Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

27 Kasım 2011 Pazar

Aşureye gel

Ben hiç aşure yapmazmışım, bunu söyleyen bizim kızlar... Unutkanlığın da bu derecesi işte şu yazımda hem yedi mahalleye yetecek kadar aşure pişirdiğimi yazmış hem de bunları dağıtmak için yer aramışım...Hem de kendi usulüm olan saray usulü aşureyi tarif etmişim. Hemi de pişirirsem saray usulu pişiririm dercesine...

Bu günde kalktım aynı usulde pişirdim ve Leylak Dalıcım'ın ev alma komşu al tavsiyesine uyarak komşularıma da dağıttım.


Resmi de budur, biraz modernize oldu, üstünde kurutulmuş meyvalar var. Allah eksikliğini göstermesin artık muz kurusu bile satılıyor memleketimde, cranberry bile var...Valla Kanuni yaşasaydı bu aşureye çift dalardı. Neyse işte aşure ayında aşuremi de yapıp , ayvası var narı var, kırk tarakta bezi var ağızlara layık aşuresi var diye kendime bir mani düzer, gider elime bir tas aşure alırım. O SES başlayana kadar kitabıma gömülürüm. Koca da maçdan döner o sırada,çayımızı neyin içer hafta sonunu böylece bitiririz.

Günün bilançosu


Gün Çağan Irmak'ın bu filmiyle noktalandı...Dedemin İnsanları'nın fragmanını izlemiş ve o günden bu yana sabırsızlıkla beklemiştim. Bu gün vizyona girdi nihayet ve hemen bu akşam gidip izledik. Çağan Irmak bir hikayem var anlatacağım bitecek demişti. İlk Çemberimde Gül Oya^ya başlarken,ve 13 bölümde anlatıp bitirmişti. İlk o diziyle tanıdım zaten. Hala tadı damağımda kalan dizilerden biridir. Dedemin İnsanlarının ,Babam ve Oğlum'da ulaşılan gişeyi yakalasın isterim. Aynı tatda aynı dokuda bir film. Filmi izlemenizi tavsiye ediyorum, küçük oyunculara doyamayacksınız, bu filmde büyüğü küçüğü herkes başrolde. Hümeyra'dan bir metafor dersi almalısınız, kefen bohçasını; çeyiz bohçası gibi özenle hazırlatan o yaşlı kadını tanımalısınız.Matematiğinin pekiyi olmasına aldırış etmeyen ama arkadaşlarıyla uyumu orta olan torununa kızıp, seneye bunu pekiyi yapmazsan gözüme görünme diyen dedeyi görmelisiniz ve Yiğit Özşener adamımsın ya yine harikaydın...

Gün böyle bitti ama başlangıcı da bitişi kadar güzeldi. Hayat İzlerim Özlem İstanbul'a gelince, Macera Kitabım Özlem, Yaşamın Kıyısından Nur ve Baykuş Gözüyle'den Natali ile Alkım Kitap Evi içinde ki Kahve Dünyasında buluştuk. Kitaplar arasında kitap sohbetleri, film sohbetleri yaptık. Ayrılık vakti geldiğinde Maceracı Özlem ve Ben bu kez eski Balzac yeni Kafka Kafede devam ettik sohbete. Burası da Alkım'ın ikinci katında. Çaylarımız koca koca cam kupalarda gelince; bu neee diye bağırındık, adamcağız; Dün aynı oturduğunuz yerde Şener Şen oturdu ve aynısını söyledi dedi. Biz sohbetten dilimiz damağımız kuruyunca, nasıl ya, şimdi küçük bir bardak yok mu , o koca kupalardan bir tane daha nasıl içelim dedik. Yarım doldurayım dedi, peki dedik...yok yok tam doldurayım, yanında kurabiye ikram edeyim onunla içersiniz dedi:)) Valla da öyle içtik:))
(bunlar bu günkü ciciler... Sinek Isırıklarının Müellifini ben aldım. Diğerleri, bu günün anısına, hediyelerim...Çok teşekkürler arkadaşlar günümü anlamdırdınız...)

