Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

15 Ocak 2016 Cuma

Kültürlere gelesin inşallah :)

 Yazmadığım günlerde başlıktan da anlaşılacağı gibi hep bir kültür şeysi içindeydim. :) Yani bu kez yatırımlarımı kendi gönlüme yaptım. Çok kitap okudum çok film izledim.  Arada unuttuklarım olursa döner döner anlatırım .

Üstteki fotoğraf "Oyuncak Müzesi"ndeki "Yasemin Sungur ve Kitap ile Sohbet" den. Tam sekiz yıldır süren bir oluşum bu. Sekiz yıldır salı günleri toplanıp seçilen kitaba ve yazara dair konuşuyoruz. Kitaba dair konuşurken hayata dair konuşmamak ne mümkün. Bu salı Kadın Destanı/ Ayla Kutlu idi konumuz.

O günkü öğleden sonra oturumuna katılmıştım. Çıkışta arkadaşlarla önce  bir akşam yemeği yedik sonra da Nisan Yaşam Atölyesinde "Feridun Andaç ile yazar okumasına"katıldık. Yazarımız Ellias Cannetti kitabımız Körleşme idi. Artık ayda bir kez de  kitabı olan bir film izleyeceğiz. Bostancı da olan bu atöyeye önce ulaşımı dert edip katılamamıştım. Ama önünden vızır vızır Kadıköy dolmuşları geçiyor ve karşıdan gelmek isteyenler içinse Taksim dolmuşu, Bostancı vapuru çok uygun. İskeleye beş dk mesefade ve cadde üstünde. O gece de hocamız Feridun Andaç ile çok keyifli bir sohbet gerçekleştırdik. 
Film akşamını heyecanla bekliyorum. 
Çarşamba günü ise aşağıda fotsunu gördüğünüz etkinliğe katıldım.Kadın dayanışmasının ne kadar önemli olduğunu anlattıkları gösteriyi gözlerimde yaşlarla izledim inanın... Banu Özkan Tozluyurt. Ebru Tuay Üzümcü ve Özge Uzun'un birlikte hazırlayıp sundukları bu gösteriyi rastladığımızda kaçırmamanızı kesinlikle öneririm. Derneklerinize, meslek odaları gruplarınıza davet etme fırsatını da değerlendirin. Bu konuda ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Benim izlediğim gösteri Criton Curi Gönüllüler evindeydi mesela.
Gelelim kitaplara...

Carol Oates, İlk Aşk kitabında arızalı bir aşkı anlatıyor.Daha ergenliğe yeni giren küçük bir kız ile annesinin kuzeninin oğlu arasındaki bu arızalı aşk yer yer rahatsız edici gelse de gerçek hayata döndüğümüzde  hayatın kitaplarda anlatılanlardan da sert olduğunu görüyoruz. Yaşadığımız akıl dışı şeylerden ruh sağlığını korumanın tek yolu edebiyata sığınmak...






Mario Vargas LLosa'nın kitabı Hınzır Kız; yıllardır Leylak Dalı ve benim aramda artık gelenekselliğe dönüşen yılın ilk okunan kitabınn birbirimize gönderdiğimiz kitaplar olması nedeniyle yılın okuduğum ilk kitabıydı. Çok beğendim. Peru- Lima ve  Paris'de geçen bir hikaye... Hayatının tek amacının Paris'te yaşamak olduğunu söyleyen bir adam ve çocukluğundan beri bir kaybolup bir ortaya çıkan Hınzır Kız adını verdiği aşkı arasında yıllara dayanan bir hikaye... Bu hikayenin  alt metninde o zamanki Peru'daki siyasal çatışmalara da tanık oluyoruz.
Tokyo Uçusu İptal/Rana Dagsupta : Bu kitap 2015 de okunması gereken en iyi kitaplar listesine konmuştu. Ben  beğenmediğimi söylemesem de en iyi kitaplar arasında olma nedenini son yıllarda yeniden moda olan "Dengbej " geleneğine bağlıyorum. Masal anlatıcılığı bir kaç yıldır revaçta çünkü ve de çok hoşuma gidiyor. Kitapta Tokyo'ya uçacak uçuş  hava şartları nedeniyle iptal olunca havaalanında otellere yerleştirilemeyen 13 yolcunun zamanı  geçirmek  için birbirlerine anlattıkları hikayeler var. Hatta iki hikayenin konusu da İstanbul'da geçiyor.
Düğüne/John Berger
John Berger, fotoğraf çeker gibi yazar. Sanırım fotoğrafçı olmasının bunda payı çoktur.  Bu kitap bir yol hikayesiydi aynı zamanda  yoldakiler bir düğüne gidiyordu. Ama kızla bu arada hem yoldakilerin hikayelerini okuruz hem yol manzaralarını izleriz tabiri caizsse hem de yolcuların yolda karşılaştıkları kişilerin hikayelerini okuruz. Evlenen kız ve erkeğin aşkları ve onların ayrı ayrı hikayeleri ise çok ama çok duygulu...
Ne yalan söyleyeyim kitabı okurken önceleri içine giremedim. Sanki bile isteye dışarda tuttu beni. Ama sonrasında şimdi n'olcak duygusuyla okudum.
John Berger kitabın gelirini bir sağlık kuruluşuna bağışlamış. O kurumun adını söylemek kitap için spoiler vermekle eş değerde olduğu için söyleyemiyorum😍💐



