Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

8 Nisan 2011 Cuma

Ankara Belgeseli2

İkinci günün sabahında uyandığımda; gece hiç uyanmamış olduğumu fark ettim. Sanki kuş tüyü döşeklerde yatmış gibiydim... Leylak Bacı hemen elime yaseminli yeşil çayımı tutuşturdu, bilgisayarın düğmesine de ayağıyla toktu:) sen bilgisayara bak ben çayı koyayım dedi. İyi de anam bacım F klavye kullanıyor. Harf aramaktan gözlerim pörtledi. Bizim laptopu da açmaya üşendim. Gittim mutfak da onu taciz ettim. Şuna lüzüm yok buna lüzüm yok diye:)) Ama o dinlemedi tabi, ne tulum peynirimi ne de yanında cevizimi ihmal etti.

İkinci günün programının ilk durağı; yeniden restore edilen Hamamönüymüş. Restorasyonu mükemmel olmuş Koca kişisi ile de gelmeliyiz buraya diye diye gezdim.Burayı görünce ben çok hislendim hemen bir kahve molası verelim bir karanfilli sigara tüttüreyim dedim. Gamse'de duygularını mercimek çorbası ile bastırdı da biz O'nun hangi ara acıktığını anlamadık...

Kahveyi içince daha bi canlandık ve geziye başladık...80 yıldır yıpranan ve hiç dokunulmayan sokaklardaki evlerin dış cepheleri tarihi dokuya uygun şekilde restore edilmiş.Sokaklara bayıldım... Küçük küçük kahveler, cafeler öğrenciler doluşmuş... çok güzel bir görüntüydü. Bak Ankara'ya giderseniz ve Hamamönüne gitmezseniz valla da küserim. Resimlere çok ekleyeceğim bir şey yok. Herşey anlaşılıyor zaten...Mehmet Akif Ersoy'un Evi'de burada... Tacettin Dergahının içinde... Bu dergahı başka bir şekilde de hatırlayacaksınız.Muhsin Yazıcıoğlu'nun mezarıda bu dergahın bahçesinde. İzin alınmadan oraya konduğu ve kaldırılacağı söylenmişti hatta bir ara... Buranın beni ilgilendiren kısmı; Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmayı nasip etmesin diyen Milli Şair Mehmet Akif Ersoy. Ben hep birilerinin şairleri paylaşmasına çok ama çok uyuz olurum, sölim bu arada.
M. Akif Ersoy İstiklal Marşımızı bu evde yazmış ve karşılığında verilen ödülü almamıştır.
Arkamız da görünen yer M. AkifErsoyûn evi

Artık öğle vakti gelmişti... Bacıkuş dedi ki yemeği eski bir konakta hizmet veren Liva' da yiyeceğiz. Liva yine Hamamönünde. Buraya gelirseniz yemeğinizi mutlaka burada yiyin. Bahçesinde 162 yıllık bir meşe ağacı bulunan gerçek bir Ankara lokantası...Ben tercihimi Ankara pilavı( dereotlu ve mantarlı) ve kavurmadan yana kullandım . Gamsegamse de aynını söyledi ama ortaya herzaman ki gibi içliköfte köydurmayı ihmal etmedi. Leylak Dalıcımın hazırladığı zeytinyağlı tabağı ise dillere destandı...
Yemeğimizi yedik karnımız doydu. Aşağı kata inince Leylak Bacı bize tuvalete gidin dedi. Meğer nedeni varmış.Artık istikametimizde Anıtkabir var... Hiç Atamızı ziyaret etmeden, şükranlarımı bir kez daha sunmadan dönermiyim İstanbul'a... Anıtkabir var akşama da Evkaf Apartmanında yer alan Küçük Sahnede izleyeceğimiz bir tiyatro oyunu var...

7 Nisan 2011 Perşembe

ANKARA BELGESELİ 1

Ankara’dayım…Atatürk’ün Anadolu’nun bağrına sakladığı Başkentte.


Leylak Dalı’nın konuğuyuz…İki gündür O’nun mihmandarlığı eşliğinde geziyoruz. Daha doğrusu Ankara’nın altını üstüne getiriyoruz.




