Her zamanki gibi erken kalkmadım, kalkamadım... hala da uykum var... o zaman niye yatmadım dimi... bilmem...öle işte...sanırım sıcak bir gün olacak... henüz klimalı tarafa taşınmadım... geceleri uyuyabiliyorum... ama bizi çetin bir yaz bekliyormuş... yaz gelse yaz gelse diyenler düşünsün... hiç demedim valla... bana lazım olan iki hafta:)))... tatilimi yapar , denizime girerim tamam.
Dün bütün gün evdeydim. Akşam Zuz'la Natilius da buluşacaktık sonra rotayı Capitol'e çevirdik. Çünkü Capitolün yıldızı parladı heheh yani daha çok mağaza var... Bana doğum günü hediyesi seçmeye gittik... Ayakkabıdan yana kullandım tercihimi ve Capitol'de ne kadar ayakkabı mağazası varsa girdik çıktık , ne kadar ayakkabı varsa giydim çıkardım... iki ay önceki ayağımın çukura girme hadisesini hatırlıyormusunuz bilmem işte o gün bu gün ayağım problemli, hala ağrıyor diğerini de zaten bişzzat kendim Beyoğlunda yürürkene kırmıştım:))) işte iki ayağımı da haklamış biri olarak, dün akşam ayakkabı seçerken zorlandım... neyse sonuçda Zuz'un arkadaşı Kenan bana- bak Abla bu nasıl dedi ve ayakkabı ayağıma cuk oturdu, bileğimi kavradı, ağrıyan yerimi sardı ... ben de hah bu oldu dedim ve onlar da derin nefes aldı... Kenan ve Zuz benim seçememe durumumdan dolayı spora gidemediler ben de üstüne üstlük onları orada bırakıp koşa koşa eve izleyeceğim filme yetiştim :))
Aslında bu gün okey grubumla buluşacaktım ama okeycilerden birinin eşi ameliyat olunca iptal oldu...
Kızlar tatile girmeden evdeki yazlık işler bitsin istiyorum ama bitsin demekle olmuyor icraat gerekli dimi... hani nerde o icraat.
bi de şu an şunu dinliyorum. Nasıl da iyi geliyor ruha... sanki yaraları iyileştirir gibi
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
16 Haziran 2010 Çarşamba
15 Haziran 2010 Salı
Sabah sabah mırıl mırıl
Yazmadığım sırada yeni bir yaş daha aldım... Dünya sahnesinde bir yaş daha devirdim. Kadıköy gecesinde küçük bir kutlama yapmıştık. Pazar günü de Cancan, Berfu ve Zuz'un katılımıyla bir kutlama daha yapık.Önce dışarı çıkalım dedik ama herkes gündüzün sıcağının tokatını yemiş , bitkindi... e bir akşam öncesi dışardaydık zaten Ben de rotayı eve çevirdim... Hemen dondurucudaki tavuğu ocağa, pirinci sıcak suya koydum. Hemencecik ciğeride kavurdum şöleee fıstıklı üzümlü bir iç pilav yaptım. Yanına tavuğu yeniden fırınladım, dondurucudan haşlanmış fasulyeyi çıkarıp bi de piyaz yaptım. E dolapta karnıyarık da vardı... Pastamızı da Cancan getirdi, oldu size doom günü yemeğiii. Birden bire planlanınca çok hazırlık da gerekmedi ...Gelenlere dışarı çıkmıyoruz, evdeyiz deyince valla daha çok sevindiler... güzel oldu... Yalnız resimler bol frikikli olunca sayfaya konma yasağı geldi heheheh.Yaşımı sorarsanız... Bir bar taburesi üstünde , hissettiğim yaştayım... Umarım şarkısından bir tornistan yaptığım için Teoman küsmez:)))
Kitap da Zemberek Kuşuna devam... artık sona geliyor ve sonu yaklaştıkça ilginçleşiyor...Murakami inanılmaz olayları o kadar basitmişcesine anlatıp, bir de üstüne üstlük inandırıcı kılıyor ki... insanlar kafa dinlemek için kuyu diplarine iniyor, durup duruken gökten garip nesneler yağıyor... ama okurken bunlar size hiç garip gelmiyor... Bir röportajında hiç kurgu yapmadığını her gün oturup aklına geldiği gibi yazdığını söylemiş.Bir sayfa sonrasında ne yazacağını kendi de bilmiyor. Bir maratoncu O aynı zamanda , o yüzden koşar gibi yazıyor... Kitaptaki isimler Japon olmasa... bir Japon yazarın kitabını okuduğunuz anlamanız olası değil. Bir Murakami kitabı okumamak ne büyük bir kayıp bir okur için. Ben beni Murakami ile tanıştıran Zero'ya bin teşekkür borçluyum. Bu yıl tam üç kitabını okudum, sıradaki kitabı ''Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında'' henüz almadım... ama alınacaklar listesinin başında...

