Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

9 Aralık 2010 Perşembe

Bir film ve aynı kitaba devam

Bu gün sabah kahvesinin yanında çok keyifli bir film izledim... Şen şakrak bir romantik komedi... Baş rollerden birinde Britney John's un Günlüğündeki; hepimizin tarafını tuutuğu Mark var:)) Çok keyifli bir film olduğu kadar güzel manzaralarda var...Yani benim tavsiye edebileceğim filmler arasında...Film...Esay Virtue... Türkçe adıyla Evlilik Sınavı.. Film 1920 ler Amerika'sında geçiyor... Okuduğum kitap Keyif Evi ise 1890 lar Amerika'sında... bu yakın tarihli kitap ve film sanki birbirini tamamladı... Kitabımdan çok keyif alıyorum. Çok eskilere o klasik romanlara okuduğumuz yıllara götürüyor beni... Jane Austen... Balzac...Emily Bronte... Emil Zola' lı günlere


1920'ler Amerika'sının eğlenceli ve kışkırtıcı havasını yansıtan filmin ana karakterleri, seksi Amerikalı Larita, varlıklı bir İngiliz aristokrat ailesinin vârisi John ve onun aşırı gelenekçi annesi Veronica'dır. John, yeni eşi Larita'yı İngiltere'deki aile evine getirir. Ama Veronica'nın, yeni gelini görür görmez tüyleri diken diken olur. Larita ne kadar çaba gösterse boştur. Evliliğini kurtarmak isteyen Larita ile konumunu, itibarını ve iktidarını korumak isteyen Veronica arasında çıkacak çatışmada zekâlar yarışacaktır


Bu gün Cancan'la programımız var...Akşam konuştuk iki iki dedi, hala gelmesine iki gün var sanıyordu:)) yok dedim iki gün geçti, yarın geliyorsun ... ne yemek istersin dedim-pilav dedi.

Pazartesinden beri evdeyim... diz dinlendirmece programı uyguluyoruz:) ben onu dinlendirmezssem o zaten beni iyi bir dinlenmeye çekecek zaten...

Gün içinde belki yeni düzenlemelerle gelebilirim ama şimdilik arivederci.


8 Aralık 2010 Çarşamba

Balıklı yazı

Bu sabah geç kalktım, Kızların gidişini bile zor duydum. Bu arada bana bir şeyler sormuş ben cevaplamış bile olabilirim.Gamse küçükken bir metod bulmuştu... İzin vermeyeceğimi düşündüğü şeylerin iznini ben telefonda konuşurken beni önce boğuntuya getirir sonra izni araya sıkıştırırdı... Yaşasın Annem izin verdi diye bağırırken ben ancak farkına varırdım... ne niye neye izin verdim diye peşine düşerdim...

Dün akşam Öyle Bir Geçer Zaman ki' yi izledik ailecek...bu diziden de parlak yıldızlar çıkacağından eminim... mesela Mete bundan sonra yürü gider... Berrin de öyle... Dizilerde bir şey dikkatimi çeker, her baş rol oyuncunun mutlaka bir balıkçı arkadaşı vardır. Ne zaman kafaları bulansa hemen ona koşarlar... O da zaten doğuştan filozoftur hep ikram edeceği bir kadeh rakısı , mangalda balığı hazırdır... Bknz Öyle Bir Geçer Zaman ki... Bitmeyen Şarkıda ki ; Kara gibi...Bir İstanbul Masalındaki Selim'in balıkçı arkadaşı gibi... yani ben olmayanına rastlamadım...ille de baş rol oyuncuyu bir balıkçıya yamayacaklar arkadaş.Balıkçıları bilirim çıktıkları denizler kadar bonkör ve engin gönüllüdürler ama bakalım bu yamanma işinden hoşlanıyorlar mı))









