Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
13 Haziran 2014 Cuma
Yeni yaşım hoş geldin
Selam sana yeni yaşım. Korkma ben dostum. Çok eğleneceğiz birlikte... Bir sürü kitaplar okuyacağız, filmler izleyeceğiz, yeni mekanlar keşfedip, yeni yemekleri evdekiler üzerinde deneyeceğiz)
Sen gelene kadar ben neler yaşadım, bu Şehr-i İstanbul'da ayak basmadık taş, dönülmedik köşe başı kalmasın istedim.Her taşın altına bir anı, her köşebaşında bir tanıdığım olsun istedim. Çok yürüdüm bu şehrin yollarında çook... Kah keyfi yürüdüm,kah benim de bir sözüm var diye yürüdüm. Ne kadar azimli olduğumu doğduğumdan beri aynı semtte oturuyor olmamızdan anlayabilirsin.
Sen gelene kadar ben çok sınavlara girdim çok sınavlardan geçtim. Annemi kaybettim, aşık oldum, evlendim, iki tane kız doğurdum.O kızlar bana kaç yaşına girdin diye soruyorlar ben de nerden baksanız kırk varımdır diyorum:))
Gel anlaşalım iyi geçinelim. Şunun şurasında bir yıllık misafirimsin:)
10 Haziran 2014 Salı
İşte böle böle
At izinin it izine karıştığı garip günleden geçiyoruz a benim canımın içi okuyucu.Nereye gittiğimiz bilinmez ama nereden geldiğimiz herkes tarafından biliniyor. Hilary Clinton bizim için önemli ama geleceği belirsiz ortak anlamına gelen sözler söylemiş. Sizin gibi işlerine geleni alttan alttan fiştekleyenlerin sayesinde dememiş biri çıkıp da... Neyse bu sayfada en az bulaşmak istediğim şey siyasettir bilirsiniz,görüşlerimi de az çok tahmin edersiniz az değil 8 yıldır emek verdik birbirimize karşılıklı.
Hadi biz her zamanki sohbetlerimize dönelim. Bu günlerde okuma hallerim biraz karışık. Sabahları erken uyanınca Sylivia Plath'ın 'Günlükler''ini okuyorum. O'nu intiharına götüren duygu karışıklıklarına; bir bakmışsınız hayat sevinciyle bir bakmışsınız neden yaşıyorum duygularına kapılarak geçirdiği anlarına tanık olmak biraz hüzünlü... Kocası son yıllara ait sayfaları koparıp yakmış zaten.

Gece yatakta uyku bastırana kadar da Doris Lessing'in ''Altın Defter''i okumaya devam ediyorum.Bu ansiklopedi kalınlığındaki Altın Defter sanırım bir süre elimde kalacak. Çünkü geceleri uzun okumalar yapamıyorum artık.Uykum gelmeye başlayınca da yo tiyatrosu dinliyorum. Bu ara ''Saatleri Ayarlama Enstitüsü''nü dinliyorum ama uyuya kaldığım için henüz üçüncü bölümü bitiremedim:)Neyse youtube açıldı da çok daha fazla oyuna ulaşabiliyorum.
(kitapda gördüğünüz ayracı Yeşilköy'de bulunan ''Havacılık Müzesi''nden almıştım. Yolunuz o taraflara düşerse mutlaka ziyaret etmenizi öneririm bu vesileyle de)
''Bizim Evin Orta Yeri'' facebook sayfasına bakıyor musunuz... Bugün de çok güzel bir film izledim ve ekledim. Küs Kardeşler Limited Şirketi... Birbirlerine güvenleri azalmış üç kardeşin trenle Hindistan'dan Himalayalara uzanan trenle yolculuk hikayeleri...Hem içsel hem de görsel bir yolculuk bu...İzlemenizi öneririm.
İşte böle böle
Hadi biz her zamanki sohbetlerimize dönelim. Bu günlerde okuma hallerim biraz karışık. Sabahları erken uyanınca Sylivia Plath'ın 'Günlükler''ini okuyorum. O'nu intiharına götüren duygu karışıklıklarına; bir bakmışsınız hayat sevinciyle bir bakmışsınız neden yaşıyorum duygularına kapılarak geçirdiği anlarına tanık olmak biraz hüzünlü... Kocası son yıllara ait sayfaları koparıp yakmış zaten.

