Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

13 Nisan 2008 Pazar

arakadaşlar her şey yolunda turp gibiyim , maşallah. Gezerken azıcık ipin ucunu kaçırdım galiba. Yarın akşamda zeya, Nalan, ebrucuk, nurdanacar ile Zuz da toplaniyoruz. O işi de halledeyim toptan anlatırım yaptıklarımı. 32 kısım tekmili birden yani.
Şimdilik hoşcakalınnn

7 Nisan 2008 Pazartesi

haftanın başından................

Daralmalardayım, sıkılmalardayım. Hava ayaz mı ayaz ellerim ceplerimde , bir türkü tuturmuşum, anlıyorsun değil mi diye türküler çığırasım avar. Ama şarkıydı değil mi, hem de Barış Manço nun. Bahar gelmeyecek mi benim memleketime?.Gerçi Nalan Demirciköye kadar geldiğini bildirdi baharın.
Valla ben bu hafta çok yoğun bir program yaptım. Ne yapıp edip gelsin. Beni yollarda süründürmesin.
Cuma akşamı , Hatırla Sevgili de benim dönemlerime geldi artık. Kızların sordukları sorulara kavga eder gibi cevap vermişim. Gece de hiç uyumadım. Ortasından izlemeye başladığım filmlerin sonunu getiremedim. Ama birinin sonunu hala merak ediyorum.
Cumartesi arkadaş buluşması yaptım. Hava çok güzeldi, hayatımda bu kadar yürümedim. Bir ara yolumuz cumartesi pazarının içine düştü.Birden madımak gördüm , hemen aldım. Ailece çok severiz. Biraz zordur işi ama ayilem için göğüs gerdim ne yapalım.Hatta doğrarken madı madı madımak oy madımak diye türküsünü bile söyledim.
Kül ve Yel'i okuyorum. Şimdilik birbirimizi anlamaya çalışıyoruz. Daha önceleri okumadığım bir yazar Müge İplikçi. Biraz Fürüzan tarzı yazıyor gibi. Ama şifreli yazmayı seviyor .
Gamsegamse sınav dönemine girdi , oda çöp oda olma yolunda. Kağıtlarına dokunmam konusunda sıkı uyarı aldım. Yalnız kalmak istediğini , mümkünse oda kapısına büyük bir sepet konmasını , odaya gelecek ve gideceklerin o sepete atılmasını istediğinni anons etti. Bu hafta 12 sınava girecek. Her gün iki tane.
Ben bu hafta çok yoğunum. Yarın Beşiktaş dolaylarında , çarşamba günü Taksim- Beyoğlu, perşembe günü Üsküdar civarındayım. Kocam kolaylıklar diledi. Yani kolay kolay buralara gelemem sanırım. Şimdiden hepinize iyi bir hafta olsun...

5 Nisan 2008 Cumartesi

eski yazı eski yazı eski yazı

bu gün eski yazı günü ama ben biraz geciktim zeya ta dünden koydu yazısını, ebru geçen haftakiyle idarae ediyor. Nalan da seferi sayılır:)).
Sabahın köründe yollara düştüm , yeni geldim eve. Arşivden alelacele bu yazıyı çıkardım. Bir sobe yazısı , blogspottaki yeni dostlarım da biraz daha tanır beni böylece
*********************************************************************************
16/3/2006 - ANAAAAAAAAAAAAAA YİNE SOBE
Sevgili ipekyolu ve pınardnmz beni aynı anda sobelemiş.bu nasıl saklambaç anlamadım geçen seferde tam 6 kez sobelenmiştim.,sorular biraz farklı ama kim düzenlediyse ,daha yaratıcı olabilirdi gibi,Şimdi çok biliyosan sen yap derlermiş.Anam terslik ben de diyorum da inanmıyosunuz.Baktım herkes soruları madde madde cevaplamış çıkmış işin içinden.yok illaki bir girizgah yapilacak,Öyle ya giriş, genişleme ,sonuç bölümleri var,

Neyse hadi başlayalım

1-SİZCE SEVGİ NEDİR:

