Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

28 Ekim 2008 Salı

Pek sevgili blog halkı

şimdi ben arka kapıdan girip çıkıyorum ya hemen herkes gibi . Ama bu arad boş durmuyoruz tabii . Biz ekipce yine bir yerde toplandık. Yeni adresimiz burası.Gelin bakın pek bi şirin oldu, bi de yeni ya orasını bırasını karıştıra karıştıra her an yeni bir şeyler keşfediyoruz. Site içi birbirimizle özel olarak mesajlaşabilmek ise bana en cazip yeri geldi. Hani bazen bişe söylemek isteriz de acaba yorumda yazıpda herkesin okuması uygunmu diye düşünürüz . İşte bunun için süper bir olay. Hadi neyse gelin görün. Bi güle güle oturun deyin, kimler var bi bakın :))



http://laleninbahcesi.vox.com/

27 Ekim 2008 Pazartesi

inadına inadına bir pazar yazısı

Yani şu yağmura bi bakın görmemiş gibi hayatın da hiç yağmamış gibi yağmak da. Olan benim programa oldu. Programa çıkamadım :)) .

Programa çıkamayaınca, bu kez evdekilere parti yaptım , pizza , oracıkta uydurduğum bir pastamsı. Pastamsı ama valla güzel oldu. Önce biküileri bi güzelce ufaladım tepsiye yaydım.( Eti Burçak). Sonacığıma, dr Ötker gurme puding serisinden üzümlü ve elmalı puding pişirip üstüne yaydım, daha daha sonra , hiç üşenmedim biraz büsküi de onun üstüne ufalayıp yaydım mı, ay ben bi da üşenmeyeyim bi de çikolatalı puding pişirip onuda, onun üstüne dökmeyeyim mi. Ay bi güzel oldu anlatamam. Süt ve pudign diet di hatırlatırım. Pizzanın kalorisi zati boyunu aşmıştı. Tam masaya oturacakken o yağmur da kapı çalınca , kim bu cesur yürek dedik, bir de baktık ki Meral. Görümcemin kızı olur ve ben onun en favori yengesiyim. Çook güzel resim yapar zati resim örtmeni heheheh. Oturduk , gırla sohbet çayımızı içtik.

Bir pazar gününü de böle geçirdik. Yağmur yarın da aynen böyle devam edecekmiş. Haberiniz olsun. geçen yıl almadığım yağmur çizmelerinden bu yıl almak istiyorum, en cafcaflısından en renklisinden hemi de....

25 Ekim 2008 Cumartesi

Bizden iyilik sağlık

Ülke dışında yaşyan arkadaşların buraya ulaşabildiklerini biliyorum. Nasıl şaşkınsınızdır kimbilir. Türkiye de neler olup bittiğine akıl erdiremiyorsunuzdur. Biz burada yaşarken erdiremiyoruz da)). Yani ne olur bu iş nasıl çözümlenir yoksa çözümlenmez mi ? bilemem. Ama anlaşılan o ki, yakında dumanla haberleşmeyi öğrenemiz gerekecek. Bu bize çok lazım olacak çünkü.
Benim eltim kayınbiraderim karısı yani:)), evlendikleri yıllarda Niksar da telefon falan yokmuş. Bir tek resmi daireler de falan. Annesi ve kardeşleriyle bir yol bulmuşlar haberleşmek için; bizimkilerin evi bir tepede annesinin evi karşı tepede,ama evler birbirini görüyor. Pencereye kırmızı bez asarlarmış,bu bize gel demekmiş. Beyaz asılınca geliyoruz. Her rengin bir anlamı var yani. Aha şimdi ben size diyorum ki o günlere doğru gidiyoruz geri geri.
Hadi kalın sağlıcakla şimdilik daha önce de belirttiğim gibi buradayım
http://laleninbahcesi.blogcu.com/

hehehehehhehehehe

GEREKİRSE AĞACÇLARIN YAPRAKLARINA BİLE YAZARIM. BEN ŞİMDİLİK İSTEDİĞİM ZAMAN BURADA YAZAYIM AMA SİZ YORUMLARINIZI http://www.laleninbahcesi.blogcu.com adresimdeki bloğuma yapabilirsiniz.