Akşam eve dönerken, sanki ağzımda çok hoşbir tat vardı... Dolmuşta öne oturdum... Haydarpaşa, Numune arasında ki ağaçlık yoldan geçerken kuru yaprakların arabanın ön camına doğru savrulması ayrı bir keyif verdi. Sonra gözüm gökyüzüne takıldı binlerce yelkovan kuşu uçtu şaka değil binlerce...Şu anda göç mevsimleri...Marmara boğazını takip ederek Karadenize uçuyorlar. Bir yelkovan günde yirmibeş bin yelkovan kuşunun İstanbul'dan geçtiği saptanmış. O yüzden İstanbul'da yaşayanlar arada gökyüzüne baksınlar ve bu şöleni kaçırmasınlar.


Akşamı biliyorsunuz Sinema ... Sinema çıkışı Capitol'de tüm mağazalar kapanmıştı tabi, o halini görmek şaşırtıcı oluyor bazen.Eve yürüyerek döndük, serin daha doğrusu soğuk hava kendimize getirdi bizi...
Bu kadar...

25 Kasım 2011 Cuma

filmli kitaplı kuzenli yazı

Dün Kuzen Yüksel ve Eşi Hürmet ile birlikteydik. Ordu-İstanbul-Bursa üçgeninde bize de bir günlerini ayırdılar.Yirmi küsur kuzeniz toplamda... Herkes birbiriyle ayrı ayrı kanka... Kız erkek ayrımı yok... Mesela bu Yüksel'le öyle komik anılarımız vardır ki,yaz tatillerinde Ordu^ya gidince bunlarda kaldığım zaman, akşam eniştem telefon açar- eve ne lazım der mesela...bu -Lale'nin canı muzlu pasta istiyor ama Buket pastenesinden der. Ya da sabah benim canım pide istermiş kahvaltıya bak bak... Eniştem herkese saat kaç da kalkacağını sorar pide de o sırayla gelirdi eve... Pideci o işe nasıl razı olurdu bilmem. Biz kocayla henüz nişanlıyken, hadi sizi Boztepe'ye götüreyim , orada yemek yeriz dedi. Meğer tesis inşaat halindeymiş daha...İşcilerin mutfağında menemen ve çay yaptırmıştı, oyle bir menemen yemedim daha...Dün erken saatlerden akşama kadar biz de şen şakrak oturduk ama hain Zuz geldi, ay hem akşam yemeğini bizde yedi hem de hadi karnımız doydu nasılsa, bize gidelim deyip, onları aldı gitti:) umarım güzel bir kahvaltı hazırlamıştır , sabaha...

Akşam Fatmagül gecesiydi...Geçen hafta kaldığı yerden başlayıp, bir sahne sonra bir hafta önce yazıp, bir hafta önce olanların anlatılması neydi , hangi akla hizmetti bilemedim. En güzel sahne Ebenine ile Mukaddes'in kucaklaşmalarına ve buna kendilerinin bile şaşması sahnesiydi.Ha bir de Kerim ve Fatmagül'ün yürüyüş yaptıkları yer Beylerbeyi Aynalı Kahve'nin sokağıydı. Hep söz ederim ya burada...

Bir İtalyan Masalı'nı okuyordum ama bir günlük ara verip Hamdi Koç'un 2006'da yayımlanan Kalpten Parçalar adlı kitabının 2011 baskısını okudum.Kitap , baştan sona bir Hamdi Koç kitabı...Beşinci kitabıymış.İlişkiler üzerine güzel yazıyor neme lazım ve de erkeği de kadını da güzel analiz ediyor. Kitap insanı hemen ele geçiriyor ve ir ilişkiye baştan sona tanık oluyorsunuz. Talat,ismini bile sıradan bulan sıradan bir adam o yüzden çekingen hep, Meltem çok güzel ve tam bir kadın ...Talat'ın bu duruşunu cool olmasına bağlıyor ve onunla olmak için olmadık manevra yapıyor.
Bir alıntı size

Meltem'e bir aşığa değide, iyi kalpli bir insana duyulan türden bir sevgiyle baktı. Onun için bütün kalbiyle üzüldü, bir ara.Sonra onun için sevindi, yanında kendisi olduğu için.Hata yapacaksa benimle yapsın dedi hüzünlü bir avuntu içinde, ben ona herkesten daha az veririm.


Son bir bilgi daha, Hamdi Koç aynı zamanda hemşehrimdir. Ordu'ludur yani:)





Bir de filmim var . Bu sabah izledim. Sinyorina Enrica ile İtalyan olmak. Son zamanlarda izlediğim en keyifli ama en keyifli filmdi diyebilirim. Nasıl naif bir hikaye... Müzikler son derece güzel. Bizim ilk gençlik çağlarımızın Cladue Cardinale'sini İsmail Hacıoğlu ile birlikte izlemek de ayrı bir keyifti.

