Anneannemin dediği oldu ve mart martlığını yaptı. Gerçi o lafın devamını başka türlü getirirdi ama... Soğuk günler yaşıyoruz. E bundan da nasibimizi aldık. Hem kocam hem Naziş hasta. Kocam bu gün işe gitti ama Naziş iki gün raporlu. Artık ana kız bol bol yiyip içme ve film saatleri yaparız.
Bu gün dünya şaka günü ama bizim için özelliği bundan tam 29 yıl önce nişanlanmışız. Yani bana da bu yakışırdı. Ama siz katlanmadınız davetiyeleri dağıtırken, şaka değil dimi şeklindeki bayat esprilere. Ay ama herkes yaptı yav.
Araya eski yazı girince yazamadım, cuma günü ben bir Beyoğlu seferi yaptım. Sabah erken çıktım. Geçen gün Pınar, en çok erken saatlerdeki Çukurcumayı severim demişti. Aklıma getirdi. Giderken hava çok güzeldi de dönüşte alnımın çatı yine dondu arkadaşlar. Beyoğlu hep aynı, ellerinizden öper, yine çok kalabalık, yine her taraftan müzik geliyor. , yine çiçek kokuyor.Dikkatimi bir şey daha çekiyor. İstanbullu hep bir telaş içinde, hep bir yerlere yetişiyor.Başka yerlere gittiğimde ayırdına daha çok varırım. Mesela Ordu da , yolda bile daha yavaş yürürüm. Zaman daha yavaş akar sanki. Ama bura farklı. Yola çıkınca çevrenin adımlarına bende ayak uydururum. Motora ya da vapura binerken atlarım, finükülere gelince, yürüyen merdivenlerde kendiliğinden çıkmasını ya da inmesini beklemeden, hemen soldan iner çıkarım. Halbuki finüküler 4 dk da bir kalkıyor. Mesela kuzenlerle 4 dk sonra buluşsam ne olur. Eve 4 dk geç girsem ya da. Ne bilim arkadaş.
Bir önceki yazımda Demirel'in söylediği sözün, Aslında Henri Jeanson' ait olduğunu söylemiş isimsiz takipçim. Ama doyamamış ki, bu gün gelip yeniden söylemiş. Ve bana, bunu nasıl yaparsınız diye sormuş. Bu sözü kullanmak için donanımımın olması gerektiğini yazmış. Ama bir kez daha gelirse anlayın ki bu HENRI JEANSON 'un ta kendisi. Ama Demirel bu . Her söylediği sözün altına , şundan bundan alıntıladım demiyo ki. Mesela sıkça söylediği sözlerden biri de Fırat kenarında bir koyun kaybolsa , sahibi gelip benden hesap sorar. Bu söz de biraz değişiklikle Hz Ömer tarafından söylenmiştir. Yani kıssadan hisse , gidin , hesabınızı DEMİREL'le görün. Ben burada yazdığım hiç bir şey için kimseye hesap VERMEM.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
1 Nisan 2008 Salı
29 Mart 2008 Cumartesi
eskiden çooook eskiden
bu gün eski yazı günü ya , Gamsegamse ben seçeyim dedi. Hadi seç dedim ve bu yazı çıktı arşivden. Artık biten bir şeyi hatırlatıyor sokak sütçülerini. Herkesin mutlaka bir anısı vardır bunla ilgili, öyle olsa gerek ki zaten , yazdığım günlerde de baya bi yorum almışım, yorumlayanlardan yorumlarında kendi anılarını yazmış. Hatta Pınar, sen babanın sütçüden aldığı kırmızı halıları bile hatırlamışsın bu yazıyı okuyunca)). Gel gelelim yazıya şimdi
*******************************************************************************
10/5/2006 - SÜTÇÜ MUHABBETLERİ
Sabah kalkıpta mutfak tezgahının üstündeki süt kutusunu görünce birden gözümde eski usul sütçülerimiz canlandı.Sonra baktımda ne çok anılarım varmış süt ve sütçülerle ilgili,
Demirel zamanında bir gazeteciye şöyle demişti
-Eğer sabah saat altı da kapınız çaldığında ,kapıyı çalanın sütçü olduğundan eminseniz,demokratik bir ülkede yaşıyorsunuz demektir.
Ne yapsın adam siyasi hayatı boyunca sabah kapısını çalanın sütçü olabileceğinden hiç bir zaman emin olamadı.
