İlk öneri kahvaltı için,yumurtalı ekmek kızartması... Valla biraz önce yaptım,hala da bir taraftan yiyip bir taraftan yazıyorum. Özellikle kuşburnu marmelatına bandıra bandıra yemek süper oldu.
.
Eğer hafta sonunu evde geçirecekseniz önereceğim film;.The Art Of Getting By/Aşk Ödevi Filmin en sevdiğim sahnesinin afişini seçtim sizin için...
''insanların yalnız doğduklarına ve yalnız öldüklerine, arada yaşanan
herşeyin de bir yanılsamadan ibaret olduğunu'' kafasına takan ve her
şeyi kadere bırakan George...
Filmin sözü: Her şey mümkün George... Bence tabiki.
Ama sinemaya gidecekseniz, Uğur Yücel ve Beren Saat'in oynadığı dün vizyona giren ''Benim Dünyam''ı önerebilirim. ''Black '' filminden uyarlama olduğunu sağır sultan bile duydu... Telifi melifi ödenmiş merak etmeyin. Bu konuda çok yaygara kopunca Black filminin yapımcısı ben paramı aldım siz işinize bakın dedi:)...Atilla Dorsay bile beğendiğine göre ben bu filme giderim:))
Gelelim yemek önerisine...Artık balık bollaştı,o yüzden önerim hamsi tava ya da hamsili pilav(işli tava)...
Öeneriler bu kadar.Şimdi dün akşam izlediğim bir belgeseli kendim için kayıt düşmek istiyorum.
İran'lı kadın şair Füruğ Ferruhzad'ın 1962 yılında çektiği ilk ve tek
film. 20 yüzyıl İran Şiiri'nin en büyük isimlerinden olan ve 1967
yılında henüz 32 yaşındayken bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden
Ferruhzad ile birlikte, o dönemde toplumdan tecrit bir bölgede yaşayan
cüzzam hastalarının arasında insana dair, dünyaya dair şiirsel, ruhani
ve aynı zamanda sarsıcı bir yolculuk.
İzlemek ister misiniz ,izleyebilir misiniz bilemiyorum? Ama izlemek isteyenler bana mail atsın,onların izlemesini sağlayabilirim.
Haydi gittim ben,iyi olsun haftasonunuz...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
26 Ekim 2013 Cumartesi
24 Ekim 2013 Perşembe
Oy Benim Nazlı Kızım
Biraz önce kucaklaştık, kutlaştık.Ama buraya kaydını düşmeden olmaz di mi?...
Sen ilkokula başladığında ,oturduğumuz ev beşinci kattaydı. Sen okuldan gelince,aşağıdan zile basardın ve başlardın anlatmaya.Hem anlatır ,hem merdivenleri çıkardın...Yukarı geldiğinde; anlatacağın her şey bitmiş ama ben hiç bir şey anlamamış olurdum.Geçen gün bana dedin ya,sen beş yaşındaki halini hatılıyor musun diye? Umrumda bile değil, senin beş aylık olduğundaki halini,beş yaşındaki halini,15 yaşındaki halini ve 25 yaşındaki halini biliyorum ya...
Ben nasılsam,anneliği de öyle yaşadım.Dünyanın en iyi annesi olmak ,bu ünvanı kimselere kaptırmamak gibi bir derdim olmadı hiç... Birlikte iyi yaşayalım, birlikte güzel anılarımız olsun istedim hep.Geriye bakınca gülümseyelim, gelecekten endişe duymayalım bu kadar işte...hepsi bu... Nasılsa bir şey olurlar, bir meslek sahibi olurlar ama ne olurlarsa olsunlar iyi insan olsunlar istedim,çocuklarım. Öyle de oldunuz.Bu vesileyle teşekkür ederim.
Sana sorulsaydı, nasıl bir anne isterdin bilemiyorum ama ben kendi adıma hayatımdan çok memnunum...İyi ki benim kızımsın,başkalarının kızı olsaydın inan çok kıskanırdım....
