Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

29 Aralık 2007 Cumartesi

belgelerle 26.yıl:)))))

ille de resim diyenlere işte 26.yıldan resimler




26 yıl deyince , siz bizi yaşlandı mı sandınız. Genciz güzeliz anlayışlıyız ve de iyi dansederiz. Azcık kilo aldık , az biraz gözlerimiz bozuldu o kadar:))))
Nazlı fotoğraf çekerken Zuz ve gamze tarafından gülme krizine sokulduğum an.





28 Aralık 2007 Cuma

çıktık açık alınla 26 yılda her savaştan







19 NOLU SONNET



Yalnızca benden kaçma yeter


Boş sözler de etsen duymak istiyorum seni



Sağır olsan gönlüm sözlerini ister



Dilsiz olsan gördüğünü.



Kör olsam, seni görmek isterdim



Sen yanımda yol gösterici oldun



Uzun yolun daha yarısı bile aşılmadı



Bir düşün içinde yaşadığımız karanlığı



´Bırak beni yaralıyım´ desen de boşa



Görevden dönülmez, yalnızca ertelenir



Başka bir yerde değil, yalnızca burda





Gönlüm herşeyden önce seni ister



Biz de diyebilirim, ben yerine.


Bertolt Brecht


27 Aralık 2007 Perşembe

bu yazıya başlık mı uyar

Beni eskiden tanıyanlar bilir, bazı bazı yani genelde diyelim şuna :)) , hocanın karısı durumlarım vardır. Yüz kere yazdım ya , herkes de zaten bilir ya. Hocaya demişler , karın çok geziyor, sanmam demiş, o kadar gezse bizim eve de uğrardı. Aynen o moda girdim yine. E programımım da vermiştim biliyorsunuz .
Salı günü has görümcem , yani favori görümcem ve grubuyla okey oynadım. Ben bu oyunu öğrendiğimde sanırım süt dişlerim falan çıkıyordur. Kahve kültürüm iyidir yani , aznifiydi, beziğiydi, hoşginiydi,tavlasıydı , konken sivrinek gibi gelir. Yani taşlı taşsız tüm oyunlar, İskambilde oynan tüm oyunlar. Hepsini bilirim. Bu kadınlar beni mat etti. Kaput gittim anlayacağınız. İlaç olsun bi kez açmadım. helal olsun onlarrraaa.
Dün Zuz la alış- veriş yapmak için Kadıköyde buluştuk. Gamze kaçırır mı?, bizim alış-veriş manzaralarımızı O da geldi, okulu kırdı. Hava da güzeldi. Yani kış havasına göre. Alış-veriş de aramızda geçen konuşmaları aktarıyorum size. Benim için girdiğimiz mağazadayız. Ben koltukta oturuyorum. İşaret ediyorum ikisine
-şunları şunları getirin, bakayım.
Onlar, ellerinde başka şeyler,
-bunlar nasıl
aslında güzeller ama bana olur mu?
Zaten kendimiz için sorduk.
işte buna benzer konuşmalarla benimle ilgili kısım biiti. Sonra bir şeyler yiyelim dedik. Şuralar da her zaman gittiğimiz gözlemeci vardı dedim ben. Zuz da ayyy canım gözleme çekti hadi gidelim dedi. Gittik ki , Orası yerle yeksan olmuş. Gamze- bizim gittiğimiz yer var dedi. Otantik diye bir yer. İçeri girdik. Gayet şık. Kadınlar yukarı bir yerde hazırlıyorlar gözlemeleri . Türkü çalıyor fonda. Ayrıca yöresel yemekler de var. Siparişi verdik. Duvarlarda gazete yazıları var. Çerçeveye konmuş. En iyi 10 gözlemeciden biriymiş. , Başka bir gazete de türkü eşliğinde gözleme diyor. Ama bizim Zuz koltukların döşemelerini beğenmiyor, benim gözüm gözleme açan kadınlardan birinin boynuna takılıyor. Hani şu isim yazan kolyeler var ya. Kadının boynundaki iki sıra. Mektup yazacakmış falan diyorum ben. Fikir yürütüyoruz, acaba alttaki soyadı mı?, iki çocuğu var da ikisinin adı mı?. Sonra gözlemeler geliyor.Masa cam, gözlemeyi kesmeye çalışırken, tabak masada dingil dingil dönüyor. Onu eleştiriyoruz. Tabağın altına peçete koyun, dönmüyor diyorum. Peçetelikteki tüm peçeteleri kullanıyoruz. Gözlemeler güzel, ama sanırım karabiberin kapağı açıldı iç malzemeye dökerken. Yoğun bir karabiber tadı var. Zuz, başka bir tadı örtmek için mi yaptılar acaba diye fikir yürütüyor. Ayy sonun da oradanda çıktık. Hadi babama eşofman alalım, kacamın hem doğum günü, hem evlilik yıldönümüz , hediye bakalım , çiçekçilerle pazarlık yapalım derken eve bayağı bir geç döndük. Sonra yemek , tv, çay ,kitap , gazete faslı.