Benim ,çocukluk yıllarımdı her sabah saat altıda kapımızı bazen çilli kırmızı kafalı bir oğlan ,bazende kumral saçlı bir oğlan çalardı.Bunlar bizim sütçümüzün oğullarıydı.Bakır stillerede süt getirirler di .Ya annem o kadar sütün hepsini bize içiremiyeceğine her gün sütlaç ve yoğurt yapmayacağına göre onca sütü ne yapardı bilmem. Sonra biz ayrıldık o şehirden yani Ordu dan ve doğduğumuz yere İstanbul a geri döndük. annemden olan aile tarafım orada olduğu için her yaz tatilin bir kısmını Orduda geçiririm. Lise yıllarındaydım. Arkadaşlarım ve kuzenlerle Orduya gidelim dedik. Hep beraber bindik otobüse gidiyoruz. Yolcular arasında bir fısıldaşmadır gidiyor.- şoför Deli Cezmiymiş habariniz var mı? falan diyolar.Kim ya bu dedim . Çok sinirliymiş yolda konuşturmaz ,araabayı sert kullanır ağlayan çocuklara kızarmış.Hareket saati geldi ,Bir bıçkın delikanlı yerleşti şoför mahaline dememle gerçektende uçuyoruz ,O , o arada yanındakilere , kaynanam şöyle dedi bende camları aşağı aldım diye anlatıyor. Ama ben hızdan nasıl korktum ben söylendikçe yolcular aman sus diyor. Aradan zaman geçti bu kalktı yerini başkasına devtetti ve yanıma gelmezmi bana eğildi aha da beni çok konuştun diye paralayacakl derken eğildi - kız Lale sana az mı? süt taşıdım niye bi selam vermezsin, bi arzun varmı demez mi.İşte bu bizim kumral sütcüymüş.
Aradan yıllar geçti yine Ordu yolundayız ama bu sefer evli ve çocuklu olarak. Erkek kardeşim de artık oraya yerleşmiş, Eşi vergi dairesinde memurdu o zamanlar. Şefine demişki- görümcemler gelecek izin istiyorum- kim senin görümcen işte o da anlatınca ,bir şartla demiş ben onlara çok süt götürürdüm benim teknede bu pazar misafirim olsunlar.
Bize söyleyince ,benim koca dedi ki - bir şartla kıyıda olcaz. Tekne gezintisi yok.Çocuklarla tanımadığım bir insanla denize açılamam şimdi orada içki faslı da olur. Sözmü ,söz dedik ve pazar günü gittik. ( Bu çilli ve kırmızı kafa olanı.) Sabah tekneyle açılmış balıklar tutmuş.,midyeler çıkarmış.Tekneyi de kıyıya çekmiş,Masalar kurulu.Yedik içtik denize girdik derken bizim gelin yani Arzu Lale abla hadi tekneye dedi.Kızım mnyakmısın eniştene ne söz verdik dememe kalmadı kocamın sesi geliyo laleeeeeeeeeeeeeeeee bir döndüm teknede yanına çocuklarıda almış oturmuş.Beni çağırıyor.İşte şimdi ne denir atladık tekne sefası da yaptık
Y a bi de sütcü Zeynel var ki denizi olmayan yerden evlere şenlik ama gitmem lazım .Süt muhabbeti fazla uzadı.
*******************************************************************************
10/5/2006 - SÜTÇÜ MUHABBETLERİ
Sabah kalkıpta mutfak tezgahının üstündeki süt kutusunu görünce birden gözümde eski usul sütçülerimiz canlandı.Sonra baktımda ne çok anılarım varmış süt ve sütçülerle ilgili,
Demirel zamanında bir gazeteciye şöyle demişti
-Eğer sabah saat altı da kapınız çaldığında ,kapıyı çalanın sütçü olduğundan eminseniz,demokratik bir ülkede yaşıyorsunuz demektir.
Ne yapsın adam siyasi hayatı boyunca sabah kapısını çalanın sütçü olabileceğinden hiç bir zaman emin olamadı.
Benim ,çocukluk yıllarımdı her sabah saat altıda kapımızı bazen çilli kırmızı kafalı bir oğlan ,bazende kumral saçlı bir oğlan çalardı.Bunlar bizim sütçümüzün oğullarıydı.Bakır stillerede süt getirirler di .Ya annem o kadar sütün hepsini bize içiremiyeceğine her gün sütlaç ve yoğurt yapmayacağına göre onca sütü ne yapardı bilmem. Sonra biz ayrıldık o şehirden yani Ordu dan ve doğduğumuz yere İstanbul a geri döndük. annemden olan aile tarafım orada olduğu için her yaz tatilin bir kısmını Orduda geçiririm. Lise yıllarındaydım. Arkadaşlarım ve kuzenlerle Orduya gidelim dedik. Hep beraber bindik otobüse gidiyoruz. Yolcular arasında bir fısıldaşmadır gidiyor.- şoför Deli Cezmiymiş habariniz var mı? falan diyolar.Kim ya bu dedim . Çok sinirliymiş yolda konuşturmaz ,araabayı sert kullanır ağlayan çocuklara kızarmış.Hareket saati geldi ,Bir bıçkın delikanlı yerleşti şoför mahaline dememle gerçektende uçuyoruz ,O , o arada yanındakilere , kaynanam şöyle dedi bende camları aşağı aldım diye anlatıyor. Ama ben hızdan nasıl korktum ben söylendikçe yolcular aman sus diyor. Aradan zaman geçti bu kalktı yerini başkasına devtetti ve yanıma gelmezmi bana eğildi aha da beni çok konuştun diye paralayacakl derken eğildi - kız Lale sana az mı? süt taşıdım niye bi selam vermezsin, bi arzun varmı demez mi.İşte bu bizim kumral sütcüymüş.
