Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

2 Aralık 2015 Çarşamba

Aralık

Çok sevdiğim, en sevdiğim mevsim olan sonbahar; bu sene bana teğet geçti. Filiz'in hemen ekim başında hastalanması ve bu sürecin hala devam etmesi nedeniyle hemen hemen tek gittiğimiz yer hastane oldu.  Gitmediğim günlerde de genelde evde kitap okudum, film izledim.

Aralık bizim ev için; kutlamalarının olduğu ve  çok hoş vakitlerin geçirildiği bir ay...Evlilik yıldönümü, kocamın doğum günü, yılbaşı ağacını kurmak,sabah hava henüz aydınlanmamışken, herkes uyurken ağacın ışıklarını yakıp kitap okumak,yeni yıl hediyeleri seçmek, yeni yıl hediyeleri getiren kargolar,evi zencefil ve tarçın kokutan yeni yıl kurabiyeleri, kokinalar, nergisler, ışıl ışıl vitrinler, ordan burdan önüne zıplayan noel babalar, noel filmleri çıkmak için yeni yılı bekleyen kitaplar ve gelecek yıla dair umutlar.
 Her yıl olduğu gibi  bu yılda yeni yıl ağacı kuranlar ve bunun günah olduğunu söyleyenler arasındaki atışmaya da hazır olalım...Bu bile beni çok eğlendiriyor. Kimsenin ne yaptığına, yaşam tarzına karışmasak da  güzel güzel yaşayıp gitsek olmaz...Rahat ve huzurlu bir yaşam bizim millet olarak totomuza batar afedersiniz...Bu, BBG evleri falan niye izlenme rekorları kırıyor sanıyorsunuz. Çünkü; bayılıyoruz başkalarının hayatını izlemeye...Biz büyümedik mi elalem denen öcünün korkusu ve baskısı altında...

Şimdi gelelim filmlere kitaplara...
Kitap; Murathan Mungan'ın Harita Metod Defteri hala elimde... Zuz, buradayken pek okumaya zaman bulamadım çünkü...


Dün  bütün gün temizlik ve yemekle geçince akşama doğru Allah sizi inandırsın pert olmuşum, çayı demledim, yanına da peynir ekmek aldım... Gönül isterdi ki biri olsun bana bir yorgunluk çayı demlesin, yanına da yakışacak bir şeyler koysun ama ne gezer üstelik ne yemek var diye arayan Gamsegamse yaptığım yemeklere bile burun kıvırdı.Halbuki lahana kavurmam şahane olmuştu yanında mis gibi yayla çorbası vardı üstelik tatlı bile vardı ama yine de cazip gelmedi...Ben de acılı, kıymalı, bulgurlu lahana kavurmamı aldım elime günün mana ve ehemniyetine uygun bir film izledim. Filmim, evlere temizliğe giden bir erkek temizlikçinin hayatı olan "Toz Ruhu" idi...Yerli sinemadaki erkek oyıncu geleneğine eleştirel bir bakış açısıymış...Altın Koza Film Festivalinde  en iyi erkek oyuncu be en iyi film ödülü almış.
Dün gece içtiğim çaylardan mı yoksa gün içindeki yorgunluktan mıdır bilmiyorum, hiç uyuyamadım...Baktım yatakta uyumak için debeleniyorum, tepineceğine salona git dedim kendi kendime.  Televizyonu açtığımda; geçen bölümünü izlemediğim Hatırla Gönül vardı, onu izledim. O bitince şimdi adını hatırlamadığım bir film izledim. Sevgilisi ve karısı birbirlerinden habersiz olan bir adam cart diye ölünce sevgili olan kadının adamın karısına desteği konuydu...Uyumakla uyumamak arasında izledim.Baktım uykum geldi hemen yatağa koştum. Sanki beş dakika falan uyudum ve gözlerim pırt diye açıldı, yeniden salona geçtim orada biraz dalmıştım kiiii, sabah ezanı okunurken filmde çalan telefonu bizim telefon sanarak heyecanla uyandım. Berbat bir geceydi anlayacağınız.
Neyse sabah daha iyiydim.
Aralık ayının ilk yazısını da yazmış oldum...
Mutluluğun kapısı aralıktır. Hoşgeldin ARALIK...

