İkinci günün programının ilk durağı; yeniden restore edilen Hamamönüymüş. Restorasyonu mükemmel olmuş Koca kişisi ile de gelmeliyiz buraya diye diye gezdim.Burayı görünce ben çok hislendim hemen bir kahve molası verelim bir karanfilli sigara tüttüreyim dedim. Gamse'de duygularını mercimek çorbası ile bastırdı da biz O'nun hangi ara acıktığını anlamadık...
Kahveyi içince daha bi canlandık ve geziye başladık...80 yıldır yıpranan ve hiç dokunulmayan sokaklardaki evlerin dış cepheleri tarihi dokuya uygun şekilde restore edilmiş.Sokaklara bayıldım... Küçük küçük kahveler, cafeler öğrenciler doluşmuş... çok güzel bir görüntüydü. Bak Ankara'ya giderseniz ve Hamamönüne gitmezseniz valla da küserim. Resimlere çok ekleyeceğim bir şey yok. Herşey anlaşılıyor zaten...
M. Akif Ersoy İstiklal Marşımızı bu evde yazmış ve karşılığında verilen ödülü almamıştır.
Artık öğle vakti gelmişti... Bacıkuş dedi ki yemeği eski bir konakta hizmet veren Liva' da yiyeceğiz. Liva yine Hamamönünde. Buraya gelirseniz yemeğinizi mutlaka burada yiyin. Bahçesinde 162 yıllık bir meşe ağacı bulunan gerçek bir Ankara lokantası...Ben tercihimi Ankara pilavı( dereotlu ve mantarlı) ve kavurmadan yana kullandım . Gamsegamse de aynını söyledi ama ortaya herzaman ki gibi içliköfte köydurmayı ihmal etmedi. Leylak Dalıcımın hazırladığı zeytinyağlı tabağı ise dillere destandı...


Artık istikametimizde Anıtkabir var... Hiç Atamızı ziyaret etmeden, şükranlarımı bir kez daha sunmadan dönermiyim İstanbul'a... Anıtkabir var akşama da Evkaf Apartmanında yer alan Küçük Sahnede izleyeceğimiz bir tiyatro oyunu var...