24 Ekim 2008 Cuma

öylesine bi yazı dedik ya, onun devamı işte ama bu günü öylesine olmaktan çıkaran şey yazının sonunda (uyy ne uzun başlık)


Okuyucu bil ki bu yazı aç karnına yazılmıştır. Üstelikde aç aç üç bardak çay içmişkene. Ne yapayım koca kahvaltı ederken o saatte bir şey yiyemedim. Gamsegamsenin dersi öğleden sonraymış , onunla birlikte kahvaltı etmek için bekliyorum. Naziş se ooooooo O giderken kargalar değil kahvaltı etmek, yataklarından bile kalkmamışlardı. Okulu karşıda olduğu için, servis de köprü trafiğine takılmamak için erken çıkıyor. He hehehe dünkü yazıya ters köşe yaptık. Yahu ben trafik yok demedim , komik olsun derken abartının şeyi çıkmış dedim. Baştan dedik ya yazı yazılırken açız diye , konu durup durup yemeğe gelirse hiç şaşırmayın.

Mesela siz güne ne yiyerek başlarsınız. Şöööle tereyağlı, ballı peynirli zeytinli, yanında bir kayısı yumurta mı? mesela. Benim favorim budur da. Yanında közlenmiş kırmızı biber ve üstüne sızma gezdirilmiş domates dilimleri de fena olmaz. Gamsegamse , ben , kocam bu tür bir kahvaltıya bayılırız. Naziş gelir , bakar benim yiyeceğim bir şey yokmuş der , gider cornflakes yer. Ancak omlet ya da simit varsa kahvaltı yapar. Tatil olduğu zamanlar hiç üşenmez Bağlarbaşına gidip simit alır. Oradaki simit evinin simiti hiç bir yerde yok çünkü. Simitlerin susama batırılmadan önce pekmez banyosuna batırılıp çıkarıldığını biliyormuydunuz. ??. Eğer sevdiği bir çorba varsa ki bu mercimek olabilir, kocam sıcak bir çorba içerek de evden çıkmayı tercih edebilir. Fekaaaat , ben çalışma hayatım boyunca , sabah kalkar kalkmaz bir şey yiyemediğim için hep iş yerimde kahvaltı ettim. Ama ne zevkli olurdu bilseniz. Biz işe en erken giden gruptuk. Beş kişi , hemen mutfağa gider çayı koyar bi güzel kahvaltı ederdik, gerçi aşcı geldiğinde bize gıcık olurdu ama hiç sesini de çıkaramazdı.

Ay dün ben gezme programımı yapmışken, Nişantaşı, Kurtuluş seferine çıkacakken torbadan Can çıktı ))). Zuz la Berfunun toplantısı varmış. Bu koca herif de toplantı sırasında arızaçıkardığı için bize geldi. borumu artık 3,5 aylık oldu. Salı günü işe gitmişti zaten. Gamse ablasının da boş günüydü. Akşama kadar oynaştılar, sonra Naziş geldi saat dörtte ona devr oldu. Naziş onun için pediatri kurulundan onaylı , bebekler için bir klasik müzik cd si hazırlamış. Onu dinlerken lıp diye uyuyor. Dün dedim ki ; ayol bizim zamanımız da cd md mi vardı, du ben şuna bi ninni söyliyem, ben nini söylüyorum , o gülüyor. Üle biz bunu seni uyutmak için söylüyoruz , senin uykun açıldı dedim . Bıraktım yine cd ye döndük.

Ekonomi hakkındaki görüşleriniz layım biraz da. Dün yine döviz uçtu, borsa çöktü. Bize bişi olmaz korkmayın. Azcık işsizlik artacakmış, azcık da aç kalacakmışız . dayanın be yav , sizin atalarınız seferberlik gördü. Yabani otların yenilebilirlerini öğrenin . Artık yemekleri değerlendirmeyi öğrenin. Durun ben size biraz anneannemden seferberlik tarifleri yayınlayayım ilerki günler de. Acep bu isimle bi kitap mı yazssam ben . Valla olur mu olur. Her durumun sektörü var ya, onun gibi bişi olur işte.

Hadi bu günlük de bu kadar , yazının başında dedik ya açız, aç ayı oynamaz hesabıı...



NOT: Bu gün bizim için çok önemli bir gün ; Nazlı'nın doğum günü . Biz ilk çocuk sevgisini onunla tanıdık ve onun nezdinde tüm dünya çocuklarını sevdik. İyiki doğdun Nazlımmm , dünya seninle daha da güzel daha da anlamlı.

