Dünü tansiyondu, tepe delme operasyonu ayağına beyni havalandırmak gibi aksiyonlardan sonra akşam evde baya bi havalıydım:))) Gamse eve gelirken hediye, Naziş diyet çikolatalar getirmişti:)) Gak desem su guk desem çay yetiştirdiler...
( annenin olduğu yer evdir... ya da ev; annenin olduğu yerdir anlamına gelen sözün yazılı olduğu kapı süsü, Gamse'nin hediyesiydi)
Sabah kahvaltımızı yaptık, kahvemizi içtik, gece arkadaşında kalan Naziş'de eve geldi, günü evde geçirmeye karar verdik... Onlar odalarında takılırken ben bir gün önce haşladığım, kurutulmuş fasulyeleri kavurdum , iki yumurta kırıp karıştırdım, kısır yaptım... yedik içtik derken, yağmur yağacak diye dışarı çıkmadık ama yağacağı yok , hadi dışarı çıkalım dedi Gamse... Hatta ben mutfakdayken , yatak odasından telefon açtı:)) Ali Muhittin Hacı Bekir'de çay, kahve içip, macoron yiyelim mi?, akide şekeri, çikolatalı lokum alalım mı? YKY uğrayıp, ayın yazarının kitaplarına bakalım mı? dedi... Giyinin o zaman çabukun akşam yemeği saatinde evde olalım dedim. Zıpladık gittik.
Yağmur hafiften atıştırdı bir ara ama onun dışında üzmedi bizi... Her yer kalabalıktı... Özellikle Penty kabustu... Herkes mi?aynı anda çorap almaya karar vermişti, bilemedim...
Ali Muhittin Hacı Bekir, eski görünümünü, klasik tatlarını koruyan ender bir kaç yerden biri...Arka tarafında üç beş masa var, şekerinizi almadan önce bir soluklanıp, çay kahve molası verebilir, kurabiye, tatlı yiyebilirsiniz. Bir , kafe ya da pastane gibi düşünmeyin ama hoş ve kısa bir mola için yeterli...Bayram öncesi olduğu için bira kalabalıktı... oturduk çayımızı içtik , macaron yoktu, profiterol yedik, tarçınlı, portakallı güllü akidelerimizi alıp kalktık.
Kızlar Nezih'in kırtasiye bölümüne dalınca, ben bir iki kitap alıp, incelemek için oturdum, işleri bitene kadar da yerimden kalkmadım...Oradan sonra da Alkım kitapevine uğrayıp evimize geldik.
Akşam yemeğinden sonra çayımı alıp kitabımı okudum, cumartesi akşamları izlenebilecek bir şey bulamıyorum...
Hadi bu kadar...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
20 Ekim 2012 Cumartesi
19 Ekim 2012 Cuma
Biliyormuydunuz
Yıllardır, resimlerimde gördüğünüz gözlüğümü Canik Dağlarına kurban vediğimi...
Beta'dan aldığımdan beri başka ayakkabım yokmuş gibi, ayağımdan çıkartmadığım, es kaza başka ayakkabı giysem bile çantama gizliden soktuğum canım ayakkabımla artık vedalaşmak zorunda kaldığımı...vedayı benim değil onun yaptığını...
Arabadan inerken, kocamın kafana dikkat dikkat diye bağırmasına rağmen kafamı kapının üstüne çaktığımı pardon vurduğumu...Tepemde bir hava deliğinin açıldığını:)
Bugün de okeyini oynamış, yemiş içmiş, şakkudu şukkudu evime gelmek için dışarı çıktığımda, dengemi kaybedip az kala merdivenlerden yuvarlanma tehlikesi geçirdiği mi?...eve yürürken yine denge problemi yaşayıp, noluyooo lennn dediğimi, eve gelince yalpalayınca anahhh deyip doktora koşturduğumuzu ama neyse ki sadece tansiyonumun düştüğünü söylemedim size sırf siz sırf siz üzülmeyin , gerilmeyin diye:))
Eve gelince koca bir sucuklu tost yanında da ayran içip gözümün önünün açıldığını da itiraf edeyim:) Birgün önce kafamı vurmamış olsaydım yine aldırmazdım yine de ama korkulu rüya görmektense uyanık yatmak iyidir derler ya hani....
