Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

22 Aralık 2011 Perşembe

dönersen ıslık çal

Bu gün Zuz'un evi toplandı, eşyaları yüklendi...Akşam da artık Ayvalıklı -Cundalı olmak üzere yola çıkıyor...Herkes soruyor, üzgünmüsün diye... Şimdilik onun için , hayallerine doğru gittiği için o kadar seviniyorum ki, bunu düşünmeye fırsat olmadı...Artık yazları biz orada kışları o burada yaşarız... Daha büyük bir eve geçmemizi istedi zaten, ben karda kışta buraya gelirim dedi... O yüzden nisan , mayıs gibi daha büyük bir eve geçeceğiz... Ben bu semtte doğdum,Kocam ve kızılar , da ilkokuldan beri buradalar o yüzden yine bu semt merkezli olan şöle geniiiş, ferah, manzaralı, en fazla ikinci kat olan bir ev gören , duyan olursa ıslık çalsın:)

Bu gün ev toplamaya yardıma Cancan'ın kardeşi Uras'da geldi... Pusetinde uyurken, adamlar onu da eşya sanıp atmasınlar kamyona dedim...Annesiyle yiyecek bir şeyler almaya çıktık, Annesi yemek işini hallederken biz de Cancan görmeden arabada oynaştık:)

Zuz'dan biraz ganimet alırım sanmıştım ama benim beğendiğim şeyler ben gidene kadar kaldırılmıştı:))

Biz birlikte çok şey yaşadık, zaman zaman ayrı şehirlerde zaman zaman aynı şehirlerde... Benim arkadaşlarımla daha sonra benden daha iyi arkadaş hatta kanka olmak gibi bir özelliği vardır:)En çok sevdiğim, en çok didiştiğim, en çok güldüğüm, en çok kızdığım, kızdırdığım kişi olma özelliklerini de üstünde barındırma gibi bir meziyeti vardır...

Güle güle kardişim, yolun, şansın açık olsun... Odan hep hazır, odamı da hep hazır tut...Annemin hepimize verdiği kuş tüyü yastığı ben geldiğimde benim yatağıma koymayı unutma... Yeşil çayımı , kahvemi tedarikle...Baş ucuma okuma lambası koy... Evin bahçesine lale soğanlarını gider gitmez dik, soğan dikme mevsimi geldi bile:)

21 Aralık 2011 Çarşamba

günün ikinci yazısı

Bir günde ikinci yazı eklediğim özel günlerden birindeyiz:)

Diyetisyene üç saatlik açlıkla gidebilmek için sabahın yedisinde kahvaltı yaptım. Sonra bir koşu evi topladım ve diyetisyen doktorumun yolunu tuttum. Daha fazla vermiş olmayı isterdim ama ilk hafta için doktorum çok iyi buldu...Bir hafta da 1,5kg ancak verebilmişim. Yalnız söylediği yürüyüşleri yapamamıştım, her gün yürüyen ben, sanki inat gibi, Diyetisyen söyledikten sonra hiç yürümedim.Neyse zeytin ve yumurtama kavuştum. Üç kocaman zeytinim var , kahvaltıda ve peynirle değişimli olarak yumurtam. Yani yumurta konusunda harika tekniklerim var. Mesela kaynayan suya yumurtayı kırıp beyaz bir top olunca alıp , ortadan ikiye kesip, üstüne kıyılmış maydonoz , kekik kırmızı biber ve karabiber, tuz ekleyip çavdar ekmeğimi bandıra bandıra yiyip çakma sahanda yumurta olayına dönüştürmek gibi:) Bazen de çırpıp yağsız tavaya döküp, biraz önce saydığım malzmeler ve zeytinlerle pişirip tahıllı ekmek üstünde ona pizza muamelesi yapasım var:)Bu arada kocama da kolestrol diyeti listesi hazırlandı, çok komik onunkinde daha çok yememesi gerekenler var...

