Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Hastayım , döküm döküm dökülmekteyim. Kim bu gribe paçavra hastalığı demişse doğru demiş. Kendimi pacavra gibi hissetmekteyim.
O yüzden hiç bir bayram faaliyeti yok evde.
Hepinize mutlu bayram gibi bayramlar dilerim
Rüzgarın sesiyle uyandım bu sabah. Nasıl kuvvetli bir poyraz var dışarda anlatamam. Bizim ceviz ağaçlarının dalları yerlere eğiliyor sanki. Ama mahalleliye yaradı bu, rüzgarın şiddetinden tüm cevizler dökülmeye başlayınca eline poşetini alan koştu. Gamse ile pencereden onları izledik. Yoldan geçen tereddüt etti , hem de almak istedi ben pencereden motive ettim onları , toplayın toplayın devletinizin ağacı diyerek. Anıtlar kuruluna bile kayıtlı ya. Nereden baksanız dörder beşer kilo ceviz topladılar. Ara ara kafalarına da yediler ama olsun, bedava mal baldan tatlı ilkesi her zaman geçerli demek ki. Şimdi kilometre kareye bilmem kaç kilogram yağmurla alt yapısı olmayan semtlerde yaşayanların canları burunlarından gelecek. Pencereden çektiğim birresim koyuyorum ama ağacın ululuğunu anlatmaya yetmez, bir sokağı işte böyle çadır gibi kaplıyor.
Dün Gamsegamse ile dışarı çıktık, banka işlerimiz falan vardı. Gelirken ben biraz defne yaprağı topladım, gamse gıcık oldu, yine onları nerelere katacaksın dedi. Fırında balıkta çok güzel olur halbuki. Bu gece Müslümanların en kutsal gecesi Kadir Gecesi , hepimize kutlu mutlu ve umutlu olsun. Ülkeye biraz sakinlik dinginlik getirsin. Dün gece kafama taş düştü sanki, erken yattım. yani 001 de. Ama kendimi artık ramazandan sonra düzene koyup bu bohem hayatına bir son vereceğimdir. okumadığım kitapları ayırdım üst üste koydum ve bunlar bitmeden kitap almamaya söz verdim kendime.
Çoktandır yazmadım bizim ev de ne piştiyi. Geçen gün portakallı kek yaptım. Çoktandır , dolapta gözüme batam şekerlenmiş portakal reçeli vardı. Onu kek de şeker yerine kullandım. Dört yumurtayı yarım bardak toz şekerle çırptım. Bir bardak yoğurt, yarım çay bardağı sıvı yağ, vanilya , ve bir küçük kavonoz portakal reçelini de ilave edip biraz daha çırptım ve alabildiğince un ve kabartama tozu ilave edip, yağladığım kalıba döktüm , 180 derece de pişirdim. Üstüne de herhangi bir krema sürün siz, ben uyduruk bir krema yapıp üstünü kapladım. Çok ama çok beğendiler. Dün akşam da yemeğimiz hazırdı ama değişik şöyle acılı macılı bir çorba olsa derken aklıma anneannemin meşhur bulgur çorbası geldi aklıma. Bunun bir hikayesi var bi de. Ben lisede falanımç Anneannem de ordudan bizi ziyarete gelmiş. Okuldan eve geldim, annem teyzemle gezmeye gitmiş ve ev de yemek yok. Ben kıyametler koparıyorum. Anneannem şunu ye kızım , yok, bunu ye yok. Ben yemek saatinde ille de yemek yiyecem diye tutturdum. O zamanlar da 45 kilo falanım. Dur ben sana bulgur çorbası yapayım dedi. -Neeeee bulgurdan çorbamı böööööö, sakın öle bişe yapma diye ben daha çok bağırıyorum. O dama gittim , bi de çağırdı beni , gel kızım benle çorba