Filmlere gelirseekkk 😻Bayan Amerika, "Filmekimi"nin en çok izlenen filmlerindendi.New York'a öğrenci olarak gelen bir genç kızın annesinin evlenmek üzere olduğu adamın kızıyla tanışıp Nev York'un gecelerine gündüzlerine dalmasıyla  ikisinin yaşadıkları.O kadar samimi bir sinema dili vardı ki film izliyormuşum duygusundan çok gözlerimin önünde yaşanan gerçek bir olay duygusuyla izledim.

Eden, tam bir mutfak filmi, kesinlikle aç karnına izlemeyin derim.Kendi aile işletmelerinde garson olarak çalışan  kadınla enges yemekler yapan, testoranında bir yıldan önce yer bulmanın mümkün olmadığı şişman aşcı ve kadının down sendromlu kızı arasında gelişen hikaye bambaşka yerlere gidiyor. Yemekler yapılırken ağzınızın sulanmaması mümkün değil. :)




Yetmez mi bu kadar, artık ben gideyim ana ım...Kendinize iyi bakın. Yarın görüşürüz çünkü yarın özel bir günü kutlayacağız hep birlikte...

1 Ocak 2016 Cuma

2016'nın ilk saatleri

  Ben 2016'nın ilk dört saatinde uyanıktım  :) Yeni yılı her zamanki gibi evde karşıladık. 




Ben gündüzden yemeklerimi yaptım. Bisküviden yeni yıl evimi bile yapmıştım, hem de yapıştırma suradında o sıcak şeker parmaklarıma yapışa yapışa, parmak uçlarım yana yana yani.Bacadan içeri girmeye çalışan Noel Baba'ya kadar her türlü dekorasyon bizzat kendime aittir söyleyeyim...Bu akşam çayın yanına parçalanacak bi güzel...

Öğleden sonra yeni yılımı kutlamak için sürpriz bir şekilde gelen Meral ve Mehmet ile çayımı içtim. Hatta bu ikili, apartmandan biri çıkarken fırt girin içeri, iç kapıyı çalın saklanın. Ben de apartman görevlisi sanıp açmamla flaş  yüzümde patladı...Ben de gözüne fener tutulmuş tavşan gibi böyle şaşa kaldım. :)

 Akşama  doğruda ağacımın ışıklarını, mumlarımı yaktım, giyimdim kuşandım, kırmızı rujumu sürüp parfümümü de iki fısladıktan sonra ev halkının eve gelmesini bekledim. Yeşil elbisem ve kırmızı bandanamla Gamsegamse beni kokinaya benzetti  :) 
Yedik içtik, kanepelerimize yayıldık ve gece bir buçuğa doğru bizimkiler yatağın yolunu tuttu. Öncesinde ben de onlara uydum ama bi 15-20 dk yatakta tepindikten sonra yastığımı ve yeni yılın ilk kitabını kapıp salona geri döndüm.

Ağacımın ışıklarını yeniden yaktım. Yandaki parkta gençler bağıra bağıra karlar düşer şarkısını söylüyorlardı. Demek ki gece daha genç dedim.

Saat dörde doğru yattım ama yine de en erken ben kalktım. Çayımı yapıp, açık pencere önünde içtim,hem de...


Dün ve önceki gün ev halkını yeterince ağırladığım için  bugün için istifa ettiğimi söylemiştim.  O yüzden herkes kendisine kaşarlı sucuklu tost yaptı. Ama çayı demlemiştim hatta sucukları da doğramıştım. :)

Bugün  Viyana Falarmoni Orkesrasının canlı konserini dinledim, izledim. Mest oldum.


