Avrupa maceramız sona erdi. O kadar bağırdık ki Avrupa Avrupa duy sesimiz diye, duymuştur herhalde.
Çarşamba akşamı finükülerden inip Taksim Meydanına çıktığımda, gözlerime inanamadım. Ayyy ya finale kalırsak demişimm, birden. Manzara şuydu. Akşamın yedisiydi ve iğne atsan yere düşmüyordu. Her yer forma satıcıları ve satın alıp bunları giyenlerle doluydu. Yaşlısı genci, çolu çocuğu tekmil Türk Halkı formalıydı. Kocamın oturduğun yerden kalkmak yok, meydana çıkmak yok sesi kulağımda yankılandı. Hatta ilk golü attığımızda yine aynı şeyi söyledi. Neyse zaten oturduğumuz yere çakıldık sonun da. Ama mazallah finale kalsaydık halimiz niceydi , söyliyeyim size.
Geceyi kuzende geçirdik. Akşam dönüşte, Taksim bu kez miliileri karşılamaya hazırlanıyordu. Demet Akalın eşliğinde. Biz Hemen Üsküdarın yolunu tuttuk. Balık pazarına uğrayıp, çupra aldık. Evimize geldik. Sonra ben o çupraları yeniden bir sudan geçirip kuruladım, karınlarına maydonoz demetleri koyup , yağsız tavada ızgara yapar gibi kızarttım. Pek bi enfes oldular.
Geceleri tam gaz okumaya başladım. Garip bi kitap okuyorum. Daha önce bir kitabını okuyup da , Alah Allah bu kitabı neden yazma gereğini duymuş dediğim bir yazarın kitabı. Neyse bu seferkinde biraz aksiyon var)). Zuza arkadaşı getirmiş, ilk sayfasında nefret ettim dedi)). Boşuna uğraşmayın sölemem. Sora bu yazarlar bana tebelleş oluyo. Anam şimdi google denen bi şey var, hiç bişe gizli kalmıyo. Bi keresinde bir dr. un metabolizma çayını yazdım , iki yıldır ondan gelen e-bültenlerle doluyo mail kutum. Sonra bi köşe yazarından alıntı yaptım sayfam da tam iki kez teşekkür maili ve başarılarımın devamı)) temennisi aldım.
Gamsegamsenin sınavları bu gün son işalah maşallah. Vtana millete bizim evin her köşesine geçmiş olsun. Yarın belediyeden ekip çağırıp evdeki kağıtları attırmayı düşünüyorum.
Bu arada Zuz tatilden döndü. Muhteşem geçmiş. Geldiği gün ona kahvaltıya gittik. Tabii adı kahvaltı akşam yemeğimizi de yiyip öyle döndük.
Hadi şimdi misafirim gelecek. Biraz hazırlık mazırlık yapayım. Arzu eden buyursun biliyosunuz adres ceviz ağacını bulun yeter.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
27 Haziran 2008 Cuma
24 Haziran 2008 Salı
Nostalji günü, Nalan öle buyurdu)))
Sıcak çok sıcak günlere doğru derce derece gidiyoruz:)). Naziş raporu verdi sabah, bu hafta beş derece daha ısınacakmış hava.
Beni tanıyanlar bilir, sıcakla başım hiç hoş değildir, tatilde şemsiye altından ve denizden hiç çıkmam. Hep sotelerdedir yerim.
Serde Karadenizli olmak var tabii. Ilık iklimlerin insanlarıyız. Bizim Ordu'da ayy bu gün hava ne kadar sıcak dediğimiz hava da siz denize girmezsiniz.
Bi de meeşhur alamuğumuz var. Hava tatamen bulutla kaplıdır. Hafiften rüzgar eser, güneş hiç ama hiç görünmez. Bulutların rasından bazen kafayı uzatır gibi olur o kadar. Ama siz buna aldanır da ohh hava bulutlu, ne gerek yağa korunmaya falan derseniz ; yandınız ki ne yandınız hem de Marmara çırası gibi. Hariçten gazel atmıyoruz burada , biliyoruz ki söylüyoruz. Yıllar önce Ordu^'da denize giriyoruz , hava da alamuk(muş). Ben işte artık yazları başka tatil yörelerinde geçirmekten, yazlıktı falan derken unutmuşum bu havayı. Bir yanayım cayır cayır. Gece titreme falan geliyo. Dayım da geçmiş karşıma - Gız, gızım sen alamuğu bilmiyon mu yav, acemi olsan neyse. İşte böyle . Google ye baktım alamuk için tam 40 sayfa açılıyor. Sözlük anlamı , güneşin bulutlar arasından tesirli bir şekilde vurmasıymış. Yani Karadenizde denize girerken alamuğa dikkat.
