Artık bir yazı yazayım diye oturdum. Böyle oturunca da aklıma bişe gelmez. Ev ahalisi bir bir gitti. Naziş giderken arkasından baktım sanki gece gibiydi. Neyseki servisle gidiyor.
Herkesler bire tost bire bardak yeşil çay içti gitti. Kendime kahvaltı hazırlamaya üşendim. Kaç günlük tuzlu çubukları , yanında çay eşliğinde tulum peynirine batıra batıra maillerimi okuya okuya kahvaltı yaptım.
Bu gün nedense enerjimi düşük hissediyorum. Evi toparlayıp, yedi mahalleye yetecek kadar pişirdiğim aşureleri birilerini bulup vermem gerek.Malum herkes pişirdi. Dün görümcen elinde aşure malzemeleri ile gidiyordu eve:)) Fakat herkesin pişirme yöntemi farklıdır . Pilav gibi yani. Onu da elli değişik şekilde pişiririz ya. Peki yav sen nası yaparsın derseniz ;
İşte şööle yaparım. Yarım kilo buğdayı iyice yıkar, tencerede bir taşım kaynatır altını kapatırım. Sarar bir yerde bekletiririm. Akşamdan da olabilir bu işlem. İyice kabarıp şişince. Koyarım ocağa başlatırım kaynatmaya. Ha babm de babam kaynar o . İyice pişince içinden iki üç kepçe alır, robotta bi güzel çekerim. Sonra içine tekrar koyarım. Küçük küçük doğranmış kayısı incir , kuru üzüm falan ne istiyosanız koyun işte. Ama rica ederim şu meyveleri doğrayın deniz anası gibi yüzmesinler aşurede. Haşlanmış nohut ve fasulyeyi az koyarım , pek sevmem çünkü. Şimdi bunlarda içinde iyice pişince bir kilo şekeri de boca edin içine, biraz da portakal rendeleyin misler gibi koksun. . Biraz da öle kaynasın. Kaseler koyarken aşure çorba kıvamında olsun ki soğuyunca taş gibi sertleşmesin. Suluca bi çorba gibi olsun . Sonra süsleyin işte üstünü. Efeeem bunun adı saray usulü aşure dir. Şimdi resim koyayım dedim. Foto çek , yükle falan, netten bulayım dedim aklıma geldi sonra, uyyy benim aşuremin resmi diye kafama üşüşürler. Arkadaşlar idare edin. Gözünüzde canlandırın bir kase aşure üstünde cevizler, tarçınlar, narlar , daha ne istiyosanız koyun işte...
Ben şekerini katmadan önce baktım çok fazla olmuş. Biraz ayırdım dondurucuya attım. Bu hafta içi Zuz da bizim blog çetesi toplanacak ozaman şeker koyup yeniden pişireceğim. Ama siz de ayırın canınız aşure çektiğinde çıkarın buzluktan biraz su ve şeker ilavesiyle pişirin yiyin efendim.Misafiriniz gelirse şipşak aşureniz hazır:))
Şimdi gideyim ben , bir bardak çay daha içeyim ve evime balıklama dalayım.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
22 Ocak 2008 Salı
20 Ocak 2008 Pazar
pazar pazar

Bir Hafta sonunu daha devretmek üzereyiz. Pazarın bitmesine ne kaldı şurada. Benim gezente kızlar henüz eve dönmediler. Nazlı'nın bu seneki modası , cuma akşamından teyzesine yani Zuz a yerleşmek. Gezip gezip tekrar ona dönmek. Pazar günü birlikte tembellik edip, öğlende kahvaltı yapıpi yine sokaklara dağılmak. Biraz önce arayıp bir evi olduğunu hatırlattım O'na. O da haftaya tatile giriyorum zaten dedi.Gamze sınav stresi atmakta. Kocam da bu gün bile çalışmakta. Nalan görüyosun dimi, bazen Pazar günü de çalışmak için Dubaiye gitmeye gerek yok:))
Hafta sonu eski yazı koyma kararımıza bir kaç arkadaşımız daha katıldı. Ne güzel oldu bence. Zeyanın o yazısını kaçırsam çok üzülürdüm . Saçlarının ucu ağrıyan bir çocuk. Okumayan varsa kaçırmasın.