27 Kasım 2015 Cuma

Filmler, kitaplar ve ben

Bu hafta Ayvaliıklı Zuz geldi. Birlikte çok akşam yemeği yiyemedik çünkü hep programı vardı ama her sabah birlikte kahvaltı ettik, filmler izledik, çokça didiştik, çokça gülüştük. Bir gün  Berfu ile buluşup Ataköy Marina' da kahvaltı ettik. Ataköy Marina demişken, şunu anlatmadan geçemeyeceğim. Bakırköy'e deniz otobüsü ile geçelim dedik hem de Zuz'un Kadıköy'de gözlükçüye uğraması gerekiyordu. Ben direk İDO iskelesine geçeyim sen de gözlük işini hallet gel dedim. Haba da çok güzeldi, iskelenin önüne bir kaç masa atmışlar, kafeye dönüştürmüşler. Ben de çınar ağacının altına oturdum bir çay içeyim bari dedim. Küçücük bir bardakta, döke saça getirilen çaydan üç lira alınınca yuh dedim iyi ki bu güzelim çınar ağacının altına oturmuşum da verdiğim paraya değdi... Sonra Ataköy Marina'da son derece zarif bardaklarla ve sunumla gelen çay da üç liraydı...Yani yolunuz düşerse aklınızda olsun..



İsrail Usulü Boşanma...İsrail'de boşanmanın zorluklarını ve bir ömrünü boşanmaya adamasını ve kanınların erkelerden yana oluşunu anlatıyor. Mahkemeye her gelen şahit, İsrail' de ki bir kesimin davranış biçimini anlatıyor. Geçen yıl İstanbul Uçan Süpürge Film Festivalinde en iyi film seçilmiş.
Kuzu; Çok zengn bir casta sahip film, Altın Ayı Berlin film festivali de dahil olmak üzere 12 ödül almış. Erzincan'da -20 derecede çekilmiş bu film.Oğulları sünnet olan karı koca, köyde sünnet düğünü yapmak isterler. Ama adetlere göre kuzu kesmeleri lazımdır ama bunun için paraları yoktur. Küçük çocuğun ablası; eğer kuzu bulamazlarsa, seni kesecekler diye çocuğu inandırır...



Muhteşem Kedi Balığı ; Ölümcül bir hastalığa yakalanan dört çocuklu bir kadın, hastanede tanıştığı yalnız bir kız çok sever ve kendileriyle yaşaması için ikna eder. 

 Michael Jackson Anıtı : Sırbistan'da bir berber köy meydanına Michael Jackson anıtı dikmek ister. En büyük destek isi köyün papazıdır.Çünkü; Papazın engelli kızı Michael Jakson hayranıdır.

Geleim kitaplara...
Harita Metod Defteri, Murathan Mungan'ın anılarını anlattığı biyografi niteliğinde bir kitap.Zaman sıçramalarıyla anlattığı hikayesi bana çok ilginç geldi. Evlatlık olduğunu seneler sonra öğrenmesi, çocukluğundan gelen korkularını hala yaşaması hayat hikayesini ilginç kılıyor.
Şanzelize Düğün Salonu/ Tarık Tufan : Açıkçası kitabın önce adı sonra kapağı ilgimi çekti. Başlayınca daha ilk satırda ,alan kapıyı 6 sayfada açınca  önce bi karamsarlığa kapıldım ama sonrası su gibi aktı. Kahramanımızın babası bir tarikat şeyhidir. Ama kendisi üniversitede bir kıza aşık olunca tarikattan kopar ve babasıyla görüşmez. Babası ölünce tarikattan kendisine dönmesi teklif edilir, o sırada bir arkadaşının kaçırdığı kız yüzünden başları beladadır....
Nergis/ Turgut Ulucan
Köyün en belAlımadamıyla evli olan Nergis bir fün kaybolur ve ölüsü bulunur.Anlaşıldığı üzere bir polisiye...

