Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

16 Ocak 2008 Çarşamba

DİKKAT ARIZA!!!!!!!!!!!!

Bilgisayarımız arızalandı. Şimdi ayilemizin tamircisi Nurullahın bir an önce onu eve getirmesini beekliyoruz.

Yarın akşam getireceğini söyledi. Hard-disk sizlere ömür. Bu arada ben bol atkı örüyorum. Bir tane daha bitirdim de Nazlı taktı gezmeye gitti bile. Bi sürü ev yapımı peeeelingler. maskeler. kırışık maskeleri(bana gerekli değil ama . bulunsun:))). Çok güzel bir ıslak kek tarifi , ev yapımı zayıflama çayları ile geliyorum. Eeeeeeeeee çok gezen değil bazen de çok tv izleyen bilir. Aldım kağıdı kalemi elime sizler için notlar tuttum
.
Yeni başladığım kitap . Elif Şafaktan gidiyorum bu ara, ARAF. İlgimi çeken bir özelliği dei kitabın kahramanının adı ve soyadı . anne dedemizin adı ve soya adı. Bu kadar olur. Ama kendisi SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİNDEN.

Geçen gece karı koca NTV de oradaydım programında Onat Kutların bir bombaya kurban gidişini . oradaki tanıkların gözünden izledik. Teröre lanet .

Bir yuh da BJK taraftarına Bobo nun imzalı kaşkolu için ortalığı birbirine kattılar. Onlara enerjilerini harcamaları için K. Irak a gitmelerini öneririm. İnsan oradaki askerlerden utanır yav, biz ne peşindeyiz diye.

Misafirlikte bu kadar yazılır. Giitim ben.

14 Ocak 2008 Pazartesi

YAŞAMIN KIYISINDAN, DENİZ ATINDAN, BİZİM EVDEN.......

Yeni bir haftaya başlarken , önce bi arkadaşlarıma uğrayayım dedim. Çoğu henüz haftasonu rehavetinden çıkmamıştı.Zeya ve Nalan hala cumartesi yazısında, ebrucuk haliyle cumartesi yazısında. Angel kardeşini ziyaretten dönmüş yazısını akşamdan yazmış.Mavianne de dillere destan bir ziyafet masası var. Ama Nurdancım da üzücü bir haber vardı. Yeğenleri tarfik kazası geçirmiş. Acil şifalar diliyorum ona buradan da.Trafik kazaları demiyorum ben artık ona , trafik terörü. Kaza bilmeden istemeden, planlamadan yapılan şeydir. Ama ehliyetsiz, alkollü tarfiğe çıkmak ; başkalarının canına , malına kasttır.

Cuma gününden başlayalım, cuma günü ben evdeydim , yalnızdım, Nalan da Dubai de evdeydi. Hicri yılbaşı dolayısıyla tatildi. Yaşamın kıyısından ı izlemiş. Ben de izlememiştim. Hadi aklıma gelmişken izleyeyim dedim. Film hakkında seninle aynı görüşteyim Nalan. Nurgül Yeşilçay bu filmin neresinden fırtlayacak derken yarıya doğru ancak çıktı. Bi de çok küfür içeren filmleri sevmiyorum. Şimdi uluslar arası arenalarda bu kadar bol ödüllü bir filmi eleştirmek haddime değil tabii. Ama beklenti yüksek olunca böyle oluyor demek. Hiç adı sanı duyulmadan , üstünde hiç konuşulmadan izlemek gerek bu tür filmleri dedim ben ve bu konuyu bitirdim.

Şimdi hafta sonuna gelelim. Ebrucuk , İzmirden İstanbula gelince . biz de yeniden toplanmak için gün doğdu. Nalannn sensiz içimize hiç sinmedi. Her konuşmamızın bir yerinden konuya seni dahil ettik. İşte Ebru ben geldim deyince, zeya , nurdanacar, ebrucuk ve ebruy Kadıköyde buluştuk bu sefer. Beşiktaş İskelesi üstünde denizatı cafe-Resteurant var. Oraya gittik. Ha bu arada sizler içinde yeni yerler keşfetmiş oluyoruz. Deniz manzaralı, geceleri fasıl , canlı müzik ve tango yapılan şık bir yer. Manzara da güzel. Gerçi biz sohbetten manzaraya falan bakmadık ama....

