Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

14 Haziran 2011 Salı

Doom günü yazısı olamayan yazı

Bu gün doğum günü yazımı yazacaktım. Ama baskın basanındır hesabı, Gamsegamse benden önce davranıp hem yazı koymuş hem de benim pastamla kendi resmini koymuş:))
Dün yeni bir yaş daha ayak bastım. Dilerim güzel, keyifli sağlıklı bir yaş olur... Beklentilerime cevap verir, yüzümü kara çıkarmaz.
Her zamanki gibi Zuz'un da katılımıyla bir aile yemeği yedik. Sonra da geleneksel doğum günü pastası merasimini yaptık. Yaşım konusundaki tüm imaları duymazdan görmezden geldim, espri olarak kabul ettim...

Dün gece Doom günü tantanası bitip Zuz evine gittikten sonra Cahil Perileri izledim...Serra Yılmaz'ı tekrar tekrar izlemekten bıkmıyorum.

Sabah karıkoca karşıya geçtik. Bir kaç işimiz vardı onları halletikten sonra ; hadi buralara kadar gelmişken öğle yemeğimizi Kadınlar Pazarındaki; Siirt Şeref Büryan salonunda yiyelim dedik. İMÇ yi geçmiştik ki foşşş yağmur boşaldı. Ne yapalım derken baktık ki oracıkta yarı kapalı bir cafemsi bir yer var. Cafemsiydi ama yanımızdaki masadakiler çorba içiyordu mesela.... Biz de çay molası vermiş olduk. Çayımızı içtik, oralara konmuş yemleri yemeye gelen kargaları izledik. Konuyorlar, direk kaptan almıyorlar yemi, önce kendilerine çekiyorlar kabı öyle yem yiyorlar sonra hemen su kaplarına koşturuyorlar. En son gelen direk gagasıyla kabı tutup ters çevirdi, yere döküp öyle yedi... Kargaları izlerken yağmur dindi. Hemen ışıklardan karşıya geçip, S.S.K nın yan sokağından Kadınlar pazarının olduğu alana girdik. Büryanlar yeni çengellere asılmıştı... hemen siparişlerimizi verdik. yemeğimizi yedik. Geçende burası ve büryan kebabıyla ilgili yazı yazmıştım. tekrar söylemeye gerek yok. Burada onlarca restoran var ama benim tavsiyem her zaman yediğim yer olan Siirt Şeref Büryan salonu. Fiyat olarak hepsinden biraz daha pahalı ama mekan olarak da lezzet olarak da çok farklı...
Yemek yerken Yağmur yeniden bastı. Garsona taksi çağırtıp; Eminönüne geldik, Vapura bindik. Bu günün programını yağmur nedeniyle kısa kesip eve geldik.
Tarih:13.06.2011 Pasta:Bana ait değil
Sevgili Annem,
Yazıma başlamadan önce bu yazıyı yazmaya nasıl karar verdiğimi arkadaşların ile paylaşmak istiyorum.

Karar: 00:28 sularında ben facebookta gezinir ve bir yandan da müzik dinlerken telefonum çaldı. Acaba Tuğçe mi diye düşünerekten telefona uzandım, telefonu elime aldım. Arayan "Annecim" . Şaşkınlık içerisinde telefonumu açtım:

G:Efendim?
A:Kızım yatsana artık.
G:Sen çılgınsın.
A:Uyu artık,git odana.
A: (Kahkaha)
G:(Şok+Kahkaha)

İşte bu sebep ile sana buradan seslenmeye karar verdim. Sen benden daha çılgın olamazsın anne! =)

Seni çoook Seviiyoruuuum.İyi ki iyi ki iyi ki doğmuşsuuun.İyi ki benim annem olmuşsun.Başkasının annesi olsan kıskançlıktan ölürdüm,genç yaşımda,belki de bebekken orasını bilemiyorum artık.

hım dipnot: Bugün annem nihayet 41. yaşına girdi.Ailecek kutladık.Mutlu ve gururluyuz.
2.dipnot: Ablam 28 yaşında ben 23. Annem ablamı 12 yaşında doğurmadı... =)

Sevgili annem kim daha çılgın?

Seni çooooooooooooooooooooooooook seviyoruuuuuuuuuuuuuuuuuum!!!