Bu gün nereden çıktı şimdi bunlar derseniz, Nalan bu gün nostalji yapmış. Nasıl hoşuma gitti, çocukluğumu Orduyu düşündüm. Evdeki annemin bizi yemek yedirmek için yaptığı yemek savaşlarını. Erkek kardeşimin(METİN), yemek yemeyi de kim icat etti, her gün yemek yenirmi diye dillere destan olup, tarihe kazınan sözünü.
Yazlığa taşınırken , babamın ve bizim tüm eşyaları indirip arabaya yerleştirip , sonrada yine annemi arabada abartısız bir saat daha beklememizi. Hala merak ederim ne yapardı o kadar süre evde . Biz in artık diye zile basardık , pencereye çıkıp kızar içeri girer yine yarım saat ortadan kaybolurdu.
Nalan yav , nelere götürdün bu sıcakta bu gün bizi. Ordu, Kumburgaz , Fındıkzade gittim geldim...
Beni tanıyanlar bilir, sıcakla başım hiç hoş değildir, tatilde şemsiye altından ve denizden hiç çıkmam. Hep sotelerdedir yerim.
Serde Karadenizli olmak var tabii. Ilık iklimlerin insanlarıyız. Bizim Ordu'da ayy bu gün hava ne kadar sıcak dediğimiz hava da siz denize girmezsiniz.
Bi de meeşhur alamuğumuz var. Hava tatamen bulutla kaplıdır. Hafiften rüzgar eser, güneş hiç ama hiç görünmez. Bulutların rasından bazen kafayı uzatır gibi olur o kadar. Ama siz buna aldanır da ohh hava bulutlu, ne gerek yağa korunmaya falan derseniz ; yandınız ki ne yandınız hem de Marmara çırası gibi. Hariçten gazel atmıyoruz burada , biliyoruz ki söylüyoruz. Yıllar önce Ordu^'da denize giriyoruz , hava da alamuk(muş). Ben işte artık yazları başka tatil yörelerinde geçirmekten, yazlıktı falan derken unutmuşum bu havayı. Bir yanayım cayır cayır. Gece titreme falan geliyo. Dayım da geçmiş karşıma - Gız, gızım sen alamuğu bilmiyon mu yav, acemi olsan neyse. İşte böyle . Google ye baktım alamuk için tam 40 sayfa açılıyor. Sözlük anlamı , güneşin bulutlar arasından tesirli bir şekilde vurmasıymış. Yani Karadenizde denize girerken alamuğa dikkat.
Bu gün nereden çıktı şimdi bunlar derseniz, Nalan bu gün nostalji yapmış. Nasıl hoşuma gitti, çocukluğumu Orduyu düşündüm. Evdeki annemin bizi yemek yedirmek için yaptığı yemek savaşlarını. Erkek kardeşimin(METİN), yemek yemeyi de kim icat etti, her gün yemek yenirmi diye dillere destan olup, tarihe kazınan sözünü.
Yazlığa taşınırken , babamın ve bizim tüm eşyaları indirip arabaya yerleştirip , sonrada yine annemi arabada abartısız bir saat daha beklememizi. Hala merak ederim ne yapardı o kadar süre evde . Biz in artık diye zile basardık , pencereye çıkıp kızar içeri girer yine yarım saat ortadan kaybolurdu.
Nalan yav , nelere götürdün bu sıcakta bu gün bizi. Ordu, Kumburgaz , Fındıkzade gittim geldim...
21 Haziran 2008 Cumartesi
Bu mudur? bu dur


Dün geceki milli maç heyecanını sanırım herkes yaşamıştır. Biliyorum Temel bana çok kızıyo ama; ne yapayım ki futbol sevdalısı bir aile içinde büyüyüp bi de öle bi kocaya sahip olunca yapacak başka bir şey yok. Benim son derece cool, usturuplu koca bile kendini tutamayıp balkondan Türkiye diye bağırdıktan kelli yapacak hiç bir şey yok.
Valla sabah kalkıp Gamsegamse ile golleri, penaltıları internetten bir daha izledik. Aşağıdaki anekdotu Temel senin için koydum.
Diktatör Franco'nun 3 F’Sİ! ni
Bilirsiniz, İspanyol diktatör General Francisco Franco’ya şöyle bir soru sormuşlar:
"Yahu ülkenin yapısı bozuk!.. Ekonomi kötü, halk perişan!.. Herkes adaletsizlikten yakınıyor... Ama, hiç isyan yok!.. Bunu nasıl sağlıyorsun?"
İspanyol diktatör şu cevabı vermiş:
"Bunu 3 F ile sağlıyorum... Yani Franko, Futbol ve Fiesta ile... Onları yüz binlik beşiklerde uyutuyorum!"
Diktatör Franko’nun "yüz binlik beşik" olarak nitelendirdiği yerler, "stadyum"lardı.