Saatler nasıl geçti anlamadık bile. Ebruy benim ilk arkadaşlarımdan hope&faith miş meğer. O daha sonra kaptmıştı bloğunu , şimdi blogspotta yeniden yazıyor. Bi sürü plan yaptık. Mademki birbirimizle vakit geçirmekten hoşlanıyor ve çok eğleniyoruz beraberken. Tabii bizim Zuz da dahil bunlara. Zaten ben şöyle yapacağız böyle yapacağız derken , o ne zaman yapıyoruz diyor.

Pazar günü bildik pazar günleri gibi geçti . Bol bol yeme içme , oraya buraya yayılmaca şeklinde. Hepimize iyi bir hafta olsun dedim ve gittim.

11 Ocak 2008 Cuma

hafta sonuna doğruu

Hafta sonuna girerken bir hafta sonu yazısı çakayım dedim. Deliye her gün bayram misali, bana da her gün hafta sonu.
Bu gün çok güzel bir hava var İstanbul da. Pırıl pırıl. Ama soğuktur sanırım. Durun bir balkondan kafamı uzatayım. Hııı fena değil. Ne de olsa kış. Yarın da inşaah böyle olur. Çok özel bir programım var da. Pazartesi yazarım.

Dün akşam Zuz geldi. Önce yemekte ne var diye sordu tabii. Neler olduğunu dünkü yazımda yazmıştım. İlave olarak, bir kereviz, bir kaç tane havuç ve iki kabağı vıjıt çektim robotta. Tencereye koydum öylece birlikte. Kendi sularında piştiler. Sonra sarımsaklı yoğurda iki kaşık mayonez koydum. Karıştırdım. tabii soğuduktan sonra. Üstüne dövülmüş ceviz koydum. Biraz da sızma zeytinyağ gezdirdim. Bi de mor lahanalı karışımımı yaptım. . Dün tarifini verdiğim. Kocam masada onu salata sanmış , ağzına attı ve garip bir şekilde ben ne yiyorum şimdi, ağzımda ne var dedi. Hala gülüyorum.

Bu gün biraz hijyenik çalışmalar yaptım. Benim aslında ne çamaşırsuyu hikayelerim vardır ama bir dahaki sefere. Şimdi ben haftasonu moduna girmek istiyorum...
**************************************************************************************
Bundan böyle hafta sonları blogcuda yazdığım eski yazılarımdan koymak istiyorum. İşte ilk yazı. Bayaa ilgi görmüş .30 yorum almış. Yorumları okudum yeniden, yazıdan da güzel geldiler bana

