Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

9 Eylül 2013 Pazartesi

Mutfak Kedisi

Daha uygun bir başlık bulamadım.Eylül ayı gelince pürmealim budur.Malum kış hazırlıkları...Hem keyifle yapıyorum,hem çok ama çok yoruluyorum. Yorulmamın asıl nedeni eskiden beri her şeyi bir anda yapmaya kalkışmam...Diyelim domates sosu yapıcam,menemenlik falan. O arada közlenecek biberleri ve patlıcanları da fırına atıyorum, ona bak, pişen biberi patlıcanı çevir, onları soy, dolmalık biberleri oy,onları da paketle at ...domatesleri kavanozla, pişen patlıcan biberi soy,paketle dondurucuya at... Hadi bi de akşam yemeği yoksa düşünün siz hengameyi.Ha bu arada altı kg taze fasulyeyi de aradan çıkardım. Akşam olunca da artık benden hiçbir şey beklemeyin,çay yapın,çayımın yanına şu karakız kekinden getirin,çatalım nerde,çayım bitti, bu salak yarışmayı kim açtı...Yani anlayacağınız gündüzün yorgunluğu gece dilime vurdu:)Bu işi ekim ayı gelene kadar her pazartesi yapıyorum.Benim pazartesi sendromum da bu yani:)



Fakaaat  bu çalışmanın sonucunda bunları her sıkıştığında can kurtaran gibi ortaya çıkarmak var ya,ah işte bizim evdekilerin çilesi de o zaman başlıyor. Her böyle bişi pişirmede ,ay ne kadar becerikliyim,ne kadar pratiğim, ne kadar akıllıyımmmm bakınnn bu palamutları zamanında attım dolaba,şimdi birden canınız balık isteyince nasıl çıkardım hemen,kızım bak pazar günü dışarıda kar yağarken yaz tazeliğinde menemen yiyorsun kahvaltıda gibi:))))))

Kitabımdan bir önceki yazımda söz etmiştim biraz. ''Keşke Gerçek Olsa/Marc Levy''nin devamı olan ''Sizi Tekrar Görmek''...İkinci kitaptaki herkes tanıdık haliyle:) İlk kitabın filminden söz etmiştim ,hatta kitabı okumaya başlayınca filmi hatırladım zaten.Acaba ikincisi de çekildi mi?
Bu ara bir arayış içindeyim...Dişim kamaşıyor,dişime göre bir kitap bulamıyorum. Şöyle sarssın, beni benden etsin, işimi bitirip  ya da dışardaysam eve koşup kitabımı okuma isteği uyandırsın. Tek umudum Salinger'in basılmamış kitaplarının keşfedildiği ve basıma hazırlandığı haberi... Salinger hakkında bir belgesel çekilirken farkına varılmış.Bu arada ''Çavdar Tarlasında Çocuklar''ı okumayan varsa; çocukluk hakkında ,bir çocuğun gözünden ve dilinden çalakalem yazılmış bu romanı  okumanızı şiddetle tavsiye ederim...

Bu ara çok film yazmıyorum,biliyorum ama çok da izleyemiyorum. Tam izleyecekken,ay çok güzel birlikte izleyelim diyorum. Ama çok da alıştırmak istemiyorum. O sabah sessizliğindeki tek başıma yaptığım film keyiflerinde asla taviz vermem...
 .

Ha bu da Gamse'nin hafta sonu kaçamağı yaptığı Büyük Ada'dan gelirken bize getirdiği palmiye kurabiyeler...



Bugünlük de bu kadar be canım okuyucularım,bünye yorgun,bünye hassas şimdi azcık tv takılsın, az biraz kitap okusun,sonra uyusun...Uyusun ki, yarın  temizlenip dondurucuya atılacak bamyası var, bebek patlıcanları var, karnıyarıklık olarak hazırlanacak..