Güpgüzel musmutlu çok keyifli olsun yeni yaşın...Nice yıllara Nazişimmm
23 Ekim 2013 Çarşamba
iŞTE BÖÖYLE BÖYLE
Görüşmeyeli ,yazmayalı neler yaptım,neler izledim neler okudum...
Kitapta ''Haldun Dormen Anılar''a devam...E ne yapalım kitabın kalınlığı Haldun Dormen'in hem yaşadıklarıyla hem de yaşıyla mütenasip bir boyutta:)) Enine boyuna maşallahhh...
Dizim nedeniyle ,Atalet'imin direktifleri uyarınca evde oturdum ve -elemtre fiiişşşş kem gözlere şiiiiş- faydasını da gördüm...Bu evde oturma boyunca güzel filmler izlediğim gibi ne kadar salak filmler varsa onları da izleyip salak film kotamı doldurdum. Hatta ''Dullar'' adında bir Arjantin filmi vardı ki tüy dikti... E salak filmse niye seyrettin derseniz salaklığımdan neden olacak...
Ama neyseki bir Marilyn Monroe filmi izledim sıcacık ,bir romantik komediydi,çok güzeldi... Hatta bu filmin çekildiği sıralarda yaşadığı aşkı anlatan bir film yapıldı.- Marilyn'le İki Hafta- geçen yıl ve Oscar adayıydı yanılmıyorsam..

Bu aralar bizim evin en favori yemeği geçen yazımda tarifini verdiğim quesadilla... Naziş üç öğün versem yiyecek hatta.... Yarın doğum günün için özel ne istersin dediğim de bunu deyince yok artık dedim de sonra islim kebabına çevirdi olayı.O nu da güzel yaparım ,üzerinize afiyet:)
On günlük evde oturmanın acısını dün Ece ve Nermin ile Kadıköy'de çıkardık. Limonata gibiydi hava... Çay,kahve,yemek molası vere vere,kitapçı kitapçı geze geze akşam ettik... ''Çiya Sofrası''nda yemek yerken tam önümüzde ,simit satan gencecik adam, sara krizi ile yere yapışınca hayatta kafamıza dank etti...Ecem fırladı gitti yanına... Neyse çabucak toparlandı,aldı tablasını gitti,hayatına doğru...
Nermin'in deniz otobüsünden inmesini bu manzara baka baka tam iskelenin karşısındaki ''Kafka Kafe'' de bekledik.

O keskin gözleriyle Ece hemen gördü ve telefonda,şimdi siyah arabanın yanından dön, doğru yürü, şu anda beyaz bir minübüsün önünden geçiyorsun ha şimdi yukarı bak:)) direktifleriyle Nermin'i yanımıza kadar getirdi... Güzel arkadaşım benim,eli kolu dolu geldi... Gittiği kurstan ,yaptıklarından bize de pay düşmüş. Bu Eros'lu dergilik,şimdilik azıcık lale sepeti vazifesi görsün... Kapıdan içeri girerken görüp,içim açılsın...
Şimdi ben bu akşam için hamsileri tavaya atmaya gidiyorum. Siz de eğer bu yazıyı okuduysanız, yarın doğum günü olan Naziş için yeni yazana kadar eskisini hatırlayın:)
Buradan TIK
Kitapta ''Haldun Dormen Anılar''a devam...E ne yapalım kitabın kalınlığı Haldun Dormen'in hem yaşadıklarıyla hem de yaşıyla mütenasip bir boyutta:)) Enine boyuna maşallahhh...
Dizim nedeniyle ,Atalet'imin direktifleri uyarınca evde oturdum ve -elemtre fiiişşşş kem gözlere şiiiiş- faydasını da gördüm...Bu evde oturma boyunca güzel filmler izlediğim gibi ne kadar salak filmler varsa onları da izleyip salak film kotamı doldurdum. Hatta ''Dullar'' adında bir Arjantin filmi vardı ki tüy dikti... E salak filmse niye seyrettin derseniz salaklığımdan neden olacak...