Anneanneme göre çok ayıp bi şeydi,gız gısmı sevmek mevmek bilmezdi.Tabi bu teyzemler evlenene kadardı.Bize gelince doğru dürüst birini sevip evlenseler oldu.Bana göre iyi bişey sevelim sevilelim,KAAAAAAAAAAAM alalım dünyadan(a ların üstünde inceltme işareti var gibi okuyun),

2-YENİDEN DOĞSANIZ NE OLMAK İSTERDİNİZ:

Kocama sorayım.o ne olmak isterse o olmak isterim.Şimdi o başka ,ben başka olursak onu nerde bulucam,

3-EN ÇOK DUYGULANDIRAN ŞARKI

Duruma göre değişiyo.,Ama sıkı bir SEZEN ci olarak.,şunu söyleyebilirim bütün şarkıları her tür duyguma yol arkadaşlığı yapmıştır.Bi de MİHRİBAN,ama aslında.,Sertab Erener in ''Hadi yüreğim ha gayret,hele sıkı dur.hadi sabret.bu bir rüyaydı sabret.

4-EN ÇOK ETKİLENDİĞİN ŞAİR:

Etkilendiğim demeyelim de şiirlerini okumaktan zevk aldığım diyelim.Bizde ATTİLA İLHAN,yabancı Şilili şair PABLO NERUDA

5-iSMİNİZİN NE OLMASINI İSTERDİNİZ

Şehriban.Ya, ismimi çok severim ben sadece güzel bir çiçek ismi olduğu için konmamış bana .Daha önce de anlatmıştım ya kendisi de ihracatcı olan dedem tarafından ,doğduğum yıl Türkiyeden Hollanda ya LALE soğanı ihraç edildiği için onun anısına verilmiş. Tarihe tanıklık ediyoruz şurda

6-HİÇ AŞIK OLDUNUZMU:

Olmam mı? benim nerem eksik, Aşık olduğumu sandıklarım hariç.Tam anlamıyla bi kez,Masmavi gözlü bir adamdı.Hep yeşil parka giyerdi, Bi de ciddi naaaaaaaaaapsan bakmaz,Yaptık her türlü numaramızı,vardı elbet bizim de bildiğimiz bi kaç bişey,Allem ettik,kallem ettik,biraz dış yardım aldık,Biliyosunuz savaşta ve aşk da her şey mübahtır.Sonun da gördü beni senmisin öyle yapan inim inim inlettim,yerlerde süründürdüm.Zorla evlenmeye razı etti beni : ) Tam 24 yıl oldu.

7-HAYATINIZI DEĞİŞTİREN OLAY

Değiştirmedi de seyrini etkiledi,Körfez krizi ve Ölü Ozanlar Derneğini okumam

3 Nisan 2008 Perşembe

No aksiyon

valla hiç bi aksiyon yok ben de bu gün. Hava kasvetli, karanlık yağsa mı yağmasa mı karar verememiş durumları var. Benim de hala uykum var . Halbuki gece bi güzel uyudum.
Canım yemek yapmak bile istemedi. Uyduruk kaydırık yemekler var bu akşam. Dünden kalma zeytinyağlı pırasa, patates haşladım kavurdum onu tekrar kıymalı soğanlı, annem kişi başı bir yumurta kırardı , çok da güzel olur. Bi de şehriye çorbası . Her zaman kedi keşkek yemez dimi. Dün akşam onlara anlı şanlı bir fırında sebzeli balık yapmıştım.
Bu gün yoğurt mayaladım. Belki de 20 yıldır falan mayalamamışımdır. Kızlar bebekken günlük yoğurt mayalardım onlara. Bir su bardağı bir su bardağı. Denizi olmayan yerde , eğri çatılı evdeyken de, sütçü Zeynel mayalardı)). Amma ille kendi tencereni vereceksin. Yoğurt isteyenlere kendi tenceresine mayalar, sonra da motosikletiyle servis ederdi onları. Bir gün yoğurda zam yaptım dedi, niye dedim.
-Çok zor yenge yoğurt mayalamak dedi. Önce kapıyı pencereyi kapatacaksın , kedi girmesin diye. Anladınız siz onu, yani biz çok kedili yoğurt yemişiz. Kedili yoğurt yememenin bedeli yoğurda zam yapmak.
Bu günlük bu kadar olsun mu, olsun olsun. Modumda değilim , yarına Allah kerim

