Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

28 Şubat 2013 Perşembe

11 yaşındayım

Dün okey grubumla buluşmaya gidiyorum demişim en son, gittim de:)) Son zamanların en iyi oyununu oynadım ama akşam eve geldiğimde dün gece beni uykumdan eden ağrılar hortlamıştı... Neyseki yemeğimiz hazırdı. Sadece bir sıcak çorba yapayım dedim. Ne çorbası diye düşünürken,gözüme bir akşam önceden kalma  bir kase bulgur pilavı ilşti. Ve tam Sefeberlik Yemek  Tariflerime uyan bir çorba yaptım. Oraya da çoktandır bir ekleme yapmıyorum ama bu çorba tam oralık oldu. Şimdi bir kase bulgur pilavım,ve yarım kavanoz kış hazırlıkları sırasında hazırladım ,közlenmiş biberli, yeşil biberli ve domatesli,acılı  sosum vardı...Bunları bir küçük tencerede  birbirine katıştırdım,  tatları birbirine iyice geçsin diye beş altı dk kadar pişirdim. Sonra üstüne çorba kıvamına gelecek kadar sıcak su ilave ettim ve 10-15 dk kadar daha pişirdim.Bayıldılar,tek kelime ile...Kocam bunda bir hile seziyorum dedi ama çok beğendi...Tilkiiiii,sezmez mi? karısını tanımaz mı?))

Bugün kendime tatil verdim daha doğrusu verdirildim...Sanırım   bünyeyeyi arada rölantiye almak gerekiyor:))
Akşamdan izleyeceğim filmleri seçtim. Kitabımı bitirmiştim ,yeni kitap seçmiştim ama bugün kapıyı çalan postacı,yeni başlayacağım kitabı getirdi... Canım Tülay ,Lale ablasına sürpriz yapmış,Ahmet Telli'nin  dizeleriyle ,martılarla ve yepyeni bir yazarla bu karanlık ,günü aydınlattı ,pırıl pırıl,uçuş uçuş yaptı...Yazımı bitirir bitirmez hemen kitabıma başlayacağım.Kapı çaldığında,ekranda kargocuyu görünce,üstüme alınmadın kızlar yine bişiler sipariş etti herhalde demiştim ama:))




Sabah bugünün  ilk filmini izledim...On bir yaşında bir çocuğun gözünden ÇİN...Filmin adı da zaten '' 11  Yaşındayım''...Filmi ben beğendim...İlk kez bu kadar yakından Çin'de ki günlük yaşam ve Kültür Devriminin etkilerini  yakından izledim. Sizin için de böyle bir fırsat olabilir.




Filmimi izlerken kendime şöyle beyaz peynirli,domatesli, tam buğday ekmeğinden yağsız da bir tost yaptım,doldurdum yanına yeşilliklerimi...içtiğim çayın fincan sayısını unuttum valla:))

Şimdi açtım ,bir müzik kanalı,çıtır çıtır şömine görüntülülerden:)))görüntüsü bile içimi ısttı....Mesela şimdi Zeki Müren'in uşşak şarkısı çalıyor...Bir gönül hikayesi anlatırdı gözlerin...gööööözleeriiiinnn....

Şimdilik bu ka



27 Şubat 2013 Çarşamba

Mozart ve Balina

Mozart ve Balina; gerçek bir hikaye...Aynı adlı kitabından uyarlanmış...İki asperger sendromlu gencin bir hasta buluşmasında tanışıp birbirlerine aşık oİlmaları,yaşadıkları gelgitler  anlatılmış... Asperger sendromu otizmin bir türü...Bu sendromu daha yakından tanıdım filmi izlerken... Bizler herşeyi düz anlamından anlarız diyor filmdeki kız... Annemle babam tv izliyorlardı...Bir olimpiyat rekorunun kırılmasına çok sevindiler...Ben de kırmak iyi birşey,annemle babamı sevindirmek,mutlu etmek için, müzik dolabındaki tüm plakları bahçeye çıkarıp, hepsini kırıdm. Arkadaşlarım bana çok güldüler...Bence filmi izlemelisiniz,nedir normal ,herşeyi çapraşık anlatan biz mi? normalmiyiz yani...