6 Eylül 2013 Cuma

Hafta sonuna ramak kala

Kızların biri Ada'da biri Moda'da...Kafiye olsun diye değil gerçekten de öyle...Bizim ev,alışık değildir bu tür sessizliklere  sanırım duvarlar bile kafa dinliyordur:)

Koca maç izliyor ,ben de kulaklarımı taktım film izledim. Oynadığı sıralarda izleme fırsatı bulamadığım ''Lal Gece'' yi izledim.  Küçük gelinlere dikkat çekmek için çekilmiş bir film ama yeterince vurucu değil....Mesela bir ''Berdel'' gibi acıtmıyor. Yönetmen sanırım, herkes  açısından bakmak istemiş...Kadının da  erkeğin de töre kurbanı olduğunu vurgulamak istemiş...Filmde yer,mekan,zaman yok...Yumşak dokunuşlarla,tek bir mekanda çekilen bu film belgesel tadında...İzlemediyseniz izlemenizi öneririm.


 Günün filmini açıklamışken günün kitabını da söyleyelim.Yeni kitabım; ''Keşke Gerçek Olsa''nın devamı niteliğindeki '' Sizi Yeniden Görmek/ Marc Levy''

 Marc Levy kitapları terapi gibi geliyor bana...

İki gündür, evdeyim benim aziz okuyucum,okuyosunuz di mi hala?)... Temizlik yaptım,dünkü kuru fasulyenin yanına taze pilav pişirdim.Dün pişirdiğim bitmişti...Üç tane Girit kabağı dolması kalmıştı,onları ortadan ikiye bölüm teflon tavada kızarttım. Lorlar kızarınca daha da lezzetlendirdiler kabağı...Çok yaratıcıyımdır,bir yemeği üç gün farklı sunumlarla ortaya getirip ,aynı yemeği yediklerini hayatta çaktırmam))). Bazen Gamze- tilkiiiii der sadece:))))Bu hafta da eğer pazarda Karadenize özgü kara kabak denilen kabaktan bulursam kaygana yapacağım.Bulursam ve de yaparsam resimli bir tarif yayınlarım.

..

Ah okuyucu, yine dengesiz bir yazı oldu farkındayım ama bu blogun ana teması bu malesef... Nobel ödüllü bir yazar bile olsa kitabını bir tabak bamyanın yanında, festivallerde  düzinelerce ödül almış bir film olsa da kendini  bir koca kabak resmiyle aynı sayfada bulabilir. Yapcak bişi yok,kader deyip geçsinler:)

5 Eylül 2013 Perşembe

Bir film bir yemek bir dedikodu

Sözü uzatmayacağım.Bugün evdeydim. Kuş kanadını çırpsa rüzgarından kendini hasta hisseden kocam kendini kırgın hissettiğini söyledi, ve tüm günü yatarak geçirdi... Ben de refakatçi olarak tüm görevlerimi yaptım. Kah yemek yaptım kah okudum arada bir de film izledim...

Filmin adı ''İntihar Dükkanı'' ...İntihar etmenin yasak olduğu bir ülkede,nesiller boyu intihar malzemesi satan bir aile...Zehirler,jiletler, sicimler ,çeşit çeşit silahlar var dükkanda...Müzikal animasyon...Aynı adlı kitaptan uyarlanmış...Aman bir yetişkin animesi olduğunu unutmayın...







Yemek ise aslında bir yemek değil bir meze...Biz bu akşam kurufasulye ve pilavın yanına konuk ettik...Aman da ben bunu hergün yaparım gibi bir  şey değil ama güzel,hafif ve de ,değişik,göz doldurucu...Girit kabağından yapılan bir  meze bu.Siz bakmayın resimde incire benzediğine:))



Girit kabağı haşlandı ,içi oyuldu... lor,ceviz,derotundan oluşan iç malzemeye ,kabak içleri de ilave edildi ve kabaklar dolduruldu...Pul biber ve sızma yağ ile şenlendirildi:))


Muhteşem Yüzyılın fragmanına rastladım az önce,ödüm koptu...Yaktın bizi Meryem:))

Dedikodu nerede derseniz ayol kocamın dedikodusunu yaptım ya daha ne olsun, arada  Meryem'i gösterip aslında Vahide'ye  de laf  çaktım :))

Hayde gittim ben.



4 Eylül 2013 Çarşamba

Hoşgeldin sonbahar

Sonbahar geldi,İstanbul'a...Bugün ilk sonbahar yürüyüşümüzü ve  koruda ilk sonbahar kahvaltımızı yaptık. Koru çalışanları dökülen yaprakları  süpürüyorlardı.Koca koru süpür süpür nereye kadar,dedim.