2 Nisan 2008 Çarşamba

bizim evin halleri

Erkenciyim , bu gün.Sabah önce kocamı sonra da Gamsegamseyi uğurladım. Bir tabakta çilek aldım yanıma geldim. henüz uykum açılmış değil. Birazdan bir kahveyle belki.Gece bir programa takıldım. eskiden Yaseminin Penceresi vardı, onun gibi bir şey. Dilara Endican yapıyordu. Hani şu bir ünlü geliyorda, sırayla onun hayatında yer etmiş kişiler gelip , onunla ilgili anılarını anlatıyorlar ya öyle bişe. Konuk M. Ali Erbildi. Çok lazım gibi hayatının ıcığını cıcığını biliyorum artık))
Dün Nazlı - anne Kadıköye gidelim mi, Alkıma uğrar, Kahve Dünyasında otururuz biraz dedi. Saat 3 gibi çıktık evden. Alkıma gittik. Kahve Dünyası da zaten onun içinde. Önce bir kaç kitap alıp yanımıza öyle oturduk. Nazlı Dar Ağacında Üç Fidanı aldı. daha önce hatta ilk yayınlandığında vardı o kitap bizde ama , hazin bir hikayesi var. Çoğunuz tahmin etmiştir. Yanan kitaplar arasındaydı neyse. Ben de Tezer Özlünün(edebiyatımızın Gamlı prensesi) Yaşamın Ucuna Yolculuk ve Nihal Yeğinobalının Genç Kızlar ve Müge İplikçinin Kül ve Yelini aldım.Okudukca söz ederim artık. Elimde bitmeyen kitaplar var. Ziyafet sofrasına oturmuş küçük çocuklar gibi, bir ona bir buna saldırıyorum. Ama bir düzene koyacağım. Önce başladıklarımı bitirmeden bunlara başlamak yok. Fakat Genç Kızları alma sebebimimi anlatmalıyım size. Ben bu kitapla tanıştığım da 13-14 yaşlarımda falan ancaktım. Genç Kızlar, Nihal Yeğinobalı'nın bundan elli beş yıl önce Vincent Ewing adıyla yayımladığı ilk romanı.Daha çok küçük o yıllarda, kendi adıyla kitabı yayınlatamadığı için, Amerikalı bir yazardan çeviri yaptım diye götürüyor yayımcıya, eski bir moda mecmuasından aldığı bir aristokratın resmini de yazar olarak tanıtıyor. Beğenilirse kendi adını söyleyecektir. Ama kitap o zamanlara göre erotik bulununca söyleyemiyor. Hah buldum demekki ondan gizli gizli okurmuşum. Yani erotizmle ilgisi bile yok. İşte öpüşme falan. demek o yıllara göre biraz ağır kaçmış. Sonra o kitabı benden çaldılar. Evet aynen çaldılar!!!!!. Bundan bir kaç yıl önce yazarının Nihal Yeğinobalı olduğu ortaya çıktı ve kitap yeniden basıldı. Ben de hem nostalji olsun, hem de o zamanlar beni etkileyen bu kitabı kızlarım da okusun diye aldım.
Nazlıyla kendimize fondü siparişi verdik. Çileklerimizi muzlarımız fondüye batıra batıra kitaplarımızı inceledik. Bu arada farketmeden iki kase de kahveli çikolatalı misket yemişiz.

Akşam küçük bir kutlamamız vardı. 29 .nişan yılı şerefine)). Ama Nazlıyla ben çikolataya öyle bir doymuşuz ki, pasta falan deyince böööö dedik. Eve gelince meyvalı pasta yapayım bari dedim. hemen internetten bir beyaz krema tarifi baktım, hazır pastabanla bu işi de hallettim. Arasına ve üstüne çilekler muzlar koydum. kalan kremayı da üstüne boca eetim. Artık biliyosunuz, kenarlara taşan kremayı temizlemeye çalışmıyoruz. Napıyoduk. kamuflaj. Hemen oralara hindistan cevizi serpilir, üstlerine de kalan meyvalar yapıştırılır)).Lale usulu yanii. Pastamın resmini koydum zaten.