Ama neyseki bir Marilyn Monroe filmi izledim sıcacık ,bir romantik komediydi,çok güzeldi... Hatta bu filmin çekildiği sıralarda yaşadığı aşkı anlatan bir film yapıldı.- Marilyn'le İki Hafta- geçen yıl ve Oscar adayıydı yanılmıyorsam..

Bu aralar bizim evin en favori yemeği geçen yazımda tarifini verdiğim quesadilla... Naziş üç öğün versem yiyecek hatta.... Yarın doğum günün için özel ne istersin dediğim de bunu deyince yok artık dedim de sonra islim kebabına çevirdi olayı.O nu da güzel yaparım ,üzerinize afiyet:)
On günlük evde oturmanın acısını dün Ece ve Nermin ile Kadıköy'de çıkardık. Limonata gibiydi hava... Çay,kahve,yemek molası vere vere,kitapçı kitapçı geze geze akşam ettik... ''Çiya Sofrası''nda yemek yerken tam önümüzde ,simit satan gencecik adam, sara krizi ile yere yapışınca hayatta kafamıza dank etti...Ecem fırladı gitti yanına... Neyse çabucak toparlandı,aldı tablasını gitti,hayatına doğru...
Nermin'in deniz otobüsünden inmesini bu manzara baka baka tam iskelenin karşısındaki ''Kafka Kafe'' de bekledik.

O keskin gözleriyle Ece hemen gördü ve telefonda,şimdi siyah arabanın yanından dön, doğru yürü, şu anda beyaz bir minübüsün önünden geçiyorsun ha şimdi yukarı bak:)) direktifleriyle Nermin'i yanımıza kadar getirdi... Güzel arkadaşım benim,eli kolu dolu geldi... Gittiği kurstan ,yaptıklarından bize de pay düşmüş. Bu Eros'lu dergilik,şimdilik azıcık lale sepeti vazifesi görsün... Kapıdan içeri girerken görüp,içim açılsın...
Şimdi ben bu akşam için hamsileri tavaya atmaya gidiyorum. Siz de eğer bu yazıyı okuduysanız, yarın doğum günü olan Naziş için yeni yazana kadar eskisini hatırlayın:)
Buradan TIK
17 Ekim 2013 Perşembe
Bayramdan notlar
Bayrama geçmeden önce bunun arefesi var di mi?...Ah ulan şu dizimin ağrısına borçluyum o şahane kadınlarla geçirdiğim günü... Ben dizim de dizim deyince Ataletim hemen olaya el koydu , her zamanki gibi... Olay hafta sonu olunca ; sen şimdi pazartesiye kadar şunları şunları yapıyosun, pazartesi de doğru bana geliyorsun demişti... Biz Ecemle düştük yola, gittik Ataletime... Önce bi baldan tatlı sohbet, keyif keyif kahveler...Sonra bir sıkı muayene... Santim santim incelendim, eline mezurayı aldı beni ölçtü biçti veeee bayramda öle pıy pıy gezmek yok...Şimdi bayram bitene kadar şunları şunları yapıyosun, bunları bunları içiyosun...Olmadı , senin hakkında başka bir ferman
imzalayacağım dedi ben de büktüm boynumu ferman padişahımındır dedim:))
Ataletimle vedalaşınca Ece ile Beşiktaş'da bir yemek sonra bir de kahve-tatlı molası verdik. Ben Murat Muhallebicisine girip de, keşküllü dondurma yemeden çıkar mıyım ayol?
Bizim evde bayramın ilk günü şanına yakışır biçimde geçti...Yine misafirler ağırlandı, kahveler pişti,pişti taştı...Acıkan mutfağa koştu...Çaylar demlendi...çikolata kaseleri doldu,boşaldı,yine doldu...telefon durmadan çaldı,kapı zili onunla yarıştı...Misafirler söleşmiş gibi,o kadar arka arkaya geldi ki, hatta uğurladıklarımız,bir şey unuttu da geri döndü sandık... Ama bayram dediğin de böyledir di mi?Yeni gelinler ve damatlar bayramın ilk konuklarıydı hani birinin düğününe giderken dizimi sakatlamıştım ya onlar...O ''ler'' takısı boşa değil iki çift yeni gelin ve damattı çünkü...