iç diye. Baktım, o kadar bağırdığıma da pişman oldum, gittim masaya oturdum. Ay o ne güzel bir şeydi tam iki tabak yedim. - Gördün mü bak dedi başladı seferberlik anlatmaya. Şimdi o çorbanın tarifi ile karşınızdayım. Bir çorba kaşığı dolusu kıymayı tereyağda kavurun, sonra soğanı incecik doğrayın birlikte yine kavurun. Yeşil biberi yine incecik doğrayın ilave edin biraz da onla çevirin ocakta malzemeyi. Bir domatesi ister rendeleyin ama ben ce minik minik doğrayın biraz da onla soteleyin. Kırmızı biber ve karabiber de ilave edin. Esasen biraz da acı olmalı zaten. En son bir çay bardağı köftelik bulgur u ve sıcak suyunuzu da koyun pişirin.Kocam bayıldı. Şimdi ben gidip biraz fırtına seyredeyim. Çatılardan kiremitler uçtu biraz önce, saksılar düştü.Çocuklar aldırmadan hala ceviz toplamak da:))Zeya bu gün üç yaşına girdi. Bu üç yılda onunla ne maceralar yaşadık. Buradan hepsine tanık oldunuz. Kah Beyoğlunda sazlar eşliğinde Mihribanı söyledik, kah trafikte kaldık, gece yarılarına kadar süren doyumsuz sohbetler yaptık, yemekler yedik. komplo teorileri ürettik. Nice yıllara ZEYA, NİCE PAYLAŞIMLARA
Yazıya açım hem de çok açım diyerek başlamak istiyorum)). Bu saat olmuş henüz bir iftar mönüsü bile oluşturmadım iyi mi??. Öyle harıl harıl hazırlıklar yapmayacağım bu akşam, Gamsegamsenin önerisiyle çorba, sucuklu yumurta ve dolapta ne kada başka kahvaltılık varsa ve de bitabiki de çay. Bu akşam da böyle olsun. Sahura kadar oturup, öğle saatlerine kadar yatıp, kalkınca da dışarı çıkıp gelince tekrar yatıp uyuyunca ve üstüne de kazan gibi bir kafa ile uyanınca oluştu bu şahane iftar mönüsü:)). Ama sahur için çocukla çocukla tan aldığım şahane bir programım var:)) E niye böle gözümüzü açıp sokağa çıktık derseniz, benim yıllık kontrollerim bitti, şahaneyim arkadaşlar. Darısı gelecek seneye diyelim. Bu gün de Gamsenin ki vardı. Ama biz aylar önceden belli olan randevumuza az kala geç kalıyoduk. Dr çıkışı eve yürüyerek geldik hava çok güzeldi, geldik derken geldim demeliyim aslında Gasmecan beni yolda ekti. Ben de gelince kanepeye uzandım MGM de yüz senelik bir film izliyodum. Şöyle diyebilirim bir kaza oldu, herkes kaza yerine gitti eee derseniz benden de eee çünkü uyumuşum. Bu kazan kafa da ordan kalma dedik ya baştan. Ay ay dün Can Bey bizdeydi. Aşık maşuk vaziyetlerinde bir gün geçirdik. Bir kaç saat diyelim. 12 de geldi akşam iftardan sonra gitti.Ablalar da deli oluyorlar onun için. Gelen üstüne atlıyor. Heheehehehe biberonla verdiğimiz anne sütünü yeni içmişti ki annesi mööööö diye bağırarak geldi ama karnı tok olduğu için hiç pas vermedi. Sen stok çalış dedik Berfuya , fazla sütü bizim dondurucuya stokluyoruz :)). Eh karnını da en son ben doyurduğum için anneye hiç bakmıyor , gözler benim gözlerim de, annesi kıskanıyorum oğlum dedi ama nafile. Bakıştık durduk. Hiiiç ama hiiç modumda değilim ramazandan sonra bomba gibi geleceğim inşalah maşallah.O yüzden kısa kesip gidiyorum...