Onun dışında ilk gün için fena değildi  2016... En azından sakin...

31 Aralık 2015 Perşembe

2015 "EN" leri

2015'i hatırladığımda iyi bir yıl değildi derim mutlaka...Dünya için de ülke için de zor bir yıldı...Bu yıla damgasını bence mülteciler vurdu. Tüm dünyanın gözleri önünde vatansızlığın ve aidiyetsizliğin hüküm sürdüğü çok ağır bir dram yaşanıyor hala da..
Mülteciler demişken 2015 yılının en çarpıcı fotoğrafı , bence polis kordonundan kaçmak isteyen mülteciye bir kadın kameranın çelme takarak düşürmesiydi.Üstelik kucağında bir çocuk olduğu halde. 

Yine Ege sahillerine o küçük bedeni buran Aylan bebek hepimizin içinde koca bir yara açtı. Ama Aylan bebek bir misyonu üstlenmiş meğer ki; dünya mülteciler konusunda biraz birazcık daha duyarlı oldu.

2015 ülke içinde çok ağır vir fatura kesti ne terör ne doğal afetler yakamızı bırakmadı. Üst üste yapılan iki seçimde politikacılar umrumda bile değil ama bizi çok yordu...

Bienim kişisel 2015'ime gelirsek
2015 ekiminde görümcemin kızı canım Filiz'in anevrizma nedeniyle hastaneye yatması ve ard arda geçirdiği ameliyatlar bizi ve geniş ailemizi çok ama çok üzdü.

Ailemiz için en önemli sevinçli olay ise Gamsegamse'nin nişanlanmasıydı.



2015 de okuduğum en iyi kitap; Hintli yazar Jhumpa Lahiri'ye   ait olan "Saçında Gün Işığı " idi..

Bu yıl basılı kitaplar yanında e-kitap da okumaya ağırlık verdim. Ve Andre Gide'nin Pastoral Senfoni' si en sevdiğim e- kitap oldu.
Bu sene ve de şimdiye kadar yaşadığım tüm senelerde yaptığım en ilginç ve en keyifli şey balonla uçmak oldu. 6000 fitte erkekler korkarken ben fıtı fıtı fotoğraf çektim ve uçuş sertifikamı aldım.


 Bu yılın beni en sevindiren olaylarından biri de benim en en sevdiğim kitap olan Sevgili Arsız Ölüm'ün yazarı  Latife Tekin ile ile tanışmak sohbet etmek hatta sonrasında  O'nunla ve Kariyerim Gelecek mi ? yazarı Yasemin Sungur ile bir yemekte birlikte olup kadeh tokuşturmaktı. Tam 30 yıl beklediğim bir andı bu.






Stefan Hawking'in hayatından alıntılanan ''Her Şeyin Teorisi''si ise 2015 de izlediğim en iyi yabancı filmdi.
 2015  de tek bir bale izledim o da  Süreyya Opera ve Balesinde  Aysel ile birlikte izlediğim "Gökkuşağı Balesi"ydi...Erkek egemenliğini anlatan gösteri bir Brodway müzikali havasındaydı...
 Bu akşam yani izlediğimiz ve de dinlemelere doyamadığımız Göksel Baktagir konseri de bu yılın gittiğimiz tek konseriydi ama çok konsere gitmiş olsak bile bu en iyiydi derdim.

 
En iyi yerli film ise daha dün izlediğim bir Çağan Irmak filmi olan "Nadide Hayat"tı.
Bu yıl Miyazaki'nin tüm animasyon filmlerini izledim ve en çok sevdiğim "Ruhların   Kaçışı" en sevdiğimdi.Pazar sabahlarının en güzel eğlencesi oldular bizim için.

Hemen 2015'in başlarında yaptığım Ordu seyehatim ise bu yıl çok konuşuldu...Nedeni kuzenlerle dağda mahsur kalıp bizi iş makinalarının gelip kurtarmasıydı.Fotoğrafta gördüğünüz ışıklar bizi kurtaran iş makinalarına ait.
Bu sene en sevdiğim mekan, hatta az önce yine oradan geldik. :) Üsküdar Bağlarbaşı'ndaki eski tramvay deposunun restore edilerek şahane bir mekana dönüşen New Mekan'dı...