Dün ben Beyoğlu seferine çıktım . Hava bahar gibiydi giderken. Benim canım İstanbullum paltolarını koluna almıştı. Taksime çıkınca bende aynını yaptım. Ama dönüşte atkımı bile kafama bağladım. Anneannem alnımın çatı dondu derdi de, ne diyo derdim. Ben bunu ne demek olduğunu dün akşam Beyoğlunda gezerkene , gözlerimi süzerkene anladım. Atkımı alnıma bağlayacaktım az kaldı, apaçiler gibi. Bi de biliyosunuz, olaylara doğru gitme özelliğimden bir şey kaybetmediğimi de anladım. Birden karşımda yüzlerce çevik kuvvet polisini bana doğru koştuğunu görünce. Telsizden de sürekli acil durum anonsu yapılıyordu. Sonra kulak kabartınca baktım telsizdeki ses bir yerlerde bayrak yakma gösterisinden söz ediyor. Dün Hrant Dinki anma toplantısı da vardı aynı zamanda. Geçen yıl aynı gün aynı saatlerede aynı yerde olduğumu hatırlayan varsa. Tarih tekerrürden ibarettir sözünün doğruluğuna da inansın.
Vapurda ve finükülerde bir kaç kişinin elinde Kimya Hatunu gördüm. Geçende Vatanın Kitap Ekinde de de dikkatimi çekmişti. Alınacaklar listesine alındı. Hatta sizin için bir ön araştırma dahi yaptım kitap hakkında bu kıyağımı da unutmayın. Hadi gittim ben pazar pazar
DEEP NOT:
Dün akşam biraz bloğumla oynadım. Blogspotu yeni yeni keşfediyorum. Severim diye bir bölüm ekledim. Şablonla oynadım. Biraz da böyle kullanalım bakalım. Ben nasılsa kaptım bu işi. Artık oynar dururum buralarda...
Kocasının ölümünden sonra Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ile evlenen Kerra Hatun, yerıi kocasının haremine yerleşir. Tabii sevgili kızı Kimya da odunladır. Kimya Hatun içine düştüğü bu yeni dünyada bir yandan kendini bulmaya çalışırken, diğer yandan da Mevlânâ'nın özel yaşamına şaşkınlıkla şahit olmaktadır...
irfan ve tasavvuf dünyasının iki dev ismi -Mevlânâ ve Şems'in- yaşamına dair birçok bilinmeyenin bilinmesine yardımcı olacağını umduğumuz bu romanın asıl kahramanları, herhalde kadın olduklar* için tarih tarafından bir kenara itilmişlerdi. Yazar Saide Kuds, eski yazılar ve Şems ile Mevlânâ'nın karşılaşma kayıtlarını derinlemesine inceledikten sonra hayatı bu her iki adama da bağlı olarak geçen genç bir kadının hikâyesinin unutulduğunu fark eder. Ve biyografik bir roman dili ile anlattığı Kimya Hatun'un yaşamını tozlu sayfaların arasından çekip gün ışığına çıkarır.
18 Ocak 2008 Cuma
Eski yazıya yeni imaj bi de blooom iki yaşını bitirdiii
Geçen Cumartesi bizim blog çetesi ile buluşunca bi karar aldık. Bundan sonra hafta sonları eski yazılarımızdan birini ekleyelim dedik. Hem hatırlamış oluruz , hem yeni arkadaşlar görür biz eskiden ne menem yazılar yazardık. Hem de çaktırmadam o yazılar bu bloğa taşınmış olur. Katılan olursa çok seviniriz valla.
Bundan iki yıl önce başlamışım blog macerasına, iyiki de başlamışım.İyiki de yapmışım dediğim işlerden biri oldu. Reel hayata da taşıdığım , vaz geçilmez arkadaşlarım oldu. Hayatımda bir renk oldu. O günden bu güne taşıdığım arkadaşlarım oldu, onun yanında yeni tanıyıpta taa baştan beri tanıyormuşum gibi hissettiklerim oldu. Nice yıllara hep birlikte...
Ben bu gün bu amaçla arşivime bakarken, Zuz la ilgili yazdığım yazıya rastladım. Dedim ki hemde Zuz Zuz deyip duruyorum. Kimdir bu diyenler oluyor, kızın mı diye soranlar oluyor.Biraz da o nedenle onunla ilgili yazdığım yazıyı aldım buraya bu hafta. İşta karşınız da ZUZ.
*************************************************************************
ZUZ
Kız kardeşim tutturdu canım sıkılıyo yazı ekle. Sanki boyacı küpüyüz. Daldır çıkar bugüne bu gün sanat yapıyoruz burda. Edebiyat hocalarım Mehmet Karakuş ve Yıldız Öncü yazmalısın demişlerdi. Aha da yazdım hocam. Bu benim kardeşim ona biz kısaca Zuz diyelim. Kızlarımla bir olup beni beni keklemeye çalışır devamlı. Son vukuatı benden gizli Ankaraya gitmekti ama, ne numaralar sanki buradaymış gibi msn de konuşmalar.,sonra biraz dışarı çıkıyorum deyip, uçakla vın Ankara .2 saat sonra yine burdaymış gibi konuşuyo.EEEEEEEEEE noooooooooooldu peki ,sizce yedim mi? tabiki hayır anın da enselendi.Yazımı istiyodu alsın yazı.