Koşuyolu'nda ki diyetisyen olayı bitince Kadıköy'e geçtik. Ben bademle , kayısılarımı Alkım'da kitaplara göz gezdirirken yedim. Hayatta atlamam ,valla en sevdiğim öğünüm...Üç tane kitap aldım. Biri kendime Yeliz'in tavsiyesi Acı Çikolata...Diğer ikisinin sahipleri var...Onlar okusunlar , beğenirlerse kendime alacağım...Öyle de bir garanticiliğim vardır:)

Eve gelince light ton balıklı çavdar ekmekli sandviçimi ve roka salatamı yedim...En güzel ,en kıyamadığım defterimi alıp iki sayfa 2012 dileklerimi yazdım. Zuz için dilediğim dilek tutunca,sıra benimkilere gelmiştir diye düşünüyorum açıkcası...



Yarın artık Zuz yolcu...Sabah ona gideceğim...Sonra hepimizin Cunda macerası başlayacak. Artık biz de kafasına esen,kafası bozulan soluğu orada alır ...

Yule


Bu gün en uzun gecenin gündüzü... Yule yani kış dönümü... kış dönümü yani Anneannemin deyimiyle gün dönümü. Eski Türkler yılbaşı olarak kutlarlarmış.Güneş ışıklarının dünyaya yeniden dönüşünün festivali...kutlama günü. Eskiden güneşin, ışıklarının yeniden parlaması için insanların yardımına ihtiyaç duyulduğuna inanılırmış. İnsanlar büyük şenlik ateşleri yakar, ağaçları süslerlermiş. Yani bu ağaç süsleme işi tamamiyle bir pagan kültürü...Noel ile çok bir ilgisi yok.Yalnız bir pagan tarafım var ki, önceki yazılarıma baktım da , her ytıl bu zamanda bir yule yazısı patlatmışım:)

Dün biz de okey partisi vardı... Yenildi içildi. Zuz'da vardı, gece geç saatte gitti. Nihayet O'na bir facebook sayfası açtık. Benim facebook sayfamda arkadaşlık isteklerini ben görmeden kabul eder duruma gelmişti. Hiç tanımadığım, alakasız biri arkadaşlık isteğinde bulunmuştu, ben de bekletiyordum...Dün diyo ki- abla bir itirafım var...ben yanlışlıkla onun arkadaşlık isteğini onayladım. Dedim ki o da dumur olmuştur herhalde, aylar sonra gelen bu onaya:))

Dün gece uzun bir aradan sonra , ilk kez ilgiyle izledim Öyle Bir Geçer Zaman ki'yi...Olumm Mete yahu, bu dizi başladı başlayalı , senin yediğin dayaklar buradan Amerikaya yol oldu...Dayak arsızı oldun çıktın. Bu gece ise Muhteşem Yüzyılda işle kızışıyor, Hürrem ile Validen Sultan artık iyice kapışıyor...Ve yeni diziler; kanalD' de Gülse Birsel'in beklenen dizisi Yalan Dünya başlıyor...Kadro acaip, ama benim için önemli olan isim ; Mor Menekşelerde de rol alan Ömür Arpacı... Veee ATV'de başlayacak olan SON... Yiğit Özşener ve Engin Altan Düzyatan ve Erkan Can birlikte... Üçü bir arada yani:)

Kitap, İkizler devam...

Gündem...Artık RTE bir karar versin, bu sene mi? Cumhurbaşkanı olmak istiyor iki sene sonra mı?

Benim gündem...Diyetisyen hiç kilo vermemişsin derse yanarım yanarım da dün yemediğim işli tavaya yanarım...

ooo sabah sabah, bir kültürün tanıtımı, gösterimde olan , gösterime girecek olan diziler hakkında bilgiler... azcık politika...hepsi aynı yazı da...olabilir bir dengesizlik göstergesi olabilir... Keşke bu sayfanın adı daldan dala ya da karman çorman gibi bir şey olsaymış.


İyi sabahlar olsun, iyi bir gün olsun ve de kutlu olsun gün dönümü...

20 Aralık 2011 Salı

Salı salı

Dün bütün gün evde divil divil divildedim hahah bu Ordu'da , hiç durmadan sürekli bir şeyler yapmayı anlatma biçimi. Sürekli amaç amaçsız ortada gezene de div div etme diyebilirsiniz.