Aradan yıllar geçti yine Ordu yolundayız ama bu sefer evli ve çocuklu olarak. Erkek kardeşim de artık oraya yerleşmiş, Eşi vergi dairesinde memurdu o zamanlar. Şefine demişki- görümcemler gelecek izin istiyorum- kim senin görümcen işte o da anlatınca ,bir şartla demiş ben onlara çok süt götürürdüm benim teknede bu pazar misafirim olsunlar.
Bize söyleyince ,benim koca dedi ki - bir şartla kıyıda olcaz. Tekne gezintisi yok.Çocuklarla tanımadığım bir insanla denize açılamam şimdi orada içki faslı da olur. Sözmü ,söz dedik ve pazar günü gittik. ( Bu çilli ve kırmızı kafa olanı.) Sabah tekneyle açılmış balıklar tutmuş.,midyeler çıkarmış.Tekneyi de kıyıya çekmiş,Masalar kurulu.Yedik içtik denize girdik derken bizim gelin yani Arzu Lale abla hadi tekneye dedi.Kızım mnyakmısın eniştene ne söz verdik dememe kalmadı kocamın sesi geliyo laleeeeeeeeeeeeeeeee bir döndüm teknede yanına çocuklarıda almış oturmuş.Beni çağırıyor.İşte şimdi ne denir atladık tekne sefası da yaptık
Y a bi de sütcü Zeynel var ki denizi olmayan yerden evlere şenlik ama gitmem lazım .Süt muhabbeti fazla uzadı.
27 Mart 2008 Perşembe
her şeyden
İstanbula bahar gelmeye karar verdi iyice. Pırıl pırıl bir güneş, parklar bahçeler çiçekler içinde. Gerçi bu çiçekleri belediye açmış olarak dikiyor ama olsun yav. Önceki gün dediğim gibi Okey oynadım arkadaşlarla. Nalan okey değil ama çay masası ile ilgilenmişti. Nalancım gerçekten de süperdi. Gamze olayı tahmin ettiği için , okul çıkışı aradı çok acıktım evde ne var diye. Yanımıza gel dedik. Sildi süpürdü ortalığı. Bir iki el de oynadı gitti.Yani bizim kız lamba cini anlayacağınız.
Dün malumunuz tiyatro günümdü , çok güzel bir oyun izledim. Çok bilindik bir oyun, Orhan Kemal'in '' ESKİCİ DÜKKANI''. Oyuncu kadrosu da yine hep bilindik oyuncular olunca. Evimizde tv izler gibi izledik oyunu. Binbir gece dizisinde Burhan Evliyaoğlu karakterini oynayan Metin Çekmez süperdi. İzlerken gözlerim doldu valla. Bu oyun sinemalarda ve tv de Eskici ve Oğulları adı altında oynamıştı. Baş rollerde de Fikret Hakan ve Kadir İnanır vardı.
Bu gün havayı görünce , şöle kendimi dışarlara vurayım , denizlere açılayım dedim ama sonra yarına erteledim.
Hadi biraz da yemek tarifi verelim. vereceğim tarif daha çok pazar kahvaltılarına yakışır. Tarif Nazişden.
Tabii tarif Nazişden olunca her şeyin adeti belli değil. Ben versem bu tarifi biliyosunuz az ondan, biraz bundan şeklinde olurdu. Gel gelelim tarifimize.
TAZE OTLU YUMURTALI EKMEK
İki cm kalınlığında dilimlenmiş ekmek.
3 yumurta
bir çay bardağı süt.
1/2 demet dereotu
1/2 demet maydonoz
kızarmak için yağ
aromatik yeşil zeytin ezmesi(ya da siyah)
Dere otu ve maydonozu incecik kıyın. Derin bir kasede yumurta ve sütü iyice çırpın. Kıyılmış dereotu ve maydonozuda bu karışıma ekleyin. Ekmekleri bu karışıma batırıp batırıp kızartın. Kağıt havlu üstüne alınDaha sonra bıçak yardımıyla ekmek dilimlerini birbirinden kopmayacak biçimde kesin arasına zeytin ezmesi sürün. Servis yapın. Nasıl tam baharlık bir tarif dimi. Nalancım senin istediğin tarifi unutma gelince vereyim. Hatta ben unutmazssam hazırlar veririm ))
Bu günlük de bu kadar......................................