Gece yatakta uyku bastırana kadar da Doris Lessing'in ''Altın Defter''i okumaya devam ediyorum.Bu ansiklopedi kalınlığındaki Altın Defter sanırım bir süre elimde kalacak. Çünkü geceleri uzun okumalar yapamıyorum artık.Uykum gelmeye başlayınca da yo tiyatrosu dinliyorum. Bu ara ''Saatleri Ayarlama Enstitüsü''nü dinliyorum ama uyuya kaldığım için henüz üçüncü bölümü bitiremedim:)Neyse youtube açıldı da çok daha fazla oyuna ulaşabiliyorum.
(kitapda gördüğünüz ayracı Yeşilköy'de bulunan ''Havacılık Müzesi''nden almıştım. Yolunuz o taraflara düşerse mutlaka ziyaret etmenizi öneririm bu vesileyle de)
''Bizim Evin Orta Yeri'' facebook sayfasına bakıyor musunuz... Bugün de çok güzel bir film izledim ve ekledim. Küs Kardeşler Limited Şirketi... Birbirlerine güvenleri azalmış üç kardeşin trenle Hindistan'dan Himalayalara uzanan trenle yolculuk hikayeleri...Hem içsel hem de görsel bir yolculuk bu...İzlemenizi öneririm.
İşte böle böle
Etiketler:
film,
Günlükler,
kitap,
Küs Kardeşler Limited Şirketi,
Slyvia Plath
9 Haziran 2014 Pazartesi
BİNG BANG
Biz haftasonuna büyük bir patlama ile uyandık. Önce ne olduğumuzu anlamadık. Naziş yattığı yerden korkuyla bağırdı herkes yerinde mi diye? Önce kombiye koştum,sonra diğer odalara dışardan mıydı yoksa dekennn bingo ...Salonumuz şu resimde gördüğünüz haldeydi. Televizyonumuzun siyah camdan yapılan sehpası patlamış. Milyonlarca parçaya ayrılmıştı..Eğer hafta içi olsaydi tam karşısında kizlar
sabah haberlerini dinleyerek kahvaltilarini ediyor olacaklardı.Verilmîş
sadakamız varmış.Allah korudu...Nedeni raştırılacak üretici firma tarafından ama duyduğumuza göre bu siyah camlarda rastalanıyormuş. Aman dikakt edin. Çünkü içinde hava hava kabarcığı kalabiliyormuş. Yani biz bir saatli bomba ile yaşıyormuşuz haberimiz yokmuş.Hafta sonu saat 07.20 de oluşu bizi kurtardı.
Dünün stresini bu sabah kahvaltısını Kuzguncuk'da yaparak attık. Yürüyerek Kuzguncuk!a indik. Önce bir yerde oturup kahvaltı ettik sonra da Çınar Altı Kafeye gidip deniz havası alıp, martıları izledik çaya devam ettik. Kızlar bi koşu Dilim Pastenesinin çilekli tartaletlerinden aldılar ağzımız da tatlandı, Allah kimsenin ağzının tadını bozmasın. Dünü halen kafamdan atamadım.
Kuzguncuk dönüşü,biraz okuma odasında ''Bibliyomanyaklar''ın temmuz ayı kitabı olan ''Berlinli Apartmanı/Yaprak Öz''e takıldım. Sonra da yayına daha yakın bir zamanda okuyup taze taze yazmak için bıraktım:)
Böyleydi bizim hafta sonumuz sizler neler yaptınız...
Dünün stresini bu sabah kahvaltısını Kuzguncuk'da yaparak attık. Yürüyerek Kuzguncuk!a indik. Önce bir yerde oturup kahvaltı ettik sonra da Çınar Altı Kafeye gidip deniz havası alıp, martıları izledik çaya devam ettik. Kızlar bi koşu Dilim Pastenesinin çilekli tartaletlerinden aldılar ağzımız da tatlandı, Allah kimsenin ağzının tadını bozmasın. Dünü halen kafamdan atamadım.