Gamze

11 Haziran 2011 Cumartesi

Cumartesi güzeli



Bu sabah yağmur var İstanbul'da...Kim ne derse desin seviyorum bu serin serin esen rüzgarı, ıslak kaldırımları....
Sabah erken kalktım, biraz tv izledim... Oylum Talu'nun konuğu Master Chef'in Batuhan Şefiydi... Adamın annesi İtalyan...uzun yıllara zaten İtalya'da yaşamış. Oylum Talu ona bi güzel Floransa'yı anlattı... Ne yapsın Batuhancık dinledi... Her horoz kendi çöplüğünde öter atasözünü hatırladı zaar...Arada çok doğru bir bilgi diye onayladı...Sonra yeniden uyudum...Çok hüzünlü bir rüya gördüm, baş kişi Annemdi... yazmayayım ki unutayım....

Naziş akşam Zuz'^da kaldı... O yüzden kahvaltımızı üç kişi yaptık. Üniversite arkadaşlarıyla programı olan Gamse'nin programı ertelendi , oh bu gün oturur karneleri yazarım dedi...Beş dakika sonra hem gündüze hem geceye ayrı iki program yaptı... Teklifler dışarıdan geldi ama O da hiç ıııh demedi yani...

Kahvaltı sonrası , çalan kapı ; günümü daha bir güzel yaptı... duygulandırdı bir sürü iyikiler dedirtti... Leylaklar gibiydi, misler gibi lavanta kokuluydu... her detay o kadar inceydi ki, hangisine bakacağımı şaşırdım.... Kutunun altına ve üstüne döşenen leylaklı ve laleli peçeteler mi, kutunun içine serpilmiş sarı laleler mi? benim arayıp arayıp bulamadığım baskıdan artık kalkmış olan kitap mı? ... ve sayamadığım daha bir sürü güzellik. Gönderen kişi benim Bacıkuşummm... Ya tanımasaydım deyip , tüylerimin diken diken olduğu biri... İki yıldır hayatımda ama sanki doğduğumdan beri birlikteymişiz gibi arkadaşmışız gibi.... Bir tek o fişgeneleri olmasa:))

Bu gün evde film kitap günü yapacağım... Kızların ikisi de akşam yemeğinde yok. Bizim yemeğimiz de karıkoca bize yeter de artar bile...

Bu gün kararlarımızı yeniden gözden geçirme günü... Yarın köprüden önce son çıkışı kaçırmamak için...

Kuzguncuk' da akşam

Bu akşam şaane bir programım var demiştim ama bu kadar da şaaaaane olacağını düşünmemiştim.
Zeya ve Oyuncak Evin sahibesi Peren ile bir Kuzguncuk akşamı yaptık. Hayat Kahvesinde yedik içtik, sohbetin dibine vurduk. Bize eşlik eden tek ses, Kuzguncuk'un sessizliği ve havaya karışan hanımeli ve yasemin kokularıydı... O koku inanılmaz...Arada denizden esen rüzgarla gelip etrafınızda dolanıyor sanki...Hayat Kahvesi kapanış saati gelince biz geceyi noktalamak istemedik tabiki :) Bu kez benim deniz balkonum dediğim ; İsmet Baba^nın yanındaki parka gidip Türk kahvelerimizi içtik. İstanbul'un gecesini seyrettik. Boğaz Köprüsü renkten renge girdi. Martlar uçtu...Işıklar içinde motorlar geçti.... Sonra Zeya , hadi Dilim Pastanesinden dondurma yiyelim dedi. Ben de hadi Paşa Limanına yürüyüp orada yiyelim deim. Yalılar boyunca yine hanımeli kokuları arasında yürüdük. Paşalimanına geldiğimizde , kapanıyoruz dediler. Biz hiiç üzülmedik, hiiiç gocunmadık. ne güzel bir yürüyüş oldu dedik. Dönüp geldik yine Kuzguncuk'a...Dilim Pastanesinden dondurmalarımızı aldık. Kuzguncuk'un ara sokaklarında dolaşa dolaşa yedik... Arabaları park ettiğimiz yere gelince yoldan geçen bir kıza resim çektirdik:)))O da hiç üşenmedi, çektiği resimleri kendi beğenene kadar defalarca çekti:)) Peren'i arabasına bindirdik. Zeya ile biz yine yanlış yokuştan çıktık.:)) Olsun hangi yokuştan çıkarsan çık çıkacağımız yer bizim mahalle:))
Ha bi de Zeya^nın yeni imajını herkesten önce biz gördük. hatta ailesinden bile önce... Çok beğendik çoook...