Bunun dışında  bir şey yapmadım:)) Dün gece kötü bir gece getirdim. Sanırım dünkü hummalı temizlik,yemek ve çamaşır gününün bana hediyesiydi...Ne yapalım aldık kabul ettik... Neyse ki sabaha geçmişti,fırtına dinmişti yani....


Bugün okey  grubumla buluşacağım...Gece yağan yağmurdan sonra dışarısı iyi görünüyor ama bu hafta kar bekliyormuşuz...


26 Şubat 2013 Salı

Kapı filminden Bizans İmparatorluğuna doğru

İzlemezseniz küserim kategorisine koyduğum bir filmle karşınızdayım.Küserim ,çünkü;ben bu filmin ardında çok koştum. Önce kitabını okudum ,ha daha adını demediimm:)) Magda Szabo'nun aynı adlı kitabından uyarlanan yönetmenliğini de kendi yaptığı ''Kapı'' adlı filminden söz ediyorum.Filmi önce'' Filmekimi''nde izlemek istedim. Ama malesef bilet bulamadım,dvd sini falan da aradım yok yok...Ama dün birden bire hooop kucağıma düşüverdi...İzlemenizi şiddetle öneriyorum...Hatta öncesinde ''YKY'' den çıkan kitabını okursanız ballı lokma tatlısı gibi olur...Yalnız dikkat etmeniz gereken bir şey var o da bu isimde bir tane de korku filmi var..Ama ben size unutamayacağınzı bir kıyak yapıp,izleyebileceğiniz bir link vereceğim tabi..İzleyenler bana görüşlerini yazarsa çok memnun olurum...



İki farklı kadının biri yazar,diğeri ise onun yanında çalışan hizmetçisi...Ama kuralları koyan kim,patron kim belli değil...Çok fazla ip ucu vermek de istemiyorum...İzleyin ...okuyun...okuyun izleyin...


Kitap okumada yavaşım bu ara evet ama yoğunum da...Bugün hummalı bir temizliğin ardından bitap düşmüş vaziyetteyim mesela...Daha akşam yemeği kotarılacak, ve yarın da okey  grubu buluşmam olacğı için ev ona göre planlanacak. Burası 24 saat yaşayan bir ev artık biliyorsunuz:)Kitapda  hala Kızarmış palamutun kokusunu okuyorum... Düştük bir koku peşine yüzyıllar arasında gidip geliyoruz... bir paragrafta 6-7 Eylül olaylarına karışmış, caddede de koşarken birden bire hooop Bizans devrine hatta Körler ülkesi karşısına kurulan Byzns'ta yani İstanbul'un ilk kurulduğu günde bulduk kendimizi...Bu efsaneyi de size anlatmasam çat diye çatlarım... Efenim Byznos, ülkesindeki baskıalrdan yılar bir gün ve başka bir ülke bulmak için yollara düşer. Danıştığı kahin ona yeni ülkesini Körler Ülkesinin karşısına kurmasını söyler ve olay şöle gelişir:))





Kentini kuracağın yer, körler ülkesinin tam karşısında olacak.” der kahin.. Byzas yola çıktı, aradı taradı, körler ülkesi diye bir yer yoktu. Sonunda, mola verdikleri bir deniz kıyısında, karşı sahile baktı ve bağırdı: “Bu insanlar kör mü, burası varken orada oturulur mu?”. Delfoi kâhinini hatırladı genç adam; “Körler ülkesinin karşısında kuracaksın kentini.” Körler ülkesi, günümüzün Kadıköy’üdür! İstanbul’dan çok yıllar önce kurulmuştur “Khalkedonia”, yani Kadıköy. Byzas; ordusuyla gelip soluklanmak için durduğu şimdiki Sarayburnu’nda, manzaranın muhteşem görüntüsünden adeta büyülenmişti. Khalkedonia’nın neden “Körler Ülkesi” tanımlamasını hak ettiğini anlamıştı artık. Çünkü, böyle cennet benzeri bir yer dururken, tam karşıda ve korumasız bir yerde kent kuranlar, ancak kör olabilirlerdi! Ol hikâye böyle. Temelleri Sarayburnu sırtlarında atılan kente, kurucusunun adı olan Byzas’tan dolayı, “Byzas’ın kenti” anlamında “Byzantion”dendi…

Anam film derken Bizans İmparatorluğunun  temellerini attım ya...