Peki ben bunların içinde en çok neye üzüldüm, tabikitleri de gözlüğüme...Hiçbiri onun gibi olamadı, hepsi gelip geçici aslolan oydu... Zuz'un doğum günü hediyesiydi...Pek kıymetlimdi:)
Bu akşam Yalan Dünya izleyeceğim ama Açılay yine cozutursa , hiç acımam harcarım...
Beta'dan aldığımdan beri başka ayakkabım yokmuş gibi, ayağımdan çıkartmadığım, es kaza başka ayakkabı giysem bile çantama gizliden soktuğum canım ayakkabımla artık vedalaşmak zorunda kaldığımı...vedayı benim değil onun yaptığını...
Arabadan inerken, kocamın kafana dikkat dikkat diye bağırmasına rağmen kafamı kapının üstüne çaktığımı pardon vurduğumu...Tepemde bir hava deliğinin açıldığını:)
Bugün de okeyini oynamış, yemiş içmiş, şakkudu şukkudu evime gelmek için dışarı çıktığımda, dengemi kaybedip az kala merdivenlerden yuvarlanma tehlikesi geçirdiği mi?...eve yürürken yine denge problemi yaşayıp, noluyooo lennn dediğimi, eve gelince yalpalayınca anahhh deyip doktora koşturduğumuzu ama neyse ki sadece tansiyonumun düştüğünü söylemedim size sırf siz sırf siz üzülmeyin , gerilmeyin diye:))
Eve gelince koca bir sucuklu tost yanında da ayran içip gözümün önünün açıldığını da itiraf edeyim:) Birgün önce kafamı vurmamış olsaydım yine aldırmazdım yine de ama korkulu rüya görmektense uyanık yatmak iyidir derler ya hani....
Peki ben bunların içinde en çok neye üzüldüm, tabikitleri de gözlüğüme...Hiçbiri onun gibi olamadı, hepsi gelip geçici aslolan oydu... Zuz'un doğum günü hediyesiydi...Pek kıymetlimdi:)
Bu akşam Yalan Dünya izleyeceğim ama Açılay yine cozutursa , hiç acımam harcarım...
hafta sonu ne yiyelim, ne okuyalım , ne izleyelim acep
Sabah horozdan önce uyanıp , bekledim:) ötmeyince ay yoksa kestiler mi? dedim ama çok sürmedi ötmeye başladı.
Bu yazı stili fikri benim değil, zaten öyle değişikliklerin adamı değilim. Nasıl olduysa kendiliğinden oldu, biçimlemeyi kaldır dedim, şöyle yap dedim, böyle yap dedim, sağa yasla, sola yasla yok, kararlı bu biçimde hadi bakalım bu kez böyle olsun.
Dün Çınaraltından gelip, biraz dinlendim, sonra iki üç gündür uçuşan güvelerin izini takip ettim ve dolaptaki buğdaydan geldiğini keşfettim. O tür şeyleri yaz mevsimi gelince buzdolabına koyardım , hatta buğdayı da haşlayıp porsiyonlara bölüp kaldırmış( hala da var dondurucu da))), sıcaklarda bol bol soğuk çorba yapmıştım ama evde meğer bir buğday silosu varmış:) bunu unutmuşum.Mecburen atmak zorunda kaldım.
Sonra hiç ara vermeden yemek işine giriştim. Missgibi'den gelen tarhanaların bir çeşidini denedim. Hatta tadını tam anlayabilmek için, salça falan gibi hiçbir katkı koymadım, yalnızca biraz tereyağ ilave ettim. Çok lezzetli bir çorba oldu.
Dolabı karıştırırken, kurutulmuş fasulye de buldum:)) onu da haşladım, bol soğanlı, kıymalı kavurup, yumurta ile karıştırılacak, Naziş bayılır.Fasulye haşlanırken bir taraftan da yeşil mercimek haşlandı... İçinden iki kepçe aldım, suyunu süzüp, taze reyhanlı, taze naneli ve de taze soğanlı mercimek salatası yaptım. Öyle güzel oldu ki ben akşam yemeği niyetine yedim, çorbamın yanında...Mercimeğin geri kalanı, içine haşlanmış nohut ilave edilip, gelenkesel Türk yemeği harcı ile mercimek yahnisine dönüşecek.Ha bi de makarna haşladım. Ay ne bulsam haşlamışım yav:)
Bugün okey grubumla buluşacağım, ayda iki kez buluşuyoruz yaz ayları hariç tabi, 18 yıl önce bizim evin bahçesinde başlamıştık, odur budur devam ediyor.