Dün malumunuz tiyatro günümdü , çok güzel bir oyun izledim. Çok bilindik bir oyun, Orhan Kemal'in '' ESKİCİ DÜKKANI''. Oyuncu kadrosu da yine hep bilindik oyuncular olunca. Evimizde tv izler gibi izledik oyunu. Binbir gece dizisinde Burhan Evliyaoğlu karakterini oynayan Metin Çekmez süperdi. İzlerken gözlerim doldu valla. Bu oyun sinemalarda ve tv de Eskici ve Oğulları adı altında oynamıştı. Baş rollerde de Fikret Hakan ve Kadir İnanır vardı.
Bu gün havayı görünce , şöle kendimi dışarlara vurayım , denizlere açılayım dedim ama sonra yarına erteledim.
Hadi biraz da yemek tarifi verelim. vereceğim tarif daha çok pazar kahvaltılarına yakışır. Tarif Nazişden.
Tabii tarif Nazişden olunca her şeyin adeti belli değil. Ben versem bu tarifi biliyosunuz az ondan, biraz bundan şeklinde olurdu. Gel gelelim tarifimize.
TAZE OTLU YUMURTALI EKMEK
İki cm kalınlığında dilimlenmiş ekmek.
3 yumurta
bir çay bardağı süt.
1/2 demet dereotu
1/2 demet maydonoz
kızarmak için yağ
aromatik yeşil zeytin ezmesi(ya da siyah)
Dere otu ve maydonozu incecik kıyın. Derin bir kasede yumurta ve sütü iyice çırpın. Kıyılmış dereotu ve maydonozuda bu karışıma ekleyin. Ekmekleri bu karışıma batırıp batırıp kızartın. Kağıt havlu üstüne alınDaha sonra bıçak yardımıyla ekmek dilimlerini birbirinden kopmayacak biçimde kesin arasına zeytin ezmesi sürün. Servis yapın. Nasıl tam baharlık bir tarif dimi. Nalancım senin istediğin tarifi unutma gelince vereyim. Hatta ben unutmazssam hazırlar veririm ))
Bu günlük de bu kadar......................................
Etiketler:
Eskici Dükkanı,
Metin Çekmez,
Orhan Kemal,
taze otlu yumurtalı ekmek
25 Mart 2008 Salı
bit pazarı gibi yazı -2
Geceki lodostan sonra , sakin bir sabaha uyandık. Çatılar uçuyor sandım bir an. Hafif var ama daha sakin dediğim gibi.
Kabile üyelerimin her biri başka bir semte dağıldılar. Kimi okula kime işe.Ben de çayımı ve elmalı pastamı alıp buraya geldim. en sevdiğim pastadır ve kendim için özel olarak yaparım. 40 yıllık bir tarif neredeyse. Teyzeme ait. Ne zaman onlara gideceğimi duysa hemen bu pastayı yapardı. Ama saklar , ay bu sefer yapmadım der beni aratırdı. Bi keresin de en üst rafa saklamıştı , çıkıp buldum, ama elimde tencere sandalyenin içine geçtik.
Bir çok arkadaşım artık neden evde pişirdiğin şeylerden söz etmiyosun demiş. O yüzden bu gün bu elmalı pastayı ve bu sıralarda geç yapılan kahvaltılarımıza eşlik eden sarımsaklı ekmek dilimlerinin tarifini yazacağım. Yazının en sonuna eklerim artık.
Dün pazarımızdı. Görümcemle , en favorisiyle biz de çay içtik. Sonra da pazara çıktık. Baktım pazarda satıcı , dünyanın en güzel laleleri burada diye bağırıyor. Yok yav dedim sahi mi?. Evet dedi, dünyanın en güzel çiçeklerini ben satıyorum. Sen bu kadar kendinden emin olduktan sonra diyecek bir şey yok dedim ve altı tane lale soğanı alıp diktim. Bakalım ne renler çıkacak. Geçen sene hepsi beyaz çıkmıştı((.
Dün akşam durup dururken , gamze ile orayı burayı karıştırmaya başladık. O sınıfta yaptıracağı bir etkinlik için malzeme arıyordu, ben de nerelerde ne unuttum acaba diyerek başında bekliyorum. Bir taraftan da karıştırrken. Elime kendimi tanıttığım BEN diye başlık attığım taa 2002 de yazdığım bir yazı geçti. Allah Allah niye böyle bir şey yazmışım derken aklıma geldi. Bizm iş güzar halkla ilişkilerin marifetiydi. İş yerine ODTÜ den uzmanlar gelmiş, bir hafta karşılıklı konuşmalar yapmıştık. Garip bir yol takip ediyorlardı. Havadan sudan konuşarak başlayan karşılıklı konuşmalar , bakıyorduk başka yerlere gelmiş. iŞte o günlerden birinde bizden bu yazıları istemişlerdi. Kendimimizi tanıtan, ne olmak istediğimizi, hedeflerimizi anlatan bir yazı istemişlerdi. İşte o yazıdan bir kaç cümle size.