Bunun marifetleri saymakla bitmez ilk kırk yaşıma girdiğim de sürpriz parti yapıp ,cümle alemi başıma toplayıp.,kırk yaşıma girdiğimi herkese duyurmak için bir davul zurna çalmadığı kaldı. Laf aramızda gelen hediyeleri arabanın bagajı almamıştı. Bir kerede bayram değil seyran değil işyerime koca bir sepet dolusu lale göndermişti tam 60 tane eve gelene kadar öldüm az kaldı, kamyon tutacaktım. Kendisi mobilya tasarım şirketinin iki ortağından biridir işe başladıktan 2 ay sonra şirketin sahibi olmuştur. Ortağı Berfu ile ikisini kendi işlerine gitmemek için okullar kar tatili yapınca onların da kendilerine tatil verdiğini anlatmıştım size. Mobilya tasarımı ile uğraştığı için durmadan benin eşyalarıma kafayı takar,beğenmediği bir şeyi kaldırmam için bana yeminler ettirip , Kur'an a el bastırır ,gittikten sonra da arayıp kaldırdın mı diye sorar. Buna en çok arkadaşlarım sevinir çünkü onları hediye ederim. En son koltuk şalımı kaldırttı. Halbuki onu da kendi yaptırmıştı.
Sonra tatile çıktığımızda bize hiç rahat vermez hadi gelin artık özledim özledim der,biz gelince de yelkenliyle mavi yolculuğa çıkar, ben ona denizin ortasın da günlerce ulaşamayıp kafayı yerim telefonum yastığımın altında uyurum
Çocukken parasız kalınca hemen onun kitaplarının arasına bakardım hep kitapların sayfalarının arasına para saklardı. Doğduğunda beni çok kızdırmışlardı.Lale nin papucu dama atıldı diye ,en çok olaf ağırıma gitmişti,.Her şey iyi güzel de ZUHAL sen benim ''KIZ ROBENSON''un içindeki apaçi kız resmini neden yırtıp aldın tam 3o yıl oldu kızın elbiseleri bile aklım da.
Benim kardeşim hayatımdaki en büyük desteğimdir ,canımdır ,her şeyimdir, ONU ÇOOOOOOOOOK SEVİYORUM.KIZLARIM 3O NİSANI TEYZELER GÜNÜ OLARAK 10 YILDIR KUTLAMAKTALAR
Bundan iki yıl önce başlamışım blog macerasına, iyiki de başlamışım.İyiki de yapmışım dediğim işlerden biri oldu. Reel hayata da taşıdığım , vaz geçilmez arkadaşlarım oldu. Hayatımda bir renk oldu. O günden bu güne taşıdığım arkadaşlarım oldu, onun yanında yeni tanıyıpta taa baştan beri tanıyormuşum gibi hissettiklerim oldu. Nice yıllara hep birlikte...
Ben bu gün bu amaçla arşivime bakarken, Zuz la ilgili yazdığım yazıya rastladım. Dedim ki hemde Zuz Zuz deyip duruyorum. Kimdir bu diyenler oluyor, kızın mı diye soranlar oluyor.Biraz da o nedenle onunla ilgili yazdığım yazıyı aldım buraya bu hafta. İşta karşınız da ZUZ.
*************************************************************************
ZUZ
Kız kardeşim tutturdu canım sıkılıyo yazı ekle. Sanki boyacı küpüyüz. Daldır çıkar bugüne bu gün sanat yapıyoruz burda. Edebiyat hocalarım Mehmet Karakuş ve Yıldız Öncü yazmalısın demişlerdi. Aha da yazdım hocam. Bu benim kardeşim ona biz kısaca Zuz diyelim. Kızlarımla bir olup beni beni keklemeye çalışır devamlı. Son vukuatı benden gizli Ankaraya gitmekti ama, ne numaralar sanki buradaymış gibi msn de konuşmalar.,sonra biraz dışarı çıkıyorum deyip, uçakla vın Ankara .2 saat sonra yine burdaymış gibi konuşuyo.EEEEEEEEEE noooooooooooldu peki ,sizce yedim mi? tabiki hayır anın da enselendi.Yazımı istiyodu alsın yazı.
Bunun marifetleri saymakla bitmez ilk kırk yaşıma girdiğim de sürpriz parti yapıp ,cümle alemi başıma toplayıp.,kırk yaşıma girdiğimi herkese duyurmak için bir davul zurna çalmadığı kaldı. Laf aramızda gelen hediyeleri arabanın bagajı almamıştı. Bir kerede bayram değil seyran değil işyerime koca bir sepet dolusu lale göndermişti tam 60 tane eve gelene kadar öldüm az kaldı, kamyon tutacaktım. Kendisi mobilya tasarım şirketinin iki ortağından biridir işe başladıktan 2 ay sonra şirketin sahibi olmuştur. Ortağı Berfu ile ikisini kendi işlerine gitmemek için okullar kar tatili yapınca onların da kendilerine tatil verdiğini anlatmıştım size. Mobilya tasarımı ile uğraştığı için durmadan benin eşyalarıma kafayı takar,beğenmediği bir şeyi kaldırmam için bana yeminler ettirip , Kur'an a el bastırır ,gittikten sonra da arayıp kaldırdın mı diye sorar. Buna en çok arkadaşlarım sevinir çünkü onları hediye ederim. En son koltuk şalımı kaldırttı. Halbuki onu da kendi yaptırmıştı.