Şimdi bu yastık resmi de ne derseniz. O çok uzun zamandır çocuklaçocuk ekibine verilmiş bir söz. Keçeden yapılmıştır ve Zuz 'un kreasyonundandır. Uzun tacizler sonucu da bana hediye edilmiştir.

Bu günlük bu kadar. Biraz evi planlayayım, öğleden sonra Banuya gidiyoruz Nazlıyla. Okey partisine. Nazlı 3 gün raporlu, kum döküyormuş. Ama ağrısı sancısı yok çok şükür. Ama Dr ev de geçirsin bu süreyi dedi. Bizden bu kadar

1 Nisan 2008 Salı

işte yine ordan burdan bi de Henri Jeanson dan

Anneannemin dediği oldu ve mart martlığını yaptı. Gerçi o lafın devamını başka türlü getirirdi ama... Soğuk günler yaşıyoruz. E bundan da nasibimizi aldık. Hem kocam hem Naziş hasta. Kocam bu gün işe gitti ama Naziş iki gün raporlu. Artık ana kız bol bol yiyip içme ve film saatleri yaparız.

Bu gün dünya şaka günü ama bizim için özelliği bundan tam 29 yıl önce nişanlanmışız. Yani bana da bu yakışırdı. Ama siz katlanmadınız davetiyeleri dağıtırken, şaka değil dimi şeklindeki bayat esprilere. Ay ama herkes yaptı yav.
Araya eski yazı girince yazamadım, cuma günü ben bir Beyoğlu seferi yaptım. Sabah erken çıktım. Geçen gün Pınar, en çok erken saatlerdeki Çukurcumayı severim demişti. Aklıma getirdi. Giderken hava çok güzeldi de dönüşte alnımın çatı yine dondu arkadaşlar. Beyoğlu hep aynı, ellerinizden öper, yine çok kalabalık, yine her taraftan müzik geliyor. , yine çiçek kokuyor.Dikkatimi bir şey daha çekiyor. İstanbullu hep bir telaş içinde, hep bir yerlere yetişiyor.Başka yerlere gittiğimde ayırdına daha çok varırım. Mesela Ordu da , yolda bile daha yavaş yürürüm. Zaman daha yavaş akar sanki. Ama bura farklı. Yola çıkınca çevrenin adımlarına bende ayak uydururum. Motora ya da vapura binerken atlarım, finükülere gelince, yürüyen merdivenlerde kendiliğinden çıkmasını ya da inmesini beklemeden, hemen soldan iner çıkarım. Halbuki finüküler 4 dk da bir kalkıyor. Mesela kuzenlerle 4 dk sonra buluşsam ne olur. Eve 4 dk geç girsem ya da. Ne bilim arkadaş.

Bir önceki yazımda Demirel'in söylediği sözün, Aslında Henri Jeanson' ait olduğunu söylemiş isimsiz takipçim. Ama doyamamış ki, bu gün gelip yeniden söylemiş. Ve bana, bunu nasıl yaparsınız diye sormuş. Bu sözü kullanmak için donanımımın olması gerektiğini yazmış. Ama bir kez daha gelirse anlayın ki bu HENRI JEANSON 'un ta kendisi. Ama Demirel bu . Her söylediği sözün altına , şundan bundan alıntıladım demiyo ki. Mesela sıkça söylediği sözlerden biri de Fırat kenarında bir koyun kaybolsa , sahibi gelip benden hesap sorar. Bu söz de biraz değişiklikle Hz Ömer tarafından söylenmiştir. Yani kıssadan hisse , gidin , hesabınızı DEMİREL'le görün. Ben burada yazdığım hiç bir şey için kimseye hesap VERMEM.