Sonra eski dostlar geldi,Ceyhun ve Eda ile sohbetin dibine dibine daldık...
Son misafirler Cancan'lardı... Artık abi o, oturdu resim yaptı...Urasimo yüzelli kez falan İstiklal Marşı söyledi elindeki bayrağı sallaya sallaya... Hem de usulünce söylüyor ve henüz iki yaşında hatırlatayım...Cancan meslekleri öğrenmiş, Cicianne'nin mesleği; yemekçi dedi... Çocuğun gözündeki imajımı hemen değiştirmeliyim... Ama aramızda kalsın da Babaannesine,Cicianne daha güzel yemek yapıyo demiş:))) hakkımı da teslim etmiş yani...O'nun adaletine kurban:)Yalnız giderken bana kızdı ve getirdiği çikolatayı geri istedi ama o kadar olur artık... Kitap okuyan şirinimi ona vermedim çünkü,onda iki tane var o da bana vermemişti:))
Akşam milli maç izledik,sonuç malumunuz...
İkinci gün kahvaltı sonrası'' Natilius'' a gittik.. yeme ,içme alışveriş falan filan...Akşam aile boyu film izledik.Mutfaktaydım,kızların annemin filmiii bağırışları arasında salona koştum ki, tüm zamanlarımın en keyifli filmi olan ''Parkta Çıplak Ayaklar'' oynuyor...Çoktandır ,yeniden izlemek istiyordum ama bulamıyordum. Neyse, Begüm bulmuş, alt yazısını da yapıştırmış,artık ne zaman canım çekse izleyebileceğim...Jane Fonda ve Robert Redford'un bu gençlik filmini eğer rastlarsanız bulursanız mutlaka izleyin...Pek keyiflidir pek romantikdir...
Filmi ilkokul yıllarımda, Ordu Millet sinemasında 18.15 matinesinde izlemiştim. Tek filmlik yabancı film matineleriydi... Ve hiç bir filmi kaçırmazdık...
Bugün yani üçüncü gün; sen dinlen aman dizin ağrımasın herşeyi biz yaparız sözüne kandığım ev halkını öğlene kadar kahvaltı hazırlayacaklar diye aç aça öğlene kadar bekledim. Evet ,hazırladılar, hatta kahvaltı yaparken izleyeyim diye film bile hazırladılar ama arkideş açlıktan öldüreyazdılar beni:)
Ben de akşama onlara Meksika yemeği yaptım,Quesadilla...Geçen Meksika Yemekleri yapmaya gitmiştimya Missgibi'nin daveti üzerine...Hem de bir şeften öğrendim bunu...Yalnız onun içinde ananas da vardı... Ben koymadım...
Yarım kg kadar kuşbaşı eti, önce iyice pişirdim, sonra ince doğranmış bir soğanla soteledim, sonra üç tane kapya biberle pişirme işine devam ettim. En son da Meksika biberi turşusu yani jalepeno ilave ettim. Bunun miktarını acıya dayanabilme durumunuza göre ayarlayın.
Sonra şu benim meşhur bi tuşusunu kurmadığım tortilla hamurları var ya, 10 luk paketlerde satılan dürümler yani... Onları yanmaz bir tavada altlı üstlü biraz kıtırdatın... Bir kase kadar krem peynirin içine ,yine bu jalepenolardan ince ince doğrayın ve karıştırın... Tortilla hamurunun birine sürün,ikinciyi üstüne yapıştırın... Bu yemeği pişirdiğimiz akşam bu elde ettiğimiz hamuru üçgen dilimlere ayırıp orta kısmına da etli karışımı koyup servis etmiştik. Ben restoranlarda sipariş ettiğimde dürüm arası gibi servis ediliyordu, yanında salsa sosla...Resim çekmek ,yemekten sonra geldi aklıma ama Şef Eyüp Kemal Sevinç'le olan resmi koydum. Elimdeki tabaktaki yemektir:))
Bayram kitabım; Haldun Dormen'in Anıları... Vallah pek yakıştı bayrama...Kendisini de çok severim belki de ondan bilemem çok keyifli okuyorum... Biyografi okumayı zaten çok severim. Hatta size Şirin Devrim'in ''Şakir Paşa Ailesi''nin hikayesini anlattığı kitabı okumanızı öneririm...Çok renki bir kişilk olan Şirin Devrim'in bu renkliliğinin ailesinden geldiğini anlayacaksınız hem de....