Bu da karnabahar kızartması, çoktandır yemek tarifi vermiyorum. Orta büyüklükte bir karnabaharı çok qz haşladım..İki yumurta, üç çorba kaşığı un ve yarım şişe soda, tuz, karabiber, pul biber ile çırpıp karmabaharların üstüne döküp, karıştırdım ve yağda kızartıp yoğurtla servis yaptım.

17 Kasım 2015 Salı

Haftanın sonu, haftanın başı

Bu hafta sonu çok plansızdı ama güzelliği de plansızlığından geldi...
Cumartesi günü  kızların veli toplantısı vardı. Sabah erkenden gittiler. Benim planım, evde oturmak kafama göre  takılmak çok çok da Kuzguncuk yürüyüşü yapmaktı. Ama öğleye doğru Gamsegamse  mesaj attı, toplantımız bitti, ablam uçtu bile ama benim  planım yok,birlikte bir şeyler yapalım dedi. Ne yapacağımıza önce karar veremedik. Beylerbeyindeki balıkçımıza gidip balık mı yesek falan derken hadi madem  Kadıköy'e gelin dedi. Okulları Moda' da olduğu için Kadıköy'e gitmek onlar için hiç cazip gelmiyor aslında. Onlar için Moda demek mola demek çünkü:)...Molalarda , Moda kahvelerini tavaf ettikleri için. :) 
Neyse  sonuçda Kadıköy Mercan' da buluşup, kokoreçtir, midye dolma, tava ne varsa götürdük üstünüze afiyet...Sonra, Türk kahvecileti sokağında kahvemizi içtik, kitapçıları dolaştık derken Gamse hadi okula uğrayalım sınıfımın yeni halini görün dedi...Gittik, toplantıları bitmeyen arkadaşlarıyla, müdireleriyle  sohbet ettik...Tabi çoğunu tanıdığımızı tahmin edersiniz. O yüzden pek eğlenceli oldu... Hem Naziş'im hem Gamsegamse'nin sınıflarının yeni halini gördük... Yeni halini diyorum, çünkü; biz okulun seneler öncesinden restorasyondaki halini biliyoruz. Hatta Kadıköy'e gittikçe ne durumda diye okulu bi dolaşırdık :)  Fotoğrafta üsteki sınıf Gamse'nin alttaki de Naziş'in sınıfı... 

Cumartesi akşamları izlediğim bir dizi var..."İlişki Durumu Karışık" bir romantik komedi...Bana o kadar iyi geliyor ki anlatamam...Beynimi boşaltıyor resmen...Biraz da dizinin Ayşegül karakteri giyim tarzıyla, konuşmasıyla, minnaklığıyla, saçının boyu,rengi bizim Gamsegamseye çok benzettiğimiz için ona takıla takıla izlediğimiz için  galiba ailece bayılıyoruz...Nurseli İdiz de komediye bu kadar yakışırmış yani...


Pazar günü Hava çok güzeldi ama Avrasya koşusu nedeniyle köprü kapalı, metrobüsler de çalışmayınca  tek kelimeyle trafik felç olmuş, bütün  ağırlık metro ve "Marmaray" a binmişti. Yemin ediyorum pazar günü ben İstanbul'dan gider oldum...Neyseki yıllardır yok metro yok marmaray çalışmaları ile canına okudukları Üsküdar yine güzelliklerle karşıladı bizi...Önce gökyüzünde yelkovan kuşları binlercesi ay ı anda hareket ederek gökyüzünde inanılmaz bir şölen yaşattılar dakikalarca, sonra Gülnuş  Sultan Camiinin iki minaresi arasına salıncak kuran sallanan hilal ay  ve Adil Kebapın enfes kebapları  bana o karmaşayı unutturdu...Pazar akşamları  dizimiz; Hatırla Gönül...Onur Saylak diyeyim yani breh breh...Yolda görsem taşlarım yani, öyle inandırıcı  rolünde....Rahmetli Erol Taş'ı  Adana'da kaçırıp dövmüşlermiş ...Kötü adam rolünde o kadar inandırıcıydı ki  altın kalpli adam...Sultan Ahmet'deki kahvesinin önünde otururken görürdüm....