Yani uyanık olarak da, neyin ne olduğunu bilerek de bu güzellikleri yaşamak çok mu zor. Şimdi kaynayıp gitmeden araya gündem mündem bu keyfin tadını da çıkaralım bi güzel.
Ben Almanya maçında Taksim deyim yine. Beyoğlu ekibimle sezonun son Beyoğlu buluşması olacak. Sonraki buluşma Orduda İnşallah. Ben Beyoğlu sezonunu Nalan(Desertwind) gelince kapatıcam. Sonra taaaa Ekime kadar vedalaşacağım Beyoğlu ile. Tatiller , Ramazan, bayram derken ekimi bulur artık.
Maç nedeniyle yazılan bu hafta sonu yazısı burada sona ermiştiiir. Herkese iyi pazarlar olsun ...
20 Haziran 2008 Cuma
bizden, sıcaktan , havadan sudan yani
Başım ağrıyor diyerek başlasam yazıma çok mu ayıp olur. Dün geceden beri ağrımakta, hatta mengeneker de sıkılmakta . E bu kadar sılılırken ne kadar can sıkıcı soru varsa , kafa içinde o da akıp gitse.
E kafam ağrıyodu ağrıyodu bi de üstüne ev de düşmek neydi yarabbi. Dün evcek evdeydik. Hava çok sıcak herkes evde olsun dedim. Evdeler ya güzel mönüler hazırlıyorum. Gamsecan ders çalışıyo, Naziş bilgisayar da, kocamda o da da yokluğumdan istifade garip bi belgesel izliyo. Geçen gün yeni bir sos tarifi almıştım kızarmış patates üstüne dökülen. Onu denedim. Patatesler kızardı, sos hazır. Karpuz buz gibi soğumuş. Köfteler kızarmış. Tam masa hazır diye bağıracakken , onun yerine ayyyyy diye bağırıp bir parende atıp düştüm. Düşerken de kolumun yan tarafını kapının metal kısmına sürtünerek aşağı indim. İl görüntü korkunçtu deri tamamen sıyrılmış, kolum omzum kıpkırmızı. Kırıldı sandık resmen. Neyse ucuz atlattım. Kaza geliyorum demiyor arkadaşlar , direk geliyo.
Tabii bu ufak kazanın ardından ben yemekten kalkıp gidip yatağıma uzandım. Çünkü yatak odası hariç her yer işgal altında. Tv izleyeyim bari dedim. Neler var diyerek gezinirken bir de baktım tanıdık bir yüz. Ama nereden. Arabesk bir şarkı söylüyor, güzel de söylüyor ha. Sonra anladım ki, eski iş yerim de ki ütücümüz. Modelleri hep ona veridim ütülemesi için. O yüzden çok iyi tanıyorum.Geceleri düğün salonlarında şarkı söylediğini anlatırdı bana. Şu izdivaç programlarından birine çıkmış. Evlenmek istiyor. Evlenmek istiyor.Kaldım orada. Esmer sarışın farketmez, çocuklu çocuksuz farketmez, yaş önemli değil diyor. Kulaklarıma inanamadım. Evliydi, ayrılmış, bir kızı varmış. Annesindeymiş. Bana karısının resmini göstermişti, - bak lale abla , benim manita demişti. Manita deyince sevgili sanmıştım hatta. Öyle üsüzüldüm ki , belki de ondan başım o kadar ağrıdı. Yani evlenmek istemesine , oraya çıkmasına değil, farketmez farketmez deyişine.
Libya sıcakları yaşıyormuşuz İstanbul da. Yav İstanbul dışında yaşayanlara soruyorum. Sizin sıcaklarında , yok Libya sıcağı, yok Mısır sıcağı gibi isimleri var mı. Yoksa bildiğin sıcak mı, kendine özgü yani . Sabah kalkınca bu gün hava çok sıcak dersiniz mesela onun gibi. Dün benim kuzen - lale yarın Libya sıcağı var , dışarı çıkmayalım dedi de. Anladık Libya üzeri gelen bir sıcak hava dalgasıdır da...Deyin ki , yarın Libya üzerinden gelen , bir sıcak hava dalgası var. İyiki Kaddafi sıcağı demedik.
Bu yazı burada bitsin, çünkü nerede başladı nerede bitecek artık ben de bilemiyorum çünkü.