Sonra tatile çıktığımızda bize hiç rahat vermez hadi gelin artık özledim özledim der,biz gelince de yelkenliyle mavi yolculuğa çıkar, ben ona denizin ortasın da günlerce ulaşamayıp kafayı yerim telefonum yastığımın altında uyurum
Çocukken parasız kalınca hemen onun kitaplarının arasına bakardım hep kitapların sayfalarının arasına para saklardı. Doğduğunda beni çok kızdırmışlardı.Lale nin papucu dama atıldı diye ,en çok olaf ağırıma gitmişti,.Her şey iyi güzel de ZUHAL sen benim ''KIZ ROBENSON''un içindeki apaçi kız resmini neden yırtıp aldın tam 3o yıl oldu kızın elbiseleri bile aklım da.
Benim kardeşim hayatımdaki en büyük desteğimdir ,canımdır ,her şeyimdir, ONU ÇOOOOOOOOOK SEVİYORUM.KIZLARIM 3O NİSANI TEYZELER GÜNÜ OLARAK 10 YILDIR KUTLAMAKTALAR
17 Ocak 2008 Perşembe
eyvah Gamsegiller firar da
sabah gözümüzü Nurullah ın' ziliyle açtık. Bilgisayarı getirmiş. Ben de sis var da Nazlı geri geldi sandım .Tahmin edilen gibi hard-diski defnettik.
Günün en önemli haberi bizim evden , Gamsegillerden biri kaçtı. Fellik fellik onu arıyorum evde. Kendimi kaplumbağa olarak düşünüyorum.Firar etsem nerelerde saklanırdım diye. Asıl suç ortağına kızıyorum. Danacan , ona omuz veriyor o da zıplayıp kaçıyor. Geçen gün Gamze veterinere biraz hareketsizler demiş ki bu mevsim de çok normalmiş. O da kabuğuna vitamin sürün demiş. Ha işte sürer sürmez topladı bohçasını gitti.
Tariflerim var demiştim ama, şimdi görümcem aradı , o yüzden biraz hazırlık yapayım.Kaplumbağayı arayayım. Varsa bildiğiniz bir bulma metodu söyleyin bu arada.
Günün en önemli haberi bizim evden , Gamsegillerden biri kaçtı. Fellik fellik onu arıyorum evde. Kendimi kaplumbağa olarak düşünüyorum.Firar etsem nerelerde saklanırdım diye. Asıl suç ortağına kızıyorum. Danacan , ona omuz veriyor o da zıplayıp kaçıyor. Geçen gün Gamze veterinere biraz hareketsizler demiş ki bu mevsim de çok normalmiş. O da kabuğuna vitamin sürün demiş. Ha işte sürer sürmez topladı bohçasını gitti.
Tariflerim var demiştim ama, şimdi görümcem aradı , o yüzden biraz hazırlık yapayım.Kaplumbağayı arayayım. Varsa bildiğiniz bir bulma metodu söyleyin bu arada.
16 Ocak 2008 Çarşamba
DİKKAT ARIZA!!!!!!!!!!!!
Bilgisayarımız arızalandı. Şimdi ayilemizin tamircisi Nurullahın bir an önce onu eve getirmesini beekliyoruz.
Yarın akşam getireceğini söyledi. Hard-disk sizlere ömür. Bu arada ben bol atkı örüyorum. Bir tane daha bitirdim de Nazlı taktı gezmeye gitti bile. Bi sürü ev yapımı peeeelingler. maskeler. kırışık maskeleri(bana gerekli değil ama . bulunsun:))). Çok güzel bir ıslak kek tarifi , ev yapımı zayıflama çayları ile geliyorum. Eeeeeeeeee çok gezen değil bazen de çok tv izleyen bilir. Aldım kağıdı kalemi elime sizler için notlar tuttum
.
Yeni başladığım kitap . Elif Şafaktan gidiyorum bu ara, ARAF. İlgimi çeken bir özelliği dei kitabın kahramanının adı ve soyadı . anne dedemizin adı ve soya adı. Bu kadar olur. Ama kendisi SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİNDEN.
Geçen gece karı koca NTV de oradaydım programında Onat Kutların bir bombaya kurban gidişini . oradaki tanıkların gözünden izledik. Teröre lanet .
