Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

9 Kasım 2016 Çarşamba

Trampa trampa

Olmaz denen oldu ve Trump ABD  Başkanı oldu ve bugün sosyal medya bu haberle gününü gün etti deyim yerindeyse...Trump dünyayı ne kadar trampalayacak hep birlikte göreceğiz. Yalnız seçimden sonraki ilk konuşması ne kadar tanıdıktı.
Neyse gökten düşen üç elmanın üçü de ABD'nin başına düşşsün inşallah. Bizden ırak olsun cehenneme direk olsun :)Bana ne faydası var mesela omzum ağrıyo Trump'ın umrunda mı? :) :)

Pastırma yazı da kazık attı bize, hani nerede o sarı,kızıl sonbahar güneşi. Lodoslu,isli,puslu bi hava var. sıcak desen değil,soğuk desen değil bildiğin şu an ki memleket havası.
Dün sanki hava güzel gibi gelince karı koca koruda yürüyüş yaptık, Yürüyüş yolu tartan pist olduğu için aşağı inerken rahat rahat yumşak yumşak indim.  Paşa Kapısı çıkışında ki Beyaz Köşkte çay içip bir şeyler yedik.Ay ama  geri çıkarken az kala koru yollarında telef olacaktım :) O yokuş ben gitmeyeli daha mı dikleşmiş ne :)



Yalnız,dün akşam koro çalışmasından çıkınca karşılaştığım ilik hava ve Boğazın ışıltısı şahaneydi. Galata Kulesi'nin ve Boğaz Köprüsünün kırmızı ışıklandırması çok hoşuma gidiyor.Eve şarkılar söylemiş,İstanbul'un ışıltısını içine çekmiş ve mutlu bir halde döndüm.


 Ammaaa kendime en çok nazarı değdiren yine kendim olduğu için omuzumun ağrısından uyuyamadım. Radyo Tiyatrosu dinledim yok arkadaş. Sonunda kalktım, bir güzel kantoran yağıyla ovdum namussuzu üzerine de havlu koydum. Çalma listemi de  Musa Eroğlu'ndan üst üste yedi sekiz kez  Mihriban çalsın diye ayarladım bi baktım  sabah olmuş, Trump başkan olmuş, euro tavan yapmış,lodos  da lodos lodos esmekte...


Hadi azcık ta filmdir kitaptır,dizidir konuşalım. Kitap; Celile/Osman Balcıgil, .Bende ki 60.baskı. Bunu görünce bi ıslık çaldım ama sonra baktım iki bin iki bin basılıyor. Yani 150.000 baskıyla çıkan yazarlarımız var Allah'ıma şükürler olsun ki. Neticede güzel kitap, Nazım Hikmet'in Annesi, Osmanlının ilk nü kadın ressamı ve Yahya Kemal'in ela gözlü pars diye şiir yazıp, sonra da terkettiği kadın.Ama helal olsun o yıllarda bile başına buyruk yaşamayı başarmış bir kadın. Kitap kulübümüzün kasım ayı kitabıydı aynı zamanda.


TV dizilerinde Vatanım Sensin ve No: 309 izliyoruz. Sumru Yavrucuk şahane yine. Vatanım Sensin'de bu gece 10 Kasım  dolayısıyla Atatürk'e bir selam bölümü var. Fragmanını gördüm çok da hoş olmuş.Böyle şık ve anlamlı davranışları takdir ediyorum.
Kendi özel dizim ise The Tudors... Benim gibi dönem dizilerini sevenler için öneririm.

Bir de benim gibi ajanda kullanmayı seviyorsanız Miaplanner ajandaları tam size göre. Zamanını kendinizin ayarlayabileceğiniz, hatta kapağını istediğiniz renkelrde boyayabileceğiniz, okuma listeleri, alışveriş listeleri,günlük haftalık, aylık planlar yapabileceğiniz bir ajanda. Bana Naziş'in hediyesi. Nezih Kitapevinde veya instagram sayfasında online satışta.






E hadi gideyim.