 Umarım ve dilerim ki 2016 hepimizin gönlünce olsun.Tüm isteklerimizin gerçekleştiği sağlıklı,mutlu bolluk bereket içinde bir yıl olsun.
Hepinize hepİmize iyi seneler.

28 Aralık 2015 Pazartesi

Çıktık açık alınla 34 yılda her savaştan

Bana kalsa sonsuza kadar dururdum o mimoza ağacının altında ya da ıslak Beyoğlu'nda senin yanında ıslana ıslana yürürüm.Ama kızlar bekler evde...Kapıyı ben açmazsam  annem yok mu derler, sabah senin tostlarını yemeden okula gidemezler.

İyi ki ogün ben okuldan kaçmışım iyi ki o gün sizin okulda boykot varmış. 
İyi ki ama iyi ki evlenmişiz, mavi gözlü yeşil parkalı ,çocuk...

16 Aralık 2015 Çarşamba

Öyle işte

Elimdeki nergisleri gören kadın, aa çıktılar mı dedi. Evet çıktılar,
görür görmez aldım hemen. Çocukluğumu  hatırlarken; burnuma gelen mis gibi kokunun nedeni bu nergislerdir işte.  Nergise, Ordu'da sümbül diyoruz biz. Sizin sümbül dediğinize biz ne derdik bilmiyorum.
Ordu'da çiçekler fındık ağaçlarının altında açar. Mevsimine göre, sümbül, anemon ve mor menekşeler...
Her sabah sütçümüz Afife Bacı'nın kapıyı çalmasıyla uyanırdık. Ayar Tamı'ndan yürüye yürüye getirdiği sütün yanında da mutlaka topladığı çiçekler olurdu. Süt stilini boşaltan Annem de mutlaka içine çocukları için büsküvi koyardı. Sütü parasız mı alırdık, hayır ama bu onların arasındaki hoş bir ritüeldi.  Ara sıra da çipil gözlü, çilli suratlı oğlu getirirdi. Başında ortaokularda giyilen  kasketi, elinde kitapları sütü döke saça getirirdi.   Yıllar sonra, Ordu'ya gittiğimizde  kardeşimin eşi çalıştığı vergi dairesi  müdüründen görümcemler geliyor bir kaç gün izin istiyorum demiş, o da görümcen kim deyince beni anlatmış. İzin veririm ama pazar günü benim tekneye yemeğe geleceksiniz hep birlikte ancak o şartla demiş. Nedenini sonra anladık. Çünkü;bizim müdür çıka çıka bizim çilli oğlan çıktı  🤓😎😍. Geçen yıl Ordu'ya gittiğimde, fındık bahçesinden topladığım sümbülleri görürdüm anneme... Kolajın sağ alt köşesindekiler onlar...

Benim çiçekçiden de selam var size,kokinaları benden alsınlar, Üsküdar Vapur İskelesinde sağdan ikinci çiçekçiyim unutma dedi. :) Sıkı pazarlık edin ha..Bayılır pazarlığa. hobisi  ;)

Kış çiçekleri de baharı aratmıyor...

Bu da bu günkü modum...Bardakları bile dizi dizim dizdim...Tatlı Cadı izledim...Benim gibi nostalji seviyorsanız DigiTürk 59.kanalda tvem...


Yeni  kitabım Harper Lee'den, 55 yıl sonra gelen "Tespih Ağacının Gölgesinde"

"Bülbülü Öldürmek" te ki avukatımız artık yaşlandı... Siyahi genci savunma cesaretini gösteren tek avukattı...Üstelik berat ettirmişti... Şimdi kasabaya dönen kızı, babasının o zamanki görüşlerinin değiştiğini düşünüyor...

Kimi için kitabı kimi için annesinin mektubu, kimi icin pullari ya da plakları onun için çok değerlidir, Banka  kasalarinda saklanacak kadar...Bir tek barış umudu girmesin kasalara...Bu kolajdaki fotoğrafları dün İş Bankası Müzesinde çektim...Kiralık  kasalar...

İşte böylee böyle...