Bir yuh da BJK taraftarına Bobo nun imzalı kaşkolu için ortalığı birbirine kattılar. Onlara enerjilerini harcamaları için K. Irak a gitmelerini öneririm. İnsan oradaki askerlerden utanır yav, biz ne peşindeyiz diye.
Misafirlikte bu kadar yazılır. Giitim ben.
Yarın akşam getireceğini söyledi. Hard-disk sizlere ömür. Bu arada ben bol atkı örüyorum. Bir tane daha bitirdim de Nazlı taktı gezmeye gitti bile. Bi sürü ev yapımı peeeelingler. maskeler. kırışık maskeleri(bana gerekli değil ama . bulunsun:))). Çok güzel bir ıslak kek tarifi , ev yapımı zayıflama çayları ile geliyorum. Eeeeeeeeee çok gezen değil bazen de çok tv izleyen bilir. Aldım kağıdı kalemi elime sizler için notlar tuttum
.
Yeni başladığım kitap . Elif Şafaktan gidiyorum bu ara, ARAF. İlgimi çeken bir özelliği dei kitabın kahramanının adı ve soyadı . anne dedemizin adı ve soya adı. Bu kadar olur. Ama kendisi SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİNDEN.
Geçen gece karı koca NTV de oradaydım programında Onat Kutların bir bombaya kurban gidişini . oradaki tanıkların gözünden izledik. Teröre lanet .
Bir yuh da BJK taraftarına Bobo nun imzalı kaşkolu için ortalığı birbirine kattılar. Onlara enerjilerini harcamaları için K. Irak a gitmelerini öneririm. İnsan oradaki askerlerden utanır yav, biz ne peşindeyiz diye.
Misafirlikte bu kadar yazılır. Giitim ben.
14 Ocak 2008 Pazartesi
YAŞAMIN KIYISINDAN, DENİZ ATINDAN, BİZİM EVDEN.......
Yeni bir haftaya başlarken , önce bi arkadaşlarıma uğrayayım dedim. Çoğu henüz haftasonu rehavetinden çıkmamıştı.Zeya ve Nalan hala cumartesi yazısında, ebrucuk haliyle cumartesi yazısında. Angel kardeşini ziyaretten dönmüş yazısını akşamdan yazmış.Mavianne de dillere destan bir ziyafet masası var. Ama Nurdancım da üzücü bir haber vardı. Yeğenleri tarfik kazası geçirmiş. Acil şifalar diliyorum ona buradan da.Trafik kazaları demiyorum ben artık ona , trafik terörü. Kaza bilmeden istemeden, planlamadan yapılan şeydir. Ama ehliyetsiz, alkollü tarfiğe çıkmak ; başkalarının canına , malına kasttır.
Cuma gününden başlayalım, cuma günü ben evdeydim , yalnızdım, Nalan da Dubai de evdeydi. Hicri yılbaşı dolayısıyla tatildi. Yaşamın kıyısından ı izlemiş. Ben de izlememiştim. Hadi aklıma gelmişken izleyeyim dedim. Film hakkında seninle aynı görüşteyim Nalan. Nurgül Yeşilçay bu filmin neresinden fırtlayacak derken yarıya doğru ancak çıktı. Bi de çok küfür içeren filmleri sevmiyorum. Şimdi uluslar arası arenalarda bu kadar bol ödüllü bir filmi eleştirmek haddime değil tabii. Ama beklenti yüksek olunca böyle oluyor demek. Hiç adı sanı duyulmadan , üstünde hiç konuşulmadan izlemek gerek bu tür filmleri dedim ben ve bu konuyu bitirdim.
Şimdi hafta sonuna gelelim. Ebrucuk , İzmirden İstanbula gelince . biz de yeniden toplanmak için gün doğdu. Nalannn sensiz içimize hiç sinmedi. Her konuşmamızın bir yerinden konuya seni dahil ettik. İşte Ebru ben geldim deyince, zeya , nurdanacar, ebrucuk ve ebruy Kadıköyde buluştuk bu sefer. Beşiktaş İskelesi üstünde denizatı cafe-Resteurant var. Oraya gittik. Ha bu arada sizler içinde yeni yerler keşfetmiş oluyoruz. Deniz manzaralı, geceleri fasıl , canlı müzik ve tango yapılan şık bir yer. Manzara da güzel. Gerçi biz sohbetten manzaraya falan bakmadık ama....
Saatler nasıl geçti anlamadık bile. Ebruy benim ilk arkadaşlarımdan hope&faith miş meğer. O daha sonra kaptmıştı bloğunu , şimdi blogspotta yeniden yazıyor. Bi sürü plan yaptık. Mademki birbirimizle vakit geçirmekten hoşlanıyor ve çok eğleniyoruz beraberken. Tabii bizim Zuz da dahil bunlara. Zaten ben şöyle yapacağız böyle yapacağız derken , o ne zaman yapıyoruz diyor.