Bayramın ilk iki gününü bahar gibi yaşadık ama dün gece başlayan yağmur bugün de devam etti... Çok güzel yağdı..
(bizim pencereden süzülen yağmur damlaları)
Hayde gittim ben
imzalayacağım dedi ben de büktüm boynumu ferman padişahımındır dedim:))Ataletimle vedalaşınca Ece ile Beşiktaş'da bir yemek sonra bir de kahve-tatlı molası verdik. Ben Murat Muhallebicisine girip de, keşküllü dondurma yemeden çıkar mıyım ayol?
Bizim evde bayramın ilk günü şanına yakışır biçimde geçti...Yine misafirler ağırlandı, kahveler pişti,pişti taştı...Acıkan mutfağa koştu...Çaylar demlendi...çikolata kaseleri doldu,boşaldı,yine doldu...telefon durmadan çaldı,kapı zili onunla yarıştı...Misafirler söleşmiş gibi,o kadar arka arkaya geldi ki, hatta uğurladıklarımız,bir şey unuttu da geri döndü sandık... Ama bayram dediğin de böyledir di mi?Yeni gelinler ve damatlar bayramın ilk konuklarıydı hani birinin düğününe giderken dizimi sakatlamıştım ya onlar...O ''ler'' takısı boşa değil iki çift yeni gelin ve damattı çünkü...
Sonra eski dostlar geldi,Ceyhun ve Eda ile sohbetin dibine dibine daldık...
Son misafirler Cancan'lardı... Artık abi o, oturdu resim yaptı...Urasimo yüzelli kez falan İstiklal Marşı söyledi elindeki bayrağı sallaya sallaya... Hem de usulünce söylüyor ve henüz iki yaşında hatırlatayım...Cancan meslekleri öğrenmiş, Cicianne'nin mesleği; yemekçi dedi... Çocuğun gözündeki imajımı hemen değiştirmeliyim... Ama aramızda kalsın da Babaannesine,Cicianne daha güzel yemek yapıyo demiş:))) hakkımı da teslim etmiş yani...O'nun adaletine kurban:)Yalnız giderken bana kızdı ve getirdiği çikolatayı geri istedi ama o kadar olur artık... Kitap okuyan şirinimi ona vermedim çünkü,onda iki tane var o da bana vermemişti:))
Akşam milli maç izledik,sonuç malumunuz...
İkinci gün kahvaltı sonrası'' Natilius'' a gittik.. yeme ,içme alışveriş falan filan...Akşam aile boyu film izledik.Mutfaktaydım,kızların annemin filmiii bağırışları arasında salona koştum ki, tüm zamanlarımın en keyifli filmi olan ''Parkta Çıplak Ayaklar'' oynuyor...Çoktandır ,yeniden izlemek istiyordum ama bulamıyordum. Neyse, Begüm bulmuş, alt yazısını da yapıştırmış,artık ne zaman canım çekse izleyebileceğim...Jane Fonda ve Robert Redford'un bu gençlik filmini eğer rastlarsanız bulursanız mutlaka izleyin...Pek keyiflidir pek romantikdir...
Filmi ilkokul yıllarımda, Ordu Millet sinemasında 18.15 matinesinde izlemiştim. Tek filmlik yabancı film matineleriydi... Ve hiç bir filmi kaçırmazdık...