Dünkü yazımın sonucundan hareketle benden bu gün Beyoğlu yazısı bekleyenler i yanıltacağım. Çünkü kıramayacağımız bir iftar daveti nedeniyle yalan oldu)), Sabah kalkışımda bir meymenet yoktu benim, üstümde bi ağırlık bi miskinlik . Kendini o kanepeden bu kanepeye atmalar. Üst üste saçma salak filmler izleyip , daha Beyoğlu moduna girememeler derken kocam aradı. - Lale , Fatih aradı , yemeğe bekliyorlar bizi dedi. Ben tekrar geri Fatihi arayıp ya zahmet etmeyin ayakları falan yaparken , - olmaz dedi, Meral , bayramda da burada olamayacağız, görüşemeyeceğiz, ille gelsinler dedi dedi . İkisi de bizim için çok özel insanlardır. Kocamın yeğeni olur Fatih. Hemen hemen aynı yıllara gelen evliklerimiz nedeniyle çocuklarımız arasındaki yaş farkı da bir ya da ikidir. Yani yemek davetine gittik. Ayıptır sölemesi Meral döktürmüştü tabi. Yemekten sonra onlar dayı yeğen hemen maçın karşısına kuruldular. Biz de çaylarımız , tatlılarımız eşliğin de okey masası kurduk yine. Ama bizim kızlar Cansu ve Gamze gıcır gıcır etti, üf sıkıldık bi de 30 dan mı düşürdünüz falan derken hadi dedik yarım bırakıp sohbet ettik tv izledik. Gece gelirken de o saatte bile FB maçı nedeniyle trafik vardı. Gelince biraz İKEA nın her kapı önüne bıraktığı katalogu inceledim. Bir kaç dolap içi düzenleyici işaretledim. Kitap mitap okumak hak getire gördüğünüz gibi , ama izlediğim bir filmden söz etmek istiyodum. Ama filmin ismini hatırlayamadım iyi mi??.Googleye mektup bile yazdım billa, misss.... devrimi diye ama bulamadım, hatırlarsam yazarım. Kominist rejimi benimseyen bir ABD li ailenin kendi istekleriyle Doğu Almanya ya yerleşmelerini ve sonra da ordan kaçmaya çalışma çabalarının anlatıldığı bir film di. Bir de aklıma gelmişken gazete okuyormusunuz, RTE dedi ya gazete okumayın gerek yok, boşa israf, ben size anlatırım olanları her akşam. Yarın akşam da Zuz da yemekteyiz, Kuzen Oya ve kocası Kadir ile birlikte. Yani yarın akşam da yemek pişirme işi yok, akşama kadar yayılayım yine , Zuz her işi bitirsin yemekleri falan yapsın öle giderim:)) Nazlı nasılsa dün akşamdan beri O'nda. Hem Ona bu gün Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesini de aldım, bayram tatilinde okusun diye. Bayram da yolcu , bu kez Olimposa. Biz buradayız, bayram ertesi Gamsegamsenin kayıt işleri var. Artık balayı dönemimiz bitti onunla , artık herkes kendi yoluna. Şu anda saat gecenin 01:33 ü, yatma zamanıdır diyorum , iyi geceler diyorum ve de iyi pazarlar diyorum...
Bu sobe Taa Japonya dan geldi serroseden. İlk nasıl kandırıldımız konusu, ama ben bakalım yaş itibarıyla ne kadar geriye gidebileceğim. Sanıyorum 5-6 yaşlarında falanıdım. Yeşil renkli bir çantam var, hiç yanımdan ayırmadığım. Artık hışırı çıkmış, sapı kopmuş, iple bağlamışım falan. Nereye gitsem yanım da. Annem artık utanıyor, yine mi onu aldın bırak diyor nere gitsek ama yok, imkansız ayrılmıyorum. Yaz tatili oldu, halamlar bize geldi.Ordu da her akşam yemeğinden sonra sahile çıkılır, İzmir'in kordonunun daha da uzununu düşünün öyle bir sahili var. Biz de halamları aldık yürüyüşe çıktık akşam. Tam deniz kenarında yürürken halam - çocuğun çantası ne güzel ne istiyosunuz ondan dedi sonra- ver LALE sapını sağlamlaştırayım dedi, ben de kendime yandaş bulmanın gururuyla verdim hemen tabi, bi de baktım ki benim çanta kuş olmuş denize uçuyor. Kalpsiz halam sen onu denize fırlat. Ortalığı birbirine kattım, kendimi denizlere atmak istedim ama nafile. Annemin yüzündeki pişmanlığı görmeliydiniz, kesin halama o gazı veren oydu. Şimdi gelelim