Pazar günü bildik pazar günleri gibi geçti . Bol bol yeme içme , oraya buraya yayılmaca şeklinde. Hepimize iyi bir hafta olsun dedim ve gittim.
Cuma gününden başlayalım, cuma günü ben evdeydim , yalnızdım, Nalan da Dubai de evdeydi. Hicri yılbaşı dolayısıyla tatildi. Yaşamın kıyısından ı izlemiş. Ben de izlememiştim. Hadi aklıma gelmişken izleyeyim dedim. Film hakkında seninle aynı görüşteyim Nalan. Nurgül Yeşilçay bu filmin neresinden fırtlayacak derken yarıya doğru ancak çıktı. Bi de çok küfür içeren filmleri sevmiyorum. Şimdi uluslar arası arenalarda bu kadar bol ödüllü bir filmi eleştirmek haddime değil tabii. Ama beklenti yüksek olunca böyle oluyor demek. Hiç adı sanı duyulmadan , üstünde hiç konuşulmadan izlemek gerek bu tür filmleri dedim ben ve bu konuyu bitirdim.
Şimdi hafta sonuna gelelim. Ebrucuk , İzmirden İstanbula gelince . biz de yeniden toplanmak için gün doğdu. Nalannn sensiz içimize hiç sinmedi. Her konuşmamızın bir yerinden konuya seni dahil ettik. İşte Ebru ben geldim deyince, zeya , nurdanacar, ebrucuk ve ebruy Kadıköyde buluştuk bu sefer. Beşiktaş İskelesi üstünde denizatı cafe-Resteurant var. Oraya gittik. Ha bu arada sizler içinde yeni yerler keşfetmiş oluyoruz. Deniz manzaralı, geceleri fasıl , canlı müzik ve tango yapılan şık bir yer. Manzara da güzel. Gerçi biz sohbetten manzaraya falan bakmadık ama....
Saatler nasıl geçti anlamadık bile. Ebruy benim ilk arkadaşlarımdan hope&faith miş meğer. O daha sonra kaptmıştı bloğunu , şimdi blogspotta yeniden yazıyor. Bi sürü plan yaptık. Mademki birbirimizle vakit geçirmekten hoşlanıyor ve çok eğleniyoruz beraberken. Tabii bizim Zuz da dahil bunlara. Zaten ben şöyle yapacağız böyle yapacağız derken , o ne zaman yapıyoruz diyor.
Pazar günü bildik pazar günleri gibi geçti . Bol bol yeme içme , oraya buraya yayılmaca şeklinde. Hepimize iyi bir hafta olsun dedim ve gittim.
Etiketler:
denizatı cafe,
Nurgül Yeşilçay,
yaşamın kıyısında
11 Ocak 2008 Cuma
hafta sonuna doğruu
Hafta sonuna girerken bir hafta sonu yazısı çakayım dedim. Deliye her gün bayram misali, bana da her gün hafta sonu.
Bu gün çok güzel bir hava var İstanbul da. Pırıl pırıl. Ama soğuktur sanırım. Durun bir balkondan kafamı uzatayım. Hııı fena değil. Ne de olsa kış. Yarın da inşaah böyle olur. Çok özel bir programım var da. Pazartesi yazarım.
Dün akşam Zuz geldi. Önce yemekte ne var diye sordu tabii. Neler olduğunu dünkü yazımda yazmıştım. İlave olarak, bir kereviz, bir kaç tane havuç ve iki kabağı vıjıt çektim robotta. Tencereye koydum öylece birlikte. Kendi sularında piştiler. Sonra sarımsaklı yoğurda iki kaşık mayonez koydum. Karıştırdım. tabii soğuduktan sonra. Üstüne dövülmüş ceviz koydum. Biraz da sızma zeytinyağ gezdirdim. Bi de mor lahanalı karışımımı yaptım. . Dün tarifini verdiğim. Kocam masada onu salata sanmış , ağzına attı ve garip bir şekilde ben ne yiyorum şimdi, ağzımda ne var dedi. Hala gülüyorum.
Bu gün biraz hijyenik çalışmalar yaptım. Benim aslında ne çamaşırsuyu hikayelerim vardır ama bir dahaki sefere. Şimdi ben haftasonu moduna girmek istiyorum...
**************************************************************************************
Bundan böyle hafta sonları blogcuda yazdığım eski yazılarımdan koymak istiyorum. İşte ilk yazı. Bayaa ilgi görmüş .30 yorum almış. Yorumları okudum yeniden, yazıdan da güzel geldiler bana
20/3/2006 - DENİZLİ'NİN HOROZLARI.YADA PAMUKALE NİN TRAVERTENLERİ VE HATTA DENİZLİ DEKİ BÜTÜN HATIRALARIM
Duyduk ki Pamukkale de ki travertenler kararıyormuş,Karı koca dedik ki gidip yerinde tespit yapalım.Bir daha ki gidişimizde evet!! geçen sefer daha beyazdı deriz.