Bu haftanın güzelliklerinden biri de sipariş kitaplarımın nihayet gelmeseydi...Yoksa pastırma yazı  evde kargo beklemekle geçecekti. Ayşe Kulin'in kitabını yarışmada kazandığımı söylemiştim, diğerlerini Bail.com dan sipariş etmiştim.Şimdiye kadar online alışverişte D&R tercih etmiştim. Arkadaşlarımda.  çok memnun olduklarını duyduğum için bu kez Babil.com denedim. Cumartesi günü verdiğim  sipariş bir sonraki cumartesi geçti elime.Benim şansım mıydı  bilemedim  ama eğer D&R dan verseydim en geç çarşamba günü elimde olurdu. Eğer tedariği gecikecek bir kitap olsaydı da tedarik edilenler bekletmeden gönderilirdi...Yalnız , facebook dan atığım mesaja anında cevap verdiklerini de  babil.com için + puan olarak eklemeliyim...


Hafta sonu böyle geçti....Pazartesi bizim pazarımız var ne kadar domestik iş varsa yaptım.Ispanak yıkadım pişirdim, mantarları su çekmeden çabucak et sote yaptım. Temizlik yaptım, kuruyan çamaşırları ütüledim,  derken akşam oturduğumda parmak uçlarım sızlıyordu, sanırsınız tarlada çalışmışım....
Bugün niyetim hiç bir şey yapmamaktı ama öğleye kadar yine orayı burayı didikledim, çamaşırlar makineye, ıslak zeminler hijyen edilsin derken hadi bi de ıspanaklı börek yapayim dedlm o da mübarek kek gibi kabara kabara pişti.Arada bıçak sapladım insin diye :) Sonrası da nihayet Trabzon hurmalarım ve kitabıma  kavuştum...


Fotoğraftaki ağaç, bahçeden..Sapsarı görüntüsüne bayılıyorum, arada pencereye gidip bakıyorum... A benim canım  kızıl, sarı sonbaharım ya....

Artık gitme zamanı...Adiyos hadi gidiyos...

12 Kasım 2015 Perşembe

ondan bundan , falandan filandan

Ne kadar güzel bir hava vardı. bugün İstanbul'da diyerek şöyle bodoslamadan gireyim söze :)
Sabah erkenden uyandım, dünden yaptığım otlu poğaçalardan bir bardak çay eşliğinde yeyip ,sokağa fırladım. Hava misti ama otobüs şoförümüzün afyonu henüz patlamamıştı. Canının istediği duraklarda durdu,istemediği yerlerde milletin koşmasına bile aldırmadan vızırt geçti. Ben bu durakta inecektim diye bağıranları duraktan çok uzakta bıraktı. Allah'tan ki son durakta inecektim. 
Bu sabahın ilk etkinliği Tavsiye Evinde yapacağımız yüz yogasıydı... Kendi adıma çok çok memnun kaldım. Mimiklerimizin, geçen yılların, stresin yüzümüzde iz bırakmaması için neler yapmamız gerektiğini uygulamalı olarak  eğitmen eşliğinde öğrendik. Hani fotoğraf derseniz, oldu canımmm , o şekilden şekile giren yüzümü de koyamazdım buraya :)

Dönüşte kocam ve görümcemgillerle mahallenin çay bahçesinde buluşup ağaçlar altında oturup çay içtik, sohbet ettik. Eve dönüşte ise beni çok güzel bir sürpriz bekliyordu. ''Bumerangnet''in instagramdaki kitap yarışmasında kazandığım kitap ve yanında kalemlerle beni bekliyordu.