Pazartesi gecesi saat 12 de yola çıkmamız ile başlayan macera yarın akşam sona erecek. Ama önce flashback yapalım… Salı sabahı saat 0.05 de Ankara’ya düşünce gözlerime inanamadım. Ama iner inmez bir görevli bize o saatte , güler yüzle hoş geldiniz deyince anah dedim Leylak bize karşılama heyeti gönderdi…Neyse kısa zamanda elimizle koyduğumuz gibi Leylak Dalı’nın evine ulaştık. Bu çok iyi bildiğim hatta ezbere bildiğim adrese artık cismen de geldim. Bir hasbıhalin ardından hemen yattık. Saat sekiz buçuk gibi kalktığımızda şahane bir kahvaltı masası hazırlanmış bizi bekliyordu. Önce yeşil çaylarımızı içtik mutfak da sonra Gamse'yi uyandırdık. Kahvaltımızı yapıp Ankara’ya Tunalı’dan daldık. Tunalı Hilmi caddesinden yürüyerek Kuğulu Parka geldik. Burada Semra ile buluştuk. Gamse resim çektirmek için biraz kuğu kovaladı.


İkinci durak Zerrin Tekindor Sergisiydi. Zerrin Tekindor’un kadınlarına bayılırım hep… özellikle gözler çok ilgimi çeker. Bu serginin benim için diğer bir özelliği gelmeden birkaç gün önce izlediğim Siyah- Beyaz filiminin çekildiği mekan da oluşuydu. Hayatın bana getirdiği güzelliklerden biri oldu bu da… Filmi izlerken mekan çok ilgimi çekmişti …


Sergiden çıkınca Leylak Dalıcım yani rehberimizin ardına düşüp ilk meclis binasına gittik. Beni en çok etkileyen yer burası oldu. Atatürk’ün ilk konuşmasını yaptığı,Cumhuriyetin ilan ettiği kürsü, milletvekillerinin tahta sıraları hepsi hepsi çok etkileyici idi…Burada fotoğrafraf çekmek yasak… Ancak bahçede çekilebiliyor.

İlk Meclisten çıkınca istikamet Ankara Kalesi oldu…Ankara’ya yolu düşenler kaleye uğramazsanız küserim valla…Restorasyonu süper…Burada bize Mavianne^de katıldı.Mavianne çok güzel bir jest yapıp öğleden sonra izin almıştı. Günümüz o gelince daha da güzelleşti. Öğle yemeğimizi, Ceritoğlu Konağında yedik…Kaledeki tüm antikacılara girdik çıktık… Pirinç Handa Çin Porseleni konusunda mühim bir ders aldıkJ) . Küçücük çocuklar yolumuzu kesip küçük harçlıklar karşılığında Türkçe ve İngilizce kale tarihini anlattılar.

Kahve molasını yine kalede ki And Cafe’de verdik. Burası yağlıboya tabloları ve antika mobilyaları ile çok güzel bir mekan… Kahvelerimizi içerken bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı. Hem kahvelerimizi içtik, hem sohbet ettik hem de yağmuru böyle bi yerde geçiriyor olmanın keyfini çıkardık.

Kaleden sonra ben çok merak ettiğimi söyleyince Leylak Dalıcım bizi Yahudi Mahallesine götürdü. Burası Tarihi Şengül Hamamının olduğu çok eski bir yerleşim yeri…. Bir Sinagog var , evler çok çok eski ve genellikle de boş. Burası da görmenizi tavsiye edebileceğim ilginç bir yer.

Sıra geldi Cermodern’e…Cermodern:Eski bir vagon tamir Atölyesinin tamir edilip , restore edilmesiyle oluşturulmuş bir modern sanatlar müzesi. İçinde Divan Pastanesinin bir cafesi var. Anladığınız gibi burada da çay molamızı verdik. İçindeki Sergiyi gezip çıktık ve buradan vedalaştık. Biz yani Gamsegamse , Leylak Dalıcım ve Ben eve gelip giyindik ve Balkahve ve Gümüşay ile birlikte akşam yemeği yemek üzere Dolunay Restorana gittik. Balkahvecim ilk blog arkadaşlarımdan, beş yıldır tanışıyoruz. Gümüşay aramıza yeni katıldı ama mesafeler hızla kat edildi. Sanki yıılar öncesinden tanışıyormuşuz hissi olmuştu hep aramızda. Bu gece de aynı hislerle geçti. Hergün berabermişiz samimiliğinde sıcaklığında geçti. Gülüşlerimiz havalarda uçtu….sohbetin tadına doyamadım…Balkahve ve Gümüşay zaten çok eski ve çok yakın iki arkadaşlar. Çok da güzel bir yer seçmişlerdi bizim için . Çok keyifli ve çok lezzetli bir gece oldu…Gecenin sonunda yüzümüze hala yerleşik duran gülüşlerimizle eve döndük. Günün resimlerine bakıp yattık…

E devamı var ama sonraki yazıya...