Hafta sonu ev halkına aşağıda resmini ve tarifini gördüğünüz kedidili pastayı yapmayı planlıyorum. Diyet ayağına , onları bu tür şeylerden mahrum ettim biraz...Tarif hoşuma gitti, biraz ekler pasta havasında...
20 adet kedi dili bisküvi
hazır çikolata sosu
Muhallebisi için:
yarım litre süt
5 yemek kaşığı şeker
3 yemek kaşığı un
2 yemek kaşığı katı tereyağı
1 paket vanilya
Kedi dili bisküvilerin yarısını ıslatmadan birbirinden uzak olacak şekilde tepsiye koyun. Hazırladığınız muhallebi ılıyınca tepsiye dizdiğiniz kedi dili bisküvilerin üzerine biraz sürün ve üzerine 2. kedi dili bisküvileri koyarak yeniden muhallebi sürün. En üstüne ise hazır çikolata sosundan dökün. Dövülmüş şam fıstığı ve ya hindistan cevizi ile pastanızı süsleyebilirsiniz. 2 kedi dili bisküviden bir kişilik pasta elde etmiş olacaksınız.

Hafta sonu film önerim ise geçen hafta vizyona giren, bu hafta da gösterimde kalan ''Başka Bir Kadın'' geçen hafta film seçimimizi ''Uzun Hikaye''den yana kullanmıştık bu hafta bu filmi izleyeceğiz.
| Başka Bir Kadın La Vie D'une Autre |
| Yönetmen | : | Sylvie Testud |
| Oyuncular | : | Juliette Binoche, Mathieu Kassovitz, Aure Atika, Danièle Lebrun, Vernon Dobtcheff, François Berléand, Marie-Christine Adam |
| Tür | : | Dramatik komedi, Romantik |
| Yapım | : | 2011, Fransa, Belçika, Lüksemburg |
| Süre | : | 97 Dakika |
Romantik komedilere farklı bir bakış açısı getiren filmin hikayesi şöyle : 40 yaşındaki Marie , 25 yaşında olduğunu düşünerek uyanır , hayatının 15 yılını tamamen unutmuştur. Bitmek üzere olan bir aşk hikayesinin başlarındadır ve uyandığında hayatının aşkını tekrar kazanmak için sadece 4 günü vardır. Boşanmak üzeredir ve bir oğlu vardır. | ||
Diğer bir film önerimi ise yapıp yapmamayı çok düşündüm.Bunun iki nedeni var birincisi film 6 saat, evet yanlış okumadınız tam 6 saat. Üçer saatlik iki bölüm halinde çekilmiş.Pazar günü hava yağmurlu, belki vakit ayırabilirsiniz. Altı saat oturup izlenmez , iki seans yapın:)) 3′er saatlik iki kısım halinde çekilen ve iki kardeşin hayatını ele alarak, aslında 40 yıllık Avrupa tarihini aydınlatan film Altın Küre ve Cannes festivalleri de dahil toplamda 24 ödül kazanmış bir yapım..
-The Best of Youth / La Meglio Gioventù 2003 İtalya / Türkçe Altyazılı-
IMDB Puanı: 8.2/10
Tür: Dram, Romantik, Macera, Tarih
Yönetmen: Marco Tullio Giordana
Senaryo: Sandro Petraglia
Oyuncular: Luigi Lo Cascio,
Alessio Boni, Jasmine Trinca
Müzik: Astor Piazzolla
Süre: 6 saat 10dakika
Tür: Dram, Romantik, Macera, Tarih
Yönetmen: Marco Tullio Giordana
Senaryo: Sandro Petraglia
Oyuncular: Luigi Lo Cascio,
Alessio Boni, Jasmine Trinca
Müzik: Astor Piazzolla
Süre: 6 saat 10dakika
iki parça ya da birer saatlik bölümler halinde izleyebilirsiniz. İzlediniz izlediniz, bir süre sonra filmler kaldırılıyor.Buradan tıktık..Putlocker 'den izlemelisiniz...Videonun altında göreceksiniz tuşunu...
Kitap ise, ben elimde ki ''Temmuz Çocukları''nı hafta sonunda da okumaya devam edeceğim.
İyi bir hafta sonu diliyorum...