Akşam'da Mor Menekşeleri izledik. Dönem dizilerini çok seviyorum. Hele mekan ve kostümlerde tam yerine oturuyorsa ; tadından yenmiyor. Mor Menekşeler böyle bir dizi..Fakir Şükrü'ye bayılıyorum, Hayali'ye bayılıyorum. Kocasının çok kıskandığı o tombik yengeye bitiyorum.
Diziden sonra kitabıma devam ettim. Kitabım sevgili Düşlerin Rengi Zeynep2in gönderdiği İkizler... Hiç rastlamadığım bir anlatım tarzı var. Sanki bir tiyatro sahnesinde oyun izler gibi okuyorum.Yazar geri dönüşleri, sanki sahne değişimleri gibi ifade ediyor.Sizi hikayenin içine almadan seyirci gibi dışarda tutuyor.Kitap çok çok zamanlı, birbirinden altı yaşında ayrılmak zorunda kalan ikizlerin yetmişli yaşlarda bir kaplıcada karşılaşmalrı ile başlıyor. Tabi sık sık geri dönüşler var. Yazar bunu, şimdi Köln'de cenazedeyiz ya da şimdi bilmem kaç yılında şuradayız gibi geçişleri belirtiyor. Çok değişik geldi ve çok hoşuma gitti...Bakalım hayatın iki farklı kıyısında yetişen ikizler bana ne anlatacaklar. Sanırım çok uzun bir yolculuk bekliyor beni...

Henüz sabahın çok erken saatleri, perdeleri bile açmadım...Ama yağmurun cama vuruş seslerinden ; havayı tahmin edebiliyorum.Bu gün okey grubumla bizim evdeyiz, yağmur, ev, okey, çay e daha ne olsun...

Yarın büyük gün. Diyetisyenimle randevum var. Bakalım bakalım ne olmuş. Ben çizgi dışına çıkmadım. Tartıda da sonucu görüyorum ama yarın ki görüşmeden sonra yazarım sonucu:)


Şimdi bu yazı burada bitsin...Çünkü kahvaltı saatim geldi.

17 Aralık 2011 Cumartesi

güle güle Zuz, pazar, Sümela'nın şifresi

İki gündür bir koşturmacadır gidiyor. Malum Zuz'un Cunda yolculuğu için artık sayılı günler kaldı. Yeni yıla Cunda Meydanında girme telaşında...Dün bize geldi en sevdiği yemeğimi yaptım ona... Tavuklu iç pilav...Yiyemedim tabi ki...şu yemiş kadar oldum lafının hiç bir gerçekliği yok arkadaşlar, test ettim onayladım... Onları canım ciğerli, fıstıklı, üzümlü pilavımı lüp lüp götürürken, karşılarında otlamanın neresine doymuş kadar oldum diyecem Allak aşkına....

Cuma akşamı Zuz'a her hafta sonu mekanı olan Asmalımescit, Kum Saati Sofyalı'da güle güle partisi yaptık. Ama öncesinde Magissam ve Ecem ile bi kahve keyfi yaptım, ADA kitap- cafe'de... Hiç oturmamışım burada, hayrettengiz bişi... Yani bi kere daha denerim o garson çocuk hala öyle mutsuzsa bi daha gitmem. Sevmiyorum , o bu işi zorla yapıyorum, hatır için yapıyorum ifadesini...
Zuz'un partisi güzel idi hoş idi... Ben tabi diyet cola ile katıldım... Gözüm Peren'in tabağında ki soğan halkalarına ve paçanga böreğine bir ara takıldı, bir ara diyorum bakın... Diyet programımdan çok memnunum, acıkmaya fırsatım yok ve hep sevdiğim şeyler. En sevdiğim bölüm gün kurusu kayısılar eşliğinde , bademler... işte o kısım çok keyifli, bademli kayısı dolması gibi teknikler falan uyguluyorum:))

Çamaşır makinemden çok memnunum, uzay üssü alfa gibi programları var ))).. kışlık yazlık kıyafetleri çıkarırken tazeleme ve elde yıkama gibi ...