Malum dünya kupası maçları başladı, bizim ev de vuvuzela dan nasibini bolca alıyor. Güney Afrikalılar coşkunun içine bu arı gibi vızlayan vuvuzela ile ettiler derken, dün akşam Naziş elinde vuvuzela ile geldi, cola içmişler arkadaşlarıyla, sponsoru ya dünya kupasının...promosyonları var... çekilşte de çıka çıka ona bu vızlayan şey çıkmış. Şimdi ilk iş Cancan gelip de onu görmeden yok etmek.
Bu sabah izleyeceğim filmi henüz seçmedim. Yanımda ''erkekler ne söyler kadınlar ne anlar '' adlı film var... Ben Afleck ve Jennifer Ariston'un... Zuz beğendiğini söylemişti. Bir aydır izlemeden duruyor belki onu izlerim... Ama önce bir kahve yapmalıyım...
düzenleme: Seçilen film Aşkın Son Mevsimi ; Jay Parini’nin romanından uyarlanan filmde, Tolstoy ile 48 yıllık karısı Sofya arasındaki karmaşık aşkın son yılındaki hikâyesine tanık oluyoruz. Helen Mirren filmdeki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilmiş.
Kitap da Zemberek Kuşuna devam... artık sona geliyor ve sonu yaklaştıkça ilginçleşiyor...Murakami inanılmaz olayları o kadar basitmişcesine anlatıp, bir de üstüne üstlük inandırıcı kılıyor ki... insanlar kafa dinlemek için kuyu diplarine iniyor, durup duruken gökten garip nesneler yağıyor... ama okurken bunlar size hiç garip gelmiyor... Bir röportajında hiç kurgu yapmadığını her gün oturup aklına geldiği gibi yazdığını söylemiş.Bir sayfa sonrasında ne yazacağını kendi de bilmiyor. Bir maratoncu O aynı zamanda , o yüzden koşar gibi yazıyor... Kitaptaki isimler Japon olmasa... bir Japon yazarın kitabını okuduğunuz anlamanız olası değil. Bir Murakami kitabı okumamak ne büyük bir kayıp bir okur için. Ben beni Murakami ile tanıştıran Zero'ya bin teşekkür borçluyum. Bu yıl tam üç kitabını okudum, sıradaki kitabı ''Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında'' henüz almadım... ama alınacaklar listesinin başında...

Malum dünya kupası maçları başladı, bizim ev de vuvuzela dan nasibini bolca alıyor. Güney Afrikalılar coşkunun içine bu arı gibi vızlayan vuvuzela ile ettiler derken, dün akşam Naziş elinde vuvuzela ile geldi, cola içmişler arkadaşlarıyla, sponsoru ya dünya kupasının...promosyonları var... çekilşte de çıka çıka ona bu vızlayan şey çıkmış. Şimdi ilk iş Cancan gelip de onu görmeden yok etmek.