Bu gece kızların ikisi de dışarıda... Gamse rock konserrinde....Naziş eski çalıştığı okuldaki arkadaşlarıyla .... Ev pek sessiz o yüzden... yazım bitince kitap okuyup, okurken sızmayı planlıyorum...

10 Haziran 2011 Cuma

dün gün bu sabah çay keyfi falan işte

Baharı görmeden, yaz geldi İstanbul'a. dün yandık yıkıldık, geceyi klima altında geçirdik derken ; bu gün şükür serinledik...Öğleden sonra yağmur bekleniyormuş.yani ben bir günde pes ettim.

Dün sabah erkenden Kadıköy'e gittik, karı koca...Bazı resmi dairelerde işlerimiz vardı. Sabah kalkınca inşalah bana gel demez diye, sanki uyanamıyormuş numaraları çektim ama olmadı. Neyse gittik.İşlerimiz umduğumuzdan çok daha kısa sürdü. O yüzden çok kalmadık Kadıköy'de.Yalnız Çaykur Çay Evinde , çay molası verdik.Yolunuz Kadıköy'e düşerse buraya uğrayıp bir çay molası verin. Dışarıda da bir kaç masası var.İki katlı güzel bir yer. Çayı enfes, su börekleri ve poğaçaları da var, çaya eşlik edebilecek. Benim öğleden sonra programım olduğu için sadece çay içtik.Çaylar demleme ve isterseniz çay da satın alabiliyorsunuz.Açılışını Çaykur genel başkanı bizzat yapmış ve Marmara Bölgesinde 50 tane açılacakmış. 50 farklı çay çeşidi sunuluyormuş. Yeri Kadıköy meydanda...Seyhan Kitapevi ile aynı sırada...

Öğleden sonra okey grubumla buluşup yiyip içip, okey oynadık.Şansım eh işteydi. İlk turda silkelendim, ikincide silkelenip kendime geldim.

Tatil rotamız dün akşam itibariyle belirlendi...

Dün gece Fatmagül izledim. Çok güzel bir bölümdü. nedir abi bu balıkçıların durumu...Öyle Bir Geçer Zaman ki de ki balıkçı filozof oldu. Fatmagül' de ki balıkçı Mustafa ise playboy...Fatmagül2den sonra üsküdar'a Giderken'i izlerken uyumuşum. Yani dün gece hiç kitap okuyamadım. Bir ara uyandığımda çok sıcaklamış olduğumu farkettim. Salona kaçıp klimayı açtım.Tv açtım, klimayı da bir saat sonra kapansın olarak ayarladım. Uyuyamadım onu iki saat yaptım. Sonra sızmışım.Gamze giderken bir ara bişey konuştuk ama hatırlamıyorum.

Bu gün büyük bir olasılıkla evdeyim ama akşama şaane bir planım var...

Yağmur başladı şu an... ben yağmurda çay keyfi yapayım şimdi...

8 Haziran 2011 Çarşamba

Dün keyifliydi aslında...Kuzenlerle Beyoğlu günüydü...Yedik içtik, sohbetler ettik...Sonrası Eniştem... Ne kadar çaba harcansa , iyi bakılsa da ; uzun süre yatakta yatmanın arazlarını yaşıyor. Bu sabah Ecem bu konuda beni iyi bir aydınlattı. Önceleri yanına gidince tanıdığını belli eder el sallardı... Dün gözlerini kapattı hiç açmadı...

Akşam Öyle Bir Geçer Zaman ki de; Mete İnci Hoca için artık yapılacak bir şey kalmadığını öğrenince, hastane merdivenlerine oturup ağladı... Gittim yanına oturdum. Çünkü Annemi kaybettiğimiz de aynı onun gibi, Marmara Hastanesinin merdivenlerine oturup ağlamıştım.

Velhasılı keyifli gibi başlamıştı gün ama sonra çok keyifli gitmedi. Gece uyku tutmadı. Ne kadar abuk subuk program varsa hepsini izledim. Bilmediğim bir sürü yarışma varmış. Nur Yerlitaş'ın jüri olduğu bir programı izledim. O tatlı , bayıldığım Nur Yerlitaş bir canavara dönüşmüştü. Bir kızın elbisesini, bir kızında uzun saçlarını oracıkta podyumda kestirdi. Hem de öyle gelişigüzel makas atıyorlar. Gözlerim pörtleye pörtleye izledim.

