Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

4 Şubat 2011 Cuma

tatilin ikinci kültür etikinliği


Dün yine tatil etkinlikleri programımıza devam ettik...Naziş'le kahvaltı bile etmeden dışarı çıktık....Kahvaltıyı Taksim-Bambi'de yaptık....Bu kadar erken çıkmamızın nedeni ;Frida&Diego sergisini çok fazla kalabalıklaşmadan , sakin sakin gezebilmekti...Nitekim de henüz İstiklal caddesi bomboştu.Naziş- Anne , iyi bak keyfini çıkar bu tenhalığın dedi. Frida sergisi güzeldi güzel olmasına da , asıl görmek istediğim tabloları yoktu...Neysekj, en sevdiğim tablosu olan 'Düşüncelerimde Diego' getirilmişti. Onu da göremeseydim yok artık derdim. Frida resimlerinden çok , özel yaşamıyla ön plana çıkmış bir ressam. Hayatının konu edildiği kitabı keyifle okumuştum. Sonra filmi de yapıldı onu da izledim. E sergiyi görmemek olmazdı. Şimdi sıra Mavi Ev' de dermişim. Mavi Ev; Frida'nın müze haline getirilen Meksika' da ki evi:)Yalnız beşinci katta Rus Ressamları sergisi var ki, asıl o görülmeye değer. Eve dönüp bir Rus Klasiği okumak istedim ...
.En alt kattaki daimi konuk,Kaplumbağa Terbiyecinin karşısında ise bir süre oturdum.Nedense bu resme karşı hep özel bir ilgim olmuştur.Ben orada gözüm tabloya dikili otururken,aşağı kattaki resim atölyesinin minik öğrenciler geldi,öğretmenleriyle....Öğretmen,önce Osman Hamdi Bey'in müzeciliğ ve tablo hakkında onların seviyesine göre bilgi verdi ve dedi ki,-Osman Hamdi Bey tablonun içine kendini de koymuştur, Kaplumbağa Terbiyecisinin yüzü Osman Hamdi Bey'in yüzüdür. Peki, siz kimin yüzünün yerine , kendi yüzünüzün resmini koymak isterdiniz diye sordu... Kimi süperman diye bağırdı, kimi örümcek adam, kimi pembe panter....Naziş hadi Anne demese onların peşine düşüp , atölyeye gidesim vardı

.Binada Türk Seramik Sanatları sergisi de vardı...Orada özellikle ağzında bir yılanı yutmak üzere resmedilmiş leylek olan seramik kaba bayıldım.

Sergiden sonra , Gamse ile buluştuk. O'nun dersi vardı sergiye gelememişti. Ama öncesinde Terkos Paasjının altını üstüne getirdik. Gamsegamse bir gün önce arkadaşlarıyla Taksim'de buluşmuştu. Buraya uğramışlardı ve bize tüyo vermişti. Mango ve Zara'da yüzlerce lira ödeyip aldıkları elbiseler orjinal etiketleriyle burada 20-25 lira civarındaymış. Hatta Gamze Zara!da beğenip, pahalı dediği elbiseyi 25 liraya görünce hemen almıştı. Biz de gidince gördük ki, hiç abartmamış... Terkos pasajına girin alt kattaki dükkan. Daha sonra .Öz Sütte oturup Gamse'yi bekledik. Bundan sonrası tufan... Fıccında yemek, İnci'de profiterol molası... Sen Antuan'da Noel Kreşleri Sergisi...
Yolu Beyoğlu'na düşenler aman bu sergiyi de kaçırmayın. Bir kitapta okumuştum bu kreşleri ama bu kadar görkemli bir sunuş biçimi olduğunu tahmin edememiştim.Hatta sanırım Lolipop Pabuçlardaydı....

İtalya’nın dünyaca ünlü ve önemli tarihi bir arkaik özelliğe sahip olan ‘İtalyan Noel Kreşleri’, çok sayıda sanatçının eserlerinden oluşan bir sergi ile İstanbul’lu sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Kilise’de açılan sergi büyük ilgi görüyor.
Dünyaca ünlü İtalyan Noel kreşlerini simgeleyen çok sayıda maket, oyma heykel kabartma eserinden oluşan ‘İtalyan Noel Kreşleri Sergisi’ İstiklal Caddesi’nde bulunan Sent Antuan Kilisesi’nin büyüleyici atmosferinde ziyarete açıld
ı.