Bugün yani üçüncü gün; sen dinlen aman dizin ağrımasın herşeyi biz yaparız sözüne kandığım ev halkını öğlene kadar kahvaltı hazırlayacaklar diye aç aça öğlene kadar bekledim. Evet ,hazırladılar, hatta kahvaltı yaparken izleyeyim diye film bile hazırladılar ama arkideş açlıktan öldüreyazdılar beni:)
Ben de akşama onlara Meksika yemeği yaptım,Quesadilla...Geçen Meksika Yemekleri yapmaya gitmiştimya Missgibi'nin daveti üzerine...Hem de bir şeften öğrendim bunu...Yalnız onun içinde ananas da vardı... Ben koymadım...
Yarım kg kadar kuşbaşı eti, önce iyice pişirdim, sonra ince doğranmış bir soğanla soteledim, sonra üç tane kapya biberle pişirme işine devam ettim. En son da Meksika biberi turşusu yani jalepeno ilave ettim. Bunun miktarını acıya dayanabilme durumunuza göre ayarlayın.
Sonra şu benim meşhur bi tuşusunu kurmadığım tortilla hamurları var ya, 10 luk paketlerde satılan dürümler yani... Onları yanmaz bir tavada altlı üstlü biraz kıtırdatın... Bir kase kadar krem peynirin içine ,yine bu jalepenolardan ince ince doğrayın ve karıştırın... Tortilla hamurunun birine sürün,ikinciyi üstüne yapıştırın... Bu yemeği pişirdiğimiz akşam bu elde ettiğimiz hamuru üçgen dilimlere ayırıp orta kısmına da etli karışımı koyup servis etmiştik. Ben restoranlarda sipariş ettiğimde dürüm arası gibi servis ediliyordu, yanında salsa sosla...Resim çekmek ,yemekten sonra geldi aklıma ama Şef Eyüp Kemal Sevinç'le olan resmi koydum. Elimdeki tabaktaki yemektir:))
Bayram kitabım; Haldun Dormen'in Anıları... Vallah pek yakıştı bayrama...Kendisini de çok severim belki de ondan bilemem çok keyifli okuyorum... Biyografi okumayı zaten çok severim. Hatta size Şirin Devrim'in ''Şakir Paşa Ailesi''nin hikayesini anlattığı kitabı okumanızı öneririm...Çok renki bir kişilk olan Şirin Devrim'in bu renkliliğinin ailesinden geldiğini anlayacaksınız hem de....
Bayramın ilk iki gününü bahar gibi yaşadık ama dün gece başlayan yağmur bugün de devam etti... Çok güzel yağdı..
(bizim pencereden süzülen yağmur damlaları)
Hayde gittim ben
13 Ekim 2013 Pazar
Pazar gününden
Sanırım bir çoğunuz,uzun bayram tatilini fırsat bilip tatil yollarındasınızdır. Ya da varmışsınızdır bile gideceğiniz yerlere...Biz tatili evde geçirmeyi seçenlerdeniz... Gerçi bir plan yapsak da gerçekleşmeyecekmiş. Çünkü dizim ama bu kez asıl problemli olan dizim değilde sağlam olduğunu sandığım; arıza çıkardı... Cuma akşamı Kuzenimin oğlunun düğününe giderken sanki dizimin arkasından bir şey ,koptu ve korkunç bir acı duydum. Şimdi daha iyi, Ataletim sayesinde ama son söz yarın söylenecek. İki gündür sadece dinleniyorum. Yatıp kitap okuyup,film izliyorum... Akşam yemeğinde bile pizza siparişi verdik,anlayın gayrı...
Sabah televizyonda ''Soğuk Dağ'' izledim... Daha önce de izlemiştim ama yine aynı keyifle izledim. Yeni kitabımı okudum. Ama kitaptan çok daha değişik bir platformda söz edeceğim size... Çok keyifli bir şey hazırlıyoruz. Bir kitabı, dört ayrı kişi değerlendirecek size... Bir kitap hakkında dört değişik yorum okumak çok farklı olacaktır,eminim...