E kafam ağrıyodu ağrıyodu bi de üstüne ev de düşmek neydi yarabbi. Dün evcek evdeydik. Hava çok sıcak herkes evde olsun dedim. Evdeler ya güzel mönüler hazırlıyorum. Gamsecan ders çalışıyo, Naziş bilgisayar da, kocamda o da da yokluğumdan istifade garip bi belgesel izliyo. Geçen gün yeni bir sos tarifi almıştım kızarmış patates üstüne dökülen. Onu denedim. Patatesler kızardı, sos hazır. Karpuz buz gibi soğumuş. Köfteler kızarmış. Tam masa hazır diye bağıracakken , onun yerine ayyyyy diye bağırıp bir parende atıp düştüm. Düşerken de kolumun yan tarafını kapının metal kısmına sürtünerek aşağı indim. İl görüntü korkunçtu deri tamamen sıyrılmış, kolum omzum kıpkırmızı. Kırıldı sandık resmen. Neyse ucuz atlattım. Kaza geliyorum demiyor arkadaşlar , direk geliyo.
Tabii bu ufak kazanın ardından ben yemekten kalkıp gidip yatağıma uzandım. Çünkü yatak odası hariç her yer işgal altında. Tv izleyeyim bari dedim. Neler var diyerek gezinirken bir de baktım tanıdık bir yüz. Ama nereden. Arabesk bir şarkı söylüyor, güzel de söylüyor ha. Sonra anladım ki, eski iş yerim de ki ütücümüz. Modelleri hep ona veridim ütülemesi için. O yüzden çok iyi tanıyorum.Geceleri düğün salonlarında şarkı söylediğini anlatırdı bana. Şu izdivaç programlarından birine çıkmış. Evlenmek istiyor. Evlenmek istiyor.Kaldım orada. Esmer sarışın farketmez, çocuklu çocuksuz farketmez, yaş önemli değil diyor. Kulaklarıma inanamadım. Evliydi, ayrılmış, bir kızı varmış. Annesindeymiş. Bana karısının resmini göstermişti, - bak lale abla , benim manita demişti. Manita deyince sevgili sanmıştım hatta. Öyle üsüzüldüm ki , belki de ondan başım o kadar ağrıdı. Yani evlenmek istemesine , oraya çıkmasına değil, farketmez farketmez deyişine.
Libya sıcakları yaşıyormuşuz İstanbul da. Yav İstanbul dışında yaşayanlara soruyorum. Sizin sıcaklarında , yok Libya sıcağı, yok Mısır sıcağı gibi isimleri var mı. Yoksa bildiğin sıcak mı, kendine özgü yani . Sabah kalkınca bu gün hava çok sıcak dersiniz mesela onun gibi. Dün benim kuzen - lale yarın Libya sıcağı var , dışarı çıkmayalım dedi de. Anladık Libya üzeri gelen bir sıcak hava dalgasıdır da...Deyin ki , yarın Libya üzerinden gelen , bir sıcak hava dalgası var. İyiki Kaddafi sıcağı demedik.
Bu yazı burada bitsin, çünkü nerede başladı nerede bitecek artık ben de bilemiyorum çünkü.
18 Haziran 2008 Çarşamba
BEYOĞLU REHBERİ))))
İki gündür blogcudaki arkadaşlarla irtibatımız kesildi. Sanırım blogcu malı mülkü toplayıp kaçtı. Benim bile malım mülküm var orada. Arşivi ufak ufak taşıyordum ama...
Son yazımın üstünden koca bir Milli Maç geçti.Biz maçı kuzen tayfası ile Beyoğlunda izledik. 70. dakika da hadi çıkalım dedim , ne tatsız tutsuz bir maç oldu, eh atı alan da Üsküdarı geçti zaten. Dışarı çıktık, tam Balık Pazarı girişine gelmiştik ki , ortalık yıkıldı. Ben Güllüye bir şaplak atmışım o ara. Sonra İstiklale çıktık ki ikinci kez yer yerinden oynadı. Çabuk olun berabere kaldık penaltıları izleyecek yer bulalım derken ben, baktık ilerde topluluk var, büyük ekrandan maç izliyorlar. Hemen konuşlandık oraya üçüncü gol geldi. Bizim Güllü havaya zıplarken ,önümüzdeki İngilizi yere çaktı. Şimdi golü üçledik ya, hep birden bağırıyoruz hakemmm maç bitti , düdüğü çal diye. Volkan da çıkınca son iki dakika İstiklali görseydiniz millet saniyeleri bağıra bağıra saydı. Sonra Taksime insan seli aktı neredeyse. Geri kalanı TV lerde görmüşünüzdür zati.