ne yaptık ne ettik kısmına. Çarşamba ve perşembe günü çok ağır bir misafir ağırladık. Can Bey. O gelmeden tüm ev hala yola konuyor ve tüm ilgi ona veriliyor çünkü. Törenlerle karşılanıp , törenlerle uğurlanıyor. Dün kucağıma aldığım da bir insanın tadabileceği en güzel duygulardan birinin bir bebeği kucağına almak ve onun kokusunu içine çekmek olduğunu bir kez daha anladım. Bir bebeği özlemişiz. Onun eve yaydığı havayı unutmuşuz meğer. Zuz ve Berfunun iki gün üst üste toplantıları olunca Can bey bizim evin yolunu tuttu tabi. Bir haftadır görmemiştik. Bir haftada çehresi değişmiş, çevreye tepki vermeye başlamış, Anneyi gözle takip ediyor nereye gitse, ah bizi mest etti gitti yine. Hep derim size görümcelerle aynı mahallede oturmak süper diye. Önceleri aynı apt de otururduk, çoğunuz bilir bizim maceralarımızı. Kiracılar kıskanırdı bizi, aynı Avrupa yakasındaki Burhan gibi, bizi de alın, bizi de alın aranıza biz de Üsküdarlıyız derlerdi hehehe. Neyse işte görümceme iftar yemeğine gittik. Yani o pırasa dolmasınımı anlatsam , yoksa o muhteşem mantarlı, zeytinli sosunu mu bilemedim. Sanırım etli pırasa dolması tarifini daha önce yazmıştım ama sosun tarifini alıp yazıcam .Ercü ve Banu da vardı yemekte. Ercü kocamın yeğeni, Banu da eşi olur. Daha önceki bir yazım da kocamın hemen hemen yeğenleri ile aynı yaşta olduğunu o nedenle hepsiyle dayı yeğen değil arkadaş gibi olduğunu yazmıştım. Yemekten sonra erkek taifesi evlerin yolunu tuttu maç izlemek üzere , biz de bir diğer görümceme gittik çay içmeye ve okey oynamaya.İstanbul da o gece çok yağmurlu bir gece yaşadık. Ben biraz daha fazla yaşadım o geceyi , iliklerime kadar diyeyim siz gerisini anlayın. Biz okey partisindeyken yağmur bastırdı. Sanki gök delindi. Gecenin sonuna doğru Gamsegamse anne hadi yağmur dindi gidelim dedi, Nazlı akılılık edip çaydan sonra eve kaçmıştı. Görümcemler kalın nasılsa Zeki ve Nazlı yarın işe gidecek sahuru beraber yaparız dediler. Ama biz , yok ya iki, üç sokak öteye gidicez hem de yavaşladı nası olsa dedik. Vedalaştık çıktık. Biraz yürümüştük kü şarrrrrr. Şemsiyemiz var ama ne mümkün, ayaklarımızın altından sanki dere akıyor. Şemsiye falan da hak getire zaten. Neyse işte yağmurdan yana nasibimizi almış olduk böylece. Dün gece o kadar korkunç başım ağrıdı ki, gözüm oyuluyor sandım. O yüzden bu gün oruç tutmadım. Hala da biraz ağrıyor ve gözüme vuruyor nedense. Bu günü biraz dinlenerek geçireceim , çünkü yarın BEYOĞLUU
not- mavianne hadi sen de yaz , ilk kandırılma hikayeni
Günlerdir yazmamışım, e bu kadar tembel günler geçirisek ne yazalım. Ramazan tüm rehavetiyle çöktü üzerimize. Gamse de tatil ya sahura kadar otur, öğlene kadar yat. Sonra hadi ne pişirelim ne yiyelim, alış veriş falan.
Neyseki yarın Can geliyor da hayatımıza bir aksiyon katılacak. Bir kaç günün tembelliği yarın çıkacak. Sabah Can gelecek ,akşam görümceme yemeğe davetliyiz, yemekten sonra da haydiii , başka görümce de okey partisi var. Nazlı ve kocam yemek sonrası eve dönecekler. Biz Gamze ile devam edeceğiz)). Ama Gamsenin okul da bayram sonrası açılıyor. Ben , artık asıl kış programına geçerim hayırlısıyla.
Bu ara en çok güldüğüm şey Aydın Doğan la, RTE nin kapışması. Al birini vur öbürüne. Nasılda istekleri olmayınca birbirlerini ispiyonladılar hehehe.Siz bakmayın atıp tutmalarına, kayıkçı kavgası bu tak tuk sesten başka bişe çıkmaz. Hilton dilton olur yine iş yoluna girer. Bir zamanlar eski bloom da yazmıştım . Ama hatırınız için bi da yazayım.2006 da yazmışım bunu hatta şimdi yazıyı okurken gördüm.