Artık gitme,bamyayı ocağı koyma vakti geldi,bu bizim kızları açmaz yanına allengirli bişiler pişirmem gerek...

Haydi kalın  sağlıcakla...





24 Şubat 2013 Pazar

Haftanın son saatleri

Kalabalık ama keyifli bir haftasonu geçirdik...

Cumartesi gündüz,Cancan'ı ağırladık...Çorbalarımı özlemiş... Ne çorbası yaptın Cicianne,mis gibi de kokuyor dedi...Gamse Ablasıyla maketler yaptı, Naziş Ablasıyla pizzalar sipariş etti...Bize okulunu anlattı... bizi mest etti akşama kadar...Giderken,maketini kimselere emanet etemedi,kendi taşıdı...





Dün akşam Banu ve Ercü'nün evine konuk olduk... Banu şahane mönüsü ile bizi öldürmek istedi canımızı zor kurtardık,biz yeter dedikçe hamle üstüne hamle yaptı:))Beşiktaş-Sivaspor maçını izledik tabi öncelikle...Çünkü Kocamgiller toptan ''BJK'' dır kocamdan ötürü:))

Gecenin yıldızı bu salataydı,görüntüsü ile lezzeti eş değerdeydi...






Birbirimize doyamamışız ki yarın sabah birlikte kahvaltı mı? edelim derken genç tayfa, biz erken kalkamayıııız diye bağırıştı, ben de akşama çok kalmayalım ertesi gün iş günü dedim. İşe giden benim ya=) neyse sonunda gün ortası programında anlaştık ve Dragos'a gitmeye karar verdik. Oy Nazom Nazom,pazar günü çalışması gerektiği için o bie katılamadı... Biz  bir kızım bizim evinde bir kısım ise gideceğimiz yerde buluşmak üzere yola dizildik. hava miss,trafik var ama neyse çok üzmedi...Yemek saatine kadar açık havada oturduk, çevre egzileri yaptık.Yemek saatinde garsonun başını döndürdük... Nasıl da kibardı,nasıl da güler yüzlüydü...Sohbet muhabbet yemeğimizi yedik,üstüne çaylarımızı içtik derken akşamı ettik...Yollar çok kalabalıklaşmadan  yola revan olduk. Yolda Gamse ile Banu kıpraştı,hadi sinema hadi ora bura ...Sinema seans başlangıç  saatlerini kaçırdık,diğer seanslar için de çok geç olur dedik. Biraz Capitol'de gezinip ,bir kaç şey aldık eve geldik hemen çayımızı demledik yeniden...



 (mineler çıtır çıtır açmışlardı,baharı müjdeler gibi)

(çuha çiçekleri,renk renkti her tarafta)

Yazımı bitireyim, kitabımı alıp hemen yatağa gireceğim...

23 Şubat 2013 Cumartesi

Kelebeğin Rüyası




Dün akşam ''ayile boyu sinema etkinliği' çerçevesinde'' Kelebeğin Rüyası'' nı izledik.Baştan söyleyeyimay nasısa tv de oynar,internete düşer yanılgısına düşerseniz bu filmi baştan kaçırdınız demektir. O görüntüler,o renkler mutkala sinemada ve sinema atmosferinde izlenmeli...

İlk kutlamam görüntü yönetmenine, kendisi Nuri Bilge Ceylan filmlerinin de görüntü yönetmeniymiş... Ben o telgraf direğine tırmanmış Kıvanç Tatlıtuğ görüntüsüne bayıldım...Filmin castında bana iğreti duran hiçbir şey gelmedi. Bazı eleştirmenler Belçin Bilgim'in lise öğrencisi canlandırması için yaşlı demişler ama benim gözüme batmadı...Bir film değil bir şiir izledik.