pekiiii, bu günlerde bizim ev de ne pişti. Bilindik yemekler pişti. Ama geçen gece ben yine bir şey uydurdum onu yazayım. Tam yatıyoruz, mutfakta dolaba konacak yemekleri kaldırıken. Açık yarım kiloluk süt gözüme ilişti. Ertesi güne beklerse ben bundan huylanırım dedim. Hemen onu küçük bir tencereye döktüm. İki kaşık nişasta , iki üç kaşık şeker koydum. Bir elma rendeledim içine, bir de havuç. Pişirdim aynı muhallebi gibi. Tarçın ve vanilya da koydum.Bol dövülmüş ceviz ilave ettim. O sıra mutfağa su içmeye bilican Gamze geldi. Ne yapıyosun dedi. İçine koyduklarımı saydım. Biküide koysana dedi. Valla iyi fikir dedim. Yarım pakette bisküiyi içine kırarak koydum. Küçük bir borcamı önceden ıslattım tabii, bu karışımı içine döktüm. Ertesi akşam çayın yanında sundum. Herkes bayıldı. Sıra ismini bulmaya geldi. Bence çok sağlıklı bi pasta. Sütlü ,cevizli, meyvalı ooo bunun adı. Yanaktan kan damlatan pasta olsun:))
Hani şık restoran mönülerinde var ya. Neredeyse yemek isminde , tarifini de verecekler. Mersela şöle bi yemek vardı. Taze fasulye yatağında, buharda pişmiş levrek yanında, haşlanmış brokoli ve havuç. Vallahi atmıyorum Aynen vakidir. Tanığımdır. Hadi giitim yine ben.

25 Aralık 2007 Salı

yılın son sobesi

Başlıkta da dediğim gibi yılın son sobesi, onurtan hocamdan geldi. Kendisi ilk blog arkadaşlarımdandır. Ve benim ona yaptığım en abuk subuk sobelere bile nezaketle cevap vermiştir. Şimdi o da kendine gelen pası cevaplamış ve bana atmış. Hadi bakalım denizci deyimiyle vira bismillah.
1. Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?. Ben bilgisayarda antoloji com. Atlas a üye, yemek tariflerine bakan. Bilgisayarda oyun oynayan, biriydim. Her şey Nazlının okulu bitirip İzmirden dönüşü ile başladı. Anne bunu istediğin gibi karıştır, kurcala bi şey olmaz. Alt tarafı virüs girer dedi. Bende o sırada blogcuları buldum. Takip ettiklerim vardı. Yine bir akşam evde bi sürü kedidili bisküi var. Bunları ne yapalım, bir pasta tarifi arayalım derken. Çileksuyu nu buldum. Çok hoşuma gitti. Nazlı- anne sende yap dedi, yok yav , nası yapaim ben falan derken , baktım o açmış bile. Hemen de yorum geldi. Kelebek ten. Taa Avusturyadan bulmuş beni dedim . Pek bi gururlandım öylece başladım. Ama o günler bi başkaydı bee.
2. Blog yazılarımın konusunun belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum? Ah ne çok isterdim , böyle bir şeyimin olmasını ama.Görüyosunuz işte. Çalakalem. Oturuyorum klavyenin başına. Allah ne vardiyse. Bi günde ay şunu yazayım diye otursam dişimi kırcam
3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?. Yok yav. Yapmam öle şeyler. Bilgisayarı boş gördüm mü tamamdır.
4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken, şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı? Öyle olsa hemen bırakırım. Hala eğleniyorum. Hala yeni insanlar tanıyorum. Artık arkadaş profilimde iyice oturdu.Yaşamıma taşıdığım arkadaşlarım da var artık.
Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim? . Bunu hiç ama hiç düşünmedim. Her şey olacağına varır. Yazcam derim bi gün şıp diye kaybolurum. Yazmam derim , kazık çakarım burada yaşlanırım. Yani su akar yatağını bulur hesabı. Acep uydumu bu laf buraya ama uyuduysa da uymadıysa da , hoşuma gitti . Kaçtım ben. Haftalık programımı vermiştim biliyosunuz.

24 Aralık 2007 Pazartesi

bayramdan sonra

Bayram bitti, yeşil çayım ve ben huzurlarınızdayız. Biraz geç kalktım bu gün. Bayram sabahları ha şimdi kapı çalar, bi gelen olur endişesiyle bir yatak keyfi yapamadım. Bende ki de iş yani sanki millet gözünü bizde açacak. Amcam yapardı bu işi. Önceleri, evlerimiz yakındı. Kendisi de evde duramaz. Gözünü açar, doğru dışarı. Beni de çok sever, gidip, onu göremem diye, sabahın yedisinde kapıyı çalar, bayramlaşır giderdi.
Dün akşam son gelen ziyaretçilerimizden sonra , son kadayıfı yedim ve bayramı bitirdim. Valla çok güzel olmuştu. Yeni bir taktik geliştirdim. Böylece , artık her an elinizin altında kızarmış kadayıfınız olacak. İstediğiniz zaman şerbetleyip yiceksiniz. Bu kıyağımı da unutmayın. Durun hemen tarifi vereyim. Bir kilo kadayıf , ceviz ve biraz tarçın. Küçük bir de kase. Büyüklüğü kahve fincanı gibi olsun. Olmazssa kahve fincanı kullanın. Şimdi fincanın dibine biraz kadayıf koyun iyice bastırın. Arasına biraz toz şekerle, biraz tarçınla karıştırılmış dövülmüş ceviz koyun, sonra üstüne tekrar kadayıf koyup bastırın. Yağladığınız tepsiye, ters kapatın , içindeki kadayıfın düşmesi için , fincanların yanlarına biraz vurun. Sıra sıra dizin onları. Sonra bi güzel kızartın. Soğuyunca da doldurun kutulara kaldırın. Canınız çekince de kaynatın şerbetini dökün üstüne yeyin yaw. Bir kilo kadayıftan bende 36 porsiyon çıktı .
Şimdi ben son kadayıfı yedim ya. Gece Buzda Dansı izlerken Gamzenin canı tatlı istedi. Kalktı, üşenmedi.Bisküili , pudingli pasta yaptı. Bisküileri de bizim içmek için demlediğimiz çayla ıslatmış. Kocam da ne kadar az çay demlemişsin diyor bana. Nası yani dedim. Sonra gerçek ortaya çıktı.Şipşak dondurucuda da soğuttu yedik. Ben neme lazım belki kalorisi az olmuştur diye, üzerine biraz da ceviz koydum yerken.
Bu hafta çok yoğunum. Bu gün pazarımız var. Yarın görümcemin grubuyla okey oynayacağım. Koşuyoluna gidicem. Çarşamba Zuz la alış-verişe çıkmamız gerek. Onun henüz haberi yok bu programdan. Perşembe günü, cuma akşamı evlilik yıldönümümüz var ve kalabalık olacağız. Onun hazırlıkları var. Cuma günü zaten hazırlıklara son şekli verilir. Cumartesi akşamı Beyoğlundayım. Çok güzel bir buluşma için. Nalan(desertwind) zeya,nurdanacar , Zuz ve ben buluşuyoruz. Bir Beyoğlu gecesi yapacağız. Hem de erken yılbaşı kutlaması olacak. Şimdi gideyim işe koyulayım ancak yetişirim dimii...

21 Aralık 2007 Cuma

bayramın içinden


Biraz önce bu gün bayramın kaçıncı günü diye düşündüm. İkinci gün olunca şaşırdım. Yine bir kaç günlük yaşamışım anlaşılan bu iki günü.

Arefe günü akşamından geldi Zuz, gece bizde kaldı. Kızlarla patırtı kütürtü bi akşam geçirdik. Sabah kocamın sesini duyunca bayram namazına gidiyor sandım, meğer gelmiş. Biraz daha yat erken dedim. Bir hayli uyumuşuz. Yok artık , dimi öyle sabahın kör saatlerinde kalkmalar falan. Kimse artık rahatını bozmuyor. Galiba iyi de ediyor. Nasılsa bayram uzun. Dört koca gün neler yapılır.

Biz birinci güne uzun upuzun bir kahvaltı ile başladık. Onlara günün mana ve ehemniyetine yaraşır şıklıkta masalar hazırladım gün boyu. Akşam yemeğinden sonra Zuz evine kaçtı. Biz de toparlanıp yayılalım biraz dedik , ama kızlar , itiraz etmeyelim diye internetten bilet almışlar Capitole, sinemaya gittik. ''Hicran Sokağ''ı.Nostalji olsun demişler bize. Filmde kimler yok ki. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Cüneyt Arkın , Selda Alkor, Engin Çağlar, Ayla Algan ve her kimi görsek aaa bu da var dediğimiz bir sürü ünlü. Film baştan iyi idi ama sonra uzadıkça uzadı. Bitmek bilmedi. Sinema da da zaten karı koca biz, bi de bizim kızlar var. Yani dört kişi. Sinemayı kapatmışız anlayacağınız. Evimizde gibi film izledik. Gamze arada mesaj çekiyor arkadaşına , bu film kaç dakika falan diye soruyor. Aramızda yorum yapıyoruz. Yani değişik bir sinema gecesi oldu. 19.15 de girdiğimiz filmden , 22.10 da çıktık. Ara 20 dk. Hatta Gamze gitti haber verdi başlatın artık dedi. Şimdi diyorsanız ki , benim için senaryo önemli değil, önemli olan kadro ha işte o zaman kaçırmayın. Yalnız bir sahne vardı Ayla Alganın büyü yapma sahnesi, gözümüzden yaş geldi gülmekten. Çıkışta nasıl acıkmışız. Bi yerde yemek yedik. Eve geldik.

İkinci gün , yani bu gün . Kızlar akşama doğru kaçıştılar. Biz de karı- koca bir iki ziyeret yaptık. Dönüşte de , misafirlerimiz geldi. Oya ve Kadir ve de fatih Meral. Uzun uzun oturduk sohbet ettik. Sonra 28 Aralık da , bizim evlilik yıldönümümüz için bizim ev de buluşmak üzere yeniden sözleştik. Mönü de hamsili pilav yani Karadenizlilerin deyimiyle işli tava var.

Yarın kısmetse yan gelip yatmak istiyorummmmm

17 Aralık 2007 Pazartesi

haftanın sonundan başına doğru

Bu hafta sonundan yazacak bir şey bırakmamışım. Cumartesi gününü zaten yazmışım. İki film izledim. Biri yabancı biri yerli. Yabancı filmi seçmek için Gamze ile dakikalarca cebelleştik. Yok o yok bu diye. Saatte gece yarısı olmuştu. Germe, şimdi beni gece gece hafif bir şey izleyelim dedim. Sonunda CLICK de karar kıldık. Ben yarı uyur izledim. Sonunu da hatırlamıyorum. Demek ki sonuna kadar dayanamamışım.
İkinci film. Bir Ihtimal Daha Var. Oyuncu kadrosu muhteşemdi. Türkmax de oynadı. Ben bunu izleyeceğim deyince. Kocam da kızlarda başka odalara kaçıştı. Başka şeyler izlediler, başka işlerle uğraştılar. Kocamla , Gamze bir ara baktım, saçma sapan bir yarışma izliyordu. Nazlı bilgisayara dalmıştı. Ohhhhh sefam olsun. Salon bana kalmıştı. Aldım kova kadar bir bardakta yeşil çay, filmimi izledim. Ama ne yalan söyleyeyim, sonuna kadar zor dayandım. Güzel başladı güzel bitti diyelim. Arada da bir şeyler oldu. Türkçe hocamız derdi ki , kompozisyon yazarken güzel bir giriş yapın, güzel bir sonuç yapın , gelişme bölümünde de ne söylerseniz söyleyin. Acaba senaryoyu bizim hocamı yazdı diye de içimden geçirmedim değil.
Onun dışında bir parça bayram için hazırlanmaya başladım artık. Mönümüz belli zaten. Yüz yıllık. Geçen bayram bi değişiklik yaptım. Biz başka bir yere mi geldik, bura bizim ev değil mi? yoksa dediler. Ve bir daha asla kabul etmeyeceklerini beyan ettiler. Hayallerini yıkmışım. Sanki o yemekleri bayram harici yapmıyorum. Gelelim bizim değişmez mönüye. Çorba , bakın onda çok ısrarcı değiller, herhangi bir çorba olabilir.Etli yaprak dolma. Ama o kadar minik sarılacak ki. Bir lokma tabiri caizse. Tavuklu nohutlu pilav. İçi sebze ile doldurulup fırında nar gibi kızarmış tavuk. ve tatlı olarak da cevizli kadayıf. Bu tatlı annem zamanında ev baklavası olurdu. Ve çeşitli salatalar. Ben geçen bayram üşenmiş dolmayı atlamış, yerine başka bir şey yapmıştım.
Bayrama kadar tekrar yazabilirmiyim , bilmiyorum. Ama yazamazsam hepinize bayram gibi bayramlar dilerim.
Film hakkında bilgi

Yönetmen: Uğur UludağSenaryo: Uğur UludağGörüntü Yönetmeni: Gökhan TiryakiYapımcılar: Aslı Kocaoğlu Oflaz, Serdar KodalYapım: 2006, TürkiyeDil: TürkçeTür: KomediOyuncular: Savaş Dinçel, Müjdat Gezen, Mustafa Alabora, Osman Yağmurdereli, Hülya Avşar, Volkan Severcan, Adrian Sparks, Kostas Sommer, Asuman Dabak, Yosi MizrahiSüre: 95 dakikaYapım: E.S.E.K. Film, CinemedyaDağıtım: Bir FilmVizyon Tarihi: 09.03.2007

Konu:Üsküdar Musiki Cemiyetinden Mercan, son senelerin yozlaşmış İstanbul’u, Türk Sanat Müziği’nin yok olması ve ölen kızına verdiği söz sebebi ile eski ekibi yeniden toplamaya karar verir. Her biri konusunda birer usta olan saz arkadaşları Kenan, Asım , Faruk,ve Gökhan’dan oluşan ekip,tüm hayatlarını rölantiye alıp seneler sonra tekrar bir araya gelirler. Şimdi tek eksikleri eski solistleri, senelerin Diva’sı Alev’dir... Dünya onları dinlemelidir! Film; ana karakterlerin hayatlarını, yaşadıklarını ve çevresinde gelişen olayları paralel kurgu ve flashback’lerle seyirciye anlatmakta ve Türk Sanat Müziği’nin en güzel parçalarını yeni "cover" ritmlerle izleyiciye sunmaktadır. Komedi unsuru ve tempo tüm seyirciyi içine alacak şekilde film boyunca devam etmektedir.