Ya balıkçılık
bonkörlük dedim de aklıma geldi...
Bi tarih Ordu'dayız... Teyzemlerde kalıyoruz... Onların evinin aşağısıda balıkçı barınağı, yan tarafı doğal plaj... denizede oradan giriyoruz zaten... neyse Kocama dedim ki- yarın seni sabahtan erken kaldıracağım ama öle böle erken değil, bildiği erken. Sabah beş buçuk altı gibi kaldırdım O'nu aşağı sahile indik merdivenlerden... Bu arkamdan hem geliyor hemde nereye nereye diyor... O saatte balıkçılar ağlarını çekerler denizden... Bizimki mest oldu manzarayı görünce ... balıklar ağlarda hop hop hopluyor... Balıkçılar hep bir ağızdan maşallah çeke çekek ağlara asılıyorlar... Neyse izledik tam ayrılırken bizi çağırıp bir torba balık verdiler... Kocam para teklif edince de ters ters baktılar:)Resimde gördüğünüz koy tamda orasıdır, teyzemlerin evininde kiremitleri görünür...Onlarında yazdan yaza gittikleri bir ev... Hani hastalığından bahsediyorum ya sık sık O' Enişteme ait bir ev... Ordu'nun hemen girişindedir burası... Şehirler arası otobüsler buradan geçerler... Eniştemle , Teyzem mayıs ayında gidip evi açarlardı... Bizim Ordu'ya geleceğimizi öğrenen eniştem yola çıkar bekler otobüsü durdururdu... burada inin diye... Bir keresinde ben inmemiştim , dayımlar bekliyor, köye kahvaltıya gideceğiz demiştim de bana küsmüştü hatta...İnseymişim keşke.

Yeliz kaç gündür balık yaza yaza canımı balık istetti zaten...En son kocası balığa çıkmıştı:))

Dizi dedik balık dedik yeter bu kadar dedik ve gittik...

7 Aralık 2010 Salı

uyuşuk salı

Allahım nazarlardan saklasın iki gündür evdeyim, bir ara bir atak yapayım hiç olmazssa koru yollarını arşınlayayım dedim ama vaz geçtim...

Kızlara geldiklerinde sürpriz olsun diye bir tepsi patatesli bir tepside kıymalı rulolar yaptım... Sonra çayımı demledim Deryalı Günler , yemekteyiz falan izledim... Bir ev kadının yapması gereken tüm işleri yaptım ve kendimi takdir ettim...

Sabah bir film izlemek istedim daha filmin başında ortalık kan gölüne dönünce kapattım... Naziş Will Smith -yedi Yaşam diye bir film getirmiş bakıştık durduk sonra onuda izlemedim.. Böyle bir kaç filmim var bakıştığımız...

Kitapda hala Keyif Evindeyim ne var canım keyfini çıkara çıkara okuyorumdur belki ama doğrusu uykum geliyor bu sıralarda... Gördüğüm rüyalar ise bir acaip , geçen gece garip sesler çıkara çıkara bağırmışım, Kocam zor sakinleştirmiş tek hatırladığım 155 i aramaya ö çalışıyordum, bir de bir hassasiyet konusu...

Ben çayın altını yakmış unutmuşum :)) gideyim

6 Aralık 2010 Pazartesi

Bu gün yemek çamaşır ütü günü ilan edildi, günün tek keyfi sabah çay ve tost eşliğinde film izlemek oldu... Film de zaten çay ve tost ile giderdi ancak... Eğlenceli, saçma , romantik gibi falan filan işte... illede izleyin demem ama izlerseniz de bir şey demem...Film When in Roma ... Türkçe adıyla Aşk Çeşmesi...
Bunun dışında bir şey yok... ARTIK AKŞAMA BAKACAĞIZ:)

not: 2011''e nostaljik bir giriş yapmak isterseniz Leylak Dalı'nın düzenlediği Yeni Yıl Kartı organizasyonuna katılabilirsiniz... yandaki logoya bir tık...

5 Aralık 2010 Pazar

Lale bak kış geldi

Hafta Sonu tüm hızıyla geçti gitti...Ve dün gece biz uyurken kış geldi İstanbul'a
Cumartesi akşamı Cancanlarda yemeğe davetleydik... Cancan bizi çok güzel ağırladı:)) En güzeli biz kapıyı çaldığımızda Cicianneee diye çığlıklar ata ata kapıyı açmasıydı... O bağırır, Ayran havlar, bir çığlık bir havlama gürültü kıyamet içeriye girdik...