Dün kızların okulda Alamanların Noel panayırı vardı...Değişik bir adı var , şimdi aklıma gelmedi. Geçen yıl Canla gitmiştik de anamız ağlamıştı kalabalıktan... Bi daha mı? demiştim. gerçi oryantalist, taş işlemeli pembe çay bardağı takımını beş liraya almıştım ama olsun...
Kızlar cıcıkları çıkmış olarak okuldan gelip , serilince biz de karıkoca akşam sineması yapalım dedik. Bilet bulana kadar öldük. Gamsegamse internette son anda vaz geçen birinin biletini yakaladı.Aylardır facebook da fragmanları dönen, Sümelanın Şifresine gittik. Akıl almaz bir kalabalık vardı. Pazartesinin biletleri bile satılmıştı.
Hep derim ya, bazı filmlerde baş rolü, filmin çekildiği şehir oynar diye...Sümelanın Şifresi'de öyle bir film. Gözünü sevduğumun Tirabizonu... doyamadım izlemeye...Ama yönetmenin de hakkını teslim etmek lazım burada...Kocam durmadan- Lale şu evlerin güzelliğine bak dedi durdu...Az kala Trabzona yerleşmeye karar verip çıkacaktık sinemadan...Benim gördüğüm bildiğim bi,r şehir olduğu halde böyle oldum da, hiç Trabzonu görmeyenler nasıl etkilenecek düşünemiyorum bile... Filmde yer yer güldüm hem de çok güldüm. Ama yanımdaki adam gibi tepine tepine değil. Resmen ayaklarını yere vura vura güldü...İnsanların bu evlerinin oturma odasındaymışcasına rahatlığına çok şaşırıyorum bazen...Filmin sonunda da seyirci filmi alkışladı diyeyim anlayın. Bi de benim koca biraz küfürlerde rahatsız oldu...

Eve gelince hiiiç salona bile geçmeden yatak odasına geçtik, çayımızı bile orada içtik. Gamse'de laptopu kucağında pikniğe geldi yanımıza... Naziş çoktan sızmıştı...Gece herkes uyuduktan sonra, cuma kşamı evde olmadığım için izleyemediğim dizimi izledim...Bir Çocuk Sevdim... Çetin Tekindor süper yine... Burada ki teyze Mısır Çarşısı bombalama olayında, oradan tesadüfen geçerken , sırf boynunda ki kırmızı eşarptan dolayı tanımlanıp, tam da karşı durduğu bir suçla , suçlanıp yıllarca hapis yatan Pınar Selek'e gönderme yapılan bir tipleme...Pınar Selek Davası tam sekiz yıl sürdü ve sonunda patlamaya , bombanın değil, tüp patlamasının neden olduğuna karar verildi...

Tüm gece yağmur yağdı, cama tıpır tıpır vura vura bana arkadaşlık etti...Bu gün de karanlık ve yağmurlu bir hava var.

Ecehancım, yeni yıl kartım hepimizi bir hoş etti, Halikarnas Balıkçısının kendi elleriyle diktiği okaliptüs yaprağının üstünde parmaklarımızı gezdirdik, kokladık... ta bize kadar ulaşmasından ayrıca bir memnunluk duyduk. Sağolasın var olasın....

Valla pazar pazar yine çok ilgilendirici bilgilendirici bir yazı yazmış olmanın hazzını yaşıyorum, daha ne olsun ya...gittim ben

15 Aralık 2011 Perşembe

bir ekonun kaç yıl hatırı var

Bu sabah erkenden çıktık evden karıkoca karıkoca düştük yollara... Yollar bomboştu, daha esnaf dükkanları açmamıştı. Hava pırıl pırıldı, mis gibiydi. Boğazın karşı kıyısı hafif sisliydi yalnız. Gökdelenler, sanki bulutlardan başlarını çıkarmış gibi görünüyorlardı.

Arabaya bindim, oturdum, Kocam-Lale geldik, uyan dedi:)bu kadar olur. Güya adama arkadaşlık etmek için yanındaydım. Ha bu arada Derince'ye gidiyorduk. Kocamın tansiyonla ilgili biraz problem yaşadığını , bunun üzerine de İlker'in-Dayı sen bana bi gel , tetkiklerini iyice yapayım dediğini yazmıştım. Neyse gittik. Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, son derece modern bir hastane... Kapıda bizi hostesler falan karşıladı. Babam Haydarpaşa Numune'de yatarken ki hop hemşerim nereye muhabbetinden sonra biz bi afalladık, bura aynı özel hastane gibi yav dedik.. Neyse İlker'in odasına gittik. Biraz hoşbeş sonra,Yenge sana da eko yazıyorum dedi, nası ya, yok ya ben onun için gelmedim dedim. Aaa olur mu? yenge, buralara kadar gelmişsin, bi eko ikram etmeden bırakmam dedi:)Zorla bana da eko, bi sürü de tahlil yazdı... Sonuç da ekoydu, efordu, milyon tane tahlildi derken, iyiyiz şükürler olsun. Koca kişisinin biraz kolestrolü yüksek çıktı ona da diyet yapacak. Diyetgiller ailesi olduk sonunda...