20/3/2006 - DENİZLİ'NİN HOROZLARI.YADA PAMUKALE NİN TRAVERTENLERİ VE HATTA DENİZLİ DEKİ BÜTÜN HATIRALARIM
Duyduk ki Pamukkale de ki travertenler kararıyormuş,Karı koca dedik ki gidip yerinde tespit yapalım.Bir daha ki gidişimizde evet!! geçen sefer daha beyazdı deriz.
Kalktık gittik Pamukkale ye ,Turban Otel e yerleştik.Yerleştik yerleşmesinede.,otel tıklım tıklım.Denizli ahalisi masaları kurmuş.Kadınlar bir tarafta konken oynamakta erkekler bir tarafta okey.Ortada da bi sürü .,çeşitli yaş ve ebatlarda çocuk koşturmakta.Hafta sonu geçirmeye gelmişler.İyi de biz bir garip karı kocayız.Gündüz tespitlerimizi yapıcaz.Akşam romantik yemekler yicez.Kitap okuyacağız falan.Durum anlaşıldı bura bize dar gelir.Çıktık başka otel baktık.Biri Özel İl İdarenin tesisleri çok güzel,antik havuzu var dedi,Gittik oraya ,bize abartıyorsam sayfamı hacklesinler tam 6 kişilik bir daire verdiler.yayıldık.Havuz da muhteşem yaz kış 30 derece.Dibi antik sütunlarla ve heykellerle dolu .yüzerken ayaklarınız onlara değiyor.Aylardanda ocak.Ben havuzdan çıkmıyorum(havuz açık havada) yüzerken bi şey yok amaaaaaaaaaaaa çıkınca .dişlerimin takırtısı metrelerce uzaktan duyuluyor.Kocam üstüme battaniyeleri dolduruyor.Ben sadece bir daha asla girmem diyorum.Bu kaldığımız sürece her gün tekrarlandı.
Öğleden sonra Denizli ye iniyorduk.Bir gün başında turuncu renkteve işlemeli poşuya benzeyen bir şey sarmış bir adamın peşine düştüm.Nerden alabilirim bundan diyorum ,o bana ne yepacaksın diyor.Neyse sonunda söyledi .Gidip aldım.Şimdi antika bir sandığım var onu süslüyor.
Bir gün yine dolaşıyoruz bir caddeye geldik Çok geniş bir cadde ve sağlı sollu cadde boyunca doktor muayenehaneleri var. Doktorlar cad.olmuş dedim.Baktık ki tabelada doktorlar cad yazıyor.Yürürken tuvalete gitmem gerekti.Ne yapalım derkeen o cad üstün de baktıkki bir okul var .,daldım içeriyegirişte nöbetci öğrenci masası var.Arkamdan bağırdılar hocam imzalamadınız diye.En afilli imzamı çaktım.Meğer o gün orada stajyer öğretmenler varmış.Bilmem kimin yerine imzaladım
Başka bir gün de kocam ben traş olayım dedi.Bir erkek berberinden içeri ikimiz birlikte girdik.Ben berberin şaşkın bakışları altında bekleme koltuğuna oturdum.Kocam traş koltuğuna.Adam şaşkınlığı geçince bir koşu gitti bitişikteki pastaneden bana bir tabak tatlı aldı geldi.Şimdi adamla aramızdaki konuşmayı aynen naklediyorum
-Bu ne tatlısr
- gelin tatlısı
-aaaa ne ilginç,adı nerden geliyor acaba
-bilmem
-belki düğünlerde yapılıyordur
-bilmem
-belki kız istemeye gidildiğinde ikram ediliyordur
Adam bir koşu yine çıktı,bu sefer elinde dergi ve gazetelerle döndü..elime tutuşturdu.
Yani tatlını ye.gazeteni oku demek istedi.
Çok güzel bir tatil oldu birtek içimde kaldı akşamdan küçük kanala deney için koyduğum şarap şişesini kim yürüttü.Suyun içinde kalınca aynı travertenler gibi beyazlaşıyormuş
http://laleninbahcesi.blogcu.com/375654/




10 Ocak 2008 Perşembe

uykusuz her geceeeeeeeeeee

İste yazı yazssam diye oturup da , ne yazacağımı bilmediğim günlerden birindeyim. Hadi hayırlı olsun vatana millete.

Düzensiz uyku moduna girdiğim dönemlerden birindeyim. Nedeni yok. Ya da var da ben bilmiyorum. Önce uykuya dalıyorum yalan değil. Ama sonra zıp. Bişe oluyor. Gözlerimi açıyorum. Tüm uykumu almışım sanki cöm cöm bakıyorum. Kanal 1 e takılıyorum bu ara. Yatak odasındaki tv de en güzel görüntü onda. İyiki digitürk bağlatmamışız oraya da. Ama kanal 1 acaip atakta bu aralar. Haberleri Fatih Altaylı sunuyor. Çok güzel filmler oynuyor. Gündüz ne alemde sorarsanız bilmem. Gece yarısından sonraki durumları söylüyorum. Bilindik nedenlerden dolayı ATV haberleri izlemiyoruz artık. En sevmediğim müzik aleti borazandır da))))

Örgüye devam , atkı örüyorum Gamzeye. Bi sıra örüp , ne kadar olmuş diye bakıyorum. Gamzenin finalleri başladı. Eskiden sınav dönemine girince. Bir torba boncuk alır gelirdi. Kafam öyle rahatlıyor diye. Her yer kağıt ve boncuk içinde kalırdı. ÖSS sınavı sırasında görmeniz gerekirdi bizim evi. Her yer boncuklardan yapılmış kolyeler bilekliklerle dolmuştu. Bu sene çift anadal yaptığı için ona fırsat bulamıyor. Şimdi odasının duvarlarına aklında kalması gereken şeyleri küçük postitlere yazıp yazıp yapıştırıyor. Nazlı karneleri hazırlıyor bilgisayarda. Kocam çalışıyor da çalışıyor. Beni zaten biliyosunuz. Bizim evden haberler bu kadar.