4 Nisan 2011 Pazartesi

Ankara

Benim önce çocukluğumun ;Ordu -İstanbul arasında ki konaklama şehriydi Ankara...Yarıyıl tatilinde karlar içinde girerdik , yaz aylarında ise daha bi çabucak geçerdik ki bir an önce denize kavuşalım diye... Annem ille de geceyi Ankara'da geçirmek isterdi. Hem teyzemi görürdük hem Anıtkabiri ziayret ederdik. İlk yürüyen merdivenleri Anafartalar çarşısında görmüştüm. Hatırladığım o çocuk kafamla mide bulandırıcı olduğu...


Biraz büyüyünce Sevgi Soysal oldu... ''Yenişehir de Bir Öğle Vakti' oldu...Sonrası kötü geldi, hastalık oldu... bitmez tükenmez hastane günlerimizin başladığı yer oldu.

Şimdi Ankara'ya binbir hevesle gidiyoruz. Umarım Ankara , artık güzel anılara kodlanacak. Gamse'nin hastane bahçesinden O'nu camdan bile olsa görebilmek isteyen Annesinnesine el salladığı yer değil de dostlarla buluşulup, gezip tozulduğu , gülümseyen anıların yeri olacak ...

Biraz hüzün yaptık, dağılsın diye
bir mizah dergisinde taaa çocukluğumda okuduğum ,şu dizeler var:)
Angaradan Anayasso
Elini öpi Hasso
Yap bize bir iltimasso
Heç bunun mümkünü
yokmudur oy babooo
..
Bir de bir mizah dergisinde taaa çocukluğumda okuduğum ,şu dizeler var:)
Angaradan Anayasso
Elini öpi Hasso
Yap bize bir iltimasso
Heç bunun mümkünü
yokmudur oy babooo

Bir milim bile boşluk kalmamacasına dolu koşuşmalı binbir programla bu akşam Ankara yolundayız...Organizasyon sorumlusu Leylak Dalı... yardımcısı Gamsegamse


Şimdilik Allahaısmarladık... Ankara Belgeselinde görüşmek üzere...

2 Nisan 2011 Cumartesi

Jane Austen Kitap Klubü


Hemen bir film tavsiye edip gidiyorum...Hava tam film havası... Yağmur çamur ama ben yine de dışarı çıkmak zorundayım:))
Bu filmi sabah karıkoca birlikte izledik.Hayatında hiç Jane Austen okumamış kocam bile çok beğendi. Jane Austen'in burada sözünün geçmesinin nedenini filmin adı ve kurgusu... Jane Austen Kitap Klübü... özellikle Jane Austen okuyanlara tavsiye ediyorum ama ziyanı yok okumasanız da bu film hemen okumanıza vesile olacak. İlk romanını okuduğumda henüz ortaokul öğrencisiydim ... Umut Parkı yani Mansfield Park. Beyaz Lake kaplı ve ciltliydi. O zaman ki çoğu kitaplar gibi...
Bu film ille de izleyin izlemezseniz küserim kategorisinden:))

Konu: California Central Valley’de beş kadın ve bir erkek Jane Austen’ın kitaplarını konuşmak üzere bir araya gelirler. Altı ay içinde evlilikler gözden geçirilir, ilişkiler başlar, uygunsuz anlaşmalar uygun hale getirilir ve aşklar yaşanır.

İnsan davranışlarındaki zayıflıkları ve sosyal ilişkilerdeki saçmalıkları mükemmel biçimde gözlemleyen Karen Joy Fowler hiç bu kadar esprili, karakterleri hiç bu kadar albenili ve modern aşk hiç bu kadar hilekâr olmamıştı.

NOT:

İstanbul otobüsünü seçiyor... Biz ailece oyumuzu mor rekli otobüslere kullandık... İstanbul renklensin biraz...Oyunuzu buradan kullanabilirsiniz.

1 Nisan 2011 Cuma

Geceleri dinleyici istekleri çalardı radyoda... sobada kaynayan ıhlamurun kokususu içimi bayardı...Masada ders çalışırdım bir taraftan...Öyle bir akşam sanki... radyoda rüzgar uyumuş ay dalıyor diyor şarkıcı... Kızlar ve Kocam dışarda... Salona geçmedim bile yatağımın üstüne oturdum, bu şarkıyı dinliyorum elimde ders kitabı yerine laptop ... ıhlamur kokusu yerine de kahve kokusu var. Ama nedense eve çöken bu sessizlik beni çocukuğumun o akşamlarına götürdü. Birazdan teyzemler seslenir belki çaya yukarı çıkın diye... ya da Ayşegül^ün ya da Nimet'in ıslığı gelir kulağıma beni ayartmaya çalışan...