Kalktık gittik Pamukkale ye ,Turban Otel e yerleştik.Yerleştik yerleşmesinede.,otel tıklım tıklım.Denizli ahalisi masaları kurmuş.Kadınlar bir tarafta konken oynamakta erkekler bir tarafta okey.Ortada da bi sürü .,çeşitli yaş ve ebatlarda çocuk koşturmakta.Hafta sonu geçirmeye gelmişler.İyi de biz bir garip karı kocayız.Gündüz tespitlerimizi yapıcaz.Akşam romantik yemekler yicez.Kitap okuyacağız falan.Durum anlaşıldı bura bize dar gelir.Çıktık başka otel baktık.Biri Özel İl İdarenin tesisleri çok güzel,antik havuzu var dedi,Gittik oraya ,bize abartıyorsam sayfamı hacklesinler tam 6 kişilik bir daire verdiler.yayıldık.Havuz da muhteşem yaz kış 30 derece.Dibi antik sütunlarla ve heykellerle dolu .yüzerken ayaklarınız onlara değiyor.Aylardanda ocak.Ben havuzdan çıkmıyorum(havuz açık havada) yüzerken bi şey yok amaaaaaaaaaaaa çıkınca .dişlerimin takırtısı metrelerce uzaktan duyuluyor.Kocam üstüme battaniyeleri dolduruyor.Ben sadece bir daha asla girmem diyorum.Bu kaldığımız sürece her gün tekrarlandı.
Öğleden sonra Denizli ye iniyorduk.Bir gün başında turuncu renkteve işlemeli poşuya benzeyen bir şey sarmış bir adamın peşine düştüm.Nerden alabilirim bundan diyorum ,o bana ne yepacaksın diyor.Neyse sonunda söyledi .Gidip aldım.Şimdi antika bir sandığım var onu süslüyor.
Bir gün yine dolaşıyoruz bir caddeye geldik Çok geniş bir cadde ve sağlı sollu cadde boyunca doktor muayenehaneleri var. Doktorlar cad.olmuş dedim.Baktık ki tabelada doktorlar cad yazıyor.Yürürken tuvalete gitmem gerekti.Ne yapalım derkeen o cad üstün de baktıkki bir okul var .,daldım içeriyegirişte nöbetci öğrenci masası var.Arkamdan bağırdılar hocam imzalamadınız diye.En afilli imzamı çaktım.Meğer o gün orada stajyer öğretmenler varmış.Bilmem kimin yerine imzaladım
Başka bir gün de kocam ben traş olayım dedi.Bir erkek berberinden içeri ikimiz birlikte girdik.Ben berberin şaşkın bakışları altında bekleme koltuğuna oturdum.Kocam traş koltuğuna.Adam şaşkınlığı geçince bir koşu gitti bitişikteki pastaneden bana bir tabak tatlı aldı geldi.Şimdi adamla aramızdaki konuşmayı aynen naklediyorum
-Bu ne tatlısr
- gelin tatlısı
-aaaa ne ilginç,adı nerden geliyor acaba
-bilmem
-belki düğünlerde yapılıyordur
-bilmem
-belki kız istemeye gidildiğinde ikram ediliyordur
Adam bir koşu yine çıktı,bu sefer elinde dergi ve gazetelerle döndü..elime tutuşturdu.
Yani tatlını ye.gazeteni oku demek istedi.
Çok güzel bir tatil oldu birtek içimde kaldı akşamdan küçük kanala deney için koyduğum şarap şişesini kim yürüttü.Suyun içinde kalınca aynı travertenler gibi beyazlaşıyormuş
http://laleninbahcesi.blogcu.com/375654/
Bu gün çok güzel bir hava var İstanbul da. Pırıl pırıl. Ama soğuktur sanırım. Durun bir balkondan kafamı uzatayım. Hııı fena değil. Ne de olsa kış. Yarın da inşaah böyle olur. Çok özel bir programım var da. Pazartesi yazarım.
Dün akşam Zuz geldi. Önce yemekte ne var diye sordu tabii. Neler olduğunu dünkü yazımda yazmıştım. İlave olarak, bir kereviz, bir kaç tane havuç ve iki kabağı vıjıt çektim robotta. Tencereye koydum öylece birlikte. Kendi sularında piştiler. Sonra sarımsaklı yoğurda iki kaşık mayonez koydum. Karıştırdım. tabii soğuduktan sonra. Üstüne dövülmüş ceviz koydum. Biraz da sızma zeytinyağ gezdirdim. Bi de mor lahanalı karışımımı yaptım. . Dün tarifini verdiğim. Kocam masada onu salata sanmış , ağzına attı ve garip bir şekilde ben ne yiyorum şimdi, ağzımda ne var dedi. Hala gülüyorum.