Cancan , kardeşi olacak ya o yüzden artık her işini kendi yapıyor:=)

Cumartesi gecesi geç saatte eve döndük, kendimi o kadar yorgun hissetim ki hiç kitap falan okuyamadan sızmışım... Gecenin bir yarısı Murat Bardakçı elindeki padişah mührünü aynaya tutup gösteriyordu tek hatırladığım...

Sabah zil sesiyle uyandım, kapıyı açtım ki; karşımda Naziş var, direksiyon sınavına gitmiş, sınava girmiş de dönmüş bile...Sınavı da geçmiş... Biz uyurken kış da gelmiş...

Ben yine koşa koşa yatağıma geri döndüm... Herkes uyutyordu , Naziş de hemen yatağa girdi zaten... Kocama dedim ki, bu gün yataktan çıkmayacağım kahvaltıdan sonra tekrar yatağa giricem, akşama kadar kitap okuyacağım tv izleyeceğim...

Kahvaltıdan sonra bu öğlen bir gibi falan oluyor, Kocam dışarı çıkarken vah vah üzüldüm size bu gün evdesiniz demek dedi... Evet öyleyiz dedik hep bir ağızdan... Salon filmlerine baktık Digitürkün hiç bir şey yok, diğer kanallara baktık, evdeki filmlere baktık canımız hiç birini istemedi bu arada saat de üçe yaklaştı derken hadi sinemaya gidelim dedik... Av mevsimi vizyona girdi... hemen biletlerimizi internetten aldık evden çıkıverdik... Gamse ile Ben... Naziş Neslihanla buluşucağım dedi ve bizim evde nüfus yoğunluğu yine sıfıra düştü... Gamse ile önce bir yemek yedik mağazaları dolaştık , sonrada çaylarımızı alıp filme girdik... Filmi çok beğendim doğruya doğru... Üstünde çok konuşulmadanda gidip gördüğüme çok memnun oldum... Bir arkadaşlarına veda sahnesi var Cem Yılmaz'ın bir Karadeniz türküsü söylediği, o kadar olur...

Şener Şen ve Çetin Tekindor hakkında söz söylemek ne haddime zaten...


Yanımdaki çocuk fazla kıpırdak, önümüzdeki çift fazla öpüşgen olmasaydı çok daha iyi olabilirdi bi de...

Capitol yılbaşı elbiselerini giymişti...

Akşam yemeğinde toplaştık ve Çok Güzel Hareketleri izledik... şimdi okuma vakti... Keyif Evine devam...

3 Aralık 2010 Cuma

Saçlarını dağıtırsııın rüzgarlarla yarışırsııın



Bu başlıktaki tarif bu günkü Ben oluyorum... Bu günkü program kardeş kardeşti... Günler öncesinden yapılmıştı...Kahvaltı sonrası çıktım... Çıktım ama çıkmadan önce kabak tatlısı pişirdim hey gidii...Hava derseniz limonata gibi...miss gibi...Üsküdara indik tık tık Motora bindim... bir hafif rüzgar var saçlarımı uçuşturuyor güneş tepede pırıl pırıl, çiçekçiler böcekçiler... renk renk kedi oyuncaklarını havalara fırlatıp tutan satıcılar...cızır cızır köfte kokuları hele o sucukçu^nun yaydığı koku, bi yanım deniz işte böyle bir güzergahtan yürüyüp, Kabataş oluyo burası:) Finükülere revan oldum...Bu ara İstanbul'u Koreliler bastı, Erenköy pazarında bile fırsat vermediler bana ... sahi ben perşembe günü Erenköy pazarındaydım da...Neyse uzatmayayım... Taksim -tramvay durağına vardığımda ; Zuz , kısa kollu t-Shirtlü, gözünde güneş gözlüğü oturmuş, atmış bacak bacak üstüne beni bekliyor... sanırsınız temmuz ayındayız... Benim üstümde kalın sayılmaz ama , ince bir pardesüm var... beni görür görmez ne o üstündeki çıkarsana diye bağırdı:)