Kuzguncuk dönüşü,biraz okuma odasında ''Bibliyomanyaklar''ın temmuz ayı kitabı olan ''Berlinli Apartmanı/Yaprak Öz''e takıldım. Sonra da yayına daha yakın bir zamanda okuyup taze taze yazmak için bıraktım:)
Böyleydi bizim hafta sonumuz sizler neler yaptınız...
Etiketler:
Kuzguncuk,
patlama,
patlayan tv sehpası,
siyah camlı sehpa
6 Haziran 2014 Cuma
efsane geri döndü:)) kitaptır,filmdir
Dün yine Tavsiye Evi çok güzel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Yazarla Sohbet gününün bu sefer ki konuğu üçüncü romanı ''Gece Tayyarede Açıkta'' ile Orhan Bahtiyar'dı... Orhan Bahtiyar bize çok güzel bir sunum hazırlamıştı. Aya ilk adımdan başladık günümüze kadar geldik... Kitabının kahramanı Vecihi Hürkuş Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden biridir.Vecihi Hürkuş'u bir roman kurgusu içinde tanımak çok farklı...Ruslara esir düştüğünde Hazar Denizinde bulunan Nargin Adasından yüzerek İran üzerinden yurda kaçmayı başaran, davetli olduğu ama adresini bilmediği düğün evini havadan uçakla arayarak bulan,Kurtuluş Savaşı'nın ilk ve son uçuşunu yapan Vecihi Hürkuş'un akıl almaz hikayesini mutkala okumalısınız...
Ben dün akşam başladım okumaya... Bir Bağdat köylüsü ile Vecihi Hürkuş arasında geçen konuşma bana yıllardır kullandığımız bir sözü nasıl da yanlış yerde kullandığımızı öğretti...
Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz sözünün aslı Ane gibi yar (yani uçurum) Bağdat gibi diyar olmaz. Ve bu sözün söylenme sebebi ise şöyle açıklanıyor ;
Ane Bağdat yolu üzerinde bir uçurumun adıdır. Bağdat ise bir dönem bilimin merkezi konumunda. Ve bilgiye ulaşmak isteyenlerin bilginin merkezi yani Bağdat’a giderken geçmeleri gereken bir uçurum var ve bu uçurumun adı da Ane.Valla hiç bir masraftan kaçınmadım ve o yarın yani uçurumun resmini buldum size:)
Vee dünün güzelliklerinden biri de^^ Kız Çocukları^^ndan geldi. Bu şeftalili merengle tatlandı ağızlarımız...Kız Çocuklarının sipariş aldıklarını da ekleyeyim not olarak...
Bugün yine şakır şakır yağmurla uyanınca en iyisi evde oturmak film izlemek dedim ve çoktandır izlemek istediğim ''Grand Budapest Hotel/ Büyük Budapeşte Oteli''ni izledim. Mutlaka izlemelisiniz diyeceğim güzellikte bir film söyleyeyim size...Zerafeti ile otel müşterilerini kendine bağlayan Güstav ile bellboy Sıfır Mustafa'nın hikayesini kaçırmayın. Sıfır Mustafa çünkü;gerçekten sıfır, anne baba yok,eğitim yok, deneyim yok:))
Size aynı zamanda hafta sonu önerileri olsun bunlar...hayde gittim ben
Ben dün akşam başladım okumaya... Bir Bağdat köylüsü ile Vecihi Hürkuş arasında geçen konuşma bana yıllardır kullandığımız bir sözü nasıl da yanlış yerde kullandığımızı öğretti...
Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz sözünün aslı Ane gibi yar (yani uçurum) Bağdat gibi diyar olmaz. Ve bu sözün söylenme sebebi ise şöyle açıklanıyor ;
Ane Bağdat yolu üzerinde bir uçurumun adıdır. Bağdat ise bir dönem bilimin merkezi konumunda. Ve bilgiye ulaşmak isteyenlerin bilginin merkezi yani Bağdat’a giderken geçmeleri gereken bir uçurum var ve bu uçurumun adı da Ane.Valla hiç bir masraftan kaçınmadım ve o yarın yani uçurumun resmini buldum size:)
Vee dünün güzelliklerinden biri de^^ Kız Çocukları^^ndan geldi. Bu şeftalili merengle tatlandı ağızlarımız...Kız Çocuklarının sipariş aldıklarını da ekleyeyim not olarak...