18 Ekim 2012 Perşembe
Çınaraltı
Bir önceki yazı bugünün yazısı gibi duruyor ama o aslında dünün yazısı, ben gece yarısını geçerek yayına verince böyle olmuş.
Dün, dünle birlikte gitti cancağızım bugüne bakmak lazım...
Bu sabah şöyle bir derlenip toplanıp,kahvaltı etmeden evden çıktık. Kahvaltı etmedik ama ben çıkana kadar bir kupa yeşil çay, iki fincanda tarçınlı, güllü ve vanilyalı siyah çayımdan içtim. Daha önce sözünü etmiştim Liptonun casmihre serisinden... Migroslarda hala var, meraklısı için not.
Evden çıkmadan önce ben, kahvaltılık nevale hazırladım, yanımıza aldık doğru Çengelköy Tarihi Çınaraltı çay bahçesine gittik. Burası deniz kıyısında , 780 yıllık olduğu tahmin edilen kocaman bir çınarın altında...Süper Baba ve Orhan Gencebay'ın ''Dertler Benim Olsun''filmine ev sahipliği yapmış. İçinde Tarhi Hamdullah Paşa-Çınarlı camii de var... Ağacın altında bir taraftanda camiden çıkan ihtiyar amcalar oturur sohbet ederler.
Yaz kış çok kalabalık olur. O yüzden erken gitmekte fayda var...Buranın ünlü müdavimleri de vardır, Avrupa Yakasının Tacettin'i özellikle... Kahvaltı , ya da ne yiyecekseniz kendiniz götürüyorsunuz, hemen girişte fırın ve börekçi var ama hafta sonları inanılmaz kuyruk olur... İçeride de omlet falan yaptırabilirsiniz.
Ağacı bütün olarak resimlemek neredeyse imkansız, artık alttan destekler koyulmuş böyle...
Biz, böreğimizi, simitimizi aldık masamıza yayıldık, kocaman su bardaklarında çaylarımı geldi...Keyif çayları ise küçük bardaklarda geliyor. Kahvaltımızı ettik , kitabımızı , gazetemizi okuduk ve saat bir gibi iyice kalabalıklaşmaya başlayınca kalktık...
Dün, dünle birlikte gitti cancağızım bugüne bakmak lazım...
Bu sabah şöyle bir derlenip toplanıp,kahvaltı etmeden evden çıktık. Kahvaltı etmedik ama ben çıkana kadar bir kupa yeşil çay, iki fincanda tarçınlı, güllü ve vanilyalı siyah çayımdan içtim. Daha önce sözünü etmiştim Liptonun casmihre serisinden... Migroslarda hala var, meraklısı için not.
Evden çıkmadan önce ben, kahvaltılık nevale hazırladım, yanımıza aldık doğru Çengelköy Tarihi Çınaraltı çay bahçesine gittik. Burası deniz kıyısında , 780 yıllık olduğu tahmin edilen kocaman bir çınarın altında...Süper Baba ve Orhan Gencebay'ın ''Dertler Benim Olsun''filmine ev sahipliği yapmış. İçinde Tarhi Hamdullah Paşa-Çınarlı camii de var... Ağacın altında bir taraftanda camiden çıkan ihtiyar amcalar oturur sohbet ederler.
Yaz kış çok kalabalık olur. O yüzden erken gitmekte fayda var...Buranın ünlü müdavimleri de vardır, Avrupa Yakasının Tacettin'i özellikle... Kahvaltı , ya da ne yiyecekseniz kendiniz götürüyorsunuz, hemen girişte fırın ve börekçi var ama hafta sonları inanılmaz kuyruk olur... İçeride de omlet falan yaptırabilirsiniz.
Ağacı bütün olarak resimlemek neredeyse imkansız, artık alttan destekler koyulmuş böyle...
Biz, böreğimizi, simitimizi aldık masamıza yayıldık, kocaman su bardaklarında çaylarımı geldi...Keyif çayları ise küçük bardaklarda geliyor. Kahvaltımızı ettik , kitabımızı , gazetemizi okuduk ve saat bir gibi iyice kalabalıklaşmaya başlayınca kalktık...
Bugün de böyle
Ben bugün İstanbul'a buradan baktım...Çayımı bu manzaraya karşı içtim...
Yürüdüm çok yürüdüm , oturdum böyle dinlendim...
Tekel Sahnesine uğrayıp , program aldım...