Bu sabah izleyeceğim filmi henüz seçmedim. Yanımda ''erkekler ne söyler kadınlar ne anlar '' adlı film var... Ben Afleck ve Jennifer Ariston'un... Zuz beğendiğini söylemişti. Bir aydır izlemeden duruyor belki onu izlerim... Ama önce bir kahve yapmalıyım...

düzenleme: Seçilen film Aşkın Son Mevsimi ; Jay Parini’nin romanından uyarlanan filmde, Tolstoy ile 48 yıllık karısı Sofya arasındaki karmaşık aşkın son yılındaki hikâyesine tanık oluyoruz. Helen Mirren filmdeki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilmiş.
13 Haziran 2010 Pazar
KADIKÖY
Bu akşamı ailece Kadıköy gecesi ilan ettik. Önce Alkım'da kitap seçmece, içeri girer girmez dördümüz başka yerlere dağıldık. Herkes kendi tarzı kitabın peşine düştü, kasada buluştuk sonra:))) Kitaplarımızı alıp Kahve Dünyasına oturup biraz aldıklarımızı inceledik. Sonra Hümeyra'nın yolunu tuttuk. Akşamın büyük kısmı orada geçti. Akşamı Mercan'da sonlandırıp evimizin yolunu tuttuk. Çok güzel bir kitap aldım yine... Yılmaz Karakoyunlu'nun '' Serçe Kuşun Sonbaharı'' nı aldım. Okumaya başlayınca kitap hakkında konuşuruz...
11 Haziran 2010 Cuma
Giderim , gitmem derken gidiyorum... Naziş aradı - Anne , akşama programın var- Gamsegamse geldi- üstümü değişeyim hemen , çıkıyorum- Koca da ortalarda yok , arkadaş muhabbetinde eeee ben ne duruyorum yav dedim... Karnıyarığı pişirmişim yanına da bir pilav çektim eh karnı acıkan yesin... Üstüne de su içsin. Ben soluğu Teyzem de alıcam şimdi... Kuzenlerde gelecek... Akşam Beyoğlu muhabbeti... sabah birlikte kahvaltı... Geç saatlere kadar otururuz... Tüm Ordu'dakileri arayıp kıskandırırız... Teyzemle birlikte mutfağa girip - Anne yemekleri pişiririz. Ben Gülden'le kesin iki posta takışırım:)) Çünkü O'bana yine bi şeyi yüz kere sorar. Fato , durmadan çay demler, Halil zile basar börek yaptınız mı? der. Teyzemle Annemden konuşup bi posta ağlaşırız... ama çokça da güleriz.
Bu resim , Eniştem hastalanmadan bir ya da iki ay önce çekilmiş. Onların aşkı İlkokulda başlamış. Aynı sınıftalarmış. Eniştem ben Ayşe ile evlenicem dermiş ta o zamanlar... Her ilk tanıştığı insana hemen bunu anlatırdı, Teyzem de çok kızardı. Birlikte diş ddoktoruna gitmişler. Dr Teyzemin dişiyle meşgulken , Eniştem bir taraftan da aşk hikayelerini anlatırmış. Teyzem bir geldi, sinir küpü, ay utandım, doktora ne, ne münasebetsiz bu adam diye söyleniyordu.
Neyse işte şimdilik gidiyorum ben... kendinize iyi bakın, iyi bir hafta sonu olsun...
Bu resim , Eniştem hastalanmadan bir ya da iki ay önce çekilmiş. Onların aşkı İlkokulda başlamış. Aynı sınıftalarmış. Eniştem ben Ayşe ile evlenicem dermiş ta o zamanlar... Her ilk tanıştığı insana hemen bunu anlatırdı, Teyzem de çok kızardı. Birlikte diş ddoktoruna gitmişler. Dr Teyzemin dişiyle meşgulken , Eniştem bir taraftan da aşk hikayelerini anlatırmış. Teyzem bir geldi, sinir küpü, ay utandım, doktora ne, ne münasebetsiz bu adam diye söyleniyordu.Neyse işte şimdilik gidiyorum ben... kendinize iyi bakın, iyi bir hafta sonu olsun...