29 Mart 2008 Cumartesi

eskiden çooook eskiden

bu gün eski yazı günü ya , Gamsegamse ben seçeyim dedi. Hadi seç dedim ve bu yazı çıktı arşivden. Artık biten bir şeyi hatırlatıyor sokak sütçülerini. Herkesin mutlaka bir anısı vardır bunla ilgili, öyle olsa gerek ki zaten , yazdığım günlerde de baya bi yorum almışım, yorumlayanlardan yorumlarında kendi anılarını yazmış. Hatta Pınar, sen babanın sütçüden aldığı kırmızı halıları bile hatırlamışsın bu yazıyı okuyunca)). Gel gelelim yazıya şimdi
*******************************************************************************
10/5/2006 - SÜTÇÜ MUHABBETLERİ
Sabah kalkıpta mutfak tezgahının üstündeki süt kutusunu görünce birden gözümde eski usul sütçülerimiz canlandı.Sonra baktımda ne çok anılarım varmış süt ve sütçülerle ilgili,

Demirel zamanında bir gazeteciye şöyle demişti

-Eğer sabah saat altı da kapınız çaldığında ,kapıyı çalanın sütçü olduğundan eminseniz,demokratik bir ülkede yaşıyorsunuz demektir.

Ne yapsın adam siyasi hayatı boyunca sabah kapısını çalanın sütçü olabileceğinden hiç bir zaman emin olamadı.

Benim ,çocukluk yıllarımdı her sabah saat altıda kapımızı bazen çilli kırmızı kafalı bir oğlan ,bazende kumral saçlı bir oğlan çalardı.Bunlar bizim sütçümüzün oğullarıydı.Bakır stillerede süt getirirler di .Ya annem o kadar sütün hepsini bize içiremiyeceğine her gün sütlaç ve yoğurt yapmayacağına göre onca sütü ne yapardı bilmem. Sonra biz ayrıldık o şehirden yani Ordu dan ve doğduğumuz yere İstanbul a geri döndük. annemden olan aile tarafım orada olduğu için her yaz tatilin bir kısmını Orduda geçiririm. Lise yıllarındaydım. Arkadaşlarım ve kuzenlerle Orduya gidelim dedik. Hep beraber bindik otobüse gidiyoruz. Yolcular arasında bir fısıldaşmadır gidiyor.- şoför Deli Cezmiymiş habariniz var mı? falan diyolar.Kim ya bu dedim . Çok sinirliymiş yolda konuşturmaz ,araabayı sert kullanır ağlayan çocuklara kızarmış.Hareket saati geldi ,Bir bıçkın delikanlı yerleşti şoför mahaline dememle gerçektende uçuyoruz ,O , o arada yanındakilere , kaynanam şöyle dedi bende camları aşağı aldım diye anlatıyor. Ama ben hızdan nasıl korktum ben söylendikçe yolcular aman sus diyor. Aradan zaman geçti bu kalktı yerini başkasına devtetti ve yanıma gelmezmi bana eğildi aha da beni çok konuştun diye paralayacakl derken eğildi - kız Lale sana az mı? süt taşıdım niye bi selam vermezsin, bi arzun varmı demez mi.İşte bu bizim kumral sütcüymüş.

Aradan yıllar geçti yine Ordu yolundayız ama bu sefer evli ve çocuklu olarak. Erkek kardeşim de artık oraya yerleşmiş, Eşi vergi dairesinde memurdu o zamanlar. Şefine demişki- görümcemler gelecek izin istiyorum- kim senin görümcen işte o da anlatınca ,bir şartla demiş ben onlara çok süt götürürdüm benim teknede bu pazar misafirim olsunlar.
Bize söyleyince ,benim koca dedi ki - bir şartla kıyıda olcaz. Tekne gezintisi yok.Çocuklarla tanımadığım bir insanla denize açılamam şimdi orada içki faslı da olur. Sözmü ,söz dedik ve pazar günü gittik. ( Bu çilli ve kırmızı kafa olanı.) Sabah tekneyle açılmış balıklar tutmuş.,midyeler çıkarmış.Tekneyi de kıyıya çekmiş,Masalar kurulu.Yedik içtik denize girdik derken bizim gelin yani Arzu Lale abla hadi tekneye dedi.Kızım mnyakmısın eniştene ne söz verdik dememe kalmadı kocamın sesi geliyo laleeeeeeeeeeeeeeeee bir döndüm teknede yanına çocuklarıda almış oturmuş.Beni çağırıyor.İşte şimdi ne denir atladık tekne sefası da yaptık

Y a bi de sütcü Zeynel var ki denizi olmayan yerden evlere şenlik ama gitmem lazım .Süt muhabbeti fazla uzadı.