Muhteşem Yüzyıl izledim. Cansu Dere'nin sultanimmm sultanimmm demesine uyuz oldum... Taşlıcalı Yahya'yı pek beğendim...
Akşam yemeğine annemin usulünde sirkeli balık yaptım...İlk kez yaptım, beğendiler... Hafif kızarttğım palamut dilimlerinin üstüne piyazlık şekilde soğan doğradım, küp küp doğranmış bir kaç domateside üstüne yaydım... Bir kaç diş de sarımsak , bittabiki ayarınca tuz, ve bir buçuk çorba kaşığı sirkeyi bir fincan suya koyup tepsideki malzemenin üstünden gezdirdim ve fırında pişirdim... Biz onu yerken de Koska-fırın helva fırındaydı...
İşte böle böle
Yürüdüm çok yürüdüm , oturdum böyle dinlendim...
Tekel Sahnesine uğrayıp , program aldım...
(Resimler Mehmet Atabay tarafından çekildi... bugün bana eşlik etti, her türlü nazımı niyazımı çekti... yengesinin nar tanesi nur tanesi bir tanesi:))))
Akşam bu kitaba başladım... Temmuz Çocukları/Menekşe ToprakMuhteşem Yüzyıl izledim. Cansu Dere'nin sultanimmm sultanimmm demesine uyuz oldum... Taşlıcalı Yahya'yı pek beğendim...
Akşam yemeğine annemin usulünde sirkeli balık yaptım...İlk kez yaptım, beğendiler... Hafif kızarttğım palamut dilimlerinin üstüne piyazlık şekilde soğan doğradım, küp küp doğranmış bir kaç domateside üstüne yaydım... Bir kaç diş de sarımsak , bittabiki ayarınca tuz, ve bir buçuk çorba kaşığı sirkeyi bir fincan suya koyup tepsideki malzemenin üstünden gezdirdim ve fırında pişirdim... Biz onu yerken de Koska-fırın helva fırındaydı...
İşte böle böle
17 Ekim 2012 Çarşamba
horozumu kaçırsalar, daldan dala uçursalar:)
Bir haftadır, İstanbul'un göbeğinde horoz sesi ile uyanmanın keyfini yaşıyoruz... Keyif dediğime bakmayın, önceler aaa ne hoş, bu da anereden çıktı dedik ama horozumuz işi büyüttü saat beşte başlayıp Gamse'yi uyandırıyor, saat yedide de Naziş'i yolcu edip, kendisi uykuya yatıyor. Neme lazım güzel ötüşlü falan amam iki saat kardeşim iki saat, o nası bi gırtlaktır ...Oturduğumuz yer bahçeli nizam, her apartmanın kendi bahçesi var ama öyle tavuk, horoz kümesi olsun bir yer değil. Bunu balkonda besleyen biri var diye görüş beyan etti Naziş, bu sabah...
Missgibi' nin facebook üzerinden yaptığı kış hazırlıkları sepeti çekilişi bana çıkmıştı... Tü tü nazarlar değmesin, 2500 kişinin katıldığı bu çekilişte şans bana güldü. Paketim bu sabah elime ulaştı...Hem kazanma keyfi, hem de missgibi lezzetleri ailece tadacak olmanın keyfi bir arada geldi...İki ayrı yörenin tarhanası, bir kavanoz kahvaltılık sos, bir kavanoz domates sosu, ve şeftali reçeli... Hepsi missgibinin kendi elleriyle hazırladığı lezzetler...Buradan da ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum kendisine...
Dün gece Milli hezimet ve Seksenler arasında gittik geldik. Seksenlere yazık oldu, böyle bir fiyasko olacağını bilseydim rahat rahat izlerdim en sevdiğim dizimi...
Mucize Tatlı hiç tahmin etmediğim bir yöne girdi resmen kitap içinden ikinci bir kitap çıktı... Bu kitabı okumanızı öneriyorum ve Özlem'e bir kez daha teşekkür ediyorum. Anam bu post teşekkür postu gibi oldu:)
Hava bu akşamdan itibaren soğuyacakmış, hani cumaydı yav... Neyse , bugüm görümcemgillerleyim, yine deniz kenarlarına doğru gideriz sanırım ama bir koru yolu yapmadan olmaz:)
Missgibi' nin facebook üzerinden yaptığı kış hazırlıkları sepeti çekilişi bana çıkmıştı... Tü tü nazarlar değmesin, 2500 kişinin katıldığı bu çekilişte şans bana güldü. Paketim bu sabah elime ulaştı...Hem kazanma keyfi, hem de missgibi lezzetleri ailece tadacak olmanın keyfi bir arada geldi...İki ayrı yörenin tarhanası, bir kavanoz kahvaltılık sos, bir kavanoz domates sosu, ve şeftali reçeli... Hepsi missgibinin kendi elleriyle hazırladığı lezzetler...Buradan da ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum kendisine...
