sahurda bir tek kahvaltı yaparız.

Ay dün bize yine Can Bey geldi. Bir önceki gün işe gitmiş, tam toplantı sırasında annesini emmek isteyince bu gün biz de aldı soluğu ve biberona talim etti. Nasıl da paşaydı, güzel güzel uyudu. Mamasını yedi. Bir iki arıza çıkardı gaz olayında ama o kadar olacak. Gamze ona hayatımın erkeği diyor. Gelip bizi mest edip gidiyor. O gittikten sonra bile evde onun kokusunu duyuyoruz sanki. Yarın ilk tatiline çıkıyor. 10 gün yok burada. Ha bu arada Can 53 günlük falan oldu.

Kitap okuma olayından biraz kopmuş durumdayım, tepem kitap yığıldı ama şu ara günlük gazeteleri bile ertesi gün okuyorum. Nasılsa Brezilya dizisi gibi oldu ülke , iki üç gün sonra bir şey kaçırmış olmuyosun , sadece bir kaç yeni artist ekleniyor mesela Şaban Dişli gibi. Adam arsaları bi güzel dişlemiş, millet uyumuş. Halbuki bizim ninnilerimiz de marş gibidir ha.Baksanıza- dasdini dasdini dasdana, danalar girmiş bostana . Yahu bu ninni huzurlu bir uykuya salarmı insanı. Bostana giren koca koca danalar, elinde sopa ile onları kovalayan bostancı, rezil olmuş bir bostan tepeleri yenmiş lahanalar he. Manzaraya bakın. Halbuki desek ki kon kon ergenekon ay buda olmadı . Dicektim ki kon kon kelebek.
Benim kafam açken çalışmıyo ben buna karar verdim. Siz bu yazdıklarımı okur okumaz unutun. Hani Elif Şafak diyodu ya bu kitabı okuyun ve hemen unutun diye bknz Siyah Süt. He işte öle yapın

30 Ağustos 2008 Cumartesi

aaaa akşam olmuş bile

Yazı yazmak için oturmadım buraya aslında, artık ne çıkarsa bahtınıza))
Biraz önce kuzen kafilesini yolcu ettim. Dün akşam geldiler yemekti memekti upuzun bir gece oldu. Ben saat dörtte pes ettim, yattım. Sonra merak edip edip üç kez kalkıp yanlarına gittim. Sonra pes düşmüşüm , kocamın gittiğini bile duymadım.

Kahvaltı sonrası biraz dışarı çıktık hep birlikte, aman ne sıcak bir gün , bu gün. Hemen geri kaçtık. Şu an da tahmin edersiniz ki ev dan din. Akşama yemek de yok. Kaçmalı mı yoksa evden. Ben geri dönene kadar Selana, Bez Bebek ya da Sihirli Annem ekibi uğrar mı bizim eve.

Eh geldi çattı ramazan, pazartesi günü ilk günü. Herkes ne kadar ilgilidir bilmem ama bizim ev de pek bi hoş geçer. Nazlı oruç tutmadığı halde bayılır iftar sofralarına , Zuz da ona keza. Gamsegamse her gün tutmasa da arada tutar ama asla sahuru kaçırmaz. Bi de her akşam sahura güzel bişe yap diye tutturur. Biz karı koca sahurda mutlaka bir programa takılırız , geçen yıl İZ de bir programa takılmıştık. Trenlerle seyehat eden biriydi programın konusu. Her akşam bir şehirde oluyordu. O dur budur, bir hayalimiz var. Senede bir iki kez trenle hiç gitmediğimiz bir yere gitmek. Ben haritada parmak basıcam kalkcaz gitcez :)). Geçen gün sabah kahvaltısındayız, Zuz da var. - dedim ki, bu yıl evlilik yıldönümüz de bir Safranbolu seyehati yapalım, pek severim. Zuz hemen dedi ki -ben de gelirim. Hehehehe anlaşılan o ki kutlama gezisi konvoy şeklin de olacak. Var mı katılmak isteyen. Nalannn sen zati İstanbulda oluyosun o zaman, zeya da gelir Ebruuu sen hazırlıklara başla.
Şu an da haberlerde havai fişek mağdurlarından söz ediliyor. Dün Turhalda yaşanan faciadan dolayı. Beşiğinde uyuyan bebekten, koltuğunda uyuyan dededen kadar, kuşlara kadar. Kuşların uçuş yörüngesini bile etkiliyormu. Ve 50 milyon dolarlık bir kayıtlı pazarı var. E bunun nerdiven altısı da var tabi. Bizim de kabusumuz, birden bombalar patlıyor sanki, ne sati var ne dur durağı. Tamam görsel bir şölen ama her şeyde olduğu gibi bunun da şeyini çıkardık. Tuvalet açılışını bile havai fişek patlatarak kutluyoruz. Beni önceden takip edenler hatırlayacaktır, Vodafonun Türkiye ye gelişinin kutlaması sırasında ben Valilik Özel Kalemiyle kavga etmiştim. Yani ne diyem accık görgü diyom accık izan düzen diyom accık saygı diyom çok mu bi şey istiyom.