Artık karnımız acıkmaya başlamıştı....Naziş Fıccın teklif etti tabi her zamanki gibi...hava soğuk olduğu için içerde oturduk. İçeriye girince gördük ki, sergide aynen Frida gibi giyinmiş ,s rgiyi dolaşan kadın , eşiyle gelmiş bizden önce kurulmuşu:))

Her zamanki mönümüzü istedik....Haluj, fıccın, velibaht ve ortaya çerkez tavuğu. Buranın çerkez lokantası olduğunu daha önce yazmltım...Fıccın;İstiklal caddesi Kallavi sokakda.Burada bir anımız var daha öncesinden...Havanın iyi olduğu bir gün yine Fıccındayız...Dışarıda yiyoruz yemeğimizi. Bir kadın geldi yanıma açım dedi,. Ben de bir güzel çerkez tavuklu sandviç yapıp eline vermiştim. Masadakilere kalmamıştı...

Yemekten sonraki ilk durağımız Atlas pasajı oldu... Biz buraya girince kendimizi kaybederiz. Tasarım eşyalar satan dükkanlar favorimizdir. Bir şapka dükkanı vardır ki, insan kendini kaybedebilir. Naziş tam dişine göre cüzdanlar aldı buradan. Siyah bir tabut şeklinde cüzdan, Gamse'de kıvırcık saçlı bir kız broşu aldı...
Akşamı etmiştik hava buza kesmişti. Trafik desen akııllara ziyan. Dişlerimiz takırdaya takırdaya eve geldiğimizde saat dokuz olmuştu... Fatmagüle yetişmiştik.... Saleplerimizi içerek Fatmagülü izledik.
Dünün hikayesi de böyleydi...

2 Şubat 2011 Çarşamba

Dünlerden bir dün , Jet gibi bir dün


Sabah gözümü Naziş'in;Defne Joy Foster ölü bulunmuş diye bağırışıyla açtım...Çok sevdiğim , beğendiğim bir sunucuydu...Ölüm nedeni geçirdiği astım kriziymiş.Önce ölü bulundu denilince ,sanki intihar gibi yansıtıldı ama sonra astım krizi olduğu açıklandı..Çok üzüldüm.

Dün oldukça hızlı geçti...oradan oraya zıp zıp ettik.
Dışarı çıktığımızda hafif hafif kar atıştırıyordu...İlk durağımız ,Ayın biri kilisesiydi...Buradan daha önce söz etmştim size...Ayşe Arman meşhur etmiştir...Çok kalabalık olur.Hele Paskalya'ya falan rastlarsanız önünde en az iki kilometre kuyruk olur.

Bereket ve bolluğun simgesi olan bu kiliseye ,neden herkes ayın birinde tıklım tıklım dolduruyor? Ayın birinci günü bereket, bolluk, sağlık, güzellik ve iyi niyete açılan kapı olarak yorumlanıyor. İnanca göre her ayın biri ayazmaya gidilmesi gerekiyor. Eğer her ayın biri gidemiyorsanız, Ocak 1’de gitmeniz öneriliyor. Bütün bir yılın sağlıklı, huzurlu ve bol kazançlı geçmesi isteğiyle dua ediliyor…İçinden ayazma suyu çıkıyor.Gittiğnizde mutlaka bir ünlüye rastlayabilirsiniz.Müslümanı, yahudisi, hristiyanı herkes gelir...Papazda zaten inşalah maşallah der arada bir...Naziş burayı çok sever...Böyle tatil günü ayın birine rastlarsa arada bir gideriz...
Oradan çıktık, Vefa'nın ara sokaklarından yürüye yürüye Süleymaniye'ye geçtik. Süleymaniye Camisindeki restorayon nihayet bitmişti çünkü, görelim dedik, caminin büyüklüğü insanda şaşkınlık uyandırıyor. O kadar soğuktu ki, halılar buz gibiydi, ayaklarımız dondu...Özgün tasarımda olmadığı için klimalar sökülmüş...
Dev boyutlardaki yapının temizliği için günümüzde de caminin çeşitli yerlerine konulan 10 siyah deve kuşu yumurtası, restorasyon öncesi koruma altına alınmış. Yapıdaki örümcek ağı oluşumunu engellediği düşünülen deve kuşu yumurtaları, çalışmalar sonunda tekrar eski yerlerine konulacakmış.Şu anda sadece bahçede çalışmalar devam ediyor.Bir tek İs Odası restorasyon dışı tutulmuş.Yağ lambalarından çıkan islerin tek bir noktada toplanmasını sağlayan bir hava akımı yaratacak şekilde inşa edilen camiden çıkan isler, "is odası"nda toplandı ve uzun yıllar bu isler mürekkep yapımında kullanıldı.Ama biz her yere adımızı , memleketimizi yazmaya meraklı bir milletiz ya , burada da isli duvarlara yazmışız, adımızı sanımızı, telefon numaralarımızı...


