Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

15 Ocak 2010 Cuma

Çok koşturdum, çok gezdim, pişirdim, taşırdım, izledim , okudum, eve iki günde bir uğradım:)))) çok şey birikti anlatacak ama bünye yorgun düştü.

Akşam ev halkı eve geldiğinde ben yatağa girmiştim çok uykum mu vardı, çok mu yorulmuştum yoksa hasta mı oluyorum bilemem.

Anlatılacak çok şey var, söz edilecek kitaplar var ama önce biraz dinlenme faslı ...

12 Ocak 2010 Salı

İstanbul içinde Hoptirinam:)))

Önce bu resmin hikayesi ile başlamalıyım.

Daha önce resmi koyamadım çünkü makinenin bağlantı kordonunu bulamamıştım :))).


Bir kaç gün önce kapı çaldı, ankesörden postaaa sesini duydum açtım. Merdivenlerden çıkan postacıyı görmeden daha kokusu geliyor, missss gibi lavanta. Hayırdır, inşalah dedim. Can'da bizdeydi. Paketi sabırsızlıkla açtık ve içinden bu zarif mi zarif kartla bu etamin üzerine işlemeli lavanta kesesi çıktı. Çocuklacocuktan yeni yıl hediyesi. Kızlar beni yine mahcup ettiniz, sayenizde miss gibi bir yıl geçireceğim.

not: Başlık , Aziz Nesin Usta^nın Memleketin Birinde Hoptirinam adlı kitabın isminden esinlendi. Buradan hem kitabı hatırlayalım hem Usta'yı saygıyla analım....

**********************************************
Gelelim yazmadığım günlerde neler yaptım. Ohooo bi sürü şey yaptım bi sürü. Pazartesi saat 11.30 çıktığım evimden salı günü akşam saat 17 de giriş yaptım:))

Pazartesi Yengem ve Dayım İskenderun'dan geldiler. Kuzenimin yemin törenine gitmişlerdi. Ordu^ya dönmeden bir de İstanbul'a geçelim demişler. Sabah biz de , sabah kahvelerimizi içtikten sonra doğru Eminönü'ne geçtik, Dayım , Yengem ve Ben. Orada saatçilere falan uğradık Dayım için, sonra biraz Mısır Çarşısı oradan da Taksim'e çıktık. Sonra Eniştemi ziyaret ettik. Kuzen Gülden, Fatma da oradaydı, Oya da geldi. Eniştem, Dayımı görünce acaip duygulandı, Dayım da neredeyse ağlayacaktı.Akşam yedi buçuğa kadar falan orada kaldık , oradan da Oya^ya geçtik akşam yemeği için. Ben dönecektim ama oyunu bozma dediler, ev halkı da biz idare ederiz deyince ben de devam ettim onlarla. Oya da balık ziyafeti vardı. Dışarda pişti geldi. Ay bizim orada da olsa bu pişiriciler dedim. Her çeşit balığı ızgara yapıp , paketleyip getirdiler hemen.Balıklar gelene kadar Oya ile ben salata yaptık. Başka bir sürü şey hazırlamıştı bizim yanımıza gelene kadar ayrıca. yani biz ailece pek cevvalizdir:))) Gece geç saatlere kadar oturduk. Sonra ben Oya'nın kitaplığından, İnci Aral'ın, İçimden Kuşlar Göçüyorunu aldım, odama çekildim. Son hatırladığım bu. Gözümü açtığımda Yengem ve Oya karşımda oturuyorlardı. Çok mu geç kaldım dedim, saat sabahın yedi buçuğuymuş daha. Ülen uyandınzsa aşağıda otursanız , kahvaltı filan hazırlasanız ya. Oyanın eşi Kadir işe gitmiş, Dayım aşağı kattan bağırıyor ben acıktım diye... Neyse kalktım kahvaltı hazırladık daha doğrusu Yengem hazırladı biz Oya ile ekmek almaya fırına gittik.

Kahvaltıdan sonra aynı ekip çıktık yine Oya^da bizimle birlikte tabii:))) Eyüp Sultan'a gittik. Biz üç bağyan:)) bayanlar bölümüne girip dua ettik, çıktığımızda Dayım bir görevliyle konuşuyor ama pek samimi. Meğer daha önce bizim fındık işlerini yapan birinin oğluymuş. Dayımı tanıyıp gelmiş. Bize mihmandarlık yaptı bazı yerlerde çekim yapmamız için izin aldı. Özel tuvalet açtı, hehehehe en çok da bu makbule geçti. Camii ve türbeyi gezip dualarımızı yaptıktan sonra Haliç vapuruna binmek için iskeleye geldik. Akşamdan benim bilican aile mensupları telefon açıp, Eyüp İskelesinin tamirde olduğunu söylemişlerdi. Ben yola çıkmamayayım. Hemen internet üzerinden geçeceğim yolları kontrol ediyorlar ki bir arıza çıkarmayayım, e tanıyorlar mallarını :))). Biz de eski haliç köprüsünü yürüyerek Sütlüce iskelesine geçtik ve çok zevkli bir Haliç yolculuğuyla Üsküdar'a gelmeye vakıf olduk. Dayımlar Fener Yoluna ben eve devam ettim. Geldiğimde kocam evdeydi çaaay dedim, düştüm. Akşam ne kitap ne tv, sızmışım, evimi çok özlemişimmm.

Sabah Berfu^nun telefonu ile uyandım. Dün işe gidip , iş çıkışı da kocasıyla Avatar izlemeye sinemaya gidip eve gelişleri gece yarısını bulunca; Cancan , Babaanneyi nakavt etmiş. O yüzden bize geldi:))) şimdi çorbasını içti ve uyudu.

Benden bu günlük bu kadar...

Not: yarın önce bir Beyoğlu Faslı yapıcam sonra Zuz da yemekteyiz ve büyük bir ihtimalle eve yine ertesi gün dönücem. Şimdilik Dayımla Yengemle gezmelerdeyiz...Bu ara beni mazur göreceğinizi umuyorum...

11 Ocak 2010 Pazartesi

Pazar günü ve Adsız için Türkiye de TV

Alllaaaa, kahvemi yanıma almışım fındıklısından, bir dilimde elmalı kek , ne keyifili keyifli bir yazı yazıcam bilseniz:))) Saati sorarsanızı sabahın yedi otuzu. Kızlar çoktaan ekmek parası peşine düştüler.

Cumartesi günkü beklenmedik bir şekilde gelişen Mısr Çarşısı ve Tahtakale gezisinden sonra ; pazar günü sakin bir günün hayalini kurmaktayken ben, heyhaaat kader ağlarını örmekteymiş meğer.
Geç bir saattte kalktık, kahvaltımızı yaptık, o sırada Filiz Akın, Ediz Hun filmi izledik;Cambazhane Gülü Fadik. Sonra biz, karı-koca yürüyüşe çıktık.Önce Sultan Tepe'den girdik.(burası Fethi Paşa Korusuna bitişik her yerinden boğaz , Tarihi Yarımadanın görüldüğü bir semt), daha önce sözünü ettiğim Özbekler Tekkesi önünden geçerek Koru ve nihayetinde eve geldik. Geldik ki bize Cancan gelecekmiş, Annesi spora gidecekmiş, ne yemek var diye sormuş.Hem geliyo, hem aç geliyo bak bak:)) Buzlukta köftesi vardı zaten, yanına patatesli havuçlu bir yemek yaptım ağzına layık. O da muhallebisi ve brokoli çorbasını aldı geldi. Cumartesi günleri annesiyle Kindy Roo'ya gidiyor.Buraya tesadüfen gezinirken rastlamıştım. Berfu'ya önerdim , gidip baktılar.Bir kaç haftadır, Ana- oğul gidiyorlar. Çocukların gelişimi için iyi bir yer olduğunu düşünüyoruz. Hem de annesiyle ortak bir şey yapmış oluyor. Neyse işte akşama kadar Cancan ve kızlar evin altını üstün getirdiler. Her daim acıktılar. Onları gören Cancan uyumadı bile.

Akşam Cancan kapıdan biz bacadan dışarı çıktık. O' evine biz Capitol'e gittik. İçeri girdik ki , ilk gözümüze çarpan, bir çikolata standı önünde up uzun bir kuyruk, herhalde bedava dağıtıyorlar dedik gülüştük, meğer bir yarışma varmış. Şıkıdım şıkıdım kıyafetli kızlar, ellerinde anahtarlar, cam kasayı açan anahtarı 6 sn içinde bulup açarsan bir kutu çikolatayı alıyorsun. Ünlü bir çikolata firmasının yeni çıkacak ürünü. Biz kuyrukta bekleyen insanlara şaşa şaşa yukarı çıktık. Saatlerce gezdik Naziş Bot aldı kendine, ben D&R a uğradım. Gamse çanta baktı beğenmedi. Ben de boş çıkmadım, eee iki kızım olunca yanımda - Anneee çok yakıştı dediler :))). İşimizi bitti indik aşağı kata. Çikolata standı boşalmış bu kez kızlar, gelin yarışın diye yalvarıyorlar. Tam önlerinden geçiyorduk. Hadi deneyelim dedi.Standtaki kızlar, Naziş'in önüne bütün anahtarları koydular. Kronemetre çalıştı 6 sn içinde deneyebileceğiniz kadar anahtarla açmaya çalışın dediler. Naziş eline ilk aldığı anahtarla kasayı açtı. Heheheheh çikolatamızı aldık, bir de hemen resmimizi çekip elimize verdiler, resim taransın koyucam buraya.

Pazar günü böyle geçti.

Şimdi gelelim Adsız'ın sorusuna

. Ben burada ara ara izlediğim dizilerden söz edince O da haklı olarak Türkiyede bu kadar çok mu dizi izleniyor diye sormuş.Ama ben burada yaptığım herşeyden söz ediyorum, okuduğum kitaplardan, izlediği filmlerden, pişirdiğim yemeklerden, gezdiğimden gördüğümden. Yani her telden hem çalar hem oynarım alimallah. Şimdi yok dizi izlemeyiz belgesel izleriz desem kim inanır, Kadir İnanır )))). Siz beğenmeyin, Canım Asiscim beğeniyor benim esprilerimi:))Adsız Asmalı Konak da kalmış. Oooo biz ne diziler gördük ondan sonra Adsızcım.Mesela,beş yıl oynayan Avrupa Yakası, Melekler Adası, Elveda Rumeli, Binbir Gece ve benim en beğendiğim dizi olan Hatırla Sevgili ve untmadan ekleyeyim Çemberimde Gül Oya. Bu son ikisi dönem dizileriydi, Elveda Rumeli de tabiki.Özellikle Çemberimde Gül Oyanın dvdlerini alıp izlemini salık veririm. Bir Çağan Irmak öyküsüyüdü ve muhteşemdi.


Ben , pazartesi günleri Ezel izliyorum. Ordaki dayı karakteri bir fenomen oldu. Dayı'yı Tuncel Kurtiz oynuyor ve ben O, nerede ne oynasa izlerim. Otobüs filminde tanımıştım onu teeee yetmişli yılların ortalarında. Beyoğlu Emek'de izlemiştim. O gün bu gün tanışıklığımız sürer.
Salı Günleri Canım Ailemi izleriz ailecek. Bu da bir aile komedisi, adında anlaşıldığı gibi. Çarşambamız boş sadece okuruz. Amma çarşamba gününü parselleyen bir Yaprak Dökümü dizisi var , evlerden ırak. Raiting de tavan yapıyor. Derby maçlarını bile geçiyor izlenmede. Biz bunu neden izlemedik, aman öyle entel dantel kaygılardan değil valla, çok bildiğimiz bir roman olduğundan defalarca filmini izlediğimizden ve de ne kadar dramatik bir yapıya sahip olduğunu bildiğimizden izlemedik. Perşembe günleri Ask-ı Memnuyu izliyoruz. hah bak şimdi burada kendime ters köşe yaptım. Bu da bildiğim bir roman, üstelik Müjde Ar'lısını da izlemişim ama işin içinde Aşk var :)) Cuma geceleri hakkında atarım tutarım, yerden yere vururum,ama yine de Melekler Korusun'u izlerim:). Cumartesi akşamlar Kavak Yellerini izleriz . Bir gençlik dizisi Dawsons Creekin Türkçe versiyonu. Çok da başarılı bir versiyondu ama bu yıl artık tipi kaydı:))). Pazar günleri ise Çok Güzel Hareketler Bunlar var. Yılmaz Erdoğan'ın tiyatrosunun mutfağından yetişen gençlerin yaptığı bir komedi programı, seyircili bir program ve de çok başarılı.

İşte benim izlediğim diziler bunlar, ancak bunlar hakkında bilgi verebildim o yüzden.Bunların dışında yüzlerce dizi var çeşitli kanallarda yayınlanan, seç beğen al cinsinden yani. Yarışma programları artık bul karoyu al parayı cinsinden, eskisi gibi bilgi yarışmaları hiç ama hiç yok.Spor programları ise yüzde seksen futbol üzerine. Futbol üzerine deyince , maç yayını var sanma sakın. Maçların yayın hakları şifreli kanallarda olduğu için, ulusal kanallarda bir kaç yorumcu bir araya gelip çan çan ahkam kesiyorlar,aynı mahalle kahvesinde olduğu gibi. Parça parça maç gösterip yorum yapıyorlar. Bilgi Aktarımı yapan programlardan tarihin Arka Odasını izliyorum. Bu programda haftada üç gün çok geç saatte başlayıp sabaha kadar sürüyor, hiç sonuna ulaşamadım hep uyuya kalıyorum:)). Bu programın medaratörü Murat Bardakçı. Yurt dışındanda çok izlendiğini, gelen maiielre verdikleri cevaplardan anlıyorum. Tarihte bir konu her programda masaya yatırıyorlar. Geçen gün Osmanlıdaki kardeş katli konuydu mesela. Önceki akşamda Tarikatlar ve Sufilik, dün aklam da Afrika da Osmanlılar.
Sorunun tam cevabı olmamıştır, çünkü ben sadece kendi izlediklerimden söz edebildim ama genel bir kanı oluşturabilmişimdir sanırım.


9 Ocak 2010 Cumartesi

ANNELER VE KIZLARI GÜNÜSÜ










Bu gün Anneler ve Kızları günü yaptık yine. Kızlar taa ortaokuldan beri arkadaş, Anneler se bu gün yeni tanıştı. Ne büyük kayıp dedik neden daha önce tanışmamışız ama telafi edeceğiz bundan sonra.



Kızlar Nazlı ve Neslihan,anneler Nurten ve Lale. Önce kızlar buluşacaktı , sonra bizde katılıverdik. Tahtakalenin, Mısır Çarşısının, Kapalı Çarşının altını üstüne getirdik. Bi sürü şallar, atkılar, eldivenler, bereler, çoraplar ve ıvır zıvırlar aldık. Her yere girdik çıktık.

Üsküdarda buluşup motorla karşıya geçtik. Ben Kabataş'a geçtiğim için çoğunlukla , bu hat bana hep uzun gelir. Ama bu kez karşılıklı sohbet ede ede geçerken vaktin nasıl geçtiğini anlamadım. Bir de salepçi başımızda , ay ne güzel salep , keşke param olsa da ben de içsem diyerek çok özendirdi bizi ama içmedik yine de :)))

Biz anneler biraz küresel ısınma eşiğinde olduğumuz için, paltoları çıkardık biraz açılıp saçıldık:)))
Hava kapalı ama çok sıcaktı. Nazlı yirmi derece olduğunu söyledi.

Mısır Çarşısında kendimizden geçtik. O baharat kokuları, lokumlar, macunlar , o renk cümbüşü bizi bizden aldı. Mısır Çarşısında her zaman bir ürün ön plana çıkar. Her yerde o ön plana çıkar. Geçen gittiğimizde avakadosundan, ananasaına, kivisine kadar kurutulmuş meyvalar vardı, Dışları badem, fıstık kaplı macunlar vardı. Dilim dilim kesilip satılıyordu. Bu kez de aşk çayı ön palana çıkmıştı. Her yerde aşk çayı da aşk çayı. Satıcı enişte yeniden aşık olacak sana dedi. İçinde gülyaprakları, yasemin çiçekleri, minik çilekler, portakal , limon kabukları , papatyalar ve daha bilmediğim bilumum çiçekler ve meyve kuruları var. Bu akşam Kavak Yelleri izlerken tadacağız.

Nazlı bir dükkana girerken önünde satıcıyı görmemiş, birden çok korkunca adam- o kadar da korkunç birimiyim dedi. O dükkan da zirve yaptık. Çoğu alış verişi oradan yaptık. Nazlı nepal bere ve eldiven alınca , hangi kışta takacaksın onu dedik. Gerçektende bu yıl kar yüzü görmeyecekmiyiz acaba??. Neslihan ve Annesi de çok güzel bir şal aldılar.

Hava kararıp artık göz gözü görmez olunca geri dönüşe geçtik. Yine alt geçit, nefret ederim Türkiyedeki alt geçit kültüründen. Neyse mecburen geçtik tabi. Üsküdar'a attık kendimizi.

En kısa zamanda yeniden görüşmek dileğiyle ayrıldık Neslihan ve Annesi Nurten Hanım^dan...
Evimize gelince de akşam yemeği , aldıklarımızı gösterme faslı. Şimdi Kavak yelleri başladı gidiyorum...

8 Ocak 2010 Cuma

Sabah ve ödül

Siz uyuya durun biz kızlarımızı yolcu ettik, yeşil çay eşliğinde birer dilim elmalı pastayı lüplettik bile:)))

Sabahları akşam haberlerinin tekrarından ve en dandik filmlerden başka bir şey yok tv de. Keşke Tarihin Arka Odasını sabah tekrarları yapsalar. Çok sevdiğim bu programı hiç bir zaman sonuna kadar izleyemiyorum. Sabaha kadar sürüyor çünkü. Bir de Pelin Batu , format gereği mi orada acaba?? bazen kendisi de isyan ediyor, beni hiç konuşturmuyorsunuz diye:))) Bu programda da şarkı araları var ama müzisyen Murat Bardakçı'nın kendisi. Çok güzel tambur çalıyor.

Akşam da Aşk-ı Memnu izledik. Anam, bu Beşir ne salak bi oğlan. Sen tut evin kızına aşık ol. Gül gibi Cemile'yi bırak da. Al Cemileyi. Oturun köşkün müştemilatında, elektrik , su fatırası yok, kira derdi yok, mutfak masrafı yok.İki maaş, bir iki yıla kalmaz yazlık kışlık alırdın. Sanane ama sanane, Behlül'lle Bihter'in yediği nanelerden, üstüne vazife mi. Oh olsun işte sürün şimdi. Anneannem aynen böyle dizi izlerdi işte. Oyuncularla kavga döğüş. Öpüştüklerinde terbiyesizler derdi bir de:)))O Aşk-ı Memnunun ilk versiyonunu izlemişti.

Kitabım bitiyor, bitiyo üzülüyorum dedim gece okurken; kocam bir tuhaf baktı yüzüme:)).

Yarın yürüyüşlerime kaldığım yerden devam ediyorum. Dün yaptığım elmalı pastayı bitireyim de hehheehehe .Kendim için yaptığım tek pastadır. Yerler ama işte öyle yerler, ayıp olmasın diye. Naziş ağzına koymaz, Gamse tırtıklar, kocam çayının yanına bir dilim alır. Dün temizlik vardı ev de, bitince bir de elmalı pasta attırayım dedim, temiz temiz yerim:))Aşk-ı Memnuya da yakışır. Biri yasak Aşk biri yasak meyve . Kötü bi esprimiydi?? yooo hiç de deği, fena bile sayılmaz. Biz de Cem Yılmaz değiliz herhalde yani.

Ahhh az kaldı unutuyordum , dün bir ödül aldım İkiz annesi sdilek den.

SUNSHİNE (GÜNEŞIŞIĞI ) ÖDÜLÜ VE DOSTLUK FERMANI



Ödülü alan kişi bunu 12 kişiye verecekmiş isimlerini ve blog isimlerini beliterek...


Ben bu ödülü değişiklik yaparak beni blog dışından izleyenlere veriyorum.

Fatih, Zuz, Aysel, Oya, Nermin , Beril, Ebru, Rezzan, Hüseyin,Neşe,Fatma,Berrin, Kuzeyli Adsız, California'lı Adsız ve benim bilmediğim tüm blog dışı okuyucularıma veriyorum. Sizler de blog arkadaşlarım kadar özel ve değerlisiniz ve bu ödüllere layıksınız.

Not: Bloğumun sağ tarafında gördüğünüz videodaki şarkıyı dinlediniz mi? bir çingene şarkısıdır. Bu gün özellikle dinleyin Selendi'den sürülen çingeneler için...

6 Ocak 2010 Çarşamba


Güne kargalar kahvaltı etmeden başladık yine... Gamse okula yemek götürdü bu gün hehehhe yemekte dalyan köfte olduğu günler yemekhaneye bile inmiyor. Ne garip, yeni evliyken; evimize gelen ilk misafire dalyan köfte pişirmiştim. Yemek kitabında en afilli o duruyordu çünkü:))Misafirler bayılmıştı.Resim yemek blogcularının atası portakalağacından. E napim herhalde dalyan köfte yapacak resmini çekip buraya koyacak halim yoktu . Şimdi başka yerden alsam, anam benim yemeemm, benim tabaaam, benim tasım diye gelirler haklı olarak.

Bu gün Cancan biz de heheheh Babannenin tansiyonunu çıkartmış. Hem geliyo hemde ne yemek var diye de soruyo bir de. hemen etli türlü yaptım ona. Patatesli, ıspanaklı , havuçlu karnabaharlı pırasalı , birazda kepekli bulgur koydum , azcıkda zeytinyap . Pişince de biraz bzızızıt yaptık kedilimutfak sahibi Annoya gibi. Koca bir tabak yedi de uyudu bile. O uyurken ben de annesine alternatif yemek tarifleri bulup, mailine gönderdim. Beyefendi yemek listesinden bıkmış da :))

Akşam Kabadayı var tv de, hangi kanal unuttum, izlemeyenlere duyurulur. Şener Şen'i izleme fırsatını kaçırmayın.Dün akşam yeni bir dizi başladı Aşk ve Ceza, oyuncular en sevdiğimden konusu ise en bildiğimden ne demeli bilemem .

Şimdiii CAN uyurken biraz toparlanmalı biraz dinlenmeliyim. Çünkü uyanınca acaip faaliyetlerimiz var.

4 Ocak 2010 Pazartesi

Hafta Sonunu Cancan'la şahane bir şekilde noktaladık. Annesi kuaföre gitti O da bize geldi. Böylece yeni yılın ilk ziyeretini gerçekleştirdi. Misler gibiydi çok şendi. Ablalrı da evdeydi. Bir sürü etkinlik yaptılar. Kutuları üst üste boy sırasına göre dizip kule yaptılar. Koştular zıpladılar. Cancan yine çaktırmadan her fırsatta bizi ısırdı. Gamse sabah kolum niye acıyo böyle diye bakınca Cancan'ın bıraktığı hatırayaı gördü. İnci gibi diş izleri:)))

Gece bir buçuğa kadar Deliler Evi'ni okudum. İnsan bırakamıyor. Bir şeyin ucu hemen diğerine bağlanıyor, Bir karakter sahneye girdiğinde , bir diğerinin sahne girişini de yapmış oluyor. Tam 300 karakter var kitapta, hepsinin birbirine bağlanış biçimindeki ustalık insana Ayfer Tunç önünde şapka çıkarmaya zorluyor. Son yıllarda okuduğum en iyi kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim. Dewey ise aynen Magissa'nın dediği gibi:))) yani diyorum. Çok farklı bulacağımı , Her Gece Josephine tadında olacağını sanmıştım.

Kızların ikisi de bu akşam yemeği dışarda arkadaşlarıyla yediler. Halbuki biz de de Babaanne yemekleri vardı. Biz karı koca Yumbuldağı ana ana yedik.( Kısa boylu, tombik kayınvalideme , kocam yumbuldak derdi). Ben işteyken gizlice eve girip su böreği yapıp bırakan, çamaşırları katlayan, karnım ağrısa üzülüp ağlayan kayınvalidemi rahmetle , güzellikle andık. Gamse yaramazlık yapınca, kız sen kime benzedin deyince ; Gamse'ninde cevap olarak - Annem diyo ki, yüzüm Anneme , huyum size benziyomuş . Geldi bana - Lale bizim huyumuz nasılki dedi- ben de çok güzell dedim. Aynı Gamse gibi hehehehe. İyi huyludur benim kızım:))))


Yazımı yazdıktan sonra Ezel başlayana kadar kitap okuyacağım . Yazarken fonda Musa Eroğlu Mihriban'ı söylüyor. Kulaklarını çınlatıyorum zeya...