Ertesi gün de yine aynı grupla takıldım. Çukurcuma ve Fransız sokağını (asıl adı Cezayir sokağı biliyosunuz) mesken tuttum. Sonra Atlas pasajı ve İş Merkezinden biraz alış veriş yaptım.Terkos pasajına da uğradım ama ben burada sadece bakınmayı seviyorum. Tam üç saat gezinmişim oralarda fark etmeden. Eve geldiğimde ayaklarımı yere basamıyordum resmen.Çukurcumayı bilmeyen, sokaklarında gezinmeyen için sadece bir semt adı Çukurcuma. Ama bilenler için bir zamansızlık ortamı değil mi ?atalettt . Nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bu bölgede eskiciler, antikacılar, galeriler, hamamlar, cafe’ler var.Eski ve yeni bir arada. Orada her şeyin bir hikayesi var.Çukurcuma’yı Çukurcuma yapan sokaklardan biri, hatta en önemlisi, adını 1800’lü yıllarda İstanbul’da yaşamış Francesco della Suda isimli İtalyan bir eczacıdan alan Faik Paşa Sokağı. Burayı adım adım dolaşmanız gerek. Yokuş boyunca sıralanan taş binalardan sol taraftakiler daha gösterişli, sağ taraftakiler ise daha mütevazıdır; bunun nedeni geçmişte solda aristokratların, sağda ise onların hizmetkarları ya da sıradan halkın oturmasıymış. Kısaca yolunuz buralara düşerse aman gezinmek için bile olsa sakın burayı atlamayın.
Bir de İş merkezinden söz edelim. İstanbullu olmayanlar için;Odakule'nin tam karşısında bulunan üç katlı bir alışveriş merkezi burası.

Beyoğlu İş Merkezi'nde 170'in üzerinde mağaza bulunuyor. Pasaj haftanın yedi günü 09.00 - 21.30 saatleri arasında açık.Beyoğlu İş Merkezi'nde alışveriş yapmanın şöyle de bir avantajı var; hem aradığınız ürünler tek bir adreste toplanmış oluyor hem de size büyük gelen ya da daraltmak istediğiniz bir kıyafeti aldığınız gibi ikinci katta bulunan terziye verebiliyorsunuz.
Beyoğlu'na uğrayıp da Terkos'a uğramadan olmaz...

Çünkü burada başlı başına bir moda var. Terkos Pasajı'nın girişinde bir simitçi bulunuyor.Buradan mutlaka bir simit alın sonra dolaşmaya başlayın. Gün içerisinde en yoğun saatlerini öğlen yaşıyor. Burada ünlü isimlerle sıkça karşılaşmanız mümkün. Aysel Gürel sağlığında buranın müdavimlerinden di. . Onun dışında pek çok manken de buradan alışveriş yapıyor.
Tanıtıma başlamışken Atlas pasajından bahdedeyim bari. Burası tarihi bir pasaj. Osmanlı mimarisine sahip. İçinde sinema var.

Giysi, hediyelik eşya, ev eşyaları, orjinal giysiler satılmakta. Sabah 9.30’dan gece 23.00’e kadar açık. tiyatro oyuncularını buluşturan Kulis adlı barlar pasajın girişinde. İki kapılı, ön kapı İstiklal Caddesi’ne, arka kapı Aşağı Çeşme Sokak’a açılıyor.
Akşam yürüyüşlerine devam. Artık vitrinlerin önünde durmuyorum. Geçerken göz atıyorum sadece)).
Sıcaklar bastırmaya başladı. Biz temmuz ortasına kadar İstanbuldayız. Ondan sonra Allah kerim. Zuz. Marmaris-Selimiye de. Çok güzelmiş.
Benden şimdilik bu kadar. ..
Son yazımın üstünden koca bir Milli Maç geçti.Biz maçı kuzen tayfası ile Beyoğlunda izledik. 70. dakika da hadi çıkalım dedim , ne tatsız tutsuz bir maç oldu, eh atı alan da Üsküdarı geçti zaten. Dışarı çıktık, tam Balık Pazarı girişine gelmiştik ki , ortalık yıkıldı. Ben Güllüye bir şaplak atmışım o ara. Sonra İstiklale çıktık ki ikinci kez yer yerinden oynadı. Çabuk olun berabere kaldık penaltıları izleyecek yer bulalım derken ben, baktık ilerde topluluk var, büyük ekrandan maç izliyorlar. Hemen konuşlandık oraya üçüncü gol geldi. Bizim Güllü havaya zıplarken ,önümüzdeki İngilizi yere çaktı. Şimdi golü üçledik ya, hep birden bağırıyoruz hakemmm maç bitti , düdüğü çal diye. Volkan da çıkınca son iki dakika İstiklali görseydiniz millet saniyeleri bağıra bağıra saydı. Sonra Taksime insan seli aktı neredeyse. Geri kalanı TV lerde görmüşünüzdür zati.