Hastaneden çıkınca, e Derince'de bir de yemek yiyelim , öyle dönelim İstanbul'a dedik. Ben diyetime en uygun olan tavuk şiş ve yağsız salata yedim. Yemek sonrası ver elini canım İstanbul. Allah ayırmasın bizi, doğduğum , doyduğum, doğurduğum, sevdiğim şehir... O sanayi bölgelerinden geçerken içim cızladı , orada yaşayanlar için. Hele çimento fabrikalarına yakın evler, üstleri çimento bulutlarıyla kaplı sanki.


Bu akşam yemeğinde kendime yumurtasız menemen yaptım. Yanında da iki dilim çavdar ekmeği yedim. Tabi salata ve yoğurt fiks... iki saat sonra falanda iki mandalina veya bir küçük elma , bir mandalina ve bir bardak diyet süt programım var.

Üç haftadır, Fatmagül'ü izleyemiyordum... Şükür kavuşturana:)) bu akşam izleyeceğim nihayet.
Bu akşam yeni başlayacağım kitap ise Düşlerin Rengi Zeynep'in hediyesi olan İkizler... Bi başlayayım, gerisi gelir. Çok ilginç bir konusu var.

Bu günün özeti budur...

14 Aralık 2011 Çarşamba

gün ortası

Bu gün mala bağladım. Öle bi bakıyorum etrafa bön bön...Acaba , yeni yıla yeni bir çamaşır makinesi ile gireceğimizin müjdesini sabah sabah gelen servisten almış , olmam yüzünden olabilir mi;?....Çağ teknoloji çağı ya, bunun etinden sütünden, yumurtasından, yününden yararlanmak gerek. Girdim istediğim markanın web sayfasına modellere baktım , Zuz'un tanıdık bayiden de siparişi verdik, oldu bitti.

Diyetin ilk gününde sürekli yemek yiyormuşum gibi bir his var. Bu kadın beni alıştırmak için böyle yapıp , sonra tepeme binmeyecektir umarım. Bu gün tavuk şinitzelimi kırmız biberlice kekiklice ızgara yaptım, yanında da rokalı domates salatası yedim. Yağsız ve limonlu. Yanında iki dilim esmer ekmek vardı , ben bir buçuk dilim yiyebildim. Akşama sebze yemeğim , portakallı kereviz. Yeliz'den de çok güzel tüyolar aldım. Sebzeleri ızgara yapıp sirkeli sarımsaklı soslara yatırıcam. Tabi o akşam evdekilere de sarımsaklı bir şey ikram etmek gerek. Etleri bu gün kasaba hazırlattık. 90 gr lık eşit parçalar halinde dolaba yerleştiler. Bazıları 91 gr olmuş ama olsun hehehehe... Yani bunları özellikle yazıyorum ki, bari sizden utanayaım da vazgeçmeyeyim.

Dün akşam yeni yıl kartlarımın yarıya yakınını yazdım. Kartları seçerken özendim, kişilere göre seçiyorum. Yok uzaktakilere şöle olsun, yurt dışındakilere böle olsun, sanat severlerin ki aha da bunlardan olsun diye diye yazdım bir taraftan da Öyle Bir Geçer Zaman ki yi izledim. O arada çay içtim bir yandan da...Önceki hayatımda her tarafa kol atmaya çalışan ahtapotmuydum acaba diye de düşünüyorum. Biraz da beceriksiz ya ahtapot şapada şupada , gezer.

Çamaşır Makinesi hezimetinden sonra kargo, tüm giden keyfimi yerine getirdi. İlk yeni yıl hediyemi ve ilk yeni yıl kartımı Düşlerin Rengi Zeynep'ten aldım.Zeynepppp denedim vallah seni, bakalım bu yıl ki şansım nasıl olacak:)) Günümü, gönlümü hoş ettin Zeynepcim çok teşekkür ediyorum.Günümü de gönlümü de hoş eyledin...