Bizim masayı da boş görünce -hah dedim, iyi bir başlangıç...Valla  yemişim diyetini,burası gibi paçanga böreği yapan yok,kahvaltıda birer tane götürdük... Hemen yanımızda da üç masa birleştirmiş kalabalık bir öğretmen grubu vardı. Türkçe öğretmenleri zümre toplantısı yaptılar. Hem kitabımı okudum hem onlara kulak kabarttım:) Yapacakları gezileri,okutacakları kitapları tartıştılar. Fikir ayrılığına düşünce oylama yaptılar. Karı koca gördük ki, değişen hiçbir şey yok...Hala Keşanlı Ali hala İbişin Rüyası diyorlar. Yeni yazarlar,yeni şairler hiç yok...

 (yine aynı ağacın altında,yine aynı masada,yine aynı manzaraya bakarak yaptık kahvaltımızı)

Ben Keşke Gerçek Olsa/Marc Levy  okuyorum... 65 sf. kadar okumuşum, kah laf dinleye,kah kahve,çay içe içe:)) Bir masal gibi...Kitabı okurken birden diiiiing diye bir ses duydum kafamda ve filmini izlediğimi hatırladım. Çok güzel bir filmdi... Bence hem filmi izleyin hem de kitabı okuyun. Kitap için tek ipucu,birgün eve geldiğinizde banyo dolabınızda güzel bir kadın bulursanız ve bu kadın da üstelik hayaletse:))Marc Levy sevdiğim bir yazar. Dupduru yazıyor , ''Gölge Hırsızı''nı okumadıysanız,mutlaka okumalısınız.


  "Just Like Heaven" (Tıpkı Cennet Gibi)
 adıyla gösterime girmiş...
Film demişken filmden gidelim. Geçen akşam tv de izleyecek bir şey bulamadık,ayilecek de bişi izlemek istiyoruz. Naziş film izleyelim dedi. Yeni televizyonumuzda da henüz siftahımız yoktu... Film seçmeye başladık, ne deseler ben izledim, ne deseler ben izledim diyorum. Sonunda ben seçeyim dedim:)) Çoktandır izlemek istediğim ama vizyona girer girmez  devleti halkın gözünde küçük düşürüyor safsatası ile  gösterimden kaldırılan,kaldırttırılan ''Umut Üzümleri''ni izleyelim dedim. Fakir Baykurt'un ''Kaplumbağalar'' adlı romanından uyarlanmış... Yetkin Dikinciler ve Altan Erkekli de baş rolde... Amanın sanırsınız ilkokul müsameresi...Güya Balkan filmi havası verilmek istenmiş...Görüntüler,müzikler öyle ... İzlediğim en kötü filmdi...Oyunculara acıdım vallahi de billahi... Hem filmi beğenmedik, hem o kadar vakit kaybettik üstüne üstlük de bizimkilerin kaplumbağa aşkı yeniden hortladı... Naziş ertesi gün elinde kocaman bir kaplumbağa  akvaryumu ile geldi. Ona akvaryum denmez diye beni yüz kez ikaz etti ama bak yine unuttum adını:))Bir film izlemeden bu kadar mı zararlı çıkardım abi ya... Herkes gittikten sonra,çıkıyo kayasının üstüne , bakışıyoruz...


Dışardan gelince de yattım uyudum ,sefam olsun...Dün hem kışlık domates, hem  kışlık karnıyarık hem de akşam yemeğini aynı anda yapmaya kalkınca bi ara kafamı arı soktu sandım mutfakta... Yok artık dokuz ayın çarşambasını aynı güne getirmeyeceğim...

Şimdilik gittim ben,yarın ola hayr ola...

3 Eylül 2013 Salı

Anlat kızım yaz kızım


Yaz tüm sıcağını ağustosun son günlerine saklamışki, altın vuruşunu yaptı ve gitti...Çok sıcak geçmedi yaz baktı ki gündem yeterince sıcak bi de o gelmedi üstümüze...  Sıcak değildi derken; geçtiğimiz yazlara dayanarak söylüyorum bunu... Bir kaç yıldır çok sıcak yazlar yaşıyorduk,klimalar 24 saat çalışıyor ve klima satışlarında patlamalar yaşanıyordu hatta hatırlayacaksınız.
Bizim Gamsegamse'nin sınıf arkadaşının babası çok ünlü bir meteoroloji uzmanı ve  büyük bir üniversitede hoca yaz başında  bir tv programında en sıcak yazı yaşayacağımızı ve 50 dereceye ulaşan sıcaklar yaşayacağımızı söylemiş,dudağımı uçuklatmıştı.İki günde bir de ya markette ya yolda rastlarım, sorasım gelir noldu hocam diye:)Neyseki son birkaç gün iyi sıcak oldu,adam assan kurur denilecek kadar...