Bugün yine şakır şakır yağmurla uyanınca en iyisi evde oturmak film izlemek dedim ve çoktandır izlemek istediğim ''Grand Budapest Hotel/ Büyük Budapeşte Oteli''ni izledim. Mutlaka izlemelisiniz diyeceğim güzellikte bir film söyleyeyim size...Zerafeti ile otel müşterilerini kendine bağlayan Güstav ile bellboy Sıfır Mustafa'nın hikayesini kaçırmayın. Sıfır Mustafa çünkü;gerçekten sıfır, anne baba yok,eğitim yok, deneyim yok:))
Size aynı zamanda hafta sonu önerileri olsun bunlar...hayde gittim ben
3 Haziran 2014 Salı
Hediye Kitap, yağ yağ yağmur
Dün evde otururken birden bir takırtı duydum aşağı katlarda bir makine falan çalışıyor sandım,meğer yağmurmuş. Resmen camları dövdü. Dışardakiler için endişe duymamak imkansızdı. Hemen kızları aradım ki çıkmayın okuldan diye,biz arabadayız Kadıköy tarafında bir şey yok dediler. Onlar gelene kadar da sakinleşti ama. Sanırım gökyüzü dün tüm haşmetiyle Üsküdar'ın üstüne boşalttı tüm yağmuru... Alttaki resmi kuşkusuz çoğunuz görmüşsünüzdür,deniz ile kara birleşti her yer deniz oldu. Meteorolojiden gelen haberlere göre çarşamba günü yağmurun merkezi İstanbul olacakmış ve bu yağmur haziran ayı boyunca devam edecekmiş.
Hediye kitap konusuna gelince, ''Bibliyomanyaklar''ın haziran ayı kitabı;Fırtına Takvimi/Jale Sancak biliyorsunuz. Bir önceki yazımda söylemiştim. İlk yazı bana ait ve yayına girdi. Yorum bırakanlar arasında yapılacak çekilişte bir kişi Mehmet Eroğlu'nun Fay Kırıkları Üçlemesinin ikinci kitabı olan ''Emine'' yi kazanacak ve kendi elceağızlarımla göndereceğim kendisine...Şuraya bir TIK derseniz yazıyı okuyup ,yorumunuzu bırakabilirsiniz.
Ben Altın Defter/ Doris Lessing okumaya devam ediyorum, sanırım uzun bir sürede devam ederim:)) Tuğla kalınlığında ve iki kilo ağırlığında bir kitap netekim:)... Yayınevlerine defalarca seslendim, bu tür kitapları iki cilt olarak basın tek ambalajda satın diye... Pazularım olacak yakında,kol kaslarım baya bi güçlendi:)Okurken uyuya kalsanız mazallah burnunuzu kırabilirsiniz...
Bu sabah kahvaltımı yaparken bir İran filmi izledim... Türkçeye ''Mütevazi Kabul''olarak çevrilmiş... Çok ilginç bir filmdi... Ha bu arada bu film Berlin film festivalinde Altın Ayı ödülü almış.
Konusu bir dağ yolunda bir araba ilerlemektedir. İçinde bir kadın bir erkek var.Arabanın arkasında çuval çuval paraları dağıta dağıta ilerlemekteler. Bu parayı niçin dağıtıyorlar, kimler nasıl karşılıyor izleyin görün.
Çoktandır yemek tarifi vermedim size değil mi? sorun ki niye:)) Çünkü gayet hafif takılıyoruz. Yıkanan temizlenen semiz otu yaprakları hiç işlem görmeden yoğutla karıştırılıp üstüne sadece azıcık sızma zeytinyağ gezdirilip öyle geliyor masaya ya da sivri biberle azcık yağ ile cız cız ettirilip üstüne diş diş sarımsaklar ve irice doğranmış domateslerle bir kaç kez çevrilip et ya da tavuk yanında servis ediliyor. Ama bugün tencerede patlıcan kebabı yaptım.