10 Haziran 2010 Perşembe
Cuma yazısı
Dün güne yeşil çay ve Kasabanın Yenisi adlı film ile başladım. Bridget Jones filmlerinden tanıdığımız Renée Zellweger'in bir filmi... Algıda seçicilik var ya, bu da bir başarı hikayesi. Üstü açık arabalara, şık kıyafetlere, yüksek topuklara alışık kariyer sahibi kızımız, Amerikanın tee öbür ucunda , karlar içindeki bir kasabada ki batmakta olan fabrikayı kurtarmaya gitti. Gitmişken hem fabrikayı kurtardı hem de kasabanın en yakışıklısını kaptı... Önce ondan nefret eden kasabalı onu çok sevdi falan... Kötümüydü, valla değildi.Ama çok bilindikti...
Sonrası Cannn Cannn Cancan...Bizi ısırdığı yetmiyomuş gibi sokak da , scooter kavgası yaptığı iki arkadaşını da ısırdı... Nasıl da kaşla göz arasında yaptı anlamadık o kadar insan...Hele o ne olduğunu anlamadan saf saf kollarına bakan çocuklar... Anneler eve losolin almaya koştu, ben mahcup:( Bi balkondan kayraa kayraaa diye çağırması yok mu, hem çağır hem ısır çocuğu... Hiç istifini bozmadan oynadı oynadı...sonra baktım evin yolunu tutmuş, merdivenlerden çıkıyo...Eve gelince de çuuuba dedi... yani çorba. O öyle, var mı yok mu demez, küpte der, pile-pilav- der, çuubaa der... senin vazifen onları vaktinden önce tedarik etmendir))))
Akşam Malum Aşk-ı Memnu izledik tek atraksiyon Ednan 'ın Bihter ve Behlül'ü taş evden aramasıydı... En atmasyon olaysa, Beşir'in çektiği görüntüleri taş vede çekmiş olmasıydı. Nası ya, Beşir atladı Riva'ya gitti, Evi de biliyodu zaten:))) kapıyı açtı, onlar yataktayken görüntüleri çekti. Bi kerem o görüntüleri, köşkün bahçesindeki serada çekmişti:))). Aşk-ı Memnu'nun son bölümü canlı çekilecekmiş, eğer Bihter'i intihar ederken canlı canlı izlemek isterseniz biletler 500 TL anacım... haber vermedi demeyin. Ama ben şahsen pijamalarımı giyip, ayaklarımı sehpaya uzatıp, elime de dondurmamı alıp öyle izlemek isterim...
Bu gün kü programım akşama doğru başlayıp, yarın akşama kadar sürecek uzun bir program... Kuzenlerle Beyoğlu buluşması. Gülden'le iki saat cebelleştik telefonda... gel şeöyle doya doya oturalım diye akşamdan askıntı oldu yüz kez yok dedim ama sürpriz yapıp gidicem... Aslında cumartesi programı başkaydı ama o önümüzdeki hafta kaldı...
Böyle işte... bu gün dondurucuya biraz nevale stoklamalı , bu hafta sonu pazartesiye kadar hepimiz yoğunuz... girip çıkıp yemek için, acıktıkça atıştırmak için atıştırmalıklar yapmalı...