Bu gün biraz hijyenik çalışmalar yaptım. Benim aslında ne çamaşırsuyu hikayelerim vardır ama bir dahaki sefere. Şimdi ben haftasonu moduna girmek istiyorum...
**************************************************************************************
Bundan böyle hafta sonları blogcuda yazdığım eski yazılarımdan koymak istiyorum. İşte ilk yazı. Bayaa ilgi görmüş .30 yorum almış. Yorumları okudum yeniden, yazıdan da güzel geldiler bana
20/3/2006 - DENİZLİ'NİN HOROZLARI.YADA PAMUKALE NİN TRAVERTENLERİ VE HATTA DENİZLİ DEKİ BÜTÜN HATIRALARIM
Duyduk ki Pamukkale de ki travertenler kararıyormuş,Karı koca dedik ki gidip yerinde tespit yapalım.Bir daha ki gidişimizde evet!! geçen sefer daha beyazdı deriz.
Kalktık gittik Pamukkale ye ,Turban Otel e yerleştik.Yerleştik yerleşmesinede.,otel tıklım tıklım.Denizli ahalisi masaları kurmuş.Kadınlar bir tarafta konken oynamakta erkekler bir tarafta okey.Ortada da bi sürü .,çeşitli yaş ve ebatlarda çocuk koşturmakta.Hafta sonu geçirmeye gelmişler.İyi de biz bir garip karı kocayız.Gündüz tespitlerimizi yapıcaz.Akşam romantik yemekler yicez.Kitap okuyacağız falan.Durum anlaşıldı bura bize dar gelir.Çıktık başka otel baktık.Biri Özel İl İdarenin tesisleri çok güzel,antik havuzu var dedi,Gittik oraya ,bize abartıyorsam sayfamı hacklesinler tam 6 kişilik bir daire verdiler.yayıldık.Havuz da muhteşem yaz kış 30 derece.Dibi antik sütunlarla ve heykellerle dolu .yüzerken ayaklarınız onlara değiyor.Aylardanda ocak.Ben havuzdan çıkmıyorum(havuz açık havada) yüzerken bi şey yok amaaaaaaaaaaaa çıkınca .dişlerimin takırtısı metrelerce uzaktan duyuluyor.Kocam üstüme battaniyeleri dolduruyor.Ben sadece bir daha asla girmem diyorum.Bu kaldığımız sürece her gün tekrarlandı.
Öğleden sonra Denizli ye iniyorduk.Bir gün başında turuncu renkteve işlemeli poşuya benzeyen bir şey sarmış bir adamın peşine düştüm.Nerden alabilirim bundan diyorum ,o bana ne yepacaksın diyor.Neyse sonunda söyledi .Gidip aldım.Şimdi antika bir sandığım var onu süslüyor.
Bir gün yine dolaşıyoruz bir caddeye geldik Çok geniş bir cadde ve sağlı sollu cadde boyunca doktor muayenehaneleri var. Doktorlar cad.olmuş dedim.Baktık ki tabelada doktorlar cad yazıyor.Yürürken tuvalete gitmem gerekti.Ne yapalım derkeen o cad üstün de baktıkki bir okul var .,daldım içeriyegirişte nöbetci öğrenci masası var.Arkamdan bağırdılar hocam imzalamadınız diye.En afilli imzamı çaktım.Meğer o gün orada stajyer öğretmenler varmış.Bilmem kimin yerine imzaladım
Başka bir gün de kocam ben traş olayım dedi.Bir erkek berberinden içeri ikimiz birlikte girdik.Ben berberin şaşkın bakışları altında bekleme koltuğuna oturdum.Kocam traş koltuğuna.Adam şaşkınlığı geçince bir koşu gitti bitişikteki pastaneden bana bir tabak tatlı aldı geldi.Şimdi adamla aramızdaki konuşmayı aynen naklediyorum
-Bu ne tatlısr
- gelin tatlısı
-aaaa ne ilginç,adı nerden geliyor acaba
-bilmem
-belki düğünlerde yapılıyordur
-bilmem
-belki kız istemeye gidildiğinde ikram ediliyordur
Adam bir koşu yine çıktı,bu sefer elinde dergi ve gazetelerle döndü..elime tutuşturdu.
Yani tatlını ye.gazeteni oku demek istedi.
Çok güzel bir tatil oldu birtek içimde kaldı akşamdan küçük kanala deney için koyduğum şarap şişesini kim yürüttü.Suyun içinde kalınca aynı travertenler gibi beyazlaşıyormuş
http://laleninbahcesi.blogcu.com/375654/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)