Aslında size sözünü etmek istediğim bir film daha var. Adı Jack'in Kayık Gezintisi... Temposu düşük ama çok güzel bir film. Sakin sakin izleyin... İnsan aşkı neyi nereye kadar yapabilir onu görün. Jack astronot falan olmaya kalkmadı ama aşkını haziranda sandalla gezdirebilmek için kış aylarında yüzme öğrendi. Çünkü yüzme bilmeyene sandal kiralanmıyor ve sevdiği kadın ; hayatımda kimse benim için yemek pişirmedi, annem bile dediği için, bir şeften yemek dersi aldı.

Aaa yazı bitmiş benim haberim yok

23 Kasım 2011 Çarşamba

Öğretmenim canım benim


Benim gözümde hala bu kadarcıklar , yolda öğrencilerine ya da velilerine rastladıklarında anlıyorum büyüdüklerini , öğretmen olduklarını...

Başka meslek düşünmediler umarım hep de öyle düşünürler. Eğitim ve öğretimim toplumun ekmeği , suyu kadar önemli olduğunu aynı bu gün hissettikleri gibi en kızgın ,en üzgün , en çaresiz anlarda bile hiç unutmazlar. Onlar unutmasın ki yetiştirdikleri de unutmasın.Öğretmen annesi olmAK , öğrenci annesi olmak kadar zormuş meğer. Ben diliyorumki, en doğruyu, en güzeli öğretsinler , öğrenci anneleri de istiyor ki en doğruyu en güzeli öğrensin.Paydalarımız ortak yani...

Kızlarımın nezdinde tüm öğretmenlerin öğretmenler gününü kutluyorum.

Dün, bugün Ben

Şu anda aynı akşamdan kalmalar gibiyim. Bunun için alkole falan ihtiyacım yok benim, gece yatarken aldığım bir alerji hapı sabaha bu şekilde kalkmamı sağlıyor. Sabahları dünyaya olan adaptasyon sürem iki katına çıkıyor.Gördüğüm rüyaların absürdlüğünü anlatsam absürd bulursunuz:)) Bir tanesini kocama anlattım sabah... seeeeen hem de seeeen diye o bile şaştı. Rüyamda ben milletvekilleri arasında meclisteyim bir taraftan da elimde ki simiti dişliyorum. Kürsüde bir ara Kılıçdaroğlu'nu gördüm, konuşması sırasında alkışlıyorum, sonra Tayyip Erdoğan çıktı anam onu da nasıl alkışladım bilemezsiniz. Dengesizmiyim neyim.Şimdi rüyada başbakan görmek ne demek ona mı? baksam yoksa muhalefet görmek ne anlama gelir ona mı? baksam bilemedim.

Sabahtan başladım ama önce dünü anlatmalıydım. Dün arkadaşlarımla buluştum. Bu arkadaşlarımla aynı mahallede oturdum, aynı okula gittim, bayramlarda bando takımı arkadaşlığı ve de basketbol takımı arkadaşlığı yapıp bi sürü bi sürü anı paylaştım.Yazın Ordu'da buluşmuştuk . Şu hepinizin ağzının suyunu akıtan pideli resimlerde ki grup ama bir fazlasıyla bu kez Nimet'de katıldı aramıza. Bu kez Kadıköy sokaklarını arşınladık. Sabah kahvemizi Fazıl Bey'de içtik. Sonra biraz dolaşıp , Hümeyra'ya konuşlandık.Yedik ,içtik çocukluklarımızı ve de çocuklarımızı, eski komik hallerimizi hatta eski aşkları bile konuşup ne güldük ne güldük. Nimet ile ben kanlı 1 Mayıs'da canını zor kurtaranlar arasındaydık. O gün annem bizi güya göndermemiş biz de güya sinemaya gitmiştik. Akşam haberlerini dinlerken Nimet'le ikimize dönüp, gördünüz mü? iyi ki de göndermemişim sizi demesine şaşkın şaşkın bakışımızı hatırlayıp acı acı gülümsedik.Saatler su gibi aktı ve ayrılık vakti geldi. Nurgül'ün bir daha ki sefer İstanbul seyehatine ya da yazın Ordu buluşmasına kadar vedalaşıldı. Ama biz arada toplanır , Nurgül'ün kulakalarını çınlatırız dimi kızlarr....