Bu ara sahaflara takılıyorum. Dün, Naziş'le Kadıköy'de girmedik sahaf bırakmadık.Aradığım bir Marc Levy kitabı vardı,onu buldum... Birbirinin devamı niteliğinde iki kitabı vardı ve ben ikinci kitabını Can Yayınlarının yaz kampanyasında almıştım. Bir de Eprahin Kishon kitapları arıyordum ama bulamadım. Benim kitaplığımda iki tane kalmış, diğerleri kimlerde takıldı kaldı ,hatırlamıyorum.Malesef tüm sahaf taramalarında satış dışı çıkıyor. Bulabildiğiniz yerde hemen kapın alın,nasıl keyiflidir anlatamam insanı depresyondan çıkarır alimallah...

Dünkü sahaf gezmeleri oldukça verimli geçti.Benim büyüdüğüm Fındıkzade ile ilgili bir kitap ve kocamın kısmen de olsa büyüdüğü Niksar ile ilgili iki kitap yanyana çıktı karşımıza...Hemen aldık. Ben dün akşam,Fındıkzadeli Kızılelmalı anılara ,kocam da kendi çocukluk anılarına daldı ve de daldırdı...Onun kitabı,büyük  ve çok resimliydi... Şaka maka hem İngilizce hem Türkçe olarak basılmış, bol resimli bir kitap. Olan bana oldu...Babaannesinin fırından aldırıp,yine de bayat bu ekmek dediği fırın, Leylekler Çeşmesi, bir kez suyundaniçenin bir gün Niksar'a yerleşeceği efsanesi ile ünlü Kepçeli Çeşme,Keşfi Camii, bir zamanlar mülkiyeti kayınvalideme ait olan ünlü Mahfel, Arasta tek tek resimli olarak bana da  en ince detayına varana kadar anlatıldı:)işin enteresan tarafı ben bunları zaten biliyorum ve kendilerini de resimde değil bizzat  defalarca  görmüşümdür....Ay sanırım yaşlanıyoruz biz...



Ecem'in verdiği Evden Uzakta/Kristin Hannah bitti...Bir evlilikte yaşanan kırılma noktasını ve o anlara denk gelen Irak savaşında yaşanılanları anlatıyor. Savaşa gidenin  bu kez bir kadın olması kitabın en ilginç yanı...

Şu anda elimde olan kitap ise Ben Bir Ağacım/Orhan Pamuk...  YKY den çıkan kitapta bir elladın hikayesi  ve 2014 yılında yayımlanması planlanan ''Kafamda Bir Tuhaflık Var'' adlı kitabından bir bölüm var.
Orhan Pamuk, kitabıyla ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “Kitabın kalbinde, hakkında hayaller kurmaktan hoşlandığım iki konu var: Tarihin esrarlı yüzü, çocukluk ve öğrencilik yıllarının hatıraları. Romanlarımda ve düzyazılarımda bu iki kaynağa hep geri döndüm. Her seferinde de iki konunun kafamda iç içe geçtiğini hissettim. Yani: Tarihin çocuksu yanı ile çocukluğun tarihsel yanı.”



Valla hakkını teslim etmek gerekki ,Orhan Pamuk kitabı yazmak kadar satış tekniklerini de biliyor.

Bu sabah Zuz geldi, bir arkadaşının düğününe katılmak için ve yarın sabah da dönüyor. Kahvaltıdan sonra birlikte Natiliusa gittik, biraz alışveriş yaptı.Onlar Gamse ile fırfır döndüler biz Naziş ile aheste takıldık. Yemek yedik sonra  açık hava kısmı olan bi yere oturup kahve içip,kitap falan okuduk.Kendimize,kafamıza uygun mağazaları gezdik,akşam da  evin  mühimmatlarını alıp geldik.