Bunları neden sizle paylaştım biliyormusunuz , altı yıl önce yazdığım bu yazıdan bu yana ben umut ede ede bu güne gelmişim. Hiç bir şey değişmemiş. 78 li yıllardan beri daha yaşanılası daha yaşanılası bir Türkiye demişim. Demeye de devam edeceğim. Ne yaptın derseniz, bunları benim gibi söyleyen iki eğitim neferi daha kattım .Bu da gündeme getirdiğim yorumum olsun.
Şimdi sırada tarifler var.

ELMALI PASTA.dört elmayı rendeledim, yarım bardak toz şeker ilavesiyle pişirdim , pişirince tarçın ilave ettim bolca.
Marmelat soğurken , bir paket yağla(zeytinyağlı becel kullandım), bir yumurta, bir bardak toz şeker , kabartama tozu ve alabildiğince unla yumşak bir hamur yaptım. Hamuru ikiye böldüm. Tezgahı hafif unladım , hamurun birini , merdane yardımıyla tepsim büyüklüğünde açtım. tepsiye yaydım. Üstüne marmelatı döktüm iyice onuda hamurun her tarafına yaydım. En üste tekrar aynı işlemle ikinci hamuru açıp koydum. 200 derecede pişirdim. Soğuyunca pudra şekeri serpip dilimledim.
SARIMSAKLI EKMEK DİLİMLERİ. İki diş sarımsağı ezdim, üstüne sızma yağ, kekik ve kırmızı biber döktüm karıştırdım. İnce dilimlenmiş ekmek dilimlerinin üstüne sürüp fırında kızarrtım. Kahvaltıda süper oluyor. Afffiyyetler olsun
Şimdiiii, hava raporu verdik, biraz gümdeme mündeme dokundurduk, iki de tarif verdik. E daha ne olsun bundan iyisi ŞAMDA KAYSI bence.Hadi gittim ben öğleden sonra arkadaşlarla okey oynayacağız, yarın da tiyatro günüm. Raprumuda verdim yapacak iş kalmadı....
Kabile üyelerimin her biri başka bir semte dağıldılar. Kimi okula kime işe.Ben de çayımı ve elmalı pastamı alıp buraya geldim. en sevdiğim pastadır ve kendim için özel olarak yaparım. 40 yıllık bir tarif neredeyse. Teyzeme ait. Ne zaman onlara gideceğimi duysa hemen bu pastayı yapardı. Ama saklar , ay bu sefer yapmadım der beni aratırdı. Bi keresin de en üst rafa saklamıştı , çıkıp buldum, ama elimde tencere sandalyenin içine geçtik.
Bir çok arkadaşım artık neden evde pişirdiğin şeylerden söz etmiyosun demiş. O yüzden bu gün bu elmalı pastayı ve bu sıralarda geç yapılan kahvaltılarımıza eşlik eden sarımsaklı ekmek dilimlerinin tarifini yazacağım. Yazının en sonuna eklerim artık.
Dün pazarımızdı. Görümcemle , en favorisiyle biz de çay içtik. Sonra da pazara çıktık. Baktım pazarda satıcı , dünyanın en güzel laleleri burada diye bağırıyor. Yok yav dedim sahi mi?. Evet dedi, dünyanın en güzel çiçeklerini ben satıyorum. Sen bu kadar kendinden emin olduktan sonra diyecek bir şey yok dedim ve altı tane lale soğanı alıp diktim. Bakalım ne renler çıkacak. Geçen sene hepsi beyaz çıkmıştı((.
Dün akşam durup dururken , gamze ile orayı burayı karıştırmaya başladık. O sınıfta yaptıracağı bir etkinlik için malzeme arıyordu, ben de nerelerde ne unuttum acaba diyerek başında bekliyorum. Bir taraftan da karıştırrken. Elime kendimi tanıttığım BEN diye başlık attığım taa 2002 de yazdığım bir yazı geçti. Allah Allah niye böyle bir şey yazmışım derken aklıma geldi. Bizm iş güzar halkla ilişkilerin marifetiydi. İş yerine ODTÜ den uzmanlar gelmiş, bir hafta karşılıklı konuşmalar yapmıştık. Garip bir yol takip ediyorlardı. Havadan sudan konuşarak başlayan karşılıklı konuşmalar , bakıyorduk başka yerlere gelmiş. iŞte o günlerden birinde bizden bu yazıları istemişlerdi. Kendimimizi tanıtan, ne olmak istediğimizi, hedeflerimizi anlatan bir yazı istemişlerdi. İşte o yazıdan bir kaç cümle size.