Eskiden Üsküdar-Beşiktaş arasında yolcu taşıyan kayıkcılar,bazen müşteri yüzünden kavgaya tutuşurlarmış,kürekler falan havada uçarmış.Öyle çok gürültü çıkartırlarmış ki halk seyretmek için etraflarına toplanırmış.Şimdi bi şey olacak biri yaralanacak derken ,onlar hiç bir şey olmamış gibi işlerine dönerlermiş.Kayıkcı kavgası sözü buradan geliyormuş. Şimdi siz bu tak tuklara fazla kafanızı yormayın. Ama kendimle çok bi gurur duydum, kendi yazısını google de arayan bir zat olaraktan, daa kolayımageldi yav, şimdi arşivi marşivi mi karıştıracam dedim. Ay bi de baktım ki tüm o anlı şanlı köşe yazarlarının hepiciği de bu olayı kayıkçı kavgasına benzetmiş ve bendenizin yazısı da aynı sayfa da çıkmış .
Ben gözümü gökyüzüne diktim yağmur bekliyorum, bu gün bi ara dışarı çıkmıştım feci sıcaktı. Bu akşam meteorolojiye göre sağnak yağmur var ama şu ana kadar tıs yok. Güya bu kış bol yağışlı geçecekmiş, hadi bakalım inşalah.
evvet bir yazının daha sonuna gelmiş bulunuyoruz, darısı başka yazılara...
Bu akşam bizim ev de hiç adet olmadığı üzre sessizlik hakim. Kocam yeğenleri ile buluştu. Nazlı hanımlar önce arkadaş buluşması sonra da Zuz da konaklamak üzere çıktı.Artık okul açıldığı için hafta içi yorgun 0luyor. Neyseki öğrencilerinden çok memnun. Gamsegamse yi sorarsanız frekans tutturamadık bu akşam, o başka bir şeylerle uğraşmayı seçti . Ayrı takılıyoruz ev de.))
Ben de önce dizimi izledim sonrada buralara biraz bakınayım dedim. Baktım hemen her blogda bir ramazan muhabbetidir gidiyor. Benim de aklıma hep Ordu da ki ramazanlar geliyor. Tabi bu ancak ilkokula kadar olan bölüm. Duvarın üstüne tüm mahalle çocuklarının dizilp top patlamasını bekleyip , koşa koşa evlerimize gittiğimiz ramazanlar. Daha sonra benim hayatımın ikinci İstanbul baskısı başladı. O zaman da pencereden minare ışıklarının yanmasını beklerdik. Kalabalık iftar sofralarını hep sevmişimdir. Bu yıl kocamın işlerinin yoğunluğu nedeniyle , ancak iftardan bir kaç dk önce evde olabilmesi nedeniyle henüz daha ne iftar daveti verdik ne de katıldık. Ama bu gün Zuz'un kesinlikle itiraz kabul etmeyişi nedeniyle bu pazar değil daha sonraki pazara randevu verdik O'na.
Dün akşama doğru ben tüm yemek programımı yapmış oh bir iki saat kestireyim diye kanepeye uzanmıştım ki Gamsgamse aradı ; anne , hamsi aldım dedi. Haydiii iş başa döndü. Yemekler bu akşama ertelendi hamsiye yakışacak mönüye geçildi. Tam o sırada Zuz aradı ne yapıyosunuz, işten çıktım canım eve gitmek istemiyor dedi. Hadi koş hamsi sezonu açıyoruz dedim. Şekerpareleriyle geldi.
Bu gün , dün akşamdan yemekler hazır olunca tüm gün tembellik ettim. Ama gerçek tembellik. Hiç bir şey yapmadan serildim. Yalnız yapıcam deyip de yapamadığım vişneli armut tatlısı bu gün yapıldı ve de beğenildi. Ayva tatlısın çağrıştırıyor. Hatta gözünüz kapalı yeseniz ayva tatlısı dersiniz.
Hafta sonu için hiç bir planım yok, ama ramazandan sonra savulunnnn ben geliyorum.