Süleymaniye Camisinden çıktığımızda artık acıkmıştık ve de yemek planımızı burada ki tarihi kurufasulyecilerde yemek üzere yapmıştık.Eğer bu kuru fasulyecilerden birinde kuru fasulye yemediyseniz , hayatınızda kuru fasulye yememişsiniz demektir. Nasıl özel bir lezzet anlatılmaz , gelinir , yenilir. Biz her zamanki gibi ortaya bir büyük kuru fasulye tabağı getirttik. Ben buranın patlıcan kebabını da çok severim bir de ondan söyledik. Naziş her zamanki gibi dönere takılıp bize şaşkın şaşkın baktı
.
Yemekten sonra, Tahtakaleden aşağı oraya buraya baka baka, ıvır zıvır ala ala indik...Kocam ;Hanım mahallene geldik diye dalga geçti benimle ama , O da hoşlanıyor böyle şeylerden...Mısır çarşısından da , üzerlik tohumundan yapılmış bir nazarlık aldık duvara asmak için... Cancan onları birbir toplar , kafamıza kafamıza atar ya neyse dedik aldık...Vapurlla karşıya geçince, çıkmışken hadi bir Capitol yapıp, Kocanın beğendiği bir kaban vardı, inat edip almamıştı... Naziş- Baba , indirime girmiş gel inat etme al dedi. Hadiii rota ev yerine Capitol'e döndü bu kez de...Önce ÖzSüt'te birer sıcak çay içelim dedik. Tabi çay kuru kuru gitmez yanına ÖzSüt'ün sakızlı markizi gerekir, çikolatalı kestaneli pastası hatta çikolatalı fondüsü gerekir:)) Bu işi de tamamladıktan sonra Koca kişisinin kabanını aldık, elimizdeki ıvır zıvırı da eline verip eve gönderdik. Biz kız kıza gezdik... D&R' a uğradık falan filan.


Akşam Öyle Bir Geçer Zaman ki'yi izledik ailecek.Sonra kitap faslına geçtim ben. Yeni kitabım Barış Bıçakçı'nın ''Bizim Büyük Çaresizliğimiz''.... Barış Bıçakçı hiç okumadığım bir yazardı. Geçen gün hakkında okuduğum bir yazı , okumamı şart kıldı... Nerede okudum , kim yazmıştı hatırlamıyorum ama bir köşe yazısıydı...Barış Bıçakçı, hep yazmalı, durmadan yazmalı diyordu...Evet yazı dili çok iyi gerçekten de ama ben anladım ki, anlatıcı olan kitapları sevmiyorum. Bu kitap da da bir anlatıcı var, anlatıyor....Kitap geçip giden çocukluğa bir ağıt gibi aslında.... Bir yazar için konuşmak hele hele bir kitabının henüz yarısındayken konuşmak çok yanıltıcı olur.Ama şunu diyebilirim ki ben bir Barış Bıçakçı kitabı daha alır okurum...


Bu gün herkesin kendi programı vardı. Benim programım evdeydi. Genel temizlik yapıldı, gıcır gıcır misler gib olduk. Yemekler pişti ,iki gün garanti:)... Bir de kocaman çikolatalı bir pasta yaptım. Süsledim püsledim, bu akşam Görümceme götüreceğizdir onu.

Yarın sanırım Naziş'le Frida&Diego sergisine gideceğiz...Yarın ola hayr ola

31 Ocak 2011 Pazartesi

Tatil havasına girdik ...geç kalktık...öğleden sonra kısır partisi yaptık...toplu kitap okuma seansı yaptık...Ben Piano piano bacaksızı okudum...Dostluklara ve dünyaya sekiz yaşında bir çocuğun gözünde bakıyorum. İnanılmaz keyifli bir filmi vardır, mutlaka izleyin, izlemediyseniz.

Koca kişisi banyonun su kaçıran musluğunu tamir etti,bizden 100 lira talep etti ...Yaptığı iş,contayı yenilemek ama heheh...her önüne gelene nasıl tamir ettiğini anlatıyor,nasıl bir keyifle anlatılamaz.