Denediğim tatlardan bahsetmemiştim bu ara. Bu yazacağımı mutlaka denemenizi istiyorum ama. Benim çok hoşuma gitti.
Ama adı yok bunun, süprizli bi tat. Adını siz koyun. Hani salata yaptığımız mor renkli lahana var ya. Hah işte onu robotta incecik çekin. Sonra elmayı çok minik minik doğrayın. Hatta kıyar gibi incecik ve küçük. Bu lahana ile karıştırın. İçine bir avuç, isterseniz daha fazla kuru üzüm , bir çay bardağı , isterseniz daha fazla çok ince dövülmüş fındık veya ceviz ekleyin. Nasıl değişik bir tat anlatamam, hafif, sağlıklı bir o kadar da.

Bu gün evdeyim. Çaya gelin , kahveye gelin, yemeğe gelin hatta. Patlıcan kebabı ve pilav var, yanında karışık elma ve ayva kompostosu var. Tarçınlı ve karanfilli.

9 Ocak 2008 Çarşamba

kaçan balık gerçekten büyük mü olur ???

Yılın ilk haftasını geride bıraktık bile. Aile olarak da ülke olarak da pek iyi başlangıç yapamadık. Hastalıkla başladık, Diyarbakır olayı ile de sarsıldık.
Sabah bir program izledim. Fırsatlarla ilgili idi. Hayatınızın fırsatını nasıl yakalarsınız, ayağınıza gelen fırsatı tepermisiniz, talih kapıyı çalarken ülen kim bu kapıyı çalan , bu ne gürültü der kovalarmısınız. Önüme gelen fırsatı değerlendireyim derken, anayol dan sapıp, asıl hayatınızın fırsatınımı kaçırırsınız , ya da her fırsatı değerlendiren fırsatçılardamısınız. İşte bu gibi sorulara cevap arandı. Programı izlerken ben de kendimi düşündüm tabi, acaba şöyle mi yapsaydım o zaman falan diye. Mesela, okulu bitrdiğim yıl, Akbank Eleoktronik merkezi sınavlarından hatırı sayılır bir puan almıştım. Ama işe başla yazısı gelince , attım. Şimdi emekli bir bankacı falan olurdum herhalde. Sonra biliyosunuz çoğunuz , modelistlik yaşamı. iş hayatımda yaşadığım renkli anları düşünüyorum. Tanıdığım insanları. Onları yaşamamış olsaydım, hayatımda bir renk eksik olurdu kuşkusuz. Burada değil ama blogcu da yazarken zaman zaman anlatmıştım. Odamız Boğaz manzaralıydı. Ve boğaza bakan duvar tamamen camdandı. Akşama kadar manzarayı içerdik sanki. Yav ne şairane bir cümle oldu. Alpaslan sen bunu değerlendir:)). Çok güzel insanlar tanıdım , ve anaaaa böyle insanlarda olabiliyormuş diyebileceğim insanlarda.
Bi de Nalanın son yazısını düşündüm. Hatırla Sevgili yüzünden o günleri zaten çokça düşünür olmuştum da. Hani yaşayan bilir hesabı. O günleri yaşayan tanıdıklarınız varsa, yada siz o günleri yaşayanlardansanız. Şimdi de çocuk sahibiyseniz eğer. Kalıbımı basarım çocuklarınız apolitiktir. E iyi mi yaptık , kötü mü yaptık. Aman çocuklarımız bizim yaşadıklarımızı yaşamasın, gördüklerimize bir de onlar şahit olmasın derken , aha işte böyle bir meclise sahip olduk. Hiç bir siyasi ideali olmayan , tamamen rant peşinde olanların oluşturduğu bir meclis. Yani en büyük fırsatı kaçırdık galiba.
Bu gün de böyle bir yazı oldu. Hayat devam etti, yemekler pişti yendi, kitap okundu, örgü örüldü:)). Görümcenin grubuyla okey oynandı. Bir ziyafet masasında yer alındı. Anlatıp ağzınızı sulandırmayayım. Gittim ben...