11 Aralık 2015 Cuma

Yeni yıl ışıkları bir bir yanarken

Dışarda bir deli yağmur var. Hava; sanki akşam olmuşcasına karanlık.Evdeyim bugün...Sabah filmimi  izledim, evi toparladım ve koca bir tencere kara lahana çorbası pişirdim.Yazım bitsin, mısır ekmeği de yapacağım inşallah maşallah. :)
 Filmim güzeldi güzel olmasına da sona doğru beni çok hüzünlendirdi. Bir Danimarka sineması örneğiydi...Kuşaklar boyunca fırıncı olan baba hatta kraliyet ailesinin bile tefarikçisidir.Hastalandığında kraliçe bizzat geçmiş olsun mektubu gönderir. Ama ölmek üzeredir ve New York'da çalışması için çok iyi bir teklif alan kızının artık ekmek işini üstlenmesini istemektedir. Kız da sanat galerisi işi yapıyor, düşünün artık...

İkinci filmim ise Norveç'dendi...10 yaşındaki kızın aşkı için neler yapabileceğini ağzım beş karış açık izledim...Her anne baba mutlaka izlemeli... Norveç'li bir yazarın kitabından uyarlanmış...Film izlenme rekorları kırmış ve Norveç'de her kütüphanede bu kitap mutlaka bulunurmuş....

Son okuduğum kitap olan  M Treni/ Patti Smith den söz etmedim size, fotosunu falan koydum da bu konuda konuşamadık...Patti Smith'in ilk kitabı Çoluk Çocuk çok güzeldi...Kendi gerçek  yaşamını anlatıyordu. M Treni de hemen hemen devam niteliğinde...Okudukça ne benzer duygular yaşadığımızı düşünüyorum...Bu okur kısmı bi acaip... Okuduğu kitapta, biraz da kendini arıyor sanki... İstiyor ki yazar beni de görsün, sevdiklerimi sevsin:)
O yüzden Patti, bakın Patti diyorum o derece yani. :) Çok zevklerimiz uyuşur, aynı şeylere çok kızarız. Örnek mi o da benim gibi aya gidildiğinde çok kızmıştı, büyüsü bozuldu diye... Aynı şeyleri ben Kız Kulesi kullanıma açıldığında yeniden hissetmiştim. Bi yerde de yemek yemesek olmaz mıydı diye... Binlerce yıllık efsanenin büyüsüyle, gizemiyle dursaydı... Biblo gibi dursaydı denizin ortasında. Annemizin kırılır diye dokunmamıza izin vermediği biblolar, incecik porselenler hassasiyetiyle baksaydık ona...
Patti; şimdi de benim Murakami'mi severmiş...okumuş ben gibi bütün kitaplarını...Ve benim gibi ritüellerine düşkün, her zaman gittiği yerlerde oturmaktan hoşlandığı masaya başkası oturunca ona gıcık olabiliyor  😍 Üstelik bugün izlediğim filmde, hani dedim ya New York'a gidecekti fırıncının kızı diye...New York'da tutuğumuz evin sokağında Patti Smith oturuyor dedi, sevgilisi... Bazı şeyler nasıl böyle çakışıyor...Bir kitap okurken, izlediğin filmde yazarın adını duymak film, kitap ve sen üçgeninde bir duygu alışverişi bir görünmez bağ oluşturuyor.
( Patti Smith'in Murakami kitapları hakkında hissettiklerini yazdığı satırlar)



Dün akşam ağacımızı kurduk. O ağacın çıkarılması, hep birlikte süslemek bana inanılmaz keyif veriyor. Havada karanlık ya ışıklarını da yaktım oh kendi kndime ambians yaptım evde bugün. :)

Haydi kalın sağlıcakla... En çok da kendinizi sevindirin bugün, çayı ilk kendi bardağınıza koyun, ilk kendi tabağınıza yemek koyun...Bugün böyle yapın , bakalım...Bana da yazın 😍

8 Aralık 2015 Salı

Tavşan kaç tazı tut

Alis Harikalar Diyarındada idi galiba, bir tavşan vardı. Sürekli geç kaldım geç kaldım diyordu. Bazen kendimi aynen öyle hissediyorum. Her şeyi yapmak isteyen ama sonunda hiç bir şeyi yapamayan biri olup çıkacağım...Uzun uzun kitap listeleri oluşturmaya, okunacak kitaplar varken bir de onları alıp önüme yığmaya, filmleri  depolamaya sonra her gün bir film izlemeye bayılıyorum...Gezilecek , görülecek yeni mekanlar araştırıyorum. Ev daima temiz , buz dolabında daima hazırda yemek olsun istiyorum. Kısaca benden hiç bir şey kaçmasın diye bir koştur bir koştur yaşıyorum galiba  :)

Haydi başlayalım ne vaaarr ne yokkkk...