Akşam'da Görümcem geldi, Tokat'dan... Tokat işi masa örtüleri ve cevizli ekmekleriyle... Kocamın yüzünde güller açtı, yüzünde bin gülümsemeyle abla abla diye diye sohbet etti:)). Yalnız bir ara Görümcemin kızı Banu ; benim kitaplarım , yengemden daha çok demiş. Onu kıskanmış, ben sana biraz kitap alayım dedi. Ben masa örtümü incelerken duymamışım demek ki heheheheh.

Bu akşam Muhteşem Yüzyılda Nigar Kalfa muradına eriyor , kaçırmayın:))

Şimdiii bu yazı burada bitiyor. Yarın beni balkonuna yemeğe çağırıp, yan apartmandaki kına gecesi için atılan havai fişekleri; senin için havai fişek bile attırıyorum bak diye bana yutturmaya kalkan, beni yolcu etmeye garaja gelip, ben gecikince benim otobüse kendi binip İstanbul'a gelmeye kalkan kuzen Yüksel ve Eşi Hürmet gelecek.Onlar için bir iki hazırlık attırayım ortaya... Bu arada Hürmet, bir çogunuzun sayfasını yakından takip ediyor.

22 Kasım 2011 Salı

Aynalı Kahve içinde

Hafta sonunu anlatmadan ben dalmışım menekşeli alaemlere:) Şimdi hiç hatırlamıyorum desem ne yaptığımı... Cumartesi Zuz'la önce bizim evde başladık güne akşamına Kadıköy'de devam ettik. Pazar günü de akşama kadar evdeydik, Gamsegamse'nin hiçbir tuzağına düşmeden bileğimin hakkı ile evde oturdum.Naziş zaten gece Zuz'da kalmıştı.

Bu gün genel temizlik günüydü, yer yerinden oynadı desem inanın, neyseki akşama Zuz, Ebrucuk ve Zeya ile Beylerbeyi Aynalı Kahve programımız vardı da günün yorgunluğunu attım.
Yeni mekanımız Aynalı Kahve ...Çok seviyoruz ve çok rahat ediyoruz. Bu akşam yemeğini ben Zuz'un ısrarı ile akşam kahvaltısı şeklinde yaptım. Hem başka şey sipariş edip hemde sen sucuklu yumurta ye, ben yumurtasına banarım bak hem bak gidicem şantajına boyun eğdim ve sucuklu yumurta sipariş ettim, Zuz'un ısrarına tanık olan işletmeci iki yumurtalı yaptırmıştı omletimizi... Kaç tane çay içtiğimi hatırlamıyorum ama finali karanfilli çay ile yaptım. Hadi ortaya bir dilim çikolatalı pasta alıp sonlandıralım geceyi dedik. Pasta gelince , ay iyiki de bir dilim istemişiz bu dilim dört kişik deyince , getirenin gülümsemesinden anladık ki torpil yapılmış. Yemekler leziz, sohbet şahane olunca gecede bu meyanda geçti tabi ki.
Burada anlatmadan geçemeyeceğim bir şey daha var ki bu gece çok güldük buna da... Zeya çok sevdiği bir kitap olunca mutlaka okumam için bana da getirir. Ben de okuduktan sonra ilk buluşmada yanıma alır, arabanın koltuk cebine bırakırım. Bu akşam bir baktım, belki bir yıldır oraya koyduğum kitaplar hala orada... Burası bizim gezici kütüphanemiz olmuş dedim.
Zuz tabi yeni bir başlangıcın heyecanında... Biz de öyle... Değişik fikirler üretip, birazda bizi yansıtsın diye düşünüyoruz. Bu söze tikkattt bizi:))

Bu akşam yeni bir kitaba başlıyorum... Bir İtalyan Masalı...Laurie Fabiano yazarı... İlk kez okuyacağım bir yazar... Tanıtımında Sicilya'dan New York'a bir İtalyan ailesinin gerçek hikayesi ve ilk mafya diyor. Yazarın hayatından gerçek bir kesitmiş zaten.