Tencerenin alt kısmına yağ, iri doğranmış soğan, 15-20 diş sarımsak,bir kaç da sivri biber koydum, daha doğrusu bunları kızgın yağa attım biraz karıştırdım, üstüne patlıcanları koyup ağzını kapattım, bir kaç dakida bir, tencerenin iki yanından tutup, bir taraftan da kapağı tutup ama:)) tencereyi hızlı hızlı silkeleyip, alttakilerin üste gelmesini sağladım. Böylece patlıcanlar toplu kızarıma uğradılar... En üste de daha önce pişirmiş olduğum kuşbaşı etleri ve bir kaç tane doğranmış domatesi koydum, hiç su koymadan pişirdim. Tuz koymayı unutmayın:))baharat konusunu size bıraktım..
Haydi gittim ben kalın ağlıcakla, bugün bu haftanın tek yağışsız günüymüş kıymetini bilin. Benim ise haftanın en yağışlı görünen gününe programım var hadi bakalım gün olan devran döne...
Hediye kitap konusuna gelince, ''Bibliyomanyaklar''ın haziran ayı kitabı;Fırtına Takvimi/Jale Sancak biliyorsunuz. Bir önceki yazımda söylemiştim. İlk yazı bana ait ve yayına girdi. Yorum bırakanlar arasında yapılacak çekilişte bir kişi Mehmet Eroğlu'nun Fay Kırıkları Üçlemesinin ikinci kitabı olan ''Emine'' yi kazanacak ve kendi elceağızlarımla göndereceğim kendisine...Şuraya bir TIK derseniz yazıyı okuyup ,yorumunuzu bırakabilirsiniz.
Ben Altın Defter/ Doris Lessing okumaya devam ediyorum, sanırım uzun bir sürede devam ederim:)) Tuğla kalınlığında ve iki kilo ağırlığında bir kitap netekim:)... Yayınevlerine defalarca seslendim, bu tür kitapları iki cilt olarak basın tek ambalajda satın diye... Pazularım olacak yakında,kol kaslarım baya bi güçlendi:)Okurken uyuya kalsanız mazallah burnunuzu kırabilirsiniz...
Bu sabah kahvaltımı yaparken bir İran filmi izledim... Türkçeye ''Mütevazi Kabul''olarak çevrilmiş... Çok ilginç bir filmdi... Ha bu arada bu film Berlin film festivalinde Altın Ayı ödülü almış.
Konusu bir dağ yolunda bir araba ilerlemektedir. İçinde bir kadın bir erkek var.Arabanın arkasında çuval çuval paraları dağıta dağıta ilerlemekteler. Bu parayı niçin dağıtıyorlar, kimler nasıl karşılıyor izleyin görün.
Çoktandır yemek tarifi vermedim size değil mi? sorun ki niye:)) Çünkü gayet hafif takılıyoruz. Yıkanan temizlenen semiz otu yaprakları hiç işlem görmeden yoğutla karıştırılıp üstüne sadece azıcık sızma zeytinyağ gezdirilip öyle geliyor masaya ya da sivri biberle azcık yağ ile cız cız ettirilip üstüne diş diş sarımsaklar ve irice doğranmış domateslerle bir kaç kez çevrilip et ya da tavuk yanında servis ediliyor. Ama bugün tencerede patlıcan kebabı yaptım.
Tencerenin alt kısmına yağ, iri doğranmış soğan, 15-20 diş sarımsak,bir kaç da sivri biber koydum, daha doğrusu bunları kızgın yağa attım biraz karıştırdım, üstüne patlıcanları koyup ağzını kapattım, bir kaç dakida bir, tencerenin iki yanından tutup, bir taraftan da kapağı tutup ama:)) tencereyi hızlı hızlı silkeleyip, alttakilerin üste gelmesini sağladım. Böylece patlıcanlar toplu kızarıma uğradılar... En üste de daha önce pişirmiş olduğum kuşbaşı etleri ve bir kaç tane doğranmış domatesi koydum, hiç su koymadan pişirdim. Tuz koymayı unutmayın:))baharat konusunu size bıraktım..