Benim için önce iyi insan olmak gelir. Ancak böyle iyi anne, iyi eş, iyi arkadaş, iyi dost olabilirim. Hedefim şu; Şu anda Türkiye şartlarında önümü çok iyi göremiyorum belki, ama gözlerimin keskinliğine ve sağduyuma inanarak, güvenerek söylüyorum ki, daha yaşanılası bir Türkiye de benim de yapacağım bir şeyler var. Yarın, yarınlardan umudunu kesmeyenlerindir. Her şey değişecektir. Çünkü değişmeyen tek şey değişimdir.
Bunları neden sizle paylaştım biliyormusunuz , altı yıl önce yazdığım bu yazıdan bu yana ben umut ede ede bu güne gelmişim. Hiç bir şey değişmemiş. 78 li yıllardan beri daha yaşanılası daha yaşanılası bir Türkiye demişim. Demeye de devam edeceğim. Ne yaptın derseniz, bunları benim gibi söyleyen iki eğitim neferi daha kattım .Bu da gündeme getirdiğim yorumum olsun.
Şimdi sırada tarifler var.

ELMALI PASTA.dört elmayı rendeledim, yarım bardak toz şeker ilavesiyle pişirdim , pişirince tarçın ilave ettim bolca.
Marmelat soğurken , bir paket yağla(zeytinyağlı becel kullandım), bir yumurta, bir bardak toz şeker , kabartama tozu ve alabildiğince unla yumşak bir hamur yaptım. Hamuru ikiye böldüm. Tezgahı hafif unladım , hamurun birini , merdane yardımıyla tepsim büyüklüğünde açtım. tepsiye yaydım. Üstüne marmelatı döktüm iyice onuda hamurun her tarafına yaydım. En üste tekrar aynı işlemle ikinci hamuru açıp koydum. 200 derecede pişirdim. Soğuyunca pudra şekeri serpip dilimledim.
SARIMSAKLI EKMEK DİLİMLERİ. İki diş sarımsağı ezdim, üstüne sızma yağ, kekik ve kırmızı biber döktüm karıştırdım. İnce dilimlenmiş ekmek dilimlerinin üstüne sürüp fırında kızarrtım. Kahvaltıda süper oluyor. Afffiyyetler olsun
Şimdiiii, hava raporu verdik, biraz gümdeme mündeme dokundurduk, iki de tarif verdik. E daha ne olsun bundan iyisi ŞAMDA KAYSI bence.Hadi gittim ben öğleden sonra arkadaşlarla okey oynayacağız, yarın da tiyatro günüm. Raprumuda verdim yapacak iş kalmadı....
22 Mart 2008 Cumartesi
55 kelimelik roman
güzel olmuş mu dedi anne. Bir hikaye yazdım 55 kelimelik.- Ay ama bu çok hüzünlü, hiç yakışmamış sana. Sen komik bi, şeyler yaz dedi küçük kızı.- Vayy demek ben hep eğlenceli olmak zorundayım. Ama her zaman gülümsemiyor ki hayat bana da, bazen de ben ona gülümsüyorum. Olsun sen yine de komik bir şeyler yaz. Gıdı gıdı))
************************************************************************************
İŞTE BU DA HÜZÜNLÜSÜ
yatağından doğrulurken , kadının gözü aynaya takıldı. Ayna da gördüğü yüz annesinin yüzüydü sanki. Yıllar önce gitmişti . Yüz belki annesine aitti ama gözler. Bu kadar hayat dolu bir kadın nasıl bu kadar hüzünlü bakardı diye düşündü. . Yok be anne dedi, ben ne hissedersem öyle bakacağım hayata. Yüzüm belki senin yüzün ama , bakışlarım asla . Yürüdü gitti sabaha.
******************************************************
ha bu da neydi demeyin. Bu bir sobeydi. Nalan , 55 kelimelik bir roman için sobelemiş beni. Valla kelime sayısı ile sınırlanmak ne zormuş. Başına gelmeyen bilmez. Yani ben de diyorum ki, rüzgar yani gimmemamalove ve zeya ve de mavianne sobelenmedilerse hala bu konuda yazssınlar bakalım onlarda 55 kelimelik bir roman. Ha ne dersiniz...
************************************************************************************
İŞTE BU DA HÜZÜNLÜSÜ
yatağından doğrulurken , kadının gözü aynaya takıldı. Ayna da gördüğü yüz annesinin yüzüydü sanki. Yıllar önce gitmişti . Yüz belki annesine aitti ama gözler. Bu kadar hayat dolu bir kadın nasıl bu kadar hüzünlü bakardı diye düşündü. . Yok be anne dedi, ben ne hissedersem öyle bakacağım hayata. Yüzüm belki senin yüzün ama , bakışlarım asla . Yürüdü gitti sabaha.
******************************************************
ha bu da neydi demeyin. Bu bir sobeydi. Nalan , 55 kelimelik bir roman için sobelemiş beni. Valla kelime sayısı ile sınırlanmak ne zormuş. Başına gelmeyen bilmez. Yani ben de diyorum ki, rüzgar yani gimmemamalove ve zeya ve de mavianne sobelenmedilerse hala bu konuda yazssınlar bakalım onlarda 55 kelimelik bir roman. Ha ne dersiniz...