Bir de tarif verip size, gideyim...Tarif; kuzenimin eşi Özlem'e ait...Pazar günü için harika bir tarif bence...
Malzemeler: 1.5 su bardağı un 1. Çay bardağı zeytinyağı 1 yumurta sarısı 3 yemek kaşığı su ( daha fazlada olabilir ama genelde yetiyo) ve biraz tuz. Bütün malzemeyi yoğur ve küçük borcamın içine yayın hamur sert ve sanki birleşmicek gibi görünsede korkmayın yaymaya devamm edin ve tamamna yaydıktan sonra çatalla tabana delikler delinki hamur şişip patlamasın :))) bu hamur harcıydı ve 10 dk kadar fırında pişiriyoruz.yarımkilo pazıyı soğan ve biraz yağ ile kavurup soğumaya bırakalım. Sonra 2 yumurta peyaz peynirle karıştırılır kavrulmuş pazıya ilave edilerek pişen tartın üstüne yayılır ve tekrar fırına verilir ve çıkmamasına yakın istenirse üstüne kaşar peyniri rendesi dökülüp afiyetle yenir...
Bayramınızı kutluyor ve bu kez gerçekten gidiyorum:)
İyi Bayramlar
Sabah televizyonda ''Soğuk Dağ'' izledim... Daha önce de izlemiştim ama yine aynı keyifle izledim. Yeni kitabımı okudum. Ama kitaptan çok daha değişik bir platformda söz edeceğim size... Çok keyifli bir şey hazırlıyoruz. Bir kitabı, dört ayrı kişi değerlendirecek size... Bir kitap hakkında dört değişik yorum okumak çok farklı olacaktır,eminim...

Bir de tarif verip size, gideyim...Tarif; kuzenimin eşi Özlem'e ait...Pazar günü için harika bir tarif bence...
Malzemeler: 1.5 su bardağı un 1. Çay bardağı zeytinyağı 1 yumurta sarısı 3 yemek kaşığı su ( daha fazlada olabilir ama genelde yetiyo) ve biraz tuz. Bütün malzemeyi yoğur ve küçük borcamın içine yayın hamur sert ve sanki birleşmicek gibi görünsede korkmayın yaymaya devamm edin ve tamamna yaydıktan sonra çatalla tabana delikler delinki hamur şişip patlamasın :))) bu hamur harcıydı ve 10 dk kadar fırında pişiriyoruz.yarımkilo pazıyı soğan ve biraz yağ ile kavurup soğumaya bırakalım. Sonra 2 yumurta peyaz peynirle karıştırılır kavrulmuş pazıya ilave edilerek pişen tartın üstüne yayılır ve tekrar fırına verilir ve çıkmamasına yakın istenirse üstüne kaşar peyniri rendesi dökülüp afiyetle yenir...
Bayramınızı kutluyor ve bu kez gerçekten gidiyorum:)
İyi Bayramlar
10 Ekim 2013 Perşembe
Resimsiz yazı
Bugün azcık dedikodu yapasım var:) Mesela Gözde Kansu olayı... Bakanın kıyafetini asla tasvip etmeyip,bunu da beyan edince; hemen işinden edilmesini nasıl karşıladınız...Bu memelerin görünmesi kadar meme kanseriyle ilgilenilse diyo musunuz?...
Mesela ulan biz enayi miydik ki, yağmurda,karda soğukta ıslana ıslana,üşüye üşüye andımızı söyledik yerine iyi ki söylemişiz keşke daha gür bağırsaydık diyo musunuz?
Keser döner sap döner gün gelir hesap döner atasözü en sevdiğiniz atasözü olabilir mi...Ben her zaman çok sevmişimdir de...
Şimdi kurban bayramı yaklaşıyor ya, sanki bu memlekette ilk kez kurban bayramı kutlanıyormuşcasına yok kesildiydi yok kesilmediydi, kaçan hayvanların sokakta kovalanma görüntüleri gözünüzü şimdiden korkutuyor mu?...Valla en güzel bayramlaşma sanal alemdeki bayramlaşma oooh temiz...Zaten en masum orası, orada herkes bi melek, herkes evliya,herkes derviş ruhlu,herkes sütten çıkma ak kaşık...Zaten azcık bi çıkıntılık yapsan hep birlikte bi hööööt çekilir kiiii nereden gelip nereye gittiğini anlamazsın....