Mert Fırat ve Farah Abdullah'da çok ama çok iyilerdi ama ille de Kıvanç Tatlıtuğ,o kambur duruşu,tırnak yemesi, o bakışlar süperdi...Kısaca Behlül Kaçar, Şair Muzaffer gelir olmuş...


Yılmaz Erdoğan Behçet Necatigil'e gönderme yapılarak Behçet Necati rolünde lütfen bu minik ayrıntı bir kaç saniye içinde veriliyor. O sahneyi kaçırmayın...Oyuncu olarak da yönetmen olarak da yine çok iyi bir iş çıkarmıştı.

Onur Baştürk; Film çok uzun diyenlere-Ama kelebeğin rüyası uzun bir şiir demiş.

Çok anlatmaya gerek yok, bence haftasonu bu filmi izleyerek kendinize bir iyilik bir güzellik yapın.

Bu arada Nurgül Yeşilçay'ın vizyona girecek filminin fragmanını da izledik-Aşk Kırmızı.... Gamse-Aaa Barcelona Barcelona dedi noktayı koydu:)

22 Şubat 2013 Cuma

Cumanın notları

Sabah kahvaltısını Zuz^la başbaşa yaptık...Kahvemizi de birlikte içtik hiç bakılmayan fallar kapattık.

Akşam için barbunya pilaki ve fırında palamut pişirdim.,o pişerken ben ''Kızarmış Palamutun Kokusu''nu okudum...Evi Zuz topladı...

Akşam ''ayile sinema akşamı'' bugün vizyona giren ''Kelebeğin Rüyası''nı izleyeceğiz. Gala sonucu eleştirmenlerin yazılarını okudum, hepsi çok beğenmişler. Şiir gibi bir film diyorlar...bakalım bizi nasıl bulacağız...

Şimdilik bu ka

21 Şubat 2013 Perşembe

Margueritte ile öğleden sonra

Bu hafta tam bir dinlenme haftası oldu...Güzel filmler ve şahane kitaplarla dolu olması da dinlenmeyi  neredeyse şölene çevirdi...''Bayan Jean Broie'nin Baharı'' ile başladı ''Kızarmış Palamutun Kokusu''ile devam ediyor. Dün izlediğim Barbara gibi politik bir dramdan sonra bugünkü naif film iyi bir yemeğin üzerine yenen güzel bir tatlı ya da enfes bir keyif kahvesi tadında oldu..

Bugünkü filmi izlemezseniz küserim ktegorisine koydum. Özellikle kitap okumayı sevenler ya da okumak istiyorum ama okuyamıyorum diyenler için, değişim için artık çok geç diyenler için bu film...



Garip Dostluk-My Afternoons with Margueritte...

İnsan değişime o kadar açıkki, elli yaşında bile değişebilir,başka dünyalarda kendini bulabilir...Ve kaç yaşında olursa olsun bir başkasının yaşamını değiştirebilir. Margueritte 95 yaşında... Gidecek bir yeri yoktu ve kendine bir çiçeğin adı verilmişti...Kelimeler arasında yaşıyordu...Bir parkta,bir öğleden sonra rastladığı Jan'ın hayatını değiştirdi...Aşk hikayelerinde yalnızca aşk yoktur.Seni seviyorum bile yoktur ve yine de birbirimizi severiz... Lütfen Margueritte'nin adını çift ''t'' ile okuyun yoksa kızıyor... Marguerite çiçeğini bilirsiniz biz Margarita ya da Alman papatyası deriz hani...Kocaman kocaman papatyalardır... Bir zamanlar bahçem bunlarla doluydu, tüm duvar diplerim ve annem bayılırdı...kuruduklarında, kaynatır saçlarımızı bununla ıslatır güneşte tarardık...Işıl ışıl olurdu, yaz güneşi altında sararırdı...




Filmimi mutfakta izledim, kahvemi içtim bir tarftan da ezo gelin çorba pişirdim, akşam için...





 Bugünlük de böyle