21 Mart 2008 Cuma
dünden, bu günden bi de eskiden
Dün bütün günü ev de Nazlıyla geçirdik. Geç kalktık yedik içtik. Yan gelip yattık. Öğleden sonra benim temizlik aşkım depreşti, dedim yeter bu bu günlük bu kadar yan gelip yatma, bir giriştim evimizi gıpgıcır yaptım.
Sabah tabii yine Nazlı Purim tatilin de olduğu için ev de.Öğlene kadar keyif yaptık yine. Benim zaten Yeni favori kanalım TNT de her sabah saat 10 da romantik filmlerim var. Ay bu günkü de pek bi güzeldi. Tek kötü tarafı bir tek yatak odasında izleyebiliyorum. Çünkü digitürk de yok. Kablosuz kanal da var. Olsun be yaw. Her bi kes gittikten sonra, alıyorum çayımı kahvemi oh kebapppp.
Bu gün öğleden sonra Zuz Nazlının kanına girdi. Hadi gel bana , yarın evdeyim, bi tek spora gidip gelicem, öğleden sonra da kısır yaparız, annende poğaça yapsın bize deme mi?. Yani onlar hafta sonu keyfi yapacak , kabak benim başıma patladı. Kalktım tam dört tepsi kıymalı poğaça yaptım. Bir buçuk tepsisini onlara verdim.
Şimdi sıra eski yazı da
*************************************************************************************
24/3/2006 - BANYODA Kİ KIR ÇİÇEKLERİ
Geçtiğimiz eylül dü.. Yeni bir eve taşınmanın telaşı içindeydik.Aynı zamanda Nazlı mezun olmuş göreve başlamış ,Gamze üniversiteyi kazanmış onun telaşı,eşyalar uymuyor çok gerekli olanların yerine yenisi sipariş ediliyor ve bu arada da günlük yaşam devam ediyor.Bir koşturmacadır gidiyor evde,
Bu arada ben devamlı banyoda çiçekler buluyorum.ama kurumuş,buruşuk,kiminin sapı falanda yok, aha diyorum kocam yollarıma gül döküyo ama bunlarda pek bi buruşuk,soluk.Akşam sorayım diyorum,yemekti,bu gün ne yaptındı,hadi bir iki koli daha açalım derken unutuyorum.Gece aklıma geliyor,uyumuşlardır sabah sorayım derken bir kaç gün geçti ama bu arada her gün banyo gene çiçekler içinde kalıyor .O sıra da karı koca 1- 2 günlük ani bir seyehate çıktık.Geldim durum devam ediyor.
Akşam olana kadar zor sabrettim.Hepimiz bir araya gelince dedim nedir bu çiçek durumları.Nazlı.anne benden düşüyorlar dedi.Çocuklar bahcede çiçek bırakmadı ,durmadan koparıp bana getiriyorlar bende atamam ya ceplerime falan sokuyorum ama bişey denir diye de çekiniyorum dedi.
Nazlı dört yıl bizden uzakta İzmir Ege Üniversitesinde okudu.Hep özlem oldu aramızda.Sınav dönemlerin de gelemedi.Hiç bir yeni yıla, bu 4 yıl boyunca birlikte giremedik.
Allahın bana verdiği ödül de banyoda bulduğum kır çiçekleriydi.
Sabah tabii yine Nazlı Purim tatilin de olduğu için ev de.Öğlene kadar keyif yaptık yine. Benim zaten Yeni favori kanalım TNT de her sabah saat 10 da romantik filmlerim var. Ay bu günkü de pek bi güzeldi. Tek kötü tarafı bir tek yatak odasında izleyebiliyorum. Çünkü digitürk de yok. Kablosuz kanal da var. Olsun be yaw. Her bi kes gittikten sonra, alıyorum çayımı kahvemi oh kebapppp.
Bu gün öğleden sonra Zuz Nazlının kanına girdi. Hadi gel bana , yarın evdeyim, bi tek spora gidip gelicem, öğleden sonra da kısır yaparız, annende poğaça yapsın bize deme mi?. Yani onlar hafta sonu keyfi yapacak , kabak benim başıma patladı. Kalktım tam dört tepsi kıymalı poğaça yaptım. Bir buçuk tepsisini onlara verdim.