Bu gün öğleden sonra ; Üsküdar cuma pazarında dolaştım biraz... Tek tek alt pijamalar aldım, üstlerine uygun t-shirtler aldım... Bi sürü yazlık pijama kombinasyonları yaptım. Bayılıyorum bunu yapmaya...kendimi modacı falan sanıyorum. gelince hepsini doldurdum makineye yıkandılar mis gibi.Bir de ütülendiler mi görün bakın. Kırmızı beyaz pötikareli bir pijama altının üstüne beyaz t-shirt aldım mesela önünde frambuazları yerlere saçılan kat kat kocaman bir pasta var...turkuazlı açık kahveli krem renk desenli bir pijamalının üstüne krem rengi t-shirt aldım , onun önünde de yine turkuazlı bir desen var.Çok güzel pamuklular ve bu pijama takımları altışar liraya mal oldular:)) E kolleksiyon dönemlerinde az kombinler oluşturmadık çalıştığım dönemlerde..

Kızlar bu gün itibariyle 11 Nisana kadar sürecek olan ; paskalya tatiline girdiler. Yani bizim evde bir devinim başlayacak yine... Mutfak daha .çok çalışacak, kapı daha çok çalışacak, telefonlar sürekli çalacak...Gece yarılarına kadar evin ışıkları sönmeyecek..

Şimdi bu yazı burada sona eriyor. Çünkü kuşlar yuvaya döndü... Kimi çok susamış,kimi çok yorgun...

şaka değil

Bundan tam 32 yıl önce Babam eve gelip- Nişan yapılacak salonun yani Aksaray Orduevinin sadece; 1-Nisanda boş olduğunu ve okeylediğini söyleyince; şaka dedim bu tarih, şaka..
Ama her şakada bir gerçek payı varmış demek ki. Neyse ki davetliler , davetiyeleri ciddiye aldılar da; biz 1-Nisan-1979'da nişanlandık. Saçlarımı yapan kuaför ; teyzemin kulağına eğilip - ay bunlar kaçtılar mı? ya da akraba evliliği falan mı? niye bu kadar küçük evleniyorlar demiş. O tarihten tam 4 yıl sonra evlendik...
Nişan töreninden aklımda üç şey kalmış..biri annemi hüzünlü gören kayınvalidemin, anneme kız veriyorum diye üzülme,sen bana Lale'yi verme , Zeki senin oğlun olsun demesi...Sanki sünnet düğünüymüş gibi programa konulan palyaço gösterisi ve içkiyi kaçırıp dansözün karşısında kadın programını bitirene kadar oynayan kocamın arkadaşı:)) Gerisi çok eskiden görülmüş ve hala hatırlanan güzel bir rüya gibi...
Oki geleneksel 1-Nisan yazımı da yazmış bulunuyorum.

Dün gece okuma saatini o kadar uzun tutmuşum ki, her uyanmamda gözümde gözlük var hissi vardı. Tatil dönüşlerinde yaşadığım kafamda gözlük var hissi gibi:))

Bu sabahın filmi ;
Film sansürlenmiş ve yönetmeni tarafından 18 yaş altı çocuklar için uygun değil denmiş...Ben de uyarımı yapayım böylece...Filme eleştirmenler dört yıldız vermişler...

Van Reitman'ın yönettiği ve Natalie Portman, Ashton Kutcher, Kevin Kline ile Cary Elwes'in oynadığı “Bağlanmak Yok (No Strings Attached)” filminin konusu şöyle:

“14 yaşındaki Emma ve Adam'ın cinsellikle ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Yıllar sonra, yolları tekrar kesişen Emma ve Adam kendilerini yatakta sevişirken bulurlar. Emma'nın ilişkilere karşı alerjisi vardır. Adam ise tüm ilişkilere tövbe etmiştir. Çünkü babası, Adam'ın eski kız arkadaşıyla çıkmaktadır. Emma ve Adam duygusal ilişkileri bırakıp, çıkar arkadaşlığı kurmaya karar verir.”