Şimdilik bu kadar... Ben biraz okuyup , uyumak istiyorum çünkü yarın, çocukluk, mahalle, basketbol takımı ve de bando takımından arkadaşlarımla bir randevum var.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Menekşe mendilin düşe


İlkokuldayken bir oyunumuz vardı. İkiye ayrılırdık.İki ayrı grup karşı karşıya geçer,arka arkaya dizilir. En öndeki grup başkanı bağırır , menekşe , mendilin düşe...bizden size kim düşe... Karşıdaki grubun başkanı da Ahmet der, Ayşe der mesela ve böyle diye diye iki ayrı grup yeniden eşleşir ve bu kez de bir ip alınır hadi bakalım iki ucundan , onu çekmeye başlarız karşılıklı olarak.Yere düşen karşı takıma geçer. Böyle bir oyundu işte. Son okuduğum kitap olan Ah Menekşe'yi her elime alışta;içimden menekşe mendilin düşe deyip, ilkokul arkadaşlarımı andım.Sonra düşündüm de üle dedim , vay be dedim amma menekşeli anım varmış.Çam içi yaylasından söküp, evin bahçesine getirdiğim dağ menekşesi. Her bahar ilk o karşıladı beni o evde oturduğumuz sürece...Çocukluğumda fındık ağaçlarının altında açan yabani mor menekşeler. İki üç tanesi bile tüm evi günlerce mis gibi kokuturdu.Sonra ev temizliğine gelen Menekşe. Nasıl güler yüzlüydü. Nasıl dev gibiydi. Odadan odaya geçerken ev sallanıyor sanırdım. Halıları silerken halı delinecek sanırdım.Semra'nın iri yapraklı Afrika menekşelerine ,Ferhan, Semra'nın ıspanakları der,kızdırırdı onu...Sonra Menekşe'den denize girdiğimiz zamanlar.Sahi kaç kişi bilir İstanbul'da ki Menekşe semtini.Bir de menekşe gözlü halam var. Daha doğrusu uzun yıllar halamız sandığımız babamın halasının kızı. Dayım anlatırdı, Annen ile Babanın düğününde derdi, halan salona girdiğinde tüm salon ayağa kalktı Elizabeth Taylor geldi diye derdi.Sonra yıllar sonra biz kocamla nişanlıken kocamgile:) yemeğe gittiydik. İhtilal zamanı, arama tarama gırla, adım başı arabadan in, kimlik göster. O gece halam da var arabada, yemekten geri dönüyoruz,küt durdurulduk,kimlik dediler. Hepimiz verdik.Arama yapan asker,halamın kimlik resmine bakıp, kafayı içeri soktu. Amma güzelmişsin be abla dedi ya öle işte.Bir de menekşe gözler hülyalı şarkısını,Sadri Alışık, Erol Büyükburç ve Fatma Girik'in Menekşe Gözler filmini ve TRT'nin pazartesi günleri oynayan yeni dizisi Mor Menekşeleri de unutmayalım.

Biraz da kitaptan söz edelim.Kitap bu gece bitti.Ah MENEKŞE, yazarı Aysel Hacır... Bir yeşilçam senaryosu gibi..Bir dizi film çıkarır mesela bizim yapımcılar bundan. Kitapta olan yan hikayeler, çok zorlama ve çok boşlukta geldi bana. Mesela o Ahmet ve İlhan'ın kitaba katkısı neydi anlamadım.Yazarın ilk romanı. Alma nedenlerimden biri buydu zaten. Yazarların ilk kitaplarını okumayı çok severim.Kitap kapağı çok şık ve özenli.Bir başka nedende yazarın memleketi ;şarkı gibi bir dil konuşan insanların, Ordu'da ki çok renkli komşularımızın memleketi Hemşin. Hayatımda yediğim en güzel muzlu rulo pastayı yapan Buket Pastanesi ve çocukluğumdan beri aynı yerde aynı biçimde, hiç değişmeden duran Kuğu pastanesi...Bu iki pastaneyi işleten Hemşinli pastacılar sayesinde Ordulular, belki de dünyanın en güzel en leziz pastalarını yediler.Merak edenler için ;Pandoranın Kutusunda konuşulan dil Hemşince idi...Kitap bana şöyle iyi geldi, bir kitap adıyla bile bunca güzel anıyı canlandırmasıyla bendeki heddefine ulaştı.Kafam yorulmadı, zihnim dağınıkken bile rahat rahat okudum.Artık şöyle sıkı bir kitap okuyabilirim.
.