Kitap demişken kitaptan gidelim. Bugünlerde elimdeki kitap: Hayat Sil Baştan/Kate Atkinson... Defalarca dünyaya gelme şansına sahip Ursula, bunlardan birinde Hitler'i öldürme fırsatını yakalar. Bu dünyaya gelişlerde hep aynı hayatı, kaldığı yerden yaşar. Kasabadaki eğlenceye katılıp, orada bulaşıcı ve öldürücü bir hastalığın mikrobunu alıp öldüğünde, yeniden dünyaya gelişinde eğlence öncesi hizmetçiyi merdivenlerden itip.bacağını kırmasına neden olur ki eğlenceye gitmesin...Benim çok beğendiğim bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Yazarın kitapları YKY den çıkmış.


Üstteki fotoda ucundan kıyısından dvd sini gördüğünüz Yürüyen Şato ise yine bir Miyazaki filmi ve geçen pazar ailece kahvaltı ederken izledik. 


Filmi izledikten sonra biz Naziş ile birden coştuk , hadi'' Rahmi Koç Müzesi''ne gidip, ''Küçük Evler Sergisi''ni gezelim dedik. Gamsegamse zaten Boğaziçi Üniv. de ki Matematik Şenliğinde görevliydi, kocam da üşendi ama Naziş ile ben  gittik. İyi ki de gitmişiz. Çok keyifli bir anne kız günü yaptık. Üsküdar iskeleden Haliç vapuruna binip hemen müzenin de yanı başında olduğu Hasköy iskelesinde indik. Buraya giderseniz aklınızda olsun, aman bi müzeye gidelim oradan da şuraya geçeriz gibi bir program yapmayın. Müzenin açılış saatinde gidin ve tam bir gününüzü ayırın belki de yetmez bile. Müzenin hemen karşısında caddenin öbür tarafında  bir ek  bina daha var.



Küçük Evler Sergisinden sonra müzeyi gezmeye devam ettik...
 1.Dünya Savaşında kullanılan ambulans
ilk Migros arabası



Şu elimi koyduğum araba var ya bu araba....Ordu'da çook ama çooook yıllar önce. biz üç kardeş çocukluğun en derin uykularından birindeyken, babamız İstanbul seyahatinden dönmüş... Bizim ruhumuz bile duymamış... Sabah aaa babam gelmiş babam gelmiş diye zıp zıpladık sonra da en sorulacak soruyu sorduk :)
-Baba bize ne aldın?
-çıkın dışarıya bakın dedi...
haydaaa getirdiği hediyeler dışarıda mı yani şaşkınlığı ile kapıyı koşuştuğumuz da, kapının önündeki beyaz CHEVROLET i gördük yani şavrole :)
Ne seyahatler yaptık. ne maceralar yaşadık onunla...
İşte, o gün Rahmi Koç Müzesinde taktı anılarımı peşine, çıkıverdi karşıma...

son söz: Sergi bitmeden gidin,o minicik evlerin içinde sergilenen hayat tarzlarını görün.

10 Kasım 2015 Salı

Hep baktığın yerde hep senin izinde...

4 Kasım 2015 Çarşamba

Naber :)

Bugün, kendisini hiç görmediğim,uzak bir ülkede yaşayan Hayal; Seni gördükçe annemi hatırlıyorum hep buralarda ol, lütfen yazmış. Sonra buna benzer aldığım mailler geldi aklıma. Okuduğum bir kitabı okuyup ya da izlediğim bir filmi izleyip beğenenler, sözünü ettiğin köfteciye gittik çok güzeldi diyenler... Teyzelerime senin blogdan söz etmiştim,Burgaz Ada' da sözünü ettiğim pastaneye gidip, çilekli milföy yemişler, çok güzeldi sen de git dediler diyen  Yine hiç görmediğim Serpil'im, rüyamda sizi gördüm diyenler... Bunları hatırlayınca blogu bu kadar ihmal ettiğim için çok çok üzüntü hatta utanç duydum. Hep bu facebook ve instagram yüzünden oldu bunlar. :)

 Hadi ilk günkü gibi başlayalım yeniden ama siz de okuyup gitmeyin, buralarda yanımda olduğunuzu hissettirin arada bir bile olsa...