23 Ekim 2008 Perşembe

İşte öylesine

Çok güzel bir sabah var İstanbul da. Hafif rüzgarlı, ve güneşli. Daha ne kaç kez görebiliriz böyle havaları bilmem. Kışa gittikçe yaklaşıyoruz. Uyarmıştım sizi dimi, bu yıl İstanbul çok yağışlı geçecekmiş diye.

Herbikesler gitti evden. İşine gücüne , okuluna. Naziş zaten kaç gündür yine bayram tatilindeydi, bu seferkinin adını unuttum valla. Gamsegamse bana çok özendiğini söyledi. Sabah çıkarken içinden ohh annem yatar şimdi demiş. Ben zaten onlar için, ya yatıyorum , ya geziyorum ya da bilgisayer başındayım. Evde ki işleri Selena yapıyor:)). Selena demişken , öğrencileri pek sevmiş onu, hediyeler vermişler, öğretmenim çok güzelsiniz aynı Seleneya benziyorsunuz demişler . Çok güldük bu tanıma.

Dün akşam Avrupa yakasını izledik. Ay o hala bana çok itici geliyor ya. Bi de tamam anladık abartı bir dizi ama dün akşam da abartı doruklardaydı. Avrupa Yakasından , Anadolu Yakasına geçmek için , sanırım Gülse Birsel uzayda falan yaşıyo. Ay polemik açtım hehehehehe. Bi gün onu gezdirim ben İstanbul da. Bi çok kişi vaz geçmiştir herhalde İstanbul'a . Zaten İstanbul da artık İstanbulludan çok Japon, Çinli ve Arap var. Hadi Japonlar , teknolojik amaçlı, marmaray yüzünden, Çinliler ticari, ya Araplara ne demeli, gümüş dizisindeki mekanları görmeye geliyorlarmış. Bir geçin Kabataşa , Beşiktaşa Arap kafilelerden yürünmüyor.

Bu gün kısa kesiyoruz anacım, çok yoğun bir gün beni bekliyor. Hayydi giitim ben sağ kalın esen kalın

21 Ekim 2008 Salı

antin kuntin

Aynen başlıkta olduğu gibi antin kuntin günler geçiriyorum.Dayım olsa abidik gubidik derdi. Bu şu demek, yani fasa fiso demek. Sonbabahar çarptı beni galiba hiç bir şey yapmıyorum.

En sonun da silkindim bu gün de, iki oyuna rezervasyon yaptırdım. Yıllardır sahnelenen oyunlar. Biri Anton Çehov'un Vişne Bahçesi diğeri de Orhan Asena dan Ya devlet başa ya Kuzgun Leşe. Sinemalarda ise bir çok film vizyona girdi, ''Devrim arabalarını'' çok merak ediyorum. Ne hazin bir hikayedir. İlk yerli arabamız Devrim'in hikayesi. Benzinin konulmasının unuttuğu için çalışmadığı hikayesi çok basit geliyor bana. Hep arkasında başka şeyler olduğunu düşünmüşümdür. Yani o tasarı hayata geçseydi belki yabancı otomotv sanayi bu kadar güçlü olmazdı Türkiyede.

Otomobil dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'i Cumhuriyet bayramına götürerek hem tanıtımını hem ilk vazifesini gerçekleştirecek iken benzinin bitmesi nedeniyle sadece 100 metre gidebilmiştir. Cemal Gürsel tarafından "Garp kafasıyla araba yaptık, şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk" mizahi tabirine de konu olmuştur.

İşin aslında, Eskişehir den Ankara 'ya tren ile taşınan devrim otomobillerine benzin konulmamıştır. Çünkü trende oluşabilecek bir tehlikede otomobillerin en az zararla kurtarılması düşünülmüş ve araçların ihtiyacı benzinin de Ankara'da konvoy yolunun üzerinde bulunan bir Mobil istasyonundan alınması, ve buraya kadar aracın ihtiyaç duyacağı benzinin mühendisler tarafından trene koyulması dahi mühendislerin en ince detayları dahi ne kadar düşündüğünü ve planladığını gösterir. Trenden indirilen arabalara çok daha sonradan Cumhurbaşkanı binmeden önce yapılan hazırlıklar sırasında neden benzin ikmali yapılmadığı bugün dahi bilinmez. Ancak konvoy Mobil istasyonuna uğrayıp vakit kaybetmek istemez ve böylelikle arabalar benzinsiz kalır. Gri olanda benzin vardır Cumhurbaşkanı gezisini bununla sürdürür. Anıtkabir'e ve tören alanına gider. Fakat gazeteler o zaman da ülke adına yapılan bu işin aleyhinde yayın yapar.