Sonrası Cannn Cannn Cancan...Bizi ısırdığı yetmiyomuş gibi sokak da , scooter kavgası yaptığı iki arkadaşını da ısırdı... Nasıl da kaşla göz arasında yaptı anlamadık o kadar insan...Hele o ne olduğunu anlamadan saf saf kollarına bakan çocuklar... Anneler eve losolin almaya koştu, ben mahcup:( Bi balkondan kayraa kayraaa diye çağırması yok mu, hem çağır hem ısır çocuğu... Hiç istifini bozmadan oynadı oynadı...sonra baktım evin yolunu tutmuş, merdivenlerden çıkıyo...Eve gelince de çuuuba dedi... yani çorba. O öyle, var mı yok mu demez, küpte der, pile-pilav- der, çuubaa der... senin vazifen onları vaktinden önce tedarik etmendir))))
Akşam Malum Aşk-ı Memnu izledik tek atraksiyon Ednan 'ın Bihter ve Behlül'ü taş evden aramasıydı... En atmasyon olaysa, Beşir'in çektiği görüntüleri taş vede çekmiş olmasıydı. Nası ya, Beşir atladı Riva'ya gitti, Evi de biliyodu zaten:))) kapıyı açtı, onlar yataktayken görüntüleri çekti. Bi kerem o görüntüleri, köşkün bahçesindeki serada çekmişti:))). Aşk-ı Memnu'nun son bölümü canlı çekilecekmiş, eğer Bihter'i intihar ederken canlı canlı izlemek isterseniz biletler 500 TL anacım... haber vermedi demeyin. Ama ben şahsen pijamalarımı giyip, ayaklarımı sehpaya uzatıp, elime de dondurmamı alıp öyle izlemek isterim...
Bu gün kü programım akşama doğru başlayıp, yarın akşama kadar sürecek uzun bir program... Kuzenlerle Beyoğlu buluşması. Gülden'le iki saat cebelleştik telefonda... gel şeöyle doya doya oturalım diye akşamdan askıntı oldu yüz kez yok dedim ama sürpriz yapıp gidicem... Aslında cumartesi programı başkaydı ama o önümüzdeki hafta kaldı...
Böyle işte... bu gün dondurucuya biraz nevale stoklamalı , bu hafta sonu pazartesiye kadar hepimiz yoğunuz... girip çıkıp yemek için, acıktıkça atıştırmak için atıştırmalıklar yapmalı...
9 Haziran 2010 Çarşamba
Canım Ailem'in finalini yaptık , sıradaki gelsin:))) Yazlık neşeli diziler bekliyorum, açık pencerelerden şarkı sesleri, patlıcan , biber kızartması kokuları gelsin , ben biraz Sofi Kinsella takılayım istiyorum... Bu akşam Naziş , yağmura isyan bayrağını çekti... dün durakta ıslanmış sıçana dönmüş bir kız görmüş , avaz avaz bağırıyormuş- Haziran ayındayıııız diye...
Bu gün okeyde destan yazdım... neme lazım Görümcem'de talaş böreğinin destanını yazmıştı. Yarın Cancan geliyor...süper...dün akşam telefonda ciciaaaa ciciaaa diye avaz avaz bağırıyordu... Kolumdaki ısırık izi hala geçmedi, bir üzülmüş taklidi yapmaz mı, inanasın gelir.
Bu ay kızların oldukça yoğun geçiyor. Naziş dün akşam bilgisayarda bi saat karne yazdı. Yıl sonu gösterileri falan da var. Tatil yaklaştıkça sabırsızlanıyorlar.
Valla gördüğünüz gibi bu gün işler kesat gitti, yazı malzemesi çıkmadı:)))
Bu gün okeyde destan yazdım... neme lazım Görümcem'de talaş böreğinin destanını yazmıştı. Yarın Cancan geliyor...süper...dün akşam telefonda ciciaaaa ciciaaa diye avaz avaz bağırıyordu... Kolumdaki ısırık izi hala geçmedi, bir üzülmüş taklidi yapmaz mı, inanasın gelir.
Bu ay kızların oldukça yoğun geçiyor. Naziş dün akşam bilgisayarda bi saat karne yazdı. Yıl sonu gösterileri falan da var. Tatil yaklaştıkça sabırsızlanıyorlar.
Valla gördüğünüz gibi bu gün işler kesat gitti, yazı malzemesi çıkmadı:)))
yağmur... yağmur... ev...ev... kitap...film... yemek pişirme... ev toplama... nereye kadar abi, ben okey oynamaya gidiyorum.
gitmeden şehnaz longa
gitmeden şehnaz longa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)