 Sizler nerelerdesiniz sizin oralar nasıldır bilmiyorum ama İstanbul' da artık sonbahara has serinlikler yaşıyoruz. Bugün Zuz ile konuştuğumda Cunda'da denize girdiklerini söyledi. Hava çok sıcakmış...
Gerçi bugün İstanbul'da da aydınlık, pırıl pırıl bir hava var ama bugün evde kalıp, hiç bir iş yapmadan sadece film izlemeyi ve kitap okumayı istedi benim bu güzel canım. :)
Kapağına aşık olup aldığım Mücella/ Nazan Bekiroğlu okuyorum...Yazarın okuduğum İlk kitabı... Kadın hikayelerine de zaten bayılırım. Kitabı aldığım gün Naziş ile Capitol'e gitmiştik. Kahve molası verir vermez hemen oracıkta başladım hatta...
e- kitap ve basılı kitap aynı anda okuyorum demiştim daha önceki yazılarımda da...Ağaçkakan/ Tom Robbins okuyorum e- kitap olarak. Çok sevdiğim "Parfümün Dansı"nın yazarı  Tom Robbins...Bu kitapta süründe yaşayan Uzak Doğulu bir kral ve kraliçe, bir prenses ve kırmızı kafalı, ağaçkakan lakaplı bir tererörist var bir de kurbağalar. :) Zaman zaman ayyhhh şiştim dediğim zaman zaman da  merakla okuduğum bittiğinde iyi ki okudum dediğim bir kitap olacak sanırım... 

İzleme kısmına gelirsek, Dawnton Abbey; 6.sezonda aynı hızla devam ediyor. BBC nin mini dizileri de favorim bu sene...Bu ara 13 bölüm olan Little Dorotty izliyorum...Charles Dickens'ın romanından uyarlanmış çok başarılı bulduğum bir dizi...Tavsiye etiklerim arasına koyabilirsiniz...

Tv de izlediğim dizilerde ise, Hatırla Gönül favorim... 
Bayramı da içine alan seçim tatilinde Naziş'in D&R girince ne kadar Miyazaki filmi varsa topladıklarının içinden "Benim Komşum Torotto" yu izledik... Miyazaki, bu animasyon filmindekendi hayatından esinlenmiş. Onun annesi de bir hastalık geçirmiş ve o dönemde babasıyla birlikte bir köyde yaşamışlar. Önce yedi yaşında bir erkek çocuk olarak yazmış hikayeyi ama sonradan iki kız karaktere çevirmiş. Neden böyle yaptığını soranlara, öyle yapsaydım çok acı duyardım demiş...Hiç bir kötü karakterin olmadığı bu filmi de mutlaka listenize alın...Diğer dvd leri izlemek için de sabırsızlanıyorum.

Pişirme taşırma işine gelirsek bugün kapuska pişirdim. Çoğu kişi burun kıvıır, çok çekici gelmez ama sen yaptığında şahane bir yemeğe dönüşüyor der kocam valla  diyeyim size. :) Defalarca tarif vermiştim bir daha verdirmeyin bana...Googleye, kapuska, laleninbahcesi yazın  :)
Hadi gideyim şimdi, seçtiğim bir film var, beğenirsem bir sonraki yazımda yazarım...

22 Ekim 2015 Perşembe

Lalece Tavsiyeler

Hadi başlayalım.
   Benim önerdiğim kitapları, filmleri beğenenler bu dört bölümlük mini diziyi de çok beğeneceklerdir... Çünkü bana önerenin önerdiklerine çok güvenirim ben...
     İyi kalbini çelik bir zırhın içinde saklayan Olive Kittterigge'nin 20 yıla dayanan hikayesi...