Buluşma sonrası ilk iş aile fularcımıza gittik... Bu sözüm boşa değil, Ankarada oturan dayım bile buradan alır şapkasını beresini... Sonra kardeş kardeş alış veriş yaptık... Teyzemin yolunu tuttuk... Kuzen tayfasıda oradaydı... Teyzem'de yeğenleri için bir güzel masa hazırlamıştı daha doğrusu hazırlatmıştı... Gürcü yardımcıları Sira, enfes şeyler yapıyor yedik içtik bol bol
konuştuk... Teyzem bize 'hatıralarım' diyor, bu sözü beni bi acaip yapıyor her seferinde...

Akşam Zuz Taksim' de daha doğrusu Tüneldeki programı için o tarafa ben İtalyan yokuşundan aşağı Tophaneye doru yol aldım... İtalyan Yokuşundan aşağı inince , tam Tophane'ye açılan cadde üzerinde Züccaciye firmalarının showroomları vardır... Ben her seferinde vitrinlere yapışırım... bir kalem mal bile vermezler parakende... Bu dükkanlardan birinin vitrininde tombik mayolu bir kadın figürü var diye size daha önce sözünü etmiştim hatta... Gamse her görmede - Ane sen sen der hehehehhe...Bu kez açtım kapılarını dedim ki- ürünlerinizi parakende nerede bulabilirim saydı işte D&R, YKM falan filan... oralarda yok dedim... Şimdi hiç bir yerde yok ama üç hafta sonra uğrayın size söz ben size vericem dedi:)))

Bir de Erenköy Pazarı maceram var... Viskoncu İbo ile ilgili... Eşofmanları hoşuma gitti bakıyorum... bana diyor ki, bak abla bu şimdi şöle giy, altına spor ayakkabı giydin mi oldun sportif, şimdi de şöle giy, altına klasik ayakkabı giy oldun şık, nası ama... bak pazara geldin mi burası Migrosun arka sokağı , bulamadın sor ... Viskoncu İbo de... ben de bu çene var ya , bi 12 yıldır buradayım herkes tanır... Biz ayrıldık oradan ağzımızda Viskoncu İbo şağı Viskoncu İbo yukarı eve gelene kadar... eşofmanı da sattı bana ha , hemde pazarın en pahalı eşofmanını:)))



Sonunda Elif Şafak- Firarperest eve giriş yaptı Gamsegamse kanalıyla... Kendi öğrencileri içinde - Sor Bakalım Nasıl Çalışır - Profosör aklı çabuk Dr abuk subuk adlı eğlenirken öğreten bir kitap almış... İşte o kitabı seçerkende Annesi için de Firarperesti alıvermişş...

Bu akşamlık da bu kadar... Kızlar firari... Ben kitap okuyacağım Koca Maçda...Hadi size iyi akşamlar olsunnn... keyifli olsun...

not nazarlık ağrıyan dizim için konulmuştur... iki gündür iyide, maşşallahhh diyorum kendi kendime....

Üff ya tam kapatıyordum , anlatmadığım bi sürü şey geldi aklıma... motorda iki kadın oturdu karşıma, ikisi de oturur oturmaz kitaplarını açtılar... Birinin kitabını göremedim , diğeri Göklere Anlat diye kalınca bir kitap okuyordu ve yarılamıştı kitabı... Orhan Pamuk çok haklı , Türkiyede ki okuyucu profili kadın derken. Sonra motordan indim otobüs kuyruğunda bekleyen kız akşam karanlığında arabaların , sokak lambalarının , vitrinlerin ışıklarının aydınlattığı o ortamda evindeymişcesine rahat rahat kitabını okuyordu... Geçen hafta Naziş'le akşam kaçamağı yapmıştık hani Kadıköy'e ... Alkım Kitabevine doğru yürüyoruz,, karşımızdan bir genç kız geliyor, kitap okuyarak yürüye yürüye... Nasıl ya demişiz ikimizde... Nazlı dedi ki- bu kadar bırakılamayacak, sokakda yürürken bile okumaya çalışılacak kitap ne olabilir ki , aynen dedim valla aynen senin gibi düşünüyorum... Kamera şakası gibiydi...