Şimdi sıra eski yazı da
24/3/2006 - BANYODA Kİ KIR ÇİÇEKLERİ
Geçtiğimiz eylül dü.. Yeni bir eve taşınmanın telaşı içindeydik.Aynı zamanda Nazlı mezun olmuş göreve başlamış ,Gamze üniversiteyi kazanmış onun telaşı,eşyalar uymuyor çok gerekli olanların yerine yenisi sipariş ediliyor ve bu arada da günlük yaşam devam ediyor.Bir koşturmacadır gidiyor evde,
Bu arada ben devamlı banyoda çiçekler buluyorum.ama kurumuş,buruşuk,kiminin sapı falanda yok, aha diyorum kocam yollarıma gül döküyo ama bunlarda pek bi buruşuk,soluk.Akşam sorayım diyorum,yemekti,bu gün ne yaptındı,hadi bir iki koli daha açalım derken unutuyorum.Gece aklıma geliyor,uyumuşlardır sabah sorayım derken bir kaç gün geçti ama bu arada her gün banyo gene çiçekler içinde kalıyor .O sıra da karı koca 1- 2 günlük ani bir seyehate çıktık.Geldim durum devam ediyor.
Akşam olana kadar zor sabrettim.Hepimiz bir araya gelince dedim nedir bu çiçek durumları.Nazlı.anne benden düşüyorlar dedi.Çocuklar bahcede çiçek bırakmadı ,durmadan koparıp bana getiriyorlar bende atamam ya ceplerime falan sokuyorum ama bişey denir diye de çekiniyorum dedi.
Nazlı dört yıl bizden uzakta İzmir Ege Üniversitesinde okudu.Hep özlem oldu aramızda.Sınav dönemlerin de gelemedi.Hiç bir yeni yıla, bu 4 yıl boyunca birlikte giremedik.
Allahın bana verdiği ödül de banyoda bulduğum kır çiçekleriydi.
20 Mart 2008 Perşembe
benden , ordan burdan bir de PURİM
Bazı arkadaşlarımı merakta bırakmışım, bir süredir yazmayarak. Öncelikle söyliyeyim. Sıhhatte ve afiyetteyim ve her şey yolunda. Yalnız biraz yoğundum. Misafirlerim oldu, benim tiyatro günlerim oldu.
Pazartesi pazarımızdı, Kuzenlerimde gelince o gün, olay pazar şenliğine dönüştü. Bizim pazarımız; İstanbulun 3.büyük pazarıdır. O yüzden tam iki kez pazar dolaştık onlarla. Girdik çıktık yedik içtik gezdik. Salı gün de Zuz geldi. Bi sürü yemek siparişi verdi. Pırasa dolması gibi mesela. Dünde tiyatro günümdü.
Bu hafta dört gün Naziş evde. Bilgisayar da bana sıra gelmez yani. Musevi okulunda öğretmenlik yaptığı için, onlarında bayramları olduğu için bayram tatilinde yani. Bayramın adı PURİM. Özel bir hikayesi ve bu bayrama has özel bir kurabiyesi var.
Nazlı eve de getirdi, o kadar çoktu ki, misafirlerime de ikram ettim. Onlar da çok beğendiler. Biz nasıl aşure ayında aşure yapıp dağıtıyoruz , onlarda bu bayramda bu kurabiyeleri yapıp dağıtıyorlarmış. Nazlı sayesinde yeni bir kültür daha öğrenip, hayatımıza yeni bir renk daha katmış olduk. Dün okulda bir parti yapıp , 4 günlük bayram tatiline girdiler.
. PARTİ DE NAZLI VE ÖĞRENCİLERİ. Cadı bir öğretmene sahip olmak nasıl bir duygu acaba:)))))
not. Cadılı resmi sonradan kaldırdım
Pazartesi pazarımızdı, Kuzenlerimde gelince o gün, olay pazar şenliğine dönüştü. Bizim pazarımız; İstanbulun 3.büyük pazarıdır. O yüzden tam iki kez pazar dolaştık onlarla. Girdik çıktık yedik içtik gezdik. Salı gün de Zuz geldi. Bi sürü yemek siparişi verdi. Pırasa dolması gibi mesela. Dünde tiyatro günümdü.
Bu hafta dört gün Naziş evde. Bilgisayar da bana sıra gelmez yani. Musevi okulunda öğretmenlik yaptığı için, onlarında bayramları olduğu için bayram tatilinde yani. Bayramın adı PURİM. Özel bir hikayesi ve bu bayrama has özel bir kurabiyesi var.
Nazlı eve de getirdi, o kadar çoktu ki, misafirlerime de ikram ettim. Onlar da çok beğendiler. Biz nasıl aşure ayında aşure yapıp dağıtıyoruz , onlarda bu bayramda bu kurabiyeleri yapıp dağıtıyorlarmış. Nazlı sayesinde yeni bir kültür daha öğrenip, hayatımıza yeni bir renk daha katmış olduk. Dün okulda bir parti yapıp , 4 günlük bayram tatiline girdiler.. PARTİ DE NAZLI VE ÖĞRENCİLERİ. Cadı bir öğretmene sahip olmak nasıl bir duygu acaba:)))))
not. Cadılı resmi sonradan kaldırdım
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)