Size  şöyle bir şey de  anlatayım bu vesileyle, şu önerilerine güvendiğiniz kişilerle ilgili...
Benim bir dayım var. Benden topu topu altı yaş büyük olduğu ve biz aile apartmanında oturduğumuz için birlikte büyüdük sayılır. İlk dansettiğim erkek odur mesela... O yıllarda Ordu'da öyle kız erkek arkadaşlığının  rahat olmadığı yıllarda az sürüklemedi peşinde beni sinema sinema, parti parti... Kız arkadaşı nerede biz orada anlayacağınız... Üniversiteye gittiğinde ödevlerimi telefonda yaptırırdı bana... Hafta sonları arkadaşlarımla sınıf gezisine gitmeyeyim diye beni Uludağ'a görürürdü... Serde Karadenizlilik var ya 😍her neyse bu dayım bana hep şöyle derdi;Kendi deneyimlerinden faydalanmak insana pahalıya patlar ama başkalarının deneyimlerinden faydalanırsan bu sana bedavaya gelir 😍😀😃anladınız sanırım ne demek istediğimi...
Ben bu BBC' nin mini dizilerine sardırdım bu ara ve dört bölümlük bir başka diziyi de iki sabah kahvaltısında hallettim  :)

Tavsiye ettiklerim arasına bunu mutlaka koyun... Bizde olsa 444  bölümde ancak toplarlardı... Yaprak Dökümü gibi bir kitabın dizisini senelerce çekip çekip uzattılar... Sanırsınız rahmetli Reşat Nuri, bunlara ahiretten yaprak yaprak senaryo gönderdi... Her neyse bu mini dizi benim gibi dönem dizisi sevenler için... Dawnton Abbey izleyenlerin hayranı olduğu Mr. Bates' de önemli bir rolde oynuyor. Dizi, romantik bir konuya sahip olması yanında o zaman ki kuzey ve güney arasındaki farkları ve o yıllarda ki sendika hareketlerine de yer vermiş...

Bu dizilerin yanında Dawnton Abbey devam ediyor, onun yeri ayrı bende..6. Sezonda şu anda...

Filmlere gelirsek...

..Sundance Film Festivalinde büyük ödülü almış...
Ben, Earl ve Ölen kız...
Bu hikayeyi nasıl anlacağımı bilmiyorum dedi ve başladı anlatmaya.16 yaşındaki Earl'ü annesi  okullarındaki kanser hastası bir kızla arkadaş olmaya zorlar...Earl bu arkadaşlığı anlatıyor bize...
 Bu filmden size söz etim mi bilemiyorum ama bu film de biraz ağır ilerlese de sevdiğim bir film oldu...Çirkin bir kızın bebekliğinden itibaren sırf bu yüzden  evde,okulda, sosyal yaşamında dışlanmasının hikayesi...Yıllara uzanan bir hikaye...Evliliği, çocukları ve evlerine gelen bir fotoğrafçı ile değişen yaşamı...Bir Arjantin filmi...


Kitaplara gelirsek;
Bu ara e-kitap daha çok okudum.

"Bayan Pelligre'nin Tuhaf Çocukları" filminin de çok yakında vizyona gireceği bir kitap...Başta çok güzel başladı ama sonra  bir yeni ergen kitabına dönüştü...

Bu kitap bitince ben kendimde şunu hissettim.Bir okur olarak edebi bir doygunluğa ihtiyaç duyuyordum. O yüzden yine e- kütüphanemden Dublinliler/ James Joyce seçtim.  

1914 yılında yazmış bu kitabı Jmes Joyce.  Bir hikaye kitabı gibi görünse de hikayeler arasında bir bağ var. Çocukluktan başlayıp, yetişkinliğe doğru giden hikayeler. Ben şu anda ergenlik hikayeleri okuyorum mesela... Dublin'de yaşayanların hayatlarını, ruhsal yapılarını inanılmaz bir sadelikle anlatmış... Ben bu kitabı okurken Leylak Dalı; çok güzel bir kitap okuduğundan söz etti... Bir de baktım ki kitap ben de var...Hemen Dublinliler'e ara verip onu okudum yani Carlos Mario Dominguez'in yazdığı Kağıt Ev ve  başlamamla da elimden bırakmadan bitirdim. kitapda , kitap sevgisinin çıldırttığı bir adam var. Banyosuna koyduğu kitaplar rutubetlenmesin diye yaz kış soğuk duş alan, kitaplarla neredeyse evcilik oynayan bir adam sonra bunu nerelere vardırdığını kitapta okumalısınız.Ama enteresan olan, daha kitaba başlamadan bir kaç saat önce kendime sorduğum soruyu kendine sormasıydı.. Toz alırken; kitaplığa takıldı gözüm ve bir faha okumayacağım bu kitapları böyle biriktirmek'gözünden esirgemek nasıl bir şey demiştim ben de aynı hikayedeki gibi...