Dün gece Milli hezimet ve Seksenler arasında gittik geldik. Seksenlere yazık oldu, böyle bir fiyasko olacağını bilseydim rahat rahat izlerdim en sevdiğim dizimi...
Mucize Tatlı hiç tahmin etmediğim bir yöne girdi resmen kitap içinden ikinci bir kitap çıktı... Bu kitabı okumanızı öneriyorum ve Özlem'e bir kez daha teşekkür ediyorum. Anam bu post teşekkür postu gibi oldu:)
Hava bu akşamdan itibaren soğuyacakmış, hani cumaydı yav... Neyse , bugüm görümcemgillerleyim, yine deniz kenarlarına doğru gideriz sanırım ama bir koru yolu yapmadan olmaz:)
16 Ekim 2012 Salı
Salı Kadını:)
Son 24 yılın en kurak geçen sonbaharını yaşıyormuşuz. Biraz atmasyon gibi geldi ama hadi neyse...Belki Türkiye geneli için yapılan bir söylemdir. Zira, biz ne çılgın sonbaharlar yaşadık... Cuma gününden sonra hava artık serinleyecekmiş, biz de her fırsatta kendimizi sokaklara, açık havaya atıyoruz, özleyeceğiz bu havaları diyerek...

Bugün yine Paşa Limanı'na gittik. Sonbaharda korunun içinden geçerek oraya inmek çok hoşuma gidiyor. Ara ara kargaların kafanıza düşürdüğü cevizleri saymazssak pek güzel oluyor peeek...
Yine çaydır, kahvedir, kitaptır, gazetedir etrafı seyretmedir , sohbettir şeklinde iki saat falan oturduk orada... Önce yemeğimizi de orada yiyelim dedik ama ben - e yürüyüşün ne anlamı kalacak o zaman deyince vaz geçtik. Boğazda yüzenlere , tanker çarpacak diye kocam pek telaş etti, önce bir kişi gördük, karabatak gibi dalıp dalıp çıkıyordu. Ben bunlar üç kişi oluyordu aslında hatta Ecem'de aynı senin gibi korkmuştu dedim, dikkat edince Boğazın ortalarına doğru yüzen iki kişiyi daha fark ettik.Anladığımız kadariyle bunlar bir ekip:)
(bu resim bana ait değil, birden aklıma mekanla ilgili bir görsel koyayayım da fikriniz olsun fikri gelince netten buldum)

Sonra , Üsküdar'a yürüdük. Akşama bira balık yapalım dedik ve balıkçılar çarşısına girdik. Hasret bize yine palamut tavsiye etti, en kocamanlarından üç taneyi hazırladı... Akşama tava olacaklar...
Tam evin sokağına girmiştim ki, sarımsah sarımsah, Daşgöprü sarımsaaa seslerini duydum. Baktım ki, arkası açık bir minübüs tepeleme sarmısak dolu... Kilosu da beş lira... Marketten aldığımız sarmısağın üzerinde madein China yazısını görüp şoka girdiğimden ötürü hemen saldırdım arabaya ve kışlık sarmısağımızı da aldım.
Şimdi ev mis gibi çilek kokuyor, ocakta pişen çilek reçelinden ötürü... Eylül ayındaki çilek bittabiki de sera ürünüdür ama Naziş başka reçel yemez...Hafta sonundan hafta sonuna gerçek bir kahvaltı sofrasına oturabilen ve simitini bu reçele bandırmaktan acaip keyif alan yafrumu bu zevkten mahrum edecek değilim elbette:)) Çilek mevsiminde yapmadım sanmayın, atlarmıyım hiç ama sanırım az yaptım ya da fazla tüketildi bktım az kalmış. Çileği de görünce hadi dedim yeniden vizyona girsin...
Yoruldum yav, anlat anlat...Hadi gideyim ben...Reçelimi yerleştirmem , lazım...Balık kokusuna karışsın istemem...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