Bu kadar valla başka bişi yok...

30 Ocak 2011 Pazar

Gezmelerde tozmalarda--uyarı:( düzenlene düzenlene 5 km uzunluğa ulaşan yazı)

Öncelikle söyleyeyim, mide ağrım kontrol altında...süperim:))Ama , neme lazım yaşam enerjimi sömürmüştü resmen.
Mide ağrısı geçince,çoktandır planladığımız programımızı gerçekleştirdik dün Zeya, Oyuncak Evin Peren'i ve ben.Yine bir Kadıköy klasiği yaptık...Çiya...Baylan Pastanesi daha önceki Kadıköy klasikleri gezilerimize mekan olmuşlardı biliyosunuz...Dünkü mekanımız ise tarihi Yanyalı Fehmi Lokantasıydı...

Oraya gidrseniz şunu yiyin bunu yiyin diyemiyorum, çünkü; üçümüzde sipariş ettiğimiz çorbaları ve yemeklerimizi beğendik. Yalnız Peren ve Zeya'nın ortaya bir zeytinyağlı seçmek için gidip de , seçtikleri; Özbek pilavının içindeki patlıcanın tuzu akıllara ziyandı...Giderseniz mutlaka havuzlu salonda oturunuz derim benn...Sohbet ede ede yemeklerimizi yedik, çaylarımızı içtik ...Şöle sıcak bir yere gidelim oturalım dedik ve Zeya'nın önerisiyle Mozaik Cafe'ye gittik.Daha önce gitmediğim bir yerdi ama tavsiye edebileceğim bir yer oldu.Gidip gazetenizi okuyup, kahvenizi içebileceğiniz bir yer...neredeyse sınırsız kahve seçeneği var. Biz loca gibi bir yere oturduk ve sanki evimizdeymiş gibi sohbetimizi ettik...ara sıra garson uğramasa bir cafede olduğumuzu bile anlamazdık...Ha bu arada kendime çok sevimli bir hediye aldım...Gamsegamse'nin vitrinde görüpde -Anneee, bak sensin bu dediği bir şey ama orası firmanın showroomuydu ve satış yoktu...Sonra resmini koycağım sizler için ama şimdi değil , bu yazı evden değil Zuz'dan yazılıyor çünkü.

( eve gelindi ve resim konuldu gördüğünüz gibi)


Dün akşam için bizim kzlar, Zuz'a gidip, kalmak için program yapmışlar.Biz otururken Zuz aradı ve Zeya ile bana sizde gelin dedi. Tabi önce evlerimize döndük:))Gamsgamse'de arkadaşlarıyla buluşmuş sonrasında eve dönmüştü...Akşam dokuz gibi Zuz'a geçtik. Sonra Zeya'da geldi...Zaten mahalle komşular:)) Amanın ne güzel bir gece oldu...Oturduk uzun uzun

Gece Zeya gitti, kızlar uyudu...biz oturduk Zuzla kardiş kardiş...sonra likör faslı yaptık ,konuştuk...konuştuk...yatarken sabah o.4.30 du ve kaloriferler yeniden yanmaya başlamıştı.Bi de ayol dün ne soğuk bir gündü alnımın çatı dondu...

Artık sabah hatta öğle oldu...Kızlar yataktan bağırıyor kahvaltıya ne var diye...Zuz çay suyunu koydu...gün başladı yani.

ha bi de, bazıları ilk karnelerini alır, bazıları da ilk karnelerini verir...

Gamsegamse ilk karnesini verdi...ilk karnesini aldığı gün daha dün gibiyken...

düzenleme:Gamsegamse, Naziş , ben ve Zuz dötlüsü mutfağa girip şahane bir kahvaltı hazırladık kendimize...Kahvaltımızı ederken Başka Bir Sindrella adlı filmi ziledik. külkedisinin modrenize edilmiş çok güzel bir dans filmiydi...O biter bitmez hemen UP' a bağlandık:)) Çoktandır izlemek istediğim bir animasyon filmiydi... 2009 yılında müzik ve animasyon dalında iki dalda Oscar almış... Zero ve Sufi şiddetle önermişlerdi. Film gerçekten çok güzeldi ve çok ilginçtir ki,; dün Peren ve Zeya ile dolaşırken ne kadar güzel değil mi? diye onlara gösterdiğim çeşitli cinsteki köpeklerin poker masasında gösteren biblonun esin kaynağı bu filmmiş. Biblo bu filmden bir kareyi canlandırıyordu....Hayat bu kadar tesadüflerle dolu olabilir mi?