Haydi gittim ben kalın ağlıcakla, bugün bu haftanın tek yağışsız günüymüş kıymetini bilin. Benim ise haftanın en yağışlı görünen gününe programım var hadi bakalım gün olan devran döne...
Etiketler:
Altın Defter,
Bibliyomanyaklar,
Doris Lessing,
film,
kitap,
mütevazi kabul,
tencere kebabı,
üsküdar,
Üsküdar'da sel
2 Haziran 2014 Pazartesi
Bu hafta sonu
Bu hafta sonu
''Yeryüzü Derneği''nin Üsküdar Ekolojik Pazar ve Antikacılar pazarında yaptığı ekşi mayalı ekmek yapımı Workshopu vardı... Önce maya yapımını gördük sonra da pazar fırında pişen ekmeğin kokusu ile bi yerinde sallandı şöle:))
Yeni bir kitaba başladım. Çok önceleri şöyle bir karıştırabildiğim bir kitaptı...
Krep... Gamsegamse,sabah biz uyurken odaya gelip kahvaltıda canım krep istiyo deyince yapıldı... Ablası yani Naziş Cunda'ya gittiği için pek hüzünlüydü zaten:))) Krep hamuru fazla kaçınca bir kısmına da dereotu doğradım o da beyaz peynirle ,domatesle pek yakıştı...
Hafta sonu bir de düğüne katıldık, Balta Limanında... Kocamgilin)) tarafından akraba idi gelinimiz...Düğün akraba düğünü olunca tabi herkes de tanıdık olunca pek bir güzel oldu... Düğünün sonunda masadaki güllerden birini kulaklarımızın arkasına takıp Boğazın bu enfes manzarası karşısında poz vermeden edemedik. Filiz ve Banu ile...
Dün akşam da Naziş Cunda'dan döndü... Çok eğlenmişler...
Bu kadar işte...Peki siz ne yaptınız bu hafta sonuı...
''Yeryüzü Derneği''nin Üsküdar Ekolojik Pazar ve Antikacılar pazarında yaptığı ekşi mayalı ekmek yapımı Workshopu vardı... Önce maya yapımını gördük sonra da pazar fırında pişen ekmeğin kokusu ile bi yerinde sallandı şöle:))
Krep... Gamsegamse,sabah biz uyurken odaya gelip kahvaltıda canım krep istiyo deyince yapıldı... Ablası yani Naziş Cunda'ya gittiği için pek hüzünlüydü zaten:))) Krep hamuru fazla kaçınca bir kısmına da dereotu doğradım o da beyaz peynirle ,domatesle pek yakıştı...
Hafta sonu bir de düğüne katıldık, Balta Limanında... Kocamgilin)) tarafından akraba idi gelinimiz...Düğün akraba düğünü olunca tabi herkes de tanıdık olunca pek bir güzel oldu... Düğünün sonunda masadaki güllerden birini kulaklarımızın arkasına takıp Boğazın bu enfes manzarası karşısında poz vermeden edemedik. Filiz ve Banu ile...
Dün akşam da Naziş Cunda'dan döndü... Çok eğlenmişler...
Bu kadar işte...Peki siz ne yaptınız bu hafta sonuı...
30 Mayıs 2014 Cuma
Düğündür dernek... İstanbul İstanbul
Yazmadığım günlerde Aylin'i evlendirdik biz...Aylin kim derseniz:)Bi TIK deyin,öğrenin...Asmalı Mescit'de '' Kum Saati Blues'' de sokaklara taşan bir düğün yaptık.

Düğünün her ayrıntısını inceden inceye planlayan Aylin çok güzel bir iş başarmıştı ama çok da yorulmuştu...Yani düğünün sefasını biz sürdük diyebilirim. Uzun süredir görüşemediğimiz ama görüştüğümüzde de sanki dün ayrılmışız gibi olduğumuz insanlarla yepyeni olan ama çok can olan dostlarla güzel bir gece geçirdik.
Bu gördüğünüz, konukların duygularını yazılı iletmelerini sağlayan dilek ağacı... Çok hoş bir fikir olarak, yeni evlenecekler not alsın... Ağacın dibinde bir kalem ve asılacak biçimde tasarlanmış not kağıtları vardı...