Ertesi gün de yine aynı grupla takıldım. Çukurcuma ve Fransız sokağını (asıl adı Cezayir sokağı biliyosunuz) mesken tuttum. Sonra Atlas pasajı ve İş Merkezinden biraz alış veriş yaptım.Terkos pasajına da uğradım ama ben burada sadece bakınmayı seviyorum. Tam üç saat gezinmişim oralarda fark etmeden. Eve geldiğimde ayaklarımı yere basamıyordum resmen.Çukurcumayı bilmeyen, sokaklarında gezinmeyen için sadece bir semt adı Çukurcuma. Ama bilenler için bir zamansızlık ortamı değil mi ?atalettt . Nerede başlayıp nerede bittiği belli olmayan bu bölgede eskiciler, antikacılar, galeriler, hamamlar, cafe’ler var.Eski ve yeni bir arada. Orada her şeyin bir hikayesi var.Çukurcuma’yı Çukurcuma yapan sokaklardan biri, hatta en önemlisi, adını 1800’lü yıllarda İstanbul’da yaşamış Francesco della Suda isimli İtalyan bir eczacıdan alan Faik Paşa Sokağı. Burayı adım adım dolaşmanız gerek. Yokuş boyunca sıralanan taş binalardan sol taraftakiler daha gösterişli, sağ taraftakiler ise daha mütevazıdır; bunun nedeni geçmişte solda aristokratların, sağda ise onların hizmetkarları ya da sıradan halkın oturmasıymış. Kısaca yolunuz buralara düşerse aman gezinmek için bile olsa sakın burayı atlamayın.
Bir de İş merkezinden söz edelim. İstanbullu olmayanlar için;Odakule'nin tam karşısında bulunan üç katlı bir alışveriş merkezi burası.

Beyoğlu İş Merkezi'nde 170'in üzerinde mağaza bulunuyor. Pasaj haftanın yedi günü 09.00 - 21.30 saatleri arasında açık.Beyoğlu İş Merkezi'nde alışveriş yapmanın şöyle de bir avantajı var; hem aradığınız ürünler tek bir adreste toplanmış oluyor hem de size büyük gelen ya da daraltmak istediğiniz bir kıyafeti aldığınız gibi ikinci katta bulunan terziye verebiliyorsunuz.
Beyoğlu'na uğrayıp da Terkos'a uğramadan olmaz...

Çünkü burada başlı başına bir moda var. Terkos Pasajı'nın girişinde bir simitçi bulunuyor.Buradan mutlaka bir simit alın sonra dolaşmaya başlayın. Gün içerisinde en yoğun saatlerini öğlen yaşıyor. Burada ünlü isimlerle sıkça karşılaşmanız mümkün. Aysel Gürel sağlığında buranın müdavimlerinden di. . Onun dışında pek çok manken de buradan alışveriş yapıyor.
Tanıtıma başlamışken Atlas pasajından bahdedeyim bari. Burası tarihi bir pasaj. Osmanlı mimarisine sahip. İçinde sinema var.

Giysi, hediyelik eşya, ev eşyaları, orjinal giysiler satılmakta. Sabah 9.30’dan gece 23.00’e kadar açık. tiyatro oyuncularını buluşturan Kulis adlı barlar pasajın girişinde. İki kapılı, ön kapı İstiklal Caddesi’ne, arka kapı Aşağı Çeşme Sokak’a açılıyor.
Akşam yürüyüşlerine devam. Artık vitrinlerin önünde durmuyorum. Geçerken göz atıyorum sadece)).
Sıcaklar bastırmaya başladı. Biz temmuz ortasına kadar İstanbuldayız. Ondan sonra Allah kerim. Zuz. Marmaris-Selimiye de. Çok güzelmiş.
Benden şimdilik bu kadar. ..
Etiketler:
ATLAS PASAJI,
ÇUKURCUMA,
İŞ MERKEZİ,
TERKOS PASAJI
14 Haziran 2008 Cumartesi
paldıradak küldüredek bir doom günü ve mavianne ile buluşma
Nereden başlasam , hemen de başlamalıyım çünkü acelem var, daha et sote pişecek:)), pilav yapılacak . Ev temizlendi paklandı hijyen hale geldi. Acele ediyorum çünkü yarından sonra salı gününe kadar yokum, merak etmeyin. Ev de benim yokluğum da aynen varmışım gibi devam edecek şekilde planlandı.
Mavianneden başlayalım. Perşembe günü Capitolde buluştuk. İlk görüşmemizdi ama , yıllardır tanıyormuşcasına su gibi akan bir sohbet ettik. Kardeşi ile de tanıştım. Zaten bir aile gibi olduk burada bi çok arkadaşla. Hep tahmin ettiğim gibiydi sıcak , samimi, güler yüzlü. Kısaca biz birbirimizi daha da sevdik...