Bir de mekan önerisi size, hani yemek yemeye fırsatınız olmaz ya da bi tost ile geçiştirmek istersiniz. İstanbul'un tostçuları arasında ilk dörde giren Tostanbul; dün uğrak yerlerimizden biriydi bizim de... Moda'da daha doğrusu Caferağa'da sayılır. Bizim kızların yeni okullarının hemen de yanıbaşında...







Ben artık gidim ya, saat gecenin biri oldu hatta geçti bile...








30 Ağustos 2013 Cuma



30 Ağustos Zafer Bayramı hepimize kutlu olsun...

29 Ağustos 2013 Perşembe

İşte geldin burdayım:))

Uzun  zaman  olmuş yazmayali. Bu araya küçük bir Cunda tatili sigdi...Bu arada açiklamaliyim ki bu yaziyi tablette yaziyorum. Bu'' i '' lerin nedeni o((

Cunda tatili  çok ónceden planlanmiş,sabirsizlikla beklenmekteydi...Zeya-Ece-Magissa-Timsal Hanim-Elçin ve benim liseden sinif arkadaşim Nermin ile  şen Cunda geceleri ve günleri geçirdik...Uzun upuzun kahvaltilar,denizden taşan keyifler ve Cunda sokaklarina kurulan , gece yarilarina kadar süren sohbetlerle dolu 4 gün geçirdik.Bir gün Badavut'a gittik onun dişindaki tüm zamanimizi Cunda'da geçirdik.Ve Cunda Adali Pansiyonun mavi kapisi,Zuz'un elleriyle hazirladiği kaahvaltilarin tadi damagimizda tatili noktaladik.
 Zuz'un yani Cunda Adali Pansiyonun meşhur kahvaltısı... Ben resimden bir şey anlamadım,gözlerimle göreyim hatta Zuz kendisi anlatsın derseniz,Kanaltürk de geçtiğimiz pazar yayınlanan programı buradan izleyin...Çekim biz gitmeden önce yapılmıştı ama biz oradayken yayınlanınca hep birlikte izlemek de ayrıca çok keyifli oldu...Buraya bi TIK
 Zeya,Lale Abla,al bir lokmada okursun dedi ve gerçekten de hap gibi yuttum. Bir arkadaşlık hikayesi...Beğendim ben de..Bu yazın tatil kitabı oldu...
 Badavut...Sarımsaklı tarafında bir yer...Badavut;Rumcada ,saklı yer anlamındaymış. Gerçekten de saklı bir cennet gibi...Denizi biraz serin ama çok güzel...



Resimde gördüğünüz yer Beyaz Balina...Bu masaları gördüğünüz yerde gündüz güneşlendik...Akşama doğru da masalar konuyor...Görünen masa bizim masamız...Gündüzden balığımızı ayırttık...Koskocaman bir sinaritti...İlk kez yedim ve lezzetini beğendim.

Arkadaşlar,ne sizlerle denizde yüzmeye,ne arabaya doluşa doluşa  binmeye ne kapi onünde içtiğimiz kahvelere,ne kapişa kapişa yediğimiz mezelere,kaldirdiğimiz kadehlere.sóylediğimiz şarkilara doyamadim.Bir sonraki seyehatimizi sabirsizlikla bekliyorum.

Tatil keyifliydi ama yolculuklarimiz da ayni oranda keyifliydi...Terminalde adlarimiz 10 kez anons edildikten sonra otobüsümüze ancak teşrif edebilmemizden tutun da daha biner binmez yerimize bile oturamadan ellerimize tutuşturulan dondurma kaselerine kadar nice gülünç şey yaşadik...


Şimdi İstanbul'dayız...Ben gelir gelmez ayağımın tozuyla ''Ana Sınıfı Kampanyamız'' a ön ayak olan Ahmet Öğretmen ile bir akşam yemeği yedim,Kadıköy'de...Kampayamıza  destek veren Çiğdem,kızı Elif ve Gamsegamse'de vardı yemekte...

Bugün temizlik ve yemek ile geçti...Bilgisayar bile açamadım doğru dürüst,Zeya aradı hatta -Lale Abla sosyal medyada göremedim deni bugün dedi:)) Neyse artık işim de bitti  tüm sosyal platformlara hızlı bir giriş yaptım... Efsane geri döndü,anlayacağınız:)))