Yazmadığım günlerde okuduğum kitap ise; Duygu Asena ödülünü alan Fırtına Takvimi/Jale Sancak.
Bu kitapla ilgili görüşlerimi ''Bibliyomanyaklar/ Kitap Düşkünleri'' nde okuyacaksınız. Mayıs ayının kitabı Pala Hayriye/ Figen Şakacı idi biliyorsunuz. Ve bu ayın son yazısını ben yazdım. Okuyun ve de yorumlayın bence:)) Hem yorumculardan biri Mehmet Eroğluna ait Fay Kırıkları Üçlemesinin ilk kitabı olan ''Mehmet''i kazanacak.
İzlediğim filmler için facebook sayfası açtım yan tarafta göreceksiniz '' Bizim Evin Orta Yeri Sinema'' Artık toplu olarak görülebiliyor hem de...
Gelelim bugüne bugün İsviçre'den Asis, Ankara'dan Mavianne'nin gelmesi dolayısıyla ve de İstanbul cenahlarından ben ve Ece'nin katılımıyla çok güzel bir gün geçirdik valla dolu dolu bir gündü. İzleyin hak vereceksiniz. Eminönünde buluştuk 11 gibi... Önce bir Saray Muhallebicisinde soluklandık, ev limonatası diye sunulan ama bundan şüphe duyduğum limonata ile ferahladık. Ayol ne sıcaktı. Sonra daha önce palanladığımız şekilde Şehzadebaşı Cağ Kebapçısının yolunu tuttuk. Burası sizlere daha öncede önerdiğim Rumeli Köftecisinin karşısında... Nimet Abla(Sirkeci'de ki)nın sokağından içeri girin hemen görürsünüz zaten. Okuduğuma göre Erzurumdan sonra en iyi Cağ Kebabı burada yenilebilirmiş.İstanbul'un arka sokak lezzetleri ünlü restoranlara meydan okuyor söyleyeyim. Cağ kebabı güzeldi, çömlekte sunulan yoğurt güzeldi. Garsonlar güleryüzlüydü fiyatlar makuldu tavsiye ederim. Önce bir şiş geliyor. Sonra garsonlar tepsiyle masaları dolaşıyorlar,isteyenlere tekrar veriyorlar. Biz ikişer şiş yedik ama ben ezmeye saldırmasaydım üçüncü de yenilebilirdi...
Ahmet Hamdi Tanpınar Müzesi...
Yemekten sonra yine programımızı takip ettik ve Gülhane Parkı içindeki Ahmet Hamdi Tanpınar Müzesini ziyaret ettik. Müze haftada 6 gün açık ve de ücretsiz geziliyor.Tanpınar yanında İstanbul'da yaşayan diğer yazarlar ve şairlerden de hatıra eşyalar belgeler var. Mesela Nazım Hikmet'in annesine yazdığı mektuplar hepimizi çok duygulandırdı...
Müzeden çıkınca Gülhane Parkı içinden çıkmadık ve ağaçlar arasında yürüyerek bu kez Asis'in geçen yıl keşfettiği Saray Burnu üstlerindeki şahane manzaralı çay bahçesine gittik. Çay bahçesi dediğime bakmayın yemek de yiyebilirsiniz:)) Bakır demliklerde gelen çayı harikaydı...
Burda sohbetin dibini deldik akşamı ettik. Tabi tekrar o yolu yürüyüp Sirkeci tarafına çıkmadık,sahil kapısından dışarıya çıkıp Eminönüne kadar yürüdük. Mavianne ile ben aynı vapura binip günün güzelliğine biraz daha devam ettik. Ve Üsküdar'da vedalaştık.
İşte böle böle

Düğünün her ayrıntısını inceden inceye planlayan Aylin çok güzel bir iş başarmıştı ama çok da yorulmuştu...Yani düğünün sefasını biz sürdük diyebilirim. Uzun süredir görüşemediğimiz ama görüştüğümüzde de sanki dün ayrılmışız gibi olduğumuz insanlarla yepyeni olan ama çok can olan dostlarla güzel bir gece geçirdik.