30 Mart 2011 Çarşamba

Bir film Bir kitap

Siz baharın geldiğini nereden anlarsınız ben bizm karşı apt. de oturan Komşunun torunu Mert'den anlarım. Çünkü O' bahar gelince günde on posta ananeeee diye bağırır. ben de ah bahar geldi derim. Bu sabah yağmur uyandırdı beni yık tık cama vura vura...kim o dedim ...Koca anlamsız anlamsız baktı kafayı kaldırıp.Ben gözünü açınca uyanan insanlardanım. Bu sabahta aynısı oldu. Biraz oraya buraya saldırdım ev de gezeledim falan. Sonra bigisayarı açtım spamları sildim. Bir spam kovucu olsa... Mailleri okudum cevap yazacaklarıma sabahın böğründen kopmuş cevaplarımı gönderdim. Gazetelerimi okudum. Ruhum dünyaya tam adapte olunca yeşil çayımı alıp filmimi seçtim. Çoktandır elimin altında duran Mary&Max'i izledim. Film bir animasyon filmi. İlle de ille de izleyin diyeceğim filmler kategorisinden.
Adam elliot'un yeni stop motion animasyon filmi , çekimleri 13 ay sürmüş. hafta başına 2,5 dakikalık stop motion bölüm çekmişler. iki mektup arkadaşının hikayesini anlatıyor film, bir komedi filmi gibi ama , intihar, yalnızlık, alkolizm gibi konuları işlemiş. Yapım süresi beş yılı bulmuş.Adam Elliot'un tedirgin ruhlara armağanı, bipolar animasyon film..(Bipolar iki uçlu duygu bozuklu imiş. Yani sabah pür neşe iken akşama intiharaın eşiğine gelmek gibi). Filmde aynı zamanda çok merak ettiğim asperger hastalarının durumunuda gözlemlemiş oldum. Çünkü Max bir asperger.Film ayrıca teknik bakımından da ilginç.Stop notion teknikle çekilmiş,
stop notion;objelere ufak hareketler vererek kare kare fotograflamarak yapılan bir teknikmiş.Yani herbir hareketin tek tek resmi çekiliyor. Yani her akıllının yapacağı bir iş değil.Türkiyede ilk kez Akbank reklam filmi çekilirken kullanılmış.Tam 23 bin kare resim çekilmiş bu reklam filmi için. Varın siz düşünün bir sinema filmi yapmak için kaç bin resim çekilmesi ve bunların birleştirilmesi gerektiğini...
Bu gün Zuz'a bu filmi baştan sona anlattım. Hatta çekim tekniği, ve asperger hakkında da bilgilendirdim. Kızdı ama bu gün ablasından üç yeni şey öğrendi... stop notion..biopolar ve asperger. Bi de kızıyo anlatıyosun seyretmemem gerek kalmadı ,çok güzel seyret diyosun üstelik. Bakın şu kadir kıymet bilmeze:)

Zuz'la biz nerede mi? görüştük bu gün...Dün akşam Cancan aradı -Cicianne gel dedi. gerçi ilk önce Zeki Dede nerede dedi , daha açar açamaz ama olsun. Beni davet etti. İrem gelecekmiş onlara. İrem Berfu ve Zuz'un çok eski iş arkadaşları. Çok severiz kendini uzun yıllar yurt dışında yaşadığı için görüşememiştik. Bu gün Cancan ve Uras vesilesiyle görüştük. Cancan çağırır da ben gitmezmiyim. Aslında dün akşam kzılara yarın akşam kapıyı size ben açacağım demiştim. Onlar da inanalım mı? demişlerdi ama çağrı Cancan'dan gelince mecburen gittim.Gittiğimde dedesiyle gezmeye gitmişti.Geldiğinde uysuzluktan ayakta sallanıyordu. Bir 15dk görüşebildik, uyudu. Nöbeti Uras devir aldı.Evdeki yardımcılarına o kadar alışmış ki , annesi Can'ı uyuturken ben kucağıma aldım vız vızladı. Ama Sophie'nin kucağında sakinleşti o O'na birşeyler mırıldandıUras Beyde mır mırladı uyudu.Çocuk milleti uyuyunca biz Berfu'nun meşhur böreklerine dalış yaptık. Zuz , Berfu'ya börekçi açmak konusunda ısrarlı:))

Biraz da kitap konuşalım bu ara gez toz kitap işini salladık. Ben zinhar devam okumaya da yazma fırsatı olmadı.Can Kırıklarını okudum en son.Can Kırıkları , can acıtıcı bir kitap. Hani bir yerinize cam batarda yeri ince ince sızlar, bazen küçücük bir zerreciği kalır içerde de üstüne eliniz falan değdikçe bi hoplatır insanı ya işte öyle bir şey. Karin Karakaşlı başkasının derdine tercüman olabilen biri...
Bu akşamın dizisi Muhteşem Yüzyıl...Sonrası kitap okuma...

Süper bir yazı yazdım, bir film tavsiye ettim. Filmi teknik bilgilerle destekledim. Kitap ve yazarı hakkında da az buçuk bilgi verdim. E daha ne olsun.