Cuma gününe gelelim, Naziş ve kocam işe gitti, Gamsegamse de okula gitmek için hazırlanıyordu ki kapı çaldı, uy kim bu dedik, sabbah sabbah . Gelen bizim Oya idi. Kuzenim. Bna tip olarak da huy olarak da en benzeyen kuzenim. Hayırdır yav dedim. Zuz la anlaşmışlar, Zuz akşam tatile çıkacağı için , o gün de benim doğum günüm olduğu için sabahın köründe daha kargalar kahvaltı etmeden doğum günü partisi düzenlemişler. Birlikte kahvaltı ettik ve getirdikleri pastayı kestik. Gülmekten öle öle resimler çektik. Ama resimleri çeken Oya olduğu için ve gider gitmez hemen gönderirim dediği halde hala göndermeyince bizim üç kişilik partinin resimlerini koyamadım buraya.Kaç yaşına girdiğime gelince. Kırk yaşıma girdiğim gün dedim ki kendime. Valla iyi bi yaş bu . Ortadır, karardır. Çocuklarının elinden artık tutmadan yürüdüğü, eteğini çekiştirmediği senin de kendini hala genç ve güzel hissettiğin bir yaştır. İş hayatın parlaktır. Herkes sağlıklıdır. Evet evet iyi bi yaş bu. Hem de her sene her sene yok şu yaşa , yok bu yaşa girdim diye uğraşmassın. Söylenişi de kolay, dört harflik bir kelime, kırk dedin bitti.Sonra kırk yaş partisi de çok güzeldi, Zuz sürpriz parti hazırlamış ta çocukluk arkadaşlarımı bile çağırmıştı. Gelen hediyeleri az kaldı kamyonla getirecektim eve. Yani işin özü sözün kısası budur yaşım da kırktır. Ne eksik ne fazla tamı tamamına kırk.
Nazişle her akşam yürüyüşe çıkıyoruz , ama ben vitrinlere bakmaktan yürümeyi unutuyorum. O da - anne dün akşam bakmıştın ya bunlara diyo. Kocam maçlara dalmış durum da. Bizim maçlarda özel maç mönüsü hazırlıyoruz ve hep birlikte izliyoruz. Eh herkesin pencereleri açık olduğu için her golde mahalle ayağa kalkıyoruz aynı tribünde gibi maç izliyoruz. . Gamsegamse ye gelince büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öper, finaller bitene kadar çekecek ve çektirecek)).
herkese iyi bir hafta sonu olsun, salıya kadar adios hadi gidiyos
Not- Babalar günü tüm babalara kutlu olsun mutlu olsun. ÖSS ye katılan tüm öğrencilere başarılar
Mavianneden başlayalım. Perşembe günü Capitolde buluştuk. İlk görüşmemizdi ama , yıllardır tanıyormuşcasına su gibi akan bir sohbet ettik. Kardeşi ile de tanıştım. Zaten bir aile gibi olduk burada bi çok arkadaşla. Hep tahmin ettiğim gibiydi sıcak , samimi, güler yüzlü. Kısaca biz birbirimizi daha da sevdik...

Cuma gününe gelelim, Naziş ve kocam işe gitti, Gamsegamse de okula gitmek için hazırlanıyordu ki kapı çaldı, uy kim bu dedik, sabbah sabbah . Gelen bizim Oya idi. Kuzenim. Bna tip olarak da huy olarak da en benzeyen kuzenim. Hayırdır yav dedim. Zuz la anlaşmışlar, Zuz akşam tatile çıkacağı için , o gün de benim doğum günüm olduğu için sabahın köründe daha kargalar kahvaltı etmeden doğum günü partisi düzenlemişler. Birlikte kahvaltı ettik ve getirdikleri pastayı kestik. Gülmekten öle öle resimler çektik. Ama resimleri çeken Oya olduğu için ve gider gitmez hemen gönderirim dediği halde hala göndermeyince bizim üç kişilik partinin resimlerini koyamadım buraya.Kaç yaşına girdiğime gelince. Kırk yaşıma girdiğim gün dedim ki kendime. Valla iyi bi yaş bu . Ortadır, karardır. Çocuklarının elinden artık tutmadan yürüdüğü, eteğini çekiştirmediği senin de kendini hala genç ve güzel hissettiğin bir yaştır. İş hayatın parlaktır. Herkes sağlıklıdır. Evet evet iyi bi yaş bu. Hem de her sene her sene yok şu yaşa , yok bu yaşa girdim diye uğraşmassın. Söylenişi de kolay, dört harflik bir kelime, kırk dedin bitti.Sonra kırk yaş partisi de çok güzeldi, Zuz sürpriz parti hazırlamış ta çocukluk arkadaşlarımı bile çağırmıştı. Gelen hediyeleri az kaldı kamyonla getirecektim eve. Yani işin özü sözün kısası budur yaşım da kırktır. Ne eksik ne fazla tamı tamamına kırk.