Bu gördüğünüz, konukların duygularını yazılı iletmelerini sağlayan dilek ağacı... Çok hoş bir fikir olarak, yeni evlenecekler not alsın... Ağacın dibinde bir kalem ve asılacak biçimde tasarlanmış not kağıtları vardı...
Yazmadığım günlerde okuduğum kitap ise; Duygu Asena ödülünü alan Fırtına Takvimi/Jale Sancak.
Bu kitapla ilgili görüşlerimi ''Bibliyomanyaklar/ Kitap Düşkünleri'' nde okuyacaksınız. Mayıs ayının kitabı Pala Hayriye/ Figen Şakacı idi biliyorsunuz. Ve bu ayın son yazısını ben yazdım. Okuyun ve de yorumlayın bence:)) Hem yorumculardan biri Mehmet Eroğluna ait Fay Kırıkları Üçlemesinin ilk kitabı olan ''Mehmet''i kazanacak.
İzlediğim filmler için facebook sayfası açtım yan tarafta göreceksiniz '' Bizim Evin Orta Yeri Sinema'' Artık toplu olarak görülebiliyor hem de...
Gelelim bugüne bugün İsviçre'den Asis, Ankara'dan Mavianne'nin gelmesi dolayısıyla ve de İstanbul cenahlarından ben ve Ece'nin katılımıyla çok güzel bir gün geçirdik valla dolu dolu bir gündü. İzleyin hak vereceksiniz. Eminönünde buluştuk 11 gibi... Önce bir Saray Muhallebicisinde soluklandık, ev limonatası diye sunulan ama bundan şüphe duyduğum limonata ile ferahladık. Ayol ne sıcaktı. Sonra daha önce palanladığımız şekilde Şehzadebaşı Cağ Kebapçısının yolunu tuttuk. Burası sizlere daha öncede önerdiğim Rumeli Köftecisinin karşısında... Nimet Abla(Sirkeci'de ki)nın sokağından içeri girin hemen görürsünüz zaten. Okuduğuma göre Erzurumdan sonra en iyi Cağ Kebabı burada yenilebilirmiş.İstanbul'un arka sokak lezzetleri ünlü restoranlara meydan okuyor söyleyeyim. Cağ kebabı güzeldi, çömlekte sunulan yoğurt güzeldi. Garsonlar güleryüzlüydü fiyatlar makuldu tavsiye ederim. Önce bir şiş geliyor. Sonra garsonlar tepsiyle masaları dolaşıyorlar,isteyenlere tekrar veriyorlar. Biz ikişer şiş yedik ama ben ezmeye saldırmasaydım üçüncü de yenilebilirdi...
Ahmet Hamdi Tanpınar Müzesi...
Yemekten sonra yine programımızı takip ettik ve Gülhane Parkı içindeki Ahmet Hamdi Tanpınar Müzesini ziyaret ettik. Müze haftada 6 gün açık ve de ücretsiz geziliyor.Tanpınar yanında İstanbul'da yaşayan diğer yazarlar ve şairlerden de hatıra eşyalar belgeler var. Mesela Nazım Hikmet'in annesine yazdığı mektuplar hepimizi çok duygulandırdı...
Müzeden çıkınca Gülhane Parkı içinden çıkmadık ve ağaçlar arasında yürüyerek bu kez Asis'in geçen yıl keşfettiği Saray Burnu üstlerindeki şahane manzaralı çay bahçesine gittik. Çay bahçesi dediğime bakmayın yemek de yiyebilirsiniz:)) Bakır demliklerde gelen çayı harikaydı...
Burda sohbetin dibini deldik akşamı ettik. Tabi tekrar o yolu yürüyüp Sirkeci tarafına çıkmadık,sahil kapısından dışarıya çıkıp Eminönüne kadar yürüdük. Mavianne ile ben aynı vapura binip günün güzelliğine biraz daha devam ettik. Ve Üsküdar'da vedalaştık.
İşte böle böle
Etiketler:
Ahmet Hamdi Tanpınar Müzesi,
Cağ Kebabı,
Gülhane Prkı,
Hoca Paşa,
Şehzade Cağ Kebap
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






