Beni ta başından beri dile kolay 10 yıl bitecek,takip edenler güne yeşil çay ile başlarım o  sanki içimi yıkanıyor gibi hissettiriir bana... Bu sabah da güne içine yasemin çiçekleri attığım çayım ile başladım. Sonra kahvaltı için çayım demlenirken bi koşu kızların odasını topladım, kahvaltımı ederken izleyeceğim filmi seçtim. Bugünkü filmim İsveç Sinemasından; Taşraya Dönüş, oldu...Babalarının doğum günü için bir araya gelen üç kız kardeşin yıllardır devam eden sürtüşmelerinin daha da açığa  çıkmasının hikayesiydi...Beğendim...
Eğer evde yalnızsam bu benim için parti zamanı demektir. :) Dün bütün  gün kendime kıyak yaptım. Noel Filmleri izledim, kitabımı okudum, aromalı aromalı kahveler yapıp, zencefilli kurabiye kutusunun içine daldım.Akşama doğru hemen dolaptan tavuğu çıkardım , haşladım. Suyuna çorba, suyuna nohutlu pilav yaptım...Yanında da tavuğunu servis ettim. Birer kase de yoğurt verdim , oldu  bitti...Yani telaşa gerek yok...

Hafta sonu  sabahları Naziş ile izlemeyi çok sevdiğimiz bir çizgi film var. -Maşa ile Koca Ayı- Maşa, Naziş'in bebekliğine çok benziyor.Sanırım biraz da o yüzden seviyoruz. Ne kadar sevdiğimizi  televizyonun köşesindeki bizim Maşa'dan anlayabilirsiniz :)
Maşa'yı  izledik kahvaltıya kadar, evin geri kalan %50 lil kısmı kalkınca da kahvaltımızı yaptık...Pırrr,  koca ile Gamsegamse kaçtı...Naziş; benim yarın programım var bugün seninle evdeyim dedi. Ama  akşama doğru hadi Capitol'e gidelim dedi. Ben ıııhhhh deyince de rüşvet teklif etti... Hadi sana kahve, kitap ısmarlayayım dedi :) Hayat çok pahalı a dostlar, bi kitap bi kitaptır, gittim tabiki de... Gittik dolaştık, ana kız kahvelerimizi içtik, kitabımızı aldık, gitmişken Migrosdan alışverişimizi de yapıp geldik.

(Rüşvetin belgesi yukardaki foto )

Pazar sabahı ben sabah erkenden uyanıp, çayımı alıp bir hırsız sessizliği ile salona süzüldüm. Battaniye, çay, kitap keyfime koyuldum, hatta ay ne güzel keyif yapıyom beeen diye instagrama neyin fotoğrafını koydum. Bknz aşağıdaki foto ... 
 Ama benim gibi erkenci Banu beni görmüş, Lale Ablaaa, Ercü'de uyanık hadi dışarı çıkalım dedi. Saat henüz yedi buçuk falan biz bunu konuşurken.  Biz sabahım köründe proğramımızı yaptık ve kaçırdığımız sonbahardan bir gün kaptık. O yakmayan ama nerenize vurda orayı çok güzel ısıtan sonbahar güneşimi kaçırmadık.
Şimdiii artık yazının sonlarına geliyoruz inşallah maşallah... Gitmeden iki kitabım var...Birinden daha önce söz etmiş olabilirim ama bu al eline otur oku, bitsin kaldır bir kitap değil... Dursun sehpanızın üstünde hele de kışın hele de İstanbul'da yaşıyorsanız hele hele bir İstanbul aşığı iseniz , hiç değilse İstanbul'a bir kış günü yolunuz düştüyse bu kitabı mutlaka alın...
İstanbul'un Kış Günlüğü/Cengiz Kahraman
İçinde Ahmet Rasim'den kış hikayeleri, İstanbul'dan kış manzaraları, fotoğraflar , İstanbul'un kış kronolojisi, eski kışlara ait haberler, anektodlar ne ararsanız var...
İkincisi Ayfer Tunç'dan Evvel Otel... 2006 da çıkan bir kitabı... Bu kitaptan bitince söz edelim en iyisi valla yaza yaza, yaz gelecek neredeyse anacım ben gideyim artık...


Hadiii gittim... Kendinize iyi bakın, soğuk, insanların enerjisini alan, hayallerinizi anlatırken bile ama ama diye duran insanlardan uzak durun... Havalar soğuk ama insan en çok insanlardan üşüyor yeminle...