Kahvaltıdan sonra Zuz'un sandığını açtık...Bir şeyşer kapmaya çalıştık ama kanının son damlasına kadar korudu... Asıl o anı resimlemeliymişim. Annemin el emekleri göz nurları , O anları yaşadık sanki...

Sandık faslını da bitirdikten sonra Naziş'le biz çıktık, Gamse teyzesiyle kaldı yine... Biz önce Cadde'ye yürüdük, Kadıkö'y'e geçtik... Alkım'a uğradık... Ben o sırada başka bir kitapçının önündeki tezgahta , filmini defalarca izleyip bıkmadığım; PİANO PİANO BACAKSIZ''ın kitabını gördüm ve hemen kaptım ..incecik bir kitap onu bu gece bitireceğim... yeni başladığım Haruki Murakami kitabına bir gecelik ara vereceğim... Alkım'da da çok oyalanmadık. benim geçen gün bir yerde okuyup Barış Bıçakçı daha çok yazmalı hep yazmalı cümlesine takıldığım için bir Barış Bıçakçı kitabı aldım adı... Bizim Büyük Çaresizliğimiz... Alkım'dan çıktığımızda açtık ve üşümüştük birer ıslak hamburger ve çay molası verip , ısındık ve evimize geldik şükürler olsunnn...


.

Şimdi boza zamanı...

28 Ocak 2011 Cuma

hastayım netekim

Zuzuların Annesi Banu"dan gelen yorum üzerine yazmaya karar verdim.
Mide ağrım yüzünden son derece keyifsizim...Kötünü kötüsü bir gece geçirdim.Sabah itibariyle iki haftalık ilaç tedavisine başladım.10 yıldır uyuyan ülserim tam hortlamadan,gerekli önlemler alındı.Dün gayet iyiydi.Görümcelerimle okey oynadım...Akşm eve dönmeden kızlarla Capitol de buluştum...Eve gelince misaifimiz geldi,birlikte Fatmagül izledik...Gece yeni kitabıma başladım...uyudum veee mide ağrımla uyandım...Budur durum.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Ütüye devam

Dünden itibaren başlayalım... Öğle saat 12 gibi eve gelmiştim...Biraz dinlenip vira Bismillah dedim...Kızlar odalarını topşamaya fırsat bulamadan çıkmışlardı... Bu konuda söylenecek bir söz yok... her sabah 0.5.30 da ayağa kalkmak ve günün havasına girmek kolay değil... Neyse ben bi elden geçirdim... Ben olmadığım için herkes akşamo odasında takılarak geçirdiği için salon topluydu...Ütünün fişini çekip evden çıkmıştım biliyorsunuz , o işi tamamladım. Yni gerilmenin bir anlamı yok gezme tozma işine devam)) Akşam yemeği faslına geldi sıra, önce bir zeytinyağlı attırayım dedim... Portakallı kereviz pişirdim... O caktan inmeden bir beş dakika falan önce incecik doğradığım sağlarını ve yapraklarını da ilave ederim yemeğe ama bu kez çok fazla yaprağı ve sapı vardı ve atılamayacak kadar güzel ve tazeydiler...Bizim yemekçiler bunu bir şekilde değerlendirmişlerdir dedim... Googleye mektup yazdım... kerevizin sapı ve yaprağı elimde kaldı napiiim... Çorba yap dedi:) elli çeşit çorbası vardı... Aklıma en yatanını yaptım. Şahane oldu. Naziş bu ne kadar güzel bi çorba dedi hatta ve hatta. Tarifi en sonda vereceğimdir aceleye mahal yok.

Akşam dizi faslı... Mete müdürü döver dedim ama dövmedi... Sonrası kitap okumaca, okurken sızmaca gece mide ağrısıyla uyanıp felaket bir gece geçirmece şeklinde cereyan etti...
Sabah biraz daha devam etti. Neyse ilaç neyin derken kontrole girdi... Cancan gelince hepten gitti... Ciciannesiii ciciannesii diye arkamda gezdi... Cicianneyi ,ciciannesi şeklinde söylemeye çevirdi... Oyun hamurundan ne eserler yaptık. Kendimle iftihat ediyorum. Bir köpek yaptım şahaser... tabaklar , çatallar yaptık, tabağın içine köfteler yapıp koyduk. Oyun bile sonunda yemeğe döndü ya ohi dedim... Sonra penguen dansı izledik, izlerken dans etttik... ve Dedenin kokusunu ve fotoğraf makinesini eline alıp uyudu. Bakın bu bir ritüel... uyku gelince ille benim kocanın kokusunu eline alacak, diğer eline de bozuk fotoğraf malinesi var, onu alacak...illede bizim yatağın üstüne çıkılacak... orada uyunacak...Tam bir saat uyuduktan sonra kalkıp ciciannesiii diye beni anons edecek, ben yanına gidip yatacağım ve iki saat daha uyunacak... sanırsınız kurulu saat bu sıra hiç bozulmaz.