Tatil planlarını yaptığımız şu günlerde bu günkü kaza tüylerimi diken diken etti. İstanbul-Rize seferini yapan bir otobüs,, düz yolda bir trafik levhasını çarpıp devrildi ve yandı. Tam dokuz kişi yanarak öldü. Yeşilköye inmek üzereyken bir uçağa, sahte iniş izni verilip az kaldı düşmesine neden olacaklardı...

Velhasılı kerem durum budur...

6 Haziran 2011 Pazartesi

Hafta sonundan

Hepimiz için hızlı geçen bir hafta sonunun ardından, pazarcıların sesleri ile uyandım...Evin arka sokağına köylü pazarı kuruluyor. Kafamı uzatıp bakıyorum bakalım ne getirmişler diye... Bu pazarda Beykoz'un köylerinde yaşayanların getirdikleri ürünler satılıyor. Ormanlardan topladıkları, otlar, kestaneler, koca yemişler falan filan...Mevsime göre değişiyor.Karadeniz kısmı olduğu için genelde benim tanıdığım otlar var. Kaldirik, melocan,hoşseven, tirmit gibi... Aslına bakarsanız ,Karedeniz otları da en az Ege otları kadar lezzetlidir.Mesela hoşseveni, haşlayıp, sarımsaklı yoğurt ve üstüne kızdırılmış treyağı ile servis ederseniz tadına doyamazssınız....

Bu cumartesi Naziş'in okulunda havuzbaşı mangal partisine katıldık ve öğrencilerin yıl boyunca yaptıkları çalışmaları gördük.Yaptıkları yıl sonu gösterilerini izledik. Yayıldık minderlere keyifle izledik... sunucu öğretmen hadi anneleriniz babalarınıza el sallayın dedi; öğrencilere... onlar anne ve babalarına,anne ve babalar da çocuklarına el sallarken biz de kendi kızımıza el salladık:)))Gamsegamse'lerin bölümü geçen hafta yapmışlardı yıl sonu şenliklerini , o yüzden hep birlikte Burgazada'ya gidip yorgunluk attılar Gece de orada kaldılar çok eğlenmişler, ertesi gün de Büyükada'ya geçmişler. Eve geldiğinde yorgunluktan konuşamayacak haldeydi.Biraz önce telefonla aradı okuldan, bu günü huzur günü ilan etmiş:)

Pazar gününü Cancan'la geçirdik. Koruda oynadık , zıpladık. Trombolinde zıplamak yerine zıplayan çocukları düşürme çalışmaları yaptı... Öğle yemeğinimizi Dilruba'nın bahçe kısmında yedik.Sonra korudaki tüm parklarda kaya , sallana Paşalimanına kadar indik. Koruda bu kadar park olduğunu valla bilmiyordum. Cancan bıkmadan yorulmadan hepsininde kaydıraktan kaydı, sallandı, uçurun diye bağırdı... Onlardan indi scuuter'sinine binip koşturdu.Çiçekler topladı, bize verdi...Resimler var ama henüz atamadık bilgisayara... Bu enerji nasıl bir enerjidir ağzım beş karış açık kaldı. Sonra ; deniz kıyısında Paşalimanı Cafe'de çaylarımızı içtik ve oradan bir takisye atlayıp eve döndük. Kimsenin o koru yokuşunu tırmanmaya gücü kalmamıştı...Paşalimaanı Cafe ; adından da anlaşılabileceği gibi, Üsküdar-Pşalimanında... Demleme çayınızı içip, dondurmanızı yiyebileceğiniz gibi...her çeşit yemeğnizi yiyebileceğiniz bir yer... Balığınızı yerken burnunuzun dibinden geçen vapurlara da bakabilirsinzi, üstünize pilke yapan martılara ekmek de atabilirsiniz. Oldukça büyük bir yer fakat deniz tarafında yer bulmak oldukça zordur.

Akşam Survivor izledik. Sonra kitap okudum. Tumba uyku sonrası...
Ha bir de filmim var... Adı ...Daha yakınFilmin afişine baktığınız da dört tane birbirinden ünlü oyuncu... Asla kötü olamaz diyorsunuz... Kötü de değil zaten ama iyimiydi bilemiyorum. Konu tamamiyle aldatma üzerine ...Filmde bu dört kişi arasında geçiyor tamamen...başka oyuncu yan rol falan yok...İzlediğime pişman değilim...Ama ille de izleyin , ne olur izleyin, izlemezseniz küserim kategorilerimden birine ait değil...
Şimdi hafta sonundan kalan ev ile başbaşayım...o bana meydan okuyor ben ona...