Eve gelince hemen Göklere Anlat nasıl bir kitap diye baktım , şöyle bir tanıtım yazısı vardı...


Erica James'in duyarlı öyküsü, otların üzerindeki çiğin parlak tazeliği gibi... Baştan sona keyifle okunuyor.

-Sunday Express-

Komik, üzüntülü ve sinirlendiren ama elinizden bırakmadan okuyacağınız mükemmel bir başyapıt.
-Woman's Realm-

Okuyucular, duygusal ve iğneleyici bir üslubun karışımı olan bu enfes romana bayılacaklar. -Daily Mail-

Skandal, öfke, suçlamalar ve öç, hepsi Erica James'in bu sürükleyici romanında bir araya gelmiş. -Stirling Observer-

Çocukluğunda Lydia ve kız kardeşi, daha önce hiç tanımadıkları büyükannesiyle büyükbabasının yanına gönderilir. Bu, onlar için acımasız ve sevgisiz yeni bir dünyadır. Yaşadıkları Lydia'yı büyümeye zorlar. Lydia sırları saklamayı ve kimseye güvenmemeyi öğrenir. Suçluluk duygusu ve ıstırapla yaşamına devam eder.

Bir yetişkin olduğundaysa, güzel Venedik şehri Lydia'ya huzur, başarı ve hatta aşk sunar. Fakat bir yabancının yüzü onun, son yirmi sekiz yıldır kaçtığı geçmişine yolculuk yapmasına neden olu

Tamam bitti gidiyorum zaten Leylak Dalıcımın tarifiyle aynen koridor yolluğu gibi bir yazı oldu...

Kuzguncuk Gecesi






Çarşamba akşamı Zuz , Zeya ve Ben bir Kuzguncuk akşamı yaptık...Önce Hayat Kahvesinde oturduk, yemeğimizi yedik , sohbetimizi ettik... ilerleyen saatlerde de çay ve mozaik pasta ile şahane bir final yaptık... Zuz, dehşetle mozaik pastaya bakarken biz ne güzel diye diye yedik. Ben lisedeyken mozaik pasta yapmayı yeni öğrenmiştim sürekli yapardım, dolaptan hiç eksik olmazdı... Yağlı kağıtlara sarar sarar buzluğa atardım... Zuz Hanım , ben o kadar çok yaptığım için nefret etmiş, bakamıyomuş bile bak bak:)) Etli yaprak sarma ve iç pilavıda çok yapıyorum onlardan niye nefret etmiyosun he:)) Neyse ben konuyu sulandırmayayım. Saat 10.30 gibi falandı oradan çıktık, özellikle saati söylüyorum... Düşünün 1 Aralık gecesi , dışarısı nasıl ılık , üstümüzde hafif bire ceket veya mont... Hadi deniz kıyısına yürüyelim dedik...
oturup yemeğimi yediğim divanı görüyorsunuz değil mi, aynı ev gibi..




Bu bir eczane vitrini:)

Eski kitaplar ve dergiler satan kitapçı...


Ve kocamla benim mekanımıza geldik... Şu Süper Babadaki Fiko^nun arkadaşlarıyla ourduğu yer, meşhur İsmet Baba lokantasının yanı burası... isterseniz oradan çay kahve servisi yapılıyor hemen deniz kıyısına, şipşak bir sehpa açıyorlar önünüze hemen..
Kedi sanki dünyanın en doğal işini yapıyormuşcasına çıktı Zuz'un kucağına oturuverdi...
.
Köprü tüm haşmetiyle renkten renge girip bize eşlik etti ben en çok mor renge büründüğü zaman seviyorum...
1 Aralık 2010 da kayıtlara böyle geçsin...

Bunları dün akşam denedik... Nazlı markette görünce çok komiğine gitmiş ama tatlarını beğendik... özellikle kurabiyeli olan..Madem yaşamdan yazıyoruz alın size yaşamdan yeni bir tat...

Bu günkü program Zuz ile kardiş kardiş Taksim...