Bi de şimdi anacım kimse dizi falan izlemiyo:)) Yazık olmasın diye bi tek ben izliyorum:)))
Pazartesi O SES, salı günü; Çalıkuşu,çarşamba günü; Merhamet,perşembe günü;Aramızda Kalsın,cuma günü; Yalan Dünya,cumartesi günü;Fatih Harbiye, pazar günü; Güneşi Beklerken izliyorum...Amanınnnn ben şimdi dantel mi oldum acep?)))
Bu ara iki kitabı aynı anda götürüyorum... Ormanda Ölüm Yokmuş ve Acı Ülke... Gceleri bi erken sızama hali dolayısıyla biraz okuma hızım yavaşladı...
Bu bayramda uzun tatil dolayısıyle büyük bir ihtimalle İstanbul boşalacak...Hazır herkesler gitmişken ben bir iki program yaptım,inşallah havalarda güzel olur da....
Bu ara sesiz takipçiler pek sessiz kaldılar,arada ses ederler beni hoş ederlerdi:))
İşte böle
Mesela ulan biz enayi miydik ki, yağmurda,karda soğukta ıslana ıslana,üşüye üşüye andımızı söyledik yerine iyi ki söylemişiz keşke daha gür bağırsaydık diyo musunuz?
Keser döner sap döner gün gelir hesap döner atasözü en sevdiğiniz atasözü olabilir mi...Ben her zaman çok sevmişimdir de...
Şimdi kurban bayramı yaklaşıyor ya, sanki bu memlekette ilk kez kurban bayramı kutlanıyormuşcasına yok kesildiydi yok kesilmediydi, kaçan hayvanların sokakta kovalanma görüntüleri gözünüzü şimdiden korkutuyor mu?...Valla en güzel bayramlaşma sanal alemdeki bayramlaşma oooh temiz...Zaten en masum orası, orada herkes bi melek, herkes evliya,herkes derviş ruhlu,herkes sütten çıkma ak kaşık...Zaten azcık bi çıkıntılık yapsan hep birlikte bi hööööt çekilir kiiii nereden gelip nereye gittiğini anlamazsın....
Bi de şimdi anacım kimse dizi falan izlemiyo:)) Yazık olmasın diye bi tek ben izliyorum:)))
Pazartesi O SES, salı günü; Çalıkuşu,çarşamba günü; Merhamet,perşembe günü;Aramızda Kalsın,cuma günü; Yalan Dünya,cumartesi günü;Fatih Harbiye, pazar günü; Güneşi Beklerken izliyorum...Amanınnnn ben şimdi dantel mi oldum acep?)))
Bu ara iki kitabı aynı anda götürüyorum... Ormanda Ölüm Yokmuş ve Acı Ülke... Gceleri bi erken sızama hali dolayısıyla biraz okuma hızım yavaşladı...
Bu bayramda uzun tatil dolayısıyle büyük bir ihtimalle İstanbul boşalacak...Hazır herkesler gitmişken ben bir iki program yaptım,inşallah havalarda güzel olur da....
Bu ara sesiz takipçiler pek sessiz kaldılar,arada ses ederler beni hoş ederlerdi:))
İşte böle
9 Ekim 2013 Çarşamba
Kadın Mektupları 3'lemesinin Son Kitabı: İMZA:BEN
İçinde olmaktan hep gurur duyduğum projenin son ayağındayız artık...Hem çok sevinçli hem de biraz hüzünlüyüm... Bu proje bittiğinde kendimi sanırım biraz boşlukta hissedeceğim. Ama bu vesileyle birilerinin geleceğine bir imza da ben atabildiğim için çok ama çok gururluyum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