Bir Cumartesi yazısı oldu bu koftiden, canım yazmak istedi yav, var mı ötesi, hadi iyi bir hafta sonu olsun ferah olsun, keyifli olsun, sohbetli mohbetli olsun valla nasıl isterseniz öyle olsun

28 Ağustos 2008 Perşembe

sabahın köründen

Sabah sabah pörtledim erkenden. Yaz boyu hiç kapanmayan yatak odası penceremi , dün gece yarısı kapadım. İstanbul bi serinledi sanki.Sabah açınca tekrar açınca bir serin rüzgar doldurdu içeriyi. Ne severim İstanbulun bu hallerini. Perdeler uçussun, yapraklar savrulsun.

Sahi düşündüm de ben hangi hallerini severim İstanbulun, galiba her halini, siste bağıran vapurlarını, fırtınalı havalarda kabaran , kapkara olan boğazını, motorda karşıya geçerken Tarihi Yarımadanın görüntüsünü, lodosunu, poyrazını, erguvanlarını, sinemalarını, ne dediklerini, ne sattıklarını aanlamadığım sokak satıcılarının seslerini... Ama şu trafiği olmasa, suç oranı bu kadar yüksek olmasa, gecekondulaşmasa hatta rezidanslaşmasa. Eskisi gibi nisan yağmurları yağabilse. Kar yağsa hatta bir gün tipi olsa. Olsa olsa ...

Ben geldim geleli dur durak bilmez hallerdeyim. Geldim geleli, önce Eyüp Sultan, sonra İlmiyem, pazar günü Zuz ve Nazlının dayanılmaz ısrarları üzerine Zuz da kahvaltıya gidiş, tabi akşama kadar süren bi kahvaltı bu. Evimi özledim ya. Ama yalan olmasın salı günü bir misafirim vardı; henüz 45 günlük bir delikanlıdır kendilerini. Zuz'un ortağu Berfu'nun oğlu. Onların Adapazarında yaptıkları bir eve gitmeleri gerekince , Can Bey de bize teşrif ettiler. Çok heyecanlı bir gündü. Biz ona ailece aşık olduk. Annesinin sütünü dondurucudan çıkarıp ısıtıncaya kadar , bizi koşum koşum koşturdu. Dizimden başka bir yerde uyumadı. El ele göz göze bir gün geçirdik onla. Tabi benim tırsaklıklarımı saymazsak. Mama yerken boğazına kaçarsa diye korkmalar, uyurken gidip nefesini dinlemeler ...

Dün erkenlerden kendimi Beyoğluna attım. Hafta içi olmasına rağmen aman ne kalabalıktı. Beyoğlu ekibim de artık İstanbula döndü anladığınız üzre. Özlemişim en son 26 Haziran da vedalaşmıştık . Hep derim ya, bir yabancının yolu önce Taksime düşse, der ki; Türkler ne kadar güzel giyiniyorlar, hep eğlenip yiyip içiyorlar. Türkiye bir refah toplumu. Yalnız dikkatimi çekti çiçekçiler meydan da yoktu. Hepsi İlle de Roman Olsuna katılmış olamazlar dimii??. Neyse gelelim bize, biz kuzenler birbirimizi çok özlemişiz. Güle konuşa özlem giderdik.

Şimdi gideyim ben artık.Zuz'un göz doktorunda randevusu var onun öncesinde bize kahvaltıya gelecek. Kocam ve Naziş çoktan işbaşı yaptı. Gamsegamse hala tatilin tadını çıkarmakta. Onun okulu taaa bayramdan sonra açılacak. Çayı koyayım artık var mı isteyen.