Bugünlerde genellikle evdeyim ve sıkıldığımda da bu boyama işine merak sardım...Tavsiye  ederim

Yetmez bu kadar tavsiye derseniz bir de ağız tadı tavsiyesi o zaman, benim lise yıllarımda deliler gibi dolaptaki bitmeden yenisini yapıp dolaba koyduğum mozaik pasta...Bizim Zuz  hala nefret eder sırf o yüzden...
Seferberlik Yemek Tarifleri facebook sayfasında da vermiştim bu tarifi... orada ne yazdıysam aynen kopyaladım buraya da...
Alt tarafı "mozaik pasta" deme bacım.  Onda koskoca  lise bitirme sınavının hatıraları var...
Biz o zamanlar, bütün sene yazılılara çalışır, iyi not olmak için kendimizi paralar bu yetmez gibi bir de okulu bitirmek  için bu derslerden yeniden sınava girerdik.Olmadı eylüle kalırsın, elimde tek ders sınavları olur falan. Ama benim için haziranda bu sınav işinin birmesi şarttır.Peki niye, çok mu idealist bir öğrenciyim evde beni kötü muamele mi bekler? Tabikitleri de hayır...Beni Kumburgaz' da sahiller bekler, arkadaşlar bekler, tekneyle yanından geçip hohohoho diye taciz ettiğimiz Hotel Marin'in  salda çıplak güneşlenen turistleri bekler. İşte! Ben de yazdan kışa hazırlanan karıncalar misali kıştan  işi sıkı tutardım. Böyle sınav dönemlerinde benim en büyük destekçim; mozaik pastaydı.Zaten de tek yapabildiğim şeydi. Buzdolabındaki girmeden  hemen yenisini yapar koyardım. Fakaat bu durumdan memnun olmayanlar vardı.Her dolabı açtıklarında mozaik pasta gören kardeşlerim; bööööö yine miii demeye başladılar. Hatta  kız kardeşim hala ağzını sürmez ve hep senin yüzünden -belki de çok sevebileceğim bir şeyden beni nefret ettirdin, der.😇😍😎 Evet böyle şahane bir şeyi kaçırmasına neden olduğum için üzgünüm ama yaptıklarımdan hiç pişman değilim.O sene bizim sınıftan haziran döneminde bir tek ben mezun oldum ve bunda en büyük pay mozaik pastanındır 😍😇😎
Şimdi gelelim tarife...
2 paket pötibör büsküvi
50 gr margarin ya da tereyağ
1 su bardağı toz şeker
1 paket vanilya
3 çorba kaşığı kakao
1 büyük su bardağı süt

Yağı eritin,sütü,şekeri ve kakaoyu ilave edip iyice karıştırın...Biraz ılık olabilir ama sıcak olmasın.
Büsküvileri çok fazla ufaltmadan parçalayın...
Sıvı karışımı ve vanilyayı büsküvilerin içine döküp iyice katıştırın...Hatta ben elimle son bir kez karıştırıyorum...Streç film ya da buz dolabı poşeti kapladığınız kalıba yerleştirin. Ve dondurucuda bir kaç saat bekletin...( benim tarifimde yumurta yok)

Ha bir de Gamsegamse'nin öğrencileri benim adımı yazmayı öğrendiler, bi de resmimi yapmışlar  :)Beni göbeği açık ve mini etekli çfit bir kadın olarak çizen öğrenciyi çok takdir ettim. :)

HAYDİ EYVALLAH ŞİMDİLİK