Gamsegamse'nin ilk staj günüydü bu gün. Çok hoş bir tesadüfle benim büyüdüğüm semtte yapıyor. Az kaldı okuduğum lisede yapacaktı ama sonradan değişti onun alt sokağındaki bir okulda yapıyor. Artık annesinin koştuğu yürüdüğü sokaklarda yürüyecek , okuduğu okulun önünden geçeçek. Hiç aklıma gelirmiydi o sokaklarda caddeler de yürüken bir gün kızım da oralardan benim yollarımdan geçecek. Bu gün hep bunları düşündüm.ha unuttum semt Fındıkzade, okulum da Davut Paşa Lisesi. Aynı zaman da Zuz 'unda lisesi. Resim de görülen eski binadır. Eski binanın içinden geçerek asıl okul bahçesine ve yeni binaya ulaşılır. Dışardan bakıldığında yeni bina pek görülmez.

fındıkzade tam buradaydı evimiz. Ben bu sokaklarda gezdim tozdum aşık oldum evlendim. Naziş burada doğdu. İlk banyosunu bu evde yaptı.

Fındıkzade - Kızılelma caddesi bizim anılarımızda çok önemli yer tutar. Evimiz oradaydı. Alt katımız da restoran. Anemle babam seyehate gidince bizim yemekler ordan gelirdi. Biz ozamanlar üç çocuk en büyüğümüz yani ben lisede , 15-20 gün evde kalır, okula gider gelir. Ne kadar arkadaş varsa eve doldurur eğlenirdik. Sınıflarımızı da takır takır geçer, hiç bir şeyden geri kalmazdık. Hiç bir şeyden korkmazdık. O zaman zırt diye annne babayı aramak için cep telefonu da yok. Şehirler arası telefon açmak için ptt ye yazdırıp sıra beklemek var . Hey yavrum hey. Cuma günleri de pazar kurulurdu ama ne pazar için de Amerikan pazarı denilen , kaçak malların satıldığı bir yer bile vardı. O zamanlar kotlar yurda sözde kaçak giriyor falan. Charlie diye bir parfüm var tüm kadınlar onun peşin de. Sahi hatırlayan var mı Charlie yi. Annemin gıcık olduğu bir şey de heheheh, cuma günü pazara çıkmak için tanıdıkların bize doluşması. Hem pazara git hem çayını iç ohhhhh kebap , Üle bu evin ahalisinin pazara gitme hakkı yok mu. Tabi o zaman bizim bunlara aldırdığımız falan yok. Benim beş kişilik bir çetem var. Okuduğumuz okulla aynı semtte de oturduğumuz için çoğu arkadaşlarla çok yakın oturuyoruz zati. Biz beş kız kolkola gir, pazarı ellik fellik et. Kakara kikiri. sonra aldıklarımızla gitt birimizin evine çay içmeye. Yaseminin annesi Naciye Teyze ne masalar hazırlardı bize. Çok süslü, hep saçları topuz dolaşırdı ev de bile. Çok süslü çok takıp takıştırdığı için Boncuklu Naciye imiş lakabı. Şen kahkahalar atarak anlatırdı bize. Yasemin'in babası Albaydı. Dilaver amca , nurlar içinde yatsın. tabi meslekleri dolayısıyle il il geziyorlar. Kars hizmetleri sırasında Naciye teyze diğer subay eşlerinden birinine misafirliğe gitmiş. yeni tayin olan bir subayın eşi de varmış orada. Naciye teyze'ye demiş ki,- Boncuklu Naciye gelince bana haber verirmisin. Tabii demiş geldi bile , karşında. Sonra Deniz'im vardı. Annesi sık sık Tarsus'a giderdi , evleride okulla aynı sokaktaydı. Cahide teyze Tarsus' sa gittiği zaman , biz okulu kırar Denizlere giderdik. O bize kısır yapardı. Hey gidi günler heyyy. Bu gün Gamsegamse staja gitti ben de bunları düşündüm


not:

http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=630209 den alınmıştır.