Kar bekliyoruz, kızlar tatil yaklaştıkça sabırsız... Bir sürü program yaptık... Eğer her şey yolunda giderse A palanlar B planları hazır... Hatta kuzen Oya'ya yapacağımız ziyaret için mönü bile verildi...Benim de bir Zeyrek planım var ...

Sarmaşık; dün gece biter sanıyordum bitmedi... Ama araştırmacı kişiliğim devrede... Bu kitap bir roman olabilir ama sanata yolculukda yapabilirsiniz isterseniz...

Türkan'cı lar unutmayın , Türkan bu akşama alındı... Muhteşem Yüzyılın hemen arkasına takın...

ŞİMDİLİK GİTTİM BEN

Kereviz Sapı Çorbası
kaynak:Mutfakta bir anne

Malzemeler:


1 demet kereviz sapı (yaprakları ile birlikte)

3 çorba kaşığı un

6 çorba kaşığı yoğurt

1 adet yumurta

1/2 adet kuru soğan

3 yemek kaşığı zeytinyağı (annemin tarifinde tereyağı)

1 adet havuç

1 adet kırmızı biber ( çuşka)

6 su bardağı sıcak su


Yapılışı:


Kereviz sapı ve yapraklarını çok iyi yıkayıp, kaynar suya sokup çıkarıyoruz. Süzgece alıyoruz. İnce doğruyoruz.


Kuru soğanı çok ince doğruyoruz. Havucu rendeliyoruz. Kırmızı biberi küçük küçük doğruyoruz.


Zeytinyağında soğan, havuç ve kırmızı biberi kavurup sıcak su ve kereviz sapını ekliyoruz.


Çorba kaynamaya başlayınca unu, yoğurdu ve yumurtayı çırparak hazırladığımız terbiyeyi çorba suyu ile alıştırarak ekliyoruz.


Un pişene kadar bir süre daha kaynatıyoruz.


Afiyet olsun

25 Ocak 2011 Salı

Tam ütü masasını açmış, Newyork Newyork 'da Liza Minelli şarkıları ve dansları eşliğinde gömlekleri ütülemeye başlamıştım ki telefonum çaldı...günün rotası kaydı...Berfu; seni almaya geliyorum, Zuz'a gidelim dedi... Hiç itiraz etmdim,ütünün fişini çektim, Liza'ya başka zaman dedim... Dolaptaki , tavuk suyunun içine bulguru saldım, dün akşamdan kalan kızarmış köftelere salçalı su yapıp salçalı köfte kılığına soktum...Koca kişisini arayıp by by baby...akşam geç kalmam ama yemek hazır dedim:))Berfu geldi...Zuz'a gittik... fırından gelen şahane yemek kokuları içinde eve girdik... Birimiz masayı hazırladı, birimiz salatayı yaptı derken şahane bir öğlemsi ilkindi yemeği yedik... Yemeğimizi yerken Michael Jackson'un ölümünden biraz önce çekilen belgeseli izledik...Bulursanız mutlaka ama mutlaka izleyin şahane...Adı; This is it
O sırada durup dururken bir akşam organizasyonu çıktı karşımıza ve akşam eve dönemedim:)) Zuz , ebrucuk ve ben Zeya'ya da toplandık...Zeya bize ayak üstü şahane soslu bir makarna yaptı... Ne kadar ne kadar çok derken makarnayı bitirdik...Sohbet sohbet , bi sürü yeni plan derken baktık ki saat gecenin biri olmuş... Hadi dağılalım dedik...

Eve gelince Zuz'la oturduk, saat dörde kadar yemekteyiz programı izledik...Gözlğümü yanıma almadığım için kitap okuyamadım...

Şimdi Zuz hanım halen uyumakta ben de Berfu2nun beni alıp eve bırakmasını beklemekte , yeşil çayımı içmekte ve sizlerle yarenlik etmekteyim nası ama...