Nazişle her akşam yürüyüşe çıkıyoruz , ama ben vitrinlere bakmaktan yürümeyi unutuyorum. O da - anne dün akşam bakmıştın ya bunlara diyo. Kocam maçlara dalmış durum da. Bizim maçlarda özel maç mönüsü hazırlıyoruz ve hep birlikte izliyoruz. Eh herkesin pencereleri açık olduğu için her golde mahalle ayağa kalkıyoruz aynı tribünde gibi maç izliyoruz. . Gamsegamse ye gelince büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öper, finaller bitene kadar çekecek ve çektirecek)).
herkese iyi bir hafta sonu olsun, salıya kadar adios hadi gidiyos
Not- Babalar günü tüm babalara kutlu olsun mutlu olsun. ÖSS ye katılan tüm öğrencilere başarılar
12 Haziran 2008 Perşembe
evden
Yine günler olmuş yazmayalı. Yazma , okuma modundan çıktım arkadaşlar. Sayfayı açıp bön bön ya da mel mel , ya da mal mal bakmaktayım. Açayım bir sayfayı ne gele ne gele dedim . Bakalım ne çıkacak.
Bu sabah bir müzik sesi il e fırladık. Baktık ki sevimli küçücük iki araba sokağı paspaslıyor, yeşil beyaz giysili adamlar karınca gibi dağılmışlar her bi tarafı temizliyor. Sonra anladık ki Üsküdar Belediyesinin yeni etkinliği, sokakları temizliyor ''AK'' lıyor)). Ama ne yalan sölim çok şirindiler.
Ev harıl harıl eğitim yılı sonuna hazırlanıyor. Gamsegamse hem yaklaşan finaller hem de her gün yaptığı sunumlar yüzünden pek yoğun. Sanırım çok yakında sunucu olur)). Dün arkadaşlarıyla biz de hazırlık yaptılar. Anlamadım artık zaman çok değişti. Kafalarına peruklar şapkalar giyiyorlar, Gamze bir Roamalı kadın gibi giyiniyor, sunumunu öle yapıyor. Ben de onları yedir içir durumlarındayım. E biz öle gördük anamızdan atamızdan. Neydi parola 'Kıza dokunma , yeter ki okusun''. Tepsi tepsi pizzalar yaptım, sandwiçler , kekler yaptım onlara. Arada soğuk içecekler de cabası. Gamsegamse -anne bu gün için teşekkür ederim dedi, yorgunluk gitti.
Akşam maç izledik. Artık yaz geldi herkesin pencerelerde açık ya, sanki tribünde maç izliyoruz. Her golde mahalle ayağa kalkıyor. Alem milletiz valla. Ben maç bitince mahzun mahzun bakan İsviçre Teknik Direktörü ve diğerlerine - napalım biz bakacağımıza siz bakın öyle töz tös deyip geceye noktayı koydum ve çok destek aldım hehehe.
Bu gün mavianne den haber bekliyorum, eğer işini erken bitirirse buluşacağız. İş dolayısıyla İstanbul da çünkü...
Bu sabah bir müzik sesi il e fırladık. Baktık ki sevimli küçücük iki araba sokağı paspaslıyor, yeşil beyaz giysili adamlar karınca gibi dağılmışlar her bi tarafı temizliyor. Sonra anladık ki Üsküdar Belediyesinin yeni etkinliği, sokakları temizliyor ''AK'' lıyor)). Ama ne yalan sölim çok şirindiler.
Ev harıl harıl eğitim yılı sonuna hazırlanıyor. Gamsegamse hem yaklaşan finaller hem de her gün yaptığı sunumlar yüzünden pek yoğun. Sanırım çok yakında sunucu olur)). Dün arkadaşlarıyla biz de hazırlık yaptılar. Anlamadım artık zaman çok değişti. Kafalarına peruklar şapkalar giyiyorlar, Gamze bir Roamalı kadın gibi giyiniyor, sunumunu öle yapıyor. Ben de onları yedir içir durumlarındayım. E biz öle gördük anamızdan atamızdan. Neydi parola 'Kıza dokunma , yeter ki okusun''. Tepsi tepsi pizzalar yaptım, sandwiçler , kekler yaptım onlara. Arada soğuk içecekler de cabası. Gamsegamse -anne bu gün için teşekkür ederim dedi, yorgunluk gitti.
Akşam maç izledik. Artık yaz geldi herkesin pencerelerde açık ya, sanki tribünde maç izliyoruz. Her golde mahalle ayağa kalkıyor. Alem milletiz valla. Ben maç bitince mahzun mahzun bakan İsviçre Teknik Direktörü ve diğerlerine - napalım biz bakacağımıza siz bakın öyle töz tös deyip geceye noktayı koydum ve çok destek aldım hehehe.
Bu gün mavianne den haber bekliyorum, eğer işini erken bitirirse buluşacağız. İş dolayısıyla İstanbul da çünkü...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)