1 Kasım 2016 Salı

Kasım

Sonbaharın son ayına da girdik.Umarım kasım bizi çok kasmaz.Ülke gündemi yeterince ağır zaten. Pazartesi ve salı günleri iki gün üst üste yaptığım koro çalışması beni gündemden koparıyor biraz ama dışarı çıktığımda çok daha değişik ve daha ağırlaşmış bir gündemle karşılaşıyorum.Herkesin bir tarafa çektiği bir sandaldayız ama hepimizin aynı sandalda olduğunu unutuyoruz malesef. Hep birlikte sallanıp duruyoruz.
****************************************************************************************

Geçtiğimiz hafta perşembe günü Kazım Karabekir Kültür Merkezi Kitap Kulübü'müzün etkinliğini Kazım Karabekir Müzesinde yaptık. Timsal Karabekir önce müzeyi gezdirdi sonra da duygu dolu şahane bir sunum yaptı bizlere. Bu vatanın nerelerden geçtiğini ne çabuk unutuyoruz bir kez daha anladık.



Hayatım/ Kazım Karabekir kitabını, şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum. Paşa'nın çocukluğundan itibaren tuttuğu günlüklerden oluşan bir kitap.Bir anı kitabı olduğu içinde hem çok keyifli hem de okudukça o yıllarda ki vizyonunu gördükçe hayret ediyorsunuz. Özellikle çocuklar karşısındaki hassasiyeti beni çok etkiliyor.
Kitap demişken devam edeyim. Şu an da Vişnenin Cinsiyeti/Jeanette Winterson okuyorum. Çevirisini Pınar Kür yapmış. Çok enteresan bir kitap. Thames Nehri'nde  bulduğu çocuğu büyüten 30 köpekli bir kadınla o çocuğun hikayesi.Bambaşka bir okuma serüveni, alışıldık okumaların dışında bir kitap.
 Son izlediğim film ise Woody Allen'in Cafe Society... Babasının kuyumcu dükkanından ayrılıp Holywood'a ünlülerin menejeri olan Boby ve dayısının aynı kıza aşık olmaları üzerine gelişen bir hikayesi vardı. Allen'in en yüksek bütçeli filmiymiş.Ben çok beğendim.

Bu haftanın ikinci filmini  ise Gamsegamse ile sinemada izledim. Yılmaz Erdoğan bu kez dedesinin hikayesini anlatmış bize. Ben çok beğendim Vizontelelerin tadını yakalamıştı.Bu arada Çağan Irmak,Ferzan Özpetek ve Özcan Deniz'den şahane filmler giriyor vizyona.Ben yerli filmleri sinemada izlemeye özellikle özen gösteriyorum.


Şimdilik bu kadar...Birazdan hazırlanıp koro çalışmasına gitmek için çıkacağım.

26 Ekim 2016 Çarşamba

İşte geldim buradayım

Uzun zaman yazmayınca, nereden başlayacağımı bilemiyorum.
İlk önce  şunu söyleyeyim, kendime  bu sene koyduğum hedeflerden birine pazartesi itibariyle başladım. Uzun yıllardır bir koroya katılıp şarkı söylemek istiyordum. İki gündür çok keyifliyim o yüzden.İki gün üst üste dörder saatten toplamda sekiz saatlik bir koro çalışmasına başladım. Hocamız çok eski ve bilmediğimiz eserler yanında günümüz eserlerine de yer vermiş repertuarda. Mayıs ayında da konser verecekmişiz:)

Bu arada yazmadığım film,kitap birikti.Sizi de foto zehirlenmesine maruz bırakmamak için filmleri,kitapları tek fotoda toplamaya çalıştım.
 
