Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

8 Aralık 2009 Salı

içim dışım koru, Kuzguncuk;))))

Sabah kızlar gidince azcık daha yatayım dedim ama yatamadım. Tv açtım Ayşecikli Ömercikli bir film vardı. Biraz ona bakarken yine uyumuşum. Sonra sanki ev telefonu çaldı, kalktım gidip baktım, yeni bir çağrı yok yazıyordu, he gaipten çağrıldım demek ki dedim , kalktım. Yeşil çayımın suyunu koydum, bilgisayarı açtım, maillerime baktım, fecebooka baktım, bloguma baktım. Biraz internet gazetelerine baktım ayyyyy ne teknolocik bi kadınım ben yav. Radyo çağına doğduk ama bu işide kıvırdık evelallah dedim. TV benim ortaokul çağıma yetişti ama , salondaki o koca grundig radyoda az kahrımızı çekmedi yani. Arkası yarınlar, öğleden sonra çocuk saati ne güzeldi. Ay orda bi Yaşar vardı, kim seslendiriyorsa , sesi bana çok değişik gelirdi hatta hatırlıyorum da Yaşar hiç konuşmasın isterdim. Ben daha ilkokula gitmeden Edith Piaf hayranı oldum, arkası yarınlar yüzünden. O'nun yaşam hikayesi tiyatrolaştırılmış ve yayınlanmıştı radyoda.

Bu günkü yürüyüş güzergahım değişik sokaklardan, hatta bu semtte doğmuş biri olarak hiç girmediğim , görmediğim sokaklardan yine Kuzguncuğa inmekti. İncecikten yağmur yağıyordu , ahmak ıslatan dediklerinden:))) Kapşonumu bile örtmedim, usul usul indik şağıya karıkoca.Denize baktık kıyıdaki parkın korkulukların aşağı. Kocam ne kadar çok balık var dedi, göremedim. Hayat Kahvesinde konakladık. Yarınki kahvemizin adı Tesadüf. O kadar hoş isimleri var ki. Bir eski kitapçıda takıldım, çok çok eskiydi kitaplar bana göre bir şey çıkmadı. Sonra kıyıdan kıyıdan Yalılar boyunca yürüdük.Fethi Paşa Korusunun içinden eve çıktık. İşciler hala lale soğanı dikiyorlar. Korunun girişinde asırlık bir sakız ağacı var. Hep bakmış ama görmeden geçmişim yanından ne ayıp. Özür dilerim Sakız Teyze. Sen yıllarca dur orda, ben önünden yüzlerce kez geçeyim, sana herhangi bir ağaç muamalesi yapayım. Affet beni, artık her geçişte selam vereceğim sana .

Eve gelince Ginsengli, mateli, adaçaylı bir çay içtim.
Gamse almış. Active yazıyor üstünde, Lipton çıkarmış. Sonrada maydonoz , domates ve yeşil biberden oluşan bir tabak hazırladım amma yanında da bir dilim taş fırın ekmeği yedim.Şu üstündeki kıvrımlı yer var ya, hah onu olduğu gibi çıkarıyorum, kıtır kıtır yiyorum, aman ne lezzet. Ağzınızı sulandırmama da kızmayın yani, o yemek bloglarındaki makaronları falan hüüüp diye ağzıma atmak çok istemişimdir heyhatt.Ekmek resmi netten, ama bizimki de aynen böyle bir ekmekti:)))


Dün akşam Ezeli izledim. Tuncel Kurtiz ne oynarsa izlerim abi. Dayı rolünde harikalar yaratıyor. O yeğen yeğen dedikçe bayılıyorum. Dün akşam da kardeş kardeş diye diye anlatığı meseller''(masal değil) harikaydı. Geçen de anlattığı Hasan Sabbah hikayesini tam anlatacaktı, aa bunu anlatmıştı zaten dedim, o da benim gibi keklerin ağzını payını verdi:))) bunu anlatmıştım, bilen biliyor anlatmayayım dedi. Konuşma metinlerini kimin yazdığını çok merak ediyorum doğrusu. Yoksa Ezel'in senaryosu çooooook yıllar önce lise yıllarumda okuduğum Monte Cristo Kontundan araklamasion:))). Hadi esinlenme diyelim, kalp kırmayalım.

Yarın yürüyüş güzergahımı değişitiriyorum. Sultantepe'den bakacağım Boğaz'a .O daracık sokaklardan yavaş yavaş ineceğim denize doğru.Sahilde yürüyeceğiz. Sonra Kızkulesi var Menzilde.

Not:Ben, bu gezdiğim yerleri anlatırken , bir gezi yazısı tekniği ile yazamıyorum tabi ki, sanki herkes biliyormuşcasına anlatıyorum. Doğal olarak merak edenler oluyor. İşte bu link Kuzguncuk hakkında biraz bilgi biraz görsellik isteyenler için. Özellikle de senin için adsız. Hadi tık ayrıca yorum bölümünde de sana özel bir link verdim.

7 Aralık 2009 Pazartesi

bol notlu , durmadan düzenlenen bi yazı

Dün akşam gördüğüm karışık rüyaları anlatmaya kalksam burdan köye yol olur. Çocuk sesleri var, pencereden bakıyorum , top kafama geliyor. Sonra yine çocuk sesleri bu kez kızlar evcilik oynuyor ama garip bir evcilik. Anneleri elinde pasta ile geliyor, doğum günü varmış. Böyle abuk subuk rüyalar gördüm. Ama sonra zil çaldı ve günüm aydınladı. Leylak Dalımdan paket geldi. İlk yeniyıl hediyem oldu böylece. Siftah senden bereketi Allahtan, Leylak Dalıcım:))) Bana olabilecek en güzel hediye; kitap vardı paketimde. ''Fettan Vişne Günahkar Elma'' , Ayşe Kilimci'ye ait.
. Ayşe Kilimci benim çok yakın arkadaşımın -Deniz- teyzesinin oğlu ile evlidir. Kayınvalidesi yani , Deniz'in teyzesi, notlarını gizlice okuduğunu ve bunu yazan benin Gelinim diye nasıl gizli gizli sevinç duyduğunu anlatırdı bize. Leylak Dalı''mın paketinden çok zarif bir kart ve kızların ve benim adıma ayrı ayrı kitap ayraçları çıktı. O kartı seçişteki zariflik gözlerimi yaşarttı-Bir lale sepeti. Kartın güzelliğine vuruldum. Blog dünyası beni günden güne şaşırmaya , her gün yeni iyikiler dememe devam ediyor böylece. Burada yaşadığım güzellikler saymakla bitmez. Fotoğraf yarın koyacağım , çünkü iki makine var evde güya, ikisinin de ya pili bitmiş ya şarjı yoktu.

Dün başlattığımız yürüyüş etkinliğim bu günde devam etti. Bu kez de Kuzguncuğa indik hiç bilmediğimiz sokakları keşfede keşfede ve Kuzguncuklu olmaya iyice karar verdik

Dönüş yolu Fethi Paşa korusu içinden oldu. Zeya ve Ece bu yolu iyi bilirler, çok keyiflidir. Yine karşıda Boğaz arz-ı endam eyler, orman içinde bir patika. Yol kenarları mevsimine göre çiçeklendirilmiştir. Şükrede şükrede çıktım, yanı başımda , hemen elimin altında böyle bir güzellik olduğu için. Yerler meşe palamutu doluydu. İşciler lale soğanlarını toprağa yerleştiriyorlardı. Her taraf hercai menekşe , papatya kasımpatları ve siklamenlerle doluydu. Ağaçların altındaki jimnastik aletlerinde birazda spor yaptım. Yeni yıla bir kaç kilo daha az girebilmek niyetim. Zuz kafamı ütülemekte. Hah şimdi hatırladım rüyamda O'nu kilo almış gördüm, oh gördün mü? diyorum bi de:)))). Gamsegamse ve O, hani şu yiyip yiyip kilo almayıp, durmadan da şimdi ne yiyelim diyen tipler vardır ya onlardanlar. Gelirken birazda pazar alış- verişi yaptık.

Eve gelince çayı koydum hemen, dilim damağıma yapışmıştı. Sonrada akşam yemeği hazırlığı , kuru fasulye yanına bulgur pilavı ve vişne kompostosu yaptım. Accık accık yiyeceğim. Ah dün akşam yediğim bir kase kabuklu bademin vicdan azabını duymaktayım hala:)) Ama Çok Güzel Hareketler Bunların yanına çok yakışmıştı napimmm.
*********************************************************************************

Not: şu anda şehit haberleri var tv de. Ben diyorum ki'' eceli gelen köpek cami duvarına işermiş''. Artık bunun toptan bitmesi gereken yere geldik. Ben burada boyumu aşan şeyleri yazmam pek. Her konuda söyleyecek bi sözüm benim de var elbet. Her sözümü her yerde söylemem ama bıçağın kemiğe dayandığı an bu an. Yüz yıllık yanlış politika bir günde çözülemez elbet. Ama bir adım ileri iki adım geri, mehter marşı formuylada olmayacağını da görüyoruz. Bu konuda tek bildiğim var;Terörün hiç bir haklı nedeni olamaz. Şiddet hiç bir şeyin çözümü değidir.
*********************************************************************************
Bu sabah yatakta kendimi, yarın Can gelirse ne pişirsem acaba derken yakaladım. Geçtiğimiz perşembe gününden beri görmedik, çok özledik.
***********************************************************************************
Kitabım bitti- İmkansızın Şarkısı- çok beğendim, çok yolculuklar yaptım Vantabe, Nauko , Midori ve Reiko ile.
Leylak Dalı'mın hediyesi kitabımı bu sabah yarıladım. Benim için hoşluklarla dolu, yazarın kayınvalidesinden bahsediyor ara ara ve ben O 'nu tanıyorum.Ve meyveler edebiyatımıza ne çok şey katmışlar. Mesela Karadutum Çatalkaram Çingenem demeseydi Bedri Rahmi...

bedrirahmi“Karadutum, çatal karam, çingenem….” diye başlar şiir ve devam eder gider.
Bir çoğumuz biliriz bu şiir'i. Ve sanırız ki şair, bu şiiri eşi için yazmıştır.
Oysa sairin esi için tam bir dramdır bu yazılanlar!


Eeeeen dip not.

Karadut gerçeği;
1949'da bir gün İstanbul Büyük Kulüpteki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi'den bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut'u okumaya başladı.

"Karadutum, çatalkaram, çingenem.
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karimsin…"

Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü. Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı, tabii herkesten çok hemen yani başında ki karisi Eren Eyüboğlu. Çünkü şiirde bahsedilen karısı, şu an yanındaki karısı değildi.

Şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın Mari Gerekmezyan için yazmıştı.
"Kara saplı bıçak gibi " Mari, Bedri Rahmi'nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi'nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan Sair – Ressamın sinesine "Kara saplı bir bıçak" gibi saplanmıştı. Mari, Bedri Rahmi'nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari'nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artik asklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi sanatında tam bir patlama yasıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendine dönmesini bekliyordu.

*************************************************************************************

Gamsegamse'nin, ayyyy iki metre yazı, bunu kimse okumaz, dediği yazılardan olmuş bu yazı. Ama bu bizim evin sahici tarihi kızım bilmezmisin, Ayfer Tunç' a gönderme yapmışım bu arada hehehehhe. O Bir ''Deliler Evinin Yalan Yanlış Tarihi''ni yazmış ben bizim evin sahici tarihini:)))

Bu ara bloglarda , çekilişlere rastlıyorum, bloglarının reklamını yapmak gibi bir şey. Ben de bu yazıyı sonuna kadar okuyanlar arasında çekiliş yapmak isterdim:))) Mesuud olmuş görmek isterim sizi( Bir Türk Sineması repliği)

6 Aralık 2009 Pazar

''Bu sabah yağmur var İstanbul'da''


Yağmurlu bir sabaha uyandık bu gün. Sessiz sedasız bildiğince yağmakta. Naziş Hanuka nedeniyle sabah altı buçukda okula gitti. Gamsegamse'de saat 10 da derse gitti. Naziş'e yetişemedim, ay çöreği ve çay içti ama Gamsegamse, kaşarlı domatesli tost yanında bir bardak elma, havuç, portakal , nar karışımından oluşan bir bomba içti. Kendi elceyizlerimle taze taze yaptım. Yani o koca gemi kadar katı meyve presini söktüm taktım, yıkadım yine:))). Şunların daha küçüğünü, daha az aksamlısını yapsalar keşke.

Karıkoca Yaşamdan Dakikaları izledik, çayımızı içtik.İstanbul'un 100 yıldır yaşayan mekanları ve İstanbul'un yaşlı ev sahipleri başlıklı çık güzel bir mini belgesel vardı içinde . Daha yüzlerce yıl yaşasın bu mekanlar inşallah. Pek çoğunda bulunmuş olmaktan da sevinç duydum doğrusu. Emirgan'da Çınaraltı, Kadıköy'de Baylan Pastanesi, Beyoğlu Markiz ve İnci, Hacı Abdullah Lokantası, Kaplıçarşı Şark Kahvesi şimdi hatırladıklarım.

Birazdan şemsiyelerimizi alıp karı- koca yürüyüşe çıkacağız. Korunun içinden geçip , Kuzgun'cuğa inip sahilde yürüyeceğiz.
Yanıma kitabımı da alacağım, keyfimize göre bir kahve buluruz belki.

Bu günden başladım:)) dün İlmiyem geldi. Çok özlemişiz birbirimizi. Tekrar buraya taşınsın ben yine eşofmanlarımla ona gidebileyim, okey partisi ve sohbet uzasın sonra onlar beni gece yarısı eve getirebilsinler istiyorum yaaaa:((( Ha cuma günkü okey partim süper geçti. Çok eğlenceli ve doyurucuydu heheheheh.


İmkansızın Şarkısında sonlara geliyorum, her sayfasında olaylar değişip, başka bir yöne gidiyorum. Ve beni bekleyen hala bir şeylerin olduğunu tahmin edebiliyorum. Teşekkürler zero. Bazen acaba kitap okumaktan hoşlanmayan bir olsaydım ne yapardım diye düşünüyorum , ürperiyorum. Neler kaçırmış olacaktım bu hayatta.

Cuma akşamı nihayet Güneşi Gördüm'ü izledim. Kızlar görmüş - Anne kaçırma demişlerdi. Ama bir kez daha anladım ki, sinema sinemada izlenmeli, ya da herkes görmemiş olmalı. İzlerken Naziş - ay bu sahne çok kötüydü, çok etkilenmiştim der, Gamsegamse , bakın burada şimdi ne diyecek der, o derken adam zaten der ve sen duyamazssın, ne demişti derken, başka bir yer gider. İşte böyle böyle izledik.

Şimdi giyinip çıkmalıyız. Yağmurlu İstanbul sokakları bizi beklemekte.

düzenleme:1- Biraz önce döndük eve. Koru'nun içinden değil, daha aşağı sokaktan yokuş aşağı , karşımızda boğaz manzarası, çisil çisil yağmur romantik romantik indik.
Şu yukarda görmüş olduğunuz yoldan.

Arada ben yol kenarlarında ki ebegümeçlerini gösterip ah ne güzel tam dolmalık deyip ambiansı ara sıra bozdum ama olsun.Sanki hayatımda ebegümecinden dolma yapmışım gibi. Bir kez Aylin'de yemiştim, sevmişmiydim onu bile hatırlamıyorum ya:))) .
Tarihi , cumbalı evlerin olduğu sokak boyunca yürüdük yürüdük.



Kuzguncuk tam bir film platosudur. Perihan Abla Sokağının başında Ekmek Teknesi Fırını vardır. Birden pencereden Perihan Abla sepet sallayacak sanırsınız. Bir Dilim Aşk da ki; Dilim Pastanesi çikolataya batırılmış armutlarıyla göz kırpar caddenin köşesinden. . İskeleye inen sokak çok uzundur. Yol boyu karşılıklı , çınar ağaçları yapraklarını dökmüştü. İşciler habire yaprak süpürüyorlardı hışır hışır üstlerine basa basa yürüdük.Köşeye Dilim Pastanesi önüne gelince içeri baktım. Sanki Mustafa Uğurlu ve Berna Laçin oradaymış gibi.Kocam pastalara baktığımı sanmış heheheheh, bir şeyler alalım mı? dedi. Bütün cesaretimi topladım ve HAYIR dedim. İskeleye indik. Üsküdar yönüne döndük yeniden deniz kıyısı boyunca ilerleyip, iskeledeki çay bahçesine geldik, çay molası verdik.Nasıl güzel geldi o çay anlatamam. Eve çook keyifli döndüm. geldiğimde Naziş gelmişti. Limonlu yeşil çay yaptık. Ben yanına ay çöreğimi aldım .

Peki siz pazarınızı nasıl geçirdiniz. Keyifli pazarlar

4 Aralık 2009 Cuma

dün dün dün dün dün dün dün.........ve bu güüün

Dün geceden saat kurdum, ne olur ne olmaz uyuya kalırım diye, sabah kalktım Üstün Dökmen'in katıldığı programı izledim. Bayılırım kendisine. Eskiden TRT1 de programı olurdu pazar sabahları. Kızlar da bizim yatağa gelir, hep birlikte izler sonra kahvaltı yapardık. Bir çok şeye farklı açıdan da bakabilmemizi sağladığını sanıyorum.

İki gündür tv den gidiyorum, dün akşam en sevdiğim dizim vardı; Bir Bulut Olsam. Diğer diziler gibi değil, çünkü ben şimdi şu olacak derim ve olur diğer dizilerde sonrada heheheheh çünkü bunları ben yazıyorum der evdekileri fıtık ederim. Ama bunu valla kestiremiyorum. Oradaki her tiplemeyi seviyorum, o manyak bakkal kadını bile gerçi dizideki en aklı başında insan o gibi:)))Dün Hanımın Çiftliğinde olacakları ve sonunu yazmayı unutmuşum , isteyen var mı? hemen yazayım, dip not olarak heheheheheheheh.


Dün gece saat iki buçuğa kadar kitap okudum. Sabah kızlar giderken duymazdan geleyim, çamura yatayım dedim ama Gamsegamse^ye yakalandım.- Anne, yakaladım, vitaminimi ve suyumu verirmisin dedi:)))

Dün Cancan bizdeydi demiştim , değil mi. Nasıl güzel bir gün oldu anlatamam. Annesi gelene kadar neler yaptık neler. Minik Sincap Pippo yu okuduk. Onun topladığı , sakladığı fındıkları bulduk yedik. Danslar ettik. Pencereden kedileri , köpekleri izledik. Kargalara el salladık. Zaten onun için tüm kuşlar kaaaga. Sırası gelmişken, İstanbullular bu aralar gökyüzündeki şenliği kaçırmıyosunuzdur umarım. Birden başının üstünden yağmur gibi geçen kırlangıç sürülerini umarım görüyorsunuzdur. Ne güzel bir şenlik o. Birden gökyüzü karardı sanıyorum, o kadar kalabalıklar ki.

Bu gün programım, okey grubumla buluşup yemek yiyip, okey oynamak. Özet bu. Bu gün böyle takılınacak nokta.


Düzenleme- 1. Hanımın çiftliğinin sonunu söylüyorum, valla Balkahvecim söylemiş yaz diye:))))

Görümce çiftlikten gidecek. Muzaffer bir kaza sonucu sakat kalacak, bütün işleri Güllü eline alacak. Bütün Çukurova'da Hanımın Çiftliği olarak nam salacak bundan kelli çiftlik. Güllü kah at sırtInda , kah traktör tepesinde çiftlik yönetecek. Ama merak etmeyin sonra Muzaffer yürüyecek ve mutlu son ınınının.
Ama bunlar kaç senede olacak işte onu bilemem. Bu arada diziyi izliyorum , onuda belirteyim.
Not: Bu gece Turkmax de Güneşi Gördüm oynayacak. Daha önce izlemeyenler için bildiriyorum:))

3 Aralık 2009 Perşembe

Çarşamba akşamları , tam bir okuma seansı yapıyorum. Özellikle izlediğim bir dizi yok. Yaprak Dökümü bitsin istiyorum. Arada zaplarken bile görsem, herkes ağlamış suratlı. Okumayan herkese de söyledim sonunu zaten :))) Evet bilmeyenler için söylüyorum, sonunda o aile tamamen dağılacak, herkes bir yere gidecek, Ali Rıza Bey Fikret'in yanına yerleşecek. Öylede bitecek. Aşk-ı Memnunun sonunu söylüyorum şimdi. Behlül, Nihal'e gerçekten aşık olacak, nişanlanacak, Sonunda herkes bu ilişkiyi, öğrenecek ve Bihter intihar edecek. Yani bu dizi 15 sene de sürse sonu bu. Yanlardan çekiştirmek kolay ama sonunu değiştirmek yürek ister. Buldular rahmetlileri, yandan, arkadan, önden çekiştirsinler eserlerini. Beğenmiyormusun derseniz evet modernize edilmiş şekillerini beğeniyorum ama uzadıkça afakanlar basıyor. Şimdi Samanyolu başlıyor hatta başladı , izlemedim. Sırada Hıçkırık, Kızıl Vazo, Ölmüş bir Kadının Evrakı Metruyesi( ah bu bir Türkan Şoray filmidir, yanlış hatırlamıyorsam).

Ben bu filmi adam asmaca oynarken yazardım, kimse bilemezdi. Az idam yapmadım onun sayesinde. Ay ben bu oyunu bi yerde biriyle oynamak istiyorum, bilin bakalım kiminle.

Böyle dizili mizili giriş yaptığıma bakıpda hiç işim yok sanmayın. Cancan içerde uyuyor. Biraz önce parktan geldik. Kargaları besledik. Markete girdik, daha doğrusu zorla girdirildik. . Yürüyen merdivenlerde bir aşağı bir yukarı inip çıkmak isteyince asansörlü tarafa çaktırmadam gidip, asansörle ikinci kata çıkıp dışarı vınladık. Yoksa akşama kadar oradan çıkamazdık. Pastane vitrinine öyle bir yapıştı ki mama diye, hemen ikram ettiler, hatta kese kağıdına yedeklediler, peçetesini bile koydular ve hiçbir ücret almadılar. Söz bir daha şikayet maili atmayacağım oraya heheheheh.

Zuz Ayvalık'tan döndü, bu sabah hem Cancan'ı getirdiler hem birlikte kahvaltı yaptık. Zeytinimizi evde unutmuştu. Ne kadar burada olsada, oranın köylerinden alınınca daha çok hoşuma gidiyor.

Şimdi Cancan uyurken biraz iş yapayım. Sonra yine düzenlemelerle falan gelirim belki.

2 Aralık 2009 Çarşamba

sabahın en köründen

Sabahın köründe pörtledik yine, Gamse giderken Kocamda çıktı onunla, simit ve açma alıp, geldi. Harika simitler açmalar çıkaran bir fırınımız var caddede. O gelene kadar hemen çay demledim, sabahın altısında yarımşar simit ve açma yedik. İki fincanda çay içtim.Gazetelere baktım... Hiç mi? iyi bir şey olmaz bu memlekette, bazen avaz avaz bağırmak istiyorum.

Zuz Hanımlar memleket semalarına döndüler. Henüz tatil notlarını alamadım. Beni oralardanda takip etmiş. Burada yoktu ama buzlukta onu bekleyen dolmaları var, hiç birşey kaçırmadı yani.

Dün akşam bayramın son ziyaretçilerini ağırladık. Bayram bittikten sonra gelmeleri bizim için iyi oldu heheheheh zavallı ERCÜ hiç oturmadan gidene kadar tamirat yaptı. hatta bir ara gidip dükkandan malzeme bile aldı:))). Balkon kapımız bozuktu, onun aksamı tamamen değişti, bazı pencerelerde hırsız kilidi yoktu, taktı. Benim okuma lambam yeterli değildi, kendime İKEA dan duvar modeli almıştım -valla projektör gibi- onu taktı. Ellerine sağlık Ercümmm, sana en harbisinden hamsili pilav yapıcam. Ercü bunları yaparken biz eşi, kızı , kayınvalidesi ve kayınpederi ile oturup sohbet ettik bi güzel, sanki evde hiç böyle bir faaliyet yokmuşcasına:))

İmkansızın Şarkısını okuyorum. Peren'le paralel gidiyoruz. Okurken uzun uzun yürüdüm sanki ormanlarda, sanki yapraklar hışırdadı ayaklarımın altında.Aynı şeyleri O da hisseti mi ? acaba diye düşündüm, okurken. Kitap Japonca dan Fransızcaya ondan sonra Türkçeye çevrilmiş.Acaba Japoncadan direk Türkçeye çevrilseydi nasıl olurdu, çeviri herşey bir kitap için. Yazın bir kitap okudum-Anneler Mafyası- hay seni çevirene diye diye. Neyse İmkansızın Şarkısına dönersek,şu anda 72.sayfadayım. Öyle hoop diye , çerez niyetine okumak istemiyorum bu kitabı, öylede değil zaten. Bitireyim üstünde konuşalım.

Şu anda saat 08.08 , gidip azcık daha yatsam mı ne, biraz tv takılayım o arada uyuklarım belki.


düzenleme-1: Alttaki yazıma gelen bir yorum kafama takıldı. En sonunda buraya almaya karar verdim. Umarım okur çünkü adsız bir yorum.
Yorum şöyle:

Adsız
Adsız dedi ki...

İlişkilerin nasıl böyle iyi samimi uzun süreli olabiliyor?BEnde güler yüzlüyüm ama bu enayi yerine konulmak kullanılmak ve sonundada uzaklaşmaktan başka bie sonuç getirmiyor.


Cevabım-Eğer bir ilişki uzun sürmeyecekse, yüzeyselse ; zaten ta başından belli oluyor. Ama kısa süren ilişkilerde bile geriye hoş anılar kalabiliyor.

Ama çok uzun süren ilişkilerimde asla hep veren taraf olmamaya çalıştım, bu her ne olursa olsun, sonunda suistimale yol açabiliyor. Birde gerektiği zaman dostunun ,arkadaşının yanında olabilmek önemli tabi. Acı günleri, sıkıntıları paylaşmak çok önemli olsa da, birlikte eğlenebilmek, gülebilmek de çok çook önemli. Mutluluklarda paylaşılmalı.

Asıl önemli olanda , ne kadar seversen sev gerektiği zaman HAYIR diyebilmek. Bu çok ama çok önemli. Yapamayacağın bir şeye ta başından eğer hayır diyebiliyorsan, hem o talep bir daha gelmez sana hemde yapmak istemediğin bir şeyi hem yapıp hem de rahatsız olup içten içe kendini yemezssin, dostluğuna zarar vermezssin.

not: Bu tecrübe çok kolay elde edilmemiştir, hatta birileri üzülerek de olsa feda edilmiştir .


deeeep en deeep not: Sayfalar güncellenmiyor ya da çok geç güncelleniyor.

1 Aralık 2009 Salı

Bayram bitti, herkes dağıldı ev yine bana kaldı. Küçük bir tost yaptım kendime, çayımıda aldım biraz buralarda bakınayım, sonra azcık ev düzene sokulacak. Akşam kızlar yemekte yok, yemeğimiz bize yeter.Benimse gün için şimdilik hiç bir programım yok. Sanki hiç keyfimde yok. Biraz buruşuğum çokca karışığım bu gün.

Bi gün Yengem dedi ki-Amcamın karısı olan- Lale ,cennette hep mutlu olacakmışız.--- eee Yenge dedim. İyide hep mutlu hep mutlu, deli gibi hep gülcekmiyiz. Ne kadar sıkıcı, ben sıkıntıdan patlarım dedi.Ha bu arada yengem de hacıdır ha.


Dün akşam O yengem aradı, daha doğrusu kuzenime aratmış.Lale'yi çok özledim, söyle gelsin, bir gece kalsın demiş. Kızlar da çok severler O'nu, çok da komik bulurlar, komiktir de. Çokca komik anımız vardır. Bir akşam aniden yemeğe misafirimiz oldu, ciğer kavuruyorum yemeğe takviye olarak, hangi ara bu geldiyse gelmiş, ciğerin tuzuna bakmış, tuzsuz bulmuş. Elbezileri kaynatmak için deterjan getirmiştim mutfağa, onu tuz san., bir avuç at içine. Bir baktım benim ciğer köpükler saçmakta. Sonra , boş ver bi sürü yemeğin varmış zaten dedi:)))). Onlar karı-koca bir alemdirler zaten. Bir keresinde, Amcam bizi kahvaltıya çağırdı, nasılda kar yağıyor, gelemeyiz falan dedikse de , yok ille geleceksiniz dedi. Gittiğimizde kahvaltıya mangal yakmıştı. Kocamın gözleri faltaşı gibi açılmıştı heheheheh. Program yaptık. Kızlar yarıyıl tatiline girince gideceğiz bir cumartesi gecede kalacağız. Bize özlediğimiz yemeklerinden yapacak.

Bunları hatırlayınca azcık keyiflendim mi ne:))



Şimdi biraz gidim ben sonra yine gelirim.

not: bazen yorumlarım görünmüyor burada, mesela şu anda bir yorum var ama hiç yok görünüyor. Mailimde görebiliyorum tıklayınca açılıyor ancak, sonrada kendiliğinden düzeliyor, var mı bilen nedenini:)))) ya da başına gelen.

düzenleme.1. Dün gece Rolkesen'i bitirdim. İlginçti, keşke sonu öyle bitmeseydi. Şimdi Haruki Murakami'nin İmkansızın Şarkısını bir elime, kahvemi de diğer elime aldım, salonun yolunu tuttum.

düzenleme- 2: Bu yorum işine uyuz oldum, şu anda 10 yorum var fakat yedi görünüyor. Mailim de görmesem açıp okumuyorum ya sinir oldum sinir..