7 Ocak 2008 Pazartesi

dağılın kızlar

Biliyosunuz , kaç gündür bizim ev de bütün kızlar toplandık halleri vardı. Bu gün itibarıyla dağılmış durumdayız. Nazlının ağzındaki uçuklar da sönmeye yüz tuttu artık. Kocam her yüzüne bakışta , çocuğum çok hasta yaa diye az ajitasyon yapmadı bize
*********************************************************************************
Geçetiğimiz salı gününden beri ev de depolanmış vaziyetteyiz. Ben de ha bire pişirdim taşırdım. Bol bol tv izledim. Yeni bir kitaba başladım. Erasmusun '' Deliliğe Övgü''. Filmler izledim.
**************************************************************************************

Haaaa asıl önemlisi örgü örmeye başladım. Pek anlamam bu işten. Elimde beni bu tür işlerle uğraşırken gören olmamıştır. Ama pek bi özenirim. Neyse yav. Taaa ilkokul öğretmenimin öğrettiği bir atkı modelim var. Basittir ama pek havalıdır. Bir de bildiğim şal örneği var. Tığ işi. Bakın tığ işi de biliyorum. He bi de ortaokul da el-işi dersine gelen öğretmenimiz antika çekmeyi öğretmişti. Yalnız kendi solak olduğu için bana da öyle öğretti. Gerekirse antika da çekerim soldan soldan . Sahi artık bu iş yapılmıyor dimi artık. Artıkın teknoloji var. Ya bi de hani diyolar ya, örgü insanı dinlendirir , kafasını boşaltır diye. Zinhar bu tezi çürüttüm. Boynum ağrıyor bir, devamlı bi örgü , bi sağa sola balmaktan midem bulanıyor iki. Örerken de ne kadar abuk subuk düşünce varsa kafama üşüştü üüüüüç...
*********************************************************************************

Gözüme gözlüğümü takıyorum, tv karşısına kuruluyorum, üstten üstten tv izliyorum, alttan alttan da örgü örüyorum. Beni ilk kez böyle gören ev halkı kendilerini acaip hissettiklerini söylüyorlar niyeyse. Yalnız gözlük sektörüne bir önerim var. Yakın gözlüklerine silecek taksınlar. Çay içerken buhar yapıyor. Birden buğulu gözlerle bakıyorsunuz dünyaya. Atkımı bitireyin el-işi bloglarını gezicem biraz , biraz da onlarla takılıcam. Zaten bazen yemek bloglarından rol çalıyorum :))
*************************************************************


Kar gitti ama çarşamba günü geri geliyormuş. Cumartesi kar yağarken Gamze ile markete gittik. Çıkarken Gamze - anne yolu uzatalım , biraz karda yürüyelim dedi. Çünkü bu marketin ön kapısından girip araka kapısından çıkınca bizim eve çıkıyor . Evi tarif ederken zaten aynen şöyle diyorum. ............. marketin önünde arabadan in. Yürüyen merdivenlere bin:)))). Yukarı kata çık. Arka kapıdan dışarı çık. Nasıl adres tarifi . Marketten dışarı çıktık , kar topu oynaya oynaya eve geldik. Çıkışta baktım Gamze , bir arabanın üstündeki karları topladı kar topu yaptı.-Bana atmayı düşünmüyorsun dimi dedim. -Ama bu cadde de ki tek tanıdığım sensin dedi. Doğru söze ne denir. O zaman başladı işte kar topu savaşı.
************************************************************
Dün gece karı-koca daha önce izlediğimizi sandığımız bir filmi izledik. Sonunda karar verdik izlememişiz hehehe. ''Tesadüf'' olarak Türkçe isimlendirilmiş. Ev de ''raslantının böylesi'' var. Önce o sandım , o da değildi ama , çok güzel bir romantik komediydi. Güzelmiş dedi ,my koca, ben de dedim ki- seninle izlemek daha da güzel di :))) Tamam ben buraları yine sulandırmaya başlamadan gideyim.
******************************************************************************************
FİLM HAKKINDA BİLGİ::
Günümüzden on yıl önce, karlı bir Noel arifesi... Mağazalar Noel alışverişlerini tamamlamaya çalışan insanlarla doludur. Bunlardan birinde, aynı eldiveni almak için tartışan Jonathan ve Sara, mağaza çıkışında kendilerini " Serendipity " isimli restoranda sohbet ederken bulurlar. Jonathan Sara’ya ilk görüşte aşık olduğunu düşünmektedir. Ama hem Jonathan'ın hem de Sara'nın sevgilileri vardır. Restorandan ayrılırlarken Jonathan’ın ısrarı sonucu Sara bir kağıt parçasına telefon numarasını yazar ama çıkan rüzgar kağıdı uçurunca bunun biraraya gelmemeleri için bir işaret olduğunu düşünür. Jonathan bu fikri aptalca bulur fakat Sara kararlıdır. Eğer biraraya gelmeleri gerekiyorsa, bu mutlaka olacaktır, kader bunu planlayacaktır, doğru zamanı beklemeleri gereklidir... Ardından da küçük bir oyun hazırlar: Bir beş dolarlık banknotun üzerine Jonathan’ın telefonunu yazar ve o parayla bir dergi satın alır. Kendisi de eve gittiğinde en sevdiği kitap olan Marquez’in “Kolera Günlerinde Aşk”ının ilk basımının ilk sayfasına kendi telefon numarasını yazacak ve kitabı bir sahafa satacaktır. Eğer bir gün bu kitap ve banknot birbirlerinin eline geçerse, kader onları o zaman biraraya getirecektir. Eğer bir daha sonsuza dek karşılaşmazlarsa, bu onların asla biraraya gelmemeleri gerektiği anlamına gelecektir...

4 Ocak 2008 Cuma

kardan kıştan, hastalıktan , elemtere fiiiiş, kem gözlere şiiiş

Dışarda lapa lapa kar yağıyor.Hiç kar yağmayacak artık, anılarımızda kalacak sanmıştım. Geçen yıldan sonra. Ama insanoğlu bi şeyden memnun kalmaz ya. Şimdi de Gamze okula gitti. Nasıl gidecek , gelecek diye düşünmedeyim.
Hastalık hallerimiz devam ediyor. Nazlı konan bronşit ve üsye (üst solunum yolu enfeksiyonu), nedeniyle raporlu. Gamze sunum hazırlıkları dolayısıyla dün evdeydi. Ben de onlardan dolayı evdeyim. Yani bütün kızlar toplandık olayı.Nazara geldik nazara. Boşa mı dedim başta elemtere fiiş , kem gözlere şiiş diye .





Resimde gördüğünüz pasta , Nazlının özel isteği üzere yapılmıştır. Kokinalarda artık pastayamı sarkmış, sıcaktan mı mayışmış bilinmez
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
Habire çorba , börek, pasta yapıp duruyorum .Dün akşam üzeri, Nazlı-anne , geçen gün kü pastan çok güzeldi deyince ben mesajı hemen aldım. Kızım hastaydı hasta ve canı istiyordu pasta. hemen yaptım.Vakit olmadığı için hazır pastaban dan yaptım. Çikolatalı puding pişirdim. arasını ve üstünü bununla kapladım. fazlalık olarak araya muz dilimleri koydum. Baktım , pastayı pudingle kaplarken tabağın her tarafı batmış. Hiç temizlemeye uğraşmadım. Üstlerine hindistan cevizi döktüm. hehe hem aksiyon oldu, hem uğraşmadım, hemde pasta servisi yaparken bir tatlı kaşığıda ondan koydum üstüne. Hiç yapmam bi de fotoğrafını çektim size. Hatta dolapta önceki pastadan kalan süsler vardı süsledim bile.

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::.

Hastayız ya, bol bol çorba pişiyor bizde, tavuk suyuna şehriye. Mercimek başta gidiyor. mercimeğin içine bir patates bir havuç ve bir soğanı , robotta çekiyorum . hepsini birlikte piiriyorum. Sonra üstüne kızdırılmış tereyağda nane ekliyorum.

Bir başka mercimek çorbası versiyonum da; yarım su bardağı kırmızı mercimek, yarım fincan bulgur ve yarım fincan tereyağda iyice kavrulmuş tel şehriye birlikte pişer. Şehriyeyi biraz sonra ekleseniz de olur.Piştiktan sonra üstüne yine tereyağda, nane li, salçalı , kırmızı biberli sos yapılıp dökülür. Limon ve karabiberle afiyetle içilir.

::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::.


Şimdi bir başka usulde tavuk suyu çorba; kaynayan tavuk suyuna, biraz beyaz etinden tavuk didikleyip atın. Bir başka kapta bir su bardağı yoğurt ve bir çorba kaşığı unu çırpın. yavaş yavaş kaynayan tavuk suyuna ilave edin. 10-15 dk pişirin. Altını kapatıp üstüne kırmızı biberli yağ ilave edin. Bunu mutlak deneyin

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Bu soğukta üç çorba tarifi verdim size, bence bundan iyisi Şamda kaysı