Innocents/Masumiyet, Handmaide/Hizmetçi ve Julietta'yı Filmekimi festivalinde izledim. Pedro Almodovar Julietta'da yine şahane bir iş çıkarmıştı.Bu filmi mutlaka izlemenizi öneriyorum.Bir anne kız ilişkisini anlatıyordu. Handmaide ise tam bir entrika filmi Kore yapımıydı.Masumiyet ise; Savaş sırasında tecavüze uğrayan ve hamile kalan rahibelerle onlara yardım etmek isteyen bir kadın doktorun hikayesiydi.
Maggies Plan çok güzel ve çok eğlenceliydi. Herkesin hayatını planlamak isteyen Magggie'yi çok seversiniz. Answer Man da yine çok eğlenceliydi. Tanrının kendisi ile konuştuğunu ve sorularına cevap verdiğini iddia eden yazarın çevresindeki insanlarla ilişkileri konu edilmişti.Bu son iki filmi Zuz ile izledik pek eğlendik ve sevdik.
Nejat  İşler ve Serenay Sarıkaya'nın filmini Zuz ve Gamsegamse ile birlikte  sinemada izledik.
Zerrin Tekindor matmazelim yine çok iyiydi.Bir Kudret var bayıldım arkadaş. Nejat İşler tabikitleri de bir nümero.Yalnız son sahnede işi çıkmış ya da Gümüşlükspor'un maçı varsa ona gitmiş olabilir.😂
Seranay'ınsa tokaları çok güzeldi ve iyi oynamıştı neme lazım.
Üsküdar Sahaf Festivali başladı ve bitti. Haber veremediğim için üzgünüm çünkü bu kez gerçekten çok iyiydi. Sahaflığın hakkı verilmişti. Ben de takdir edersiniz ki epey bi hakkını verdim. İki gün üstüste gittim.

Hatta epeyce bir kendimi tuttum bazı kitaplar karşısında ama Muazzez Tahsin Berkant'ın ve Kerime Nadir'in Yeşilçam filmlerine konu olan kitapları almadığıma hala pişmanım.
Aşağıda ki fotoda da son okuduğum kitaplar var.

Erişteci çok ilginç bir kitap. Uzun süredir aradığım sonra da unuttuğum bu kitap; Sahaf Festivalinde daha ilk gün girdiğim ilk dükkanda kitapların en üstüne oturmuş beni bekliyordu,canım benim:) Biri
partinin  istediği kitapları yazarak diğeri ise kan simsarlığı yaparak hayatını kazanan iki arkadaşın sohbetlerindeki inanılmaz hikayeler... Ölüleri müzik eşliğinde yakan bir krematoryum sahibi genç,yazar karısı tarafından aşağılanan bunun acısını da metresini aşağılayarak çıkaran dergi editörü gibi ilginç karakterler var.
Mario Vargas Llosa'nın yazdığı Üvey Anneye Övgü; bir erotizm klasiği haline gelmiş. Tablo gibi betimlemeleri olan ve yazarının diğer kitaplarına bayıldığım vir kitap. Ama bu kitaptaki pedofililk öğeler yüzünden çok rahatsızlık duyarak okudum.
Günebakan/ Gyula  Rudy, bu kitabı okurken sanırım günümde değildim bir türlü kendimi veremedim içine giremedim. Hep dışarı attı beni:)
 Kuşlar Yasına Gider/Hasan Ali Toptaş  bir yaz yolculuğuydu ve çok beğendim. Hasan Ali Toptaş zaten yazım dili eşşiz ve Allah'ın yaz diye yarattığı romancılardan. Spotify kitapta geçen türkülerden bir ,alma listesi hazırlamıştı. Onun eşliğinde okumak şahane oldu.
Aşure ayını da eda ettik. Herkesin bir yoğurt yeyişi vardır  misali benim aşure pişirme olayım da şu; Buğdayı iyice piştikten sonra içinden bir kase alıp el blendırı ile bi bızzıtt yapıp tekrar içine katıyorum sonra iç malzemelerini ilave edip devam ediyorum pişme işine...

Bu sene iki kez pişirdim ve çok kişiye yemesi kısmet oldu. Hem bize hem de gittiği evlere bolluk bereket getirsin inşallahhh...

Geçtiğimiz hafta dört ülkeyi beş günde ayağı yanık kedi misali gezerek yorgunluktan bizim eve pes düşen Zuz ile geçirdik. Pazar günü ise iki kardeş, çocukluk, gençlik, yetişkinlik arkadaşlarımız olan diğer iki kardeş Aysel ve Ayten ile kahvaltı için buluşup akşam yemeğinden sonra zor ayrıldık. Ne çok konu birikmiş. Aynı anda beş konuyu konuşa konuşa daldan dala atlaya atlaya halİmize güle güle  fevkaledenin de  fevkinde bir gün geçirdik. 
Havanın güneşli olduğu günlerde tine Üsküdar sahil yürüyüşlerine ve arada verdiğim çay molalrına devam.Ama havalar artık serinledi, bunu ısınmak için bana yanaşan kedicikten anlayın  :)

Ayyy hadi bi git deyin bana yahu:)


7 Ekim 2016 Cuma

Ekim Günlüğü

Ekim ayında uzun zamandır ara verdiğim yürüyüşlerime başladım,çok şükür. Sabah bir dilim ananasımı yiyorum ve giyinip çıkıyorum hemen. Banuşla  Harem'e kadar yürüyüp dönüşte Salacak Balıkçılar Barınağında çay molası veriyoruz. Sonra ben eve gelirken sıcak simit alıp, deli gibi kahvaltı ediyorum o başka :) Olsun yürümeyip de  yesem daha kötü ya:)
Geçen sabah ta iskeleden bir köpek takıldı bize, yürüyorum yürüyor, duruyorum duruyor, hatta Banu fotoğrafımızı çekerken yanımda öylece durdu,poz verdi.


Yani görüyorsunuz di mi? :) hedef 6000 adım koymuşum ama 9 binlere ulaşmışım :)

Geçtiğimiz günlerde karı koca  Ihlamur Kasrı'na gittik.Gitmediyseniz(tabi İstanbullular,İstanbul dışında olanlar da geldiklerinde) hele de şu pastırma yazı günlerinde fırsatı değerlendirin ve gidin. Şahane bir sonbahar gezisi yaparsınız bahçesinde. Bahçeye giriş 1 lira, kasrı gezmek  indirimli 2,5  tam 5 lira. Kasrın bahçesinde  Milli Sarayların işlettiği bir kafeterya var. Kahveyi makinede yapıyorlar ama kahveyi getirdiğinde bir de fotoğrafınızı çekeyim diyen güler yüzlü şahane bir garsonu var.




Bahçesinde yürüyüşler yaptık, ağaçlar altına oturup kitap okuduk. Yumurtlayıp ,yumurtasının  yanında uyuya kalan şapşal ördeğe çok güldük derken çok keyifli bir gezi yapmış olduk.
Ihlamur Kasrı pazartesi ve perşembe günleri kapalı  haberiniz olsun...
Çıkışta yürüyerek Beşiktaş çarşısına gittik. Çoktandır  kahvaltıcılar sokağında ki Bay-Kuş  Kafe de Ordu tostu yemek istiyorduk. O ne, Ordu tostu da ne demek diyorsanız siz hiç tost yememişsiniz demektir. Ordu tostu, öyle her ekmekle yapılmaz. Şöyle özel mi özel, babayiğit bir ekmeği vardır. Yedin mi tıka basa doyarsın. normal tost ekmeğini üçle falan çarpın o kadar yani. Sucuğu ise sürme sucuk denilen özel bir sucuk  tahta üzerinde iyice inceltilir ve aynı krem peynir sürer gibi ekmeğe sürülür. Servis sırasında keselim mi diye sorarlar,büyüklüğü yüzünden :)

Ben instagrama tostun fotosunu koyunca Naziş hemen görmüş gelirken bize de getirin dedi. Onlara da yaptırdık, gelince tost makinesinde ısıttım. 

Cumartesi sabahı  miss gibi bir havaya uyanınca; Gamsegamse daha yattığı yerden bağırdı kahvaltıya Kuzguncuk'a gidelim diye. Yokuştan pıt pıt yürüyerek indik  Kuzguncuk'a, kahvaltı için ''İnciden''i seçtik. Kocam başta, masa küçük  diye mır mır etti ama, kahvaltı tam bir Ege kahvaltısıydı. Yeşilçam'ın emektarı Bilal İnci'nin kızları işletiyor. masaya anne usulü yumurtalı ekmek kızartması, biberli lordan tutunda envayi çeşit kahvaltılık geliyor, kekikli zeytinyağlarına ekmek bandırmaya doyamadık. 


Dün başlıbaşına hareketli bir gündü benim için. Sabah ''Tavsiye Evi'' nde bir etkinliğe katıldım.Pek eğlenceliydi. Hem de uzun süredir görmediğim arkadaşlarla karşılaşmak hoş oldu.

Tavsiye Evindeki etkinlikten eve geldim. Hemen bir sebzeli palamut  ve tarhana çorbası pişirdim. Evdekilere yin gari deyip bu kez de  ''Kazım Karabekir Kültür Merkezi Kitap Kulübü''müzün  2. sezon ilk toplantısına gittim. Sezonu harika bir kitapla açtık. Tavsiye ederim sizlere de. Eğlenceli, alaycı bir dille yazılmış ironik bir roman. Daha doğrusu bir novella da diyebiliriz. Yazar, Norveç'in en tanınmış yazarlarından biriymiş. Modern hayattan sıkılıp , ormanda yaşamaya başlıyor ama bu arada kent yaşamından çok da fazla kopamadığı için ormanın kıyısında yaşıyor. Ormana gelen yürüyüşcülerle kavga ediyor,  şehir merkezine gidip   avladığı geyiğin etiyle hiç vaz geçemediği yağsız sütü takas ediyor. Bu arada en yakın arkadaşı da öldürdüğü geyiğin Bongo adını verdiği yavrusu.
Doppler/ Erlend Loe... Lale'nin Bahçesi tavsiye etmişti bana deyin  yani ... :) :)

 Ayhh  günün yorgunluğu ile bir yatmışım bi baktım sabah olmuş ve yürüyüş yapacak falan halim yok. Bir tencere zeytinyağlı biber, patlıcan dolma yaptım, yattım aşağı kitap bile okumadım, Seksenlerin tekrarını izledim. Gelin Evi diye bi program varmış ayol niye söylemiyorsunuz. Allahım yarabbim o kızlar nası hiç acımıyolar birbirlerine. Oy senin çeyizin çok kötü, o düğünde çekilen halay çok düzensiz, masanı beğenmedim, fotoğraf albümünü beğenmedim, düğünde kaç lira toplandı. Allahım ya biz büyürken bize ayıp diye ne öğretildiyse bunlar hepsini yapıyor arkadaş bu nasıl iş.

Akşama kadar aylak aylak böyle vakit geçirdim  sonra da Naziş aradı Capitol'de buluşalım, sana kitap ısmarlıyayım dedi:)  Dün gece tam yatarken görmüştüm, Hasan Ali Toptaş'ın yeni kitabının artık satışa çıktığını , hemmen onu aldım D&R a gider gitmez.Öylece rafta durmuş beni bekliyordu canım benim :)



Konu kitaba geldiğine göre artık kitaptan devam edelim. Pınar Kür on yıl sonra yeniden bir roman yazdı ''Sadık Bey''...Konusu  bir dostluk, arkadaşlık hikayesi. Arkadaş dayanışması, ihanetler, aynı kıza aşık olmalar, gençlik hayalleri falan...Beğenmediğimi söyleyemem ama ayyyy Pınar Kür  10 yıl sonra kitap çıkartmış diye sanırım çıtayı yükseltmişim ben. Sanırım en güzel kitabı '' Yarın Yarın'' olarak kalacak hep...
Şimdi ise elimde çok güzel bir kitap var. Hiç okumadığım bir yazardan ,Hikmet Hükümenoğlu'ndan dupduru bir Türkçe ile yazılmış bir kitap.  Körburun... Daha önce de söylemiştim, Özlem tavsiye etmişti. O yüzden tavsiye edeni de çok özel. Kitap bitince onun hakkında daha detaylı konuşuruz.
Film konusuna gelince Filmekimi başlıyor ve iki filme biletim var  :) 

Hayde  gidelummm hayde hayde gidelummm gi :)

28 Eylül 2016 Çarşamba

Çok faideli bir yazı :)

Ordu'dan geldiğimden beri kış hazırlıklarındayım :) Herkes domates pürelerini yaptı, kavanoz kavanoz resimledi,reçellerini kaynattı bende tıs yoktu. Neyse bu pazartesi pazara  gittim bir güzel domatesler,biberler seçtim,reçellik şeftali ve reçellik acı biber aldım. Evet evet yanlış okumadınız hem acı hem reçellik biber. ama ne şahane bişi oluyor bilemezsiniz.Sırası gelince tarifi vereceğim zaten.
Pazartesi günü pazardan gelince kendimi mutfağa kapattım. Önce radyo tiyatrosu açtım. Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü...32 kısım tekmili birden dinledim yaparken :)
Herkesin yoğurt yiyişi farklıdır hesabı benim de bu domates soslarını yapma biçimim biraz farklı. Daha pratik bence.Öyle sıcak suda tut, kabuğunu soy, rendele yok. Valla hiç yapmam yine de öyle uğraşmam söyliyeyim. Ben bir güzel yıkadım, sirkeli suda beklettim. Sonra  sosu yapacağım tencereyi önüne aldım, domatesleri büyüklüğüne göre ikiye üçe falan kesip, tencereye attım. Yaktım ocağı. İyice yumuşayana kadar böyle piştiler, sonra soktum el blendırını içe bızzzttt bızztttt oldu bu iş. Sonra bıraktım kendi hallerine koyulaşana kadar kaynadılar. Sonra ben kavanozlara doldurdum, kocam kapaklarını sıktı, ters kapattı o kadar yani.


Acı biber reçelim ise valla akıllara ziyan.

''Sanırsın yakut 😂
Akçakoca'dan dönerken Hendek'de Park Shop da gördüm bu reçeli.Markası Alaçatı idi.Çok merak ettim bir kavanoz aldım.Ama sonra hayıf hayıf hayıflandım niye daha çok almadım diye.Hendek'e yolu düşen var mı diye arandım, her markete baktım falan.
Sonra dedim ki kızım internet denen her deva bir şey var üstelik senin de atalarından gelme uydurma kaydırma yeteneğin var😀Yeni evliyken ıspanak diye roka almışlığın,dövme buğdayı bulgur sanıp kocana ondan pilav yapmışlığın,pastalara karbonat diye birer çay kaşığı pudra şekeri eklemişliğin var ama olsun.O köprünün altından çok sular aktı.Atı alan Üsküdar'ı geçti,damlaya damlaya göl olur😂Ay o öyle değildi 😂😃😄
Sonra işte araştırıp bir kaç tarif buldum bunun şekeri az dedim şeker ekledim,oncacık biberden ne olcak dedim biber ekledim derken şu tarif çıktı ortaya ve mücevher gibi bir reçelim oldu.Hem acı hem tatlı ya adını da bu yüzden "hayat reçeli" koydum.
1kg kapya biber.
7-8 adet acı kırmızı Arnavut biberi ya da siz ona ne diyorsanız o biber.
3 su bardağı şeker.
1 su bardağı su(biberler iyice pişsin diye)
Yarım limon suyu
Biberleri ince ince doğrayın.Acı biberleri doğrarken aman eldiven takın.
Şekeri ve suyu ekleyip reçel kıvamına gelene kadar pişirin.Biberlerin rengi cam gibi oluyor.En son limon suyunu ekleyip bir kaç dk daha kaynatın.Sıcakken kavanoza koyun,ters çevirin.Bu işlemden önce yiyeceğiniz miktarı ayırın.Bu miktardan yarım kg lık kavanoz ve bu gördüğünüz kaptaki kadar reçel çıktı.''



Bir de şeftali reçeli yapıp kış hazırlıkları konusunu kapattım, Allah ağız tadıyla yemeyi nasip etsin inşallah.

Ben tabi bu kadar yorulunca kendime bir hediye falan alayım da motive olayım dedim :) Motivasyon çok önemli:)

Çoktandır istediğim kitaplar vardı onları aldım. Bi de aynı gün  Elif Kaymazlı; kendi kitabı ''Kayıp Düşler Kitabı''nı adıma imzalayıp göndermez mi, ballı lokma tatlısı oldu. Tam da kahvemi içiyordum geldiğinde hemen başladım. Elif ile telefonda şahane bir sohbet de yaptık, inşallah  darısı yüzyüze olanına olsun. Körburun/Hikmet Hükümenoğlu hiç bilmediğim bir yazardı. Özlem,Büyükada buluşmasında tavsiye etmiş, mutlaka okumalısın demişti. Sonra bir kaç arkadaşta yine gördüm çok beğenmişlerdi. Sadık Bey/Pınar Kür, Pınar Kür 10 yıl sonra roman yazmış, alınmaz mı hiç. Thibault'lar/ Roger Martin, bu artık zurnanın zırt dediği yer. Çünkü 8 kitap olarak çıkacak ama neyseki YKY üç kitapta toplayacakmış.

Kitap konusu böyle.Filme sıra gelince; Ordu'ya giderken izlediğim  çok beğendiğim çok eğlenceli bir filmden söz edeceğim.Türkçe adı Evim Güzel Evim...

Küçük bir Fransız kasabasındaki fabrika kapandığı için kasabalılar bir bir köyü terkederler. Kasabanın belediye başkanı yıllardır buraya bir yatırım yapılsın diye uğraşmakta.Sonunda bir yatırım fırsatı çıktı ama bir şart var o da kasabada bir doktorun olması.Gazetelere ilan verdiler, ilanda ki kasabayı görseniz koşa koşa gidersiniz.Sonunda bir dr baş vurdu.Doktor kasabayı beğensin diye bütün evleri boyadılar,tabelaları sildiler, dr kriket seviyormuş diye kriket sahası hazırladılar,yalancıktan kriket takımı kurdular,kasabanın en güzel evine sahip olan banka müdürü evini doktora bırakıp kayınvalidesinin evine gitti.Doktorun telefonuna dinleme cihazı koydular kız arkadaşıyla konuşurken hangi yemeği özlediğini söylese tesadüf bu ya lokantada günün yemeği o, oluyor falan...
Bir de son bir tavsiye, artık kış geceleri uzun radyo tiyatrosu dinleyin.Çok güzel oyunlar, Dünya edebiyatından, Türk edebiyatından  uyarlamalar var.Ben Tayz.org dan dinliyorum ama Googleye radyo tiyatrosu yazdınız mı dinleyeceğiniz bin yer çıkıyor.






Bu kadar yeter ay neredeyse yaza yaza, yaz yeniden gelecek:)


23 Eylül 2016 Cuma

Düğün ya da Davul

Geçen hafta Ordu'daydım. Sipahioğlu torunlarının sonuncusu en küçüğümüz Evşen'in düğününe katıldım.Çok keyifliydi çok  koşturmacalıydı çook şahaneydi. Evşen ile ortak yanımız ben en büyük o en küçük torun  ve o benin kızlarımla yaşıt olduğu halde  ölümüne kankayızdır :)
Ordu'ya sürpriz yapıp bir gün önce gidince  dayım tuh sana diye karşıladı çünkü niye o beni  ya havaalanından ya da garajdan karşılar ya da karşılatır. Yola çıktığımdan itibaren yüzbin kez arar :) onları yapmaktan eksik kalınca boşluk hissetti  :)  Benden önce bir grup gelmişti zaten o yüzden ben aşağıdan tüm zillere basıp geldiğimi ilan ettim  ve turşu kavurmalı, et kavurmalı, burma tatlılı kahvaltılıkların sadece dekor olarak kullanıldığı kahvaltıya oturdum ve burma tatlısından başladım. Ne demişler Roma'da Romalılar gibi davranacaksın :)


Daha kahvaltıdan yeni kalkmış  karşı dairenin yani Dede evinin balkonuna doluşmuş kahvelerimizi içerken Ahmet; Köye gidelim mangal yapalım dedi :) Zaten köyde kına gecesi  harmanda olacağı için hummalı bir çalışma vardı ve ben de Anneme koşmak istiyordum.

Canım ANNEM ayak ucuna Evşen'in diktiği çam ağacı kocaman olmuştu, görüşmeyeli neler oldu neler yaptık anlattım ona.Tüm kuzenler dua ettik, Oya Yasin okudu. Yeniden şükürler olsun ki seni buraya getirdik dedim. Böylece hiç ziyaretçisiz kalmıyor, tüm sevdikleri  hem de böyle  birlikte ziyaret edebiliyor, hem de ait olduğu doğduğu, büyüdüğü, koşup oynadığı yerlerde yatıyor.
Köy evimiz...
200 yıldır ayakta...Atalarım,dedelerim,ninelerim en önemlisi Annem baktı o pencerelerden. Ben baktım ben... hatta çocuklarım baktı.Deli gibi direniyor zamana,tabiata...Her Ordu'ya gidişte duvarına çentik atarım,resim yaparım,adımı yazarım.Köyde öylece bekler sessizliğin ıssızlığın ortasında)
Eve geldiğimizde hemen çantaları atıp yengemin bahçesine daldık.


akşam olunca da önce mangal sonra da ateş başı sohbeti. Güya Ahmet bize korkunç hikayeler anlatacaktı ama öyle sevimli ki ne anlatsa korkulmaz:)

Gece yarısına doğru eve yani Ordu'da ki eve giden ilk grupla dönüp hemen Evşen'in yatağını kapıp kapıyı kapattım  onlar harmandaki iş bitip de geldiklerinde gece iki falanmış :)

Ertes, gün çok  yoğunduk hemen alt kattaki kuaföre indik patır kütür biribirimizden sıra kapa kapa gülüşe konuşa saçlarımızı şekle sokturduk.

Ahmet'de bize çok yardımcı oldu :) Kızının saçları için internetten model buldu...

Kuaför işi bitince arabalara doluşup yeniden köye gidip oradan da Damadımızın köydeki evlerine damat bohçası götürdük. 
davullarla zurnalarla karşılandık.

kardeşler ve enişte  bohçaları taşıdı

sonra geleneksel bohça muhabbeti, ama çok eğlendik çok. En büyük kardeş olarak Ahmet ben mimarım, bu temel sağlam olmadı, arada çok boşluk var hiç boşluk kalmasın diye diye pazarlığı kızıştırdı kızıştırdı ama pazarlı bitince de paraları damadın cebine koydu :) 

Artık sıra bohça yemeğini yemeye gelmişti. Çok güzel ağırlandık Altınyurt Köyünde. Yüzümüzde az önce bohça pazarlığının neşesi var hala...



Sıra geldi kına gecemize... Tek kelimeyle muhteşem oldu. Bir Karadeniz düğününde ne yapılırsa o yapıldı diyeyim söylemediklerimi de anlayın siz:)
Harman bin kişiye yakın misafir ağırladı..
keşkekler , yahniler, pilavlar pişti...
Evşenim çok güzel olmuştu.


Sıra geldi düğüne... Biz vaz geçtik kızı vermekten  içeri giremezsiniz dedik ama:)


Evşencanım gelin oldu gitti böyle...

Bu da artık düğün bitti topuzlar netin dağıldı selfiesi kardeşimim benim Metin ve Mehmet ile :)






Gerisi onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine...

Ertesi gün herkes birbir dağıldı.yola çıktı. Ahmet ve ben kaldık. Yengem ile Dayım da köye gittiler biz de ne yapalım üzüntümüzden Boztepe'ye çıktık teleferikle. Ordu'ya kuşbakışı bir kahve içerek veda edelim dedik.
Herkes gittikten sonra ben iki gün daha kaldım. Çünkü hiçbir arkadaşımla görüşememiştim.
Gülden,Jale, Şerife çocukluğumun  ilk gençlik çağımın en yakın tanıkları. Birlikte  top koşturduk maçlarda, müzik kollarında mandolin, flüt çaldık.Çocuk sevinçler yaşadık. Birlikte olduğumuz saatler nasıl su gibi aktı geçti. Beni çok güzel dünya mutfağı olan bir yere götürdüler. Yok dedim ben bunları İstanbul'da da yiyorum gömün beni pancar çorbasına. balığa... Öyle güzel bir yere gittik ki her şey istediğim gibi oldu. Ne yani Karadeniz kızları buluşmuşuz fajita mı yiyelim :)

Ben daha onlardan ayrılır ayrılmaz onları özlemeye başlamışken kuzen Mehmet beni  aldı onlara götürdü. Oyam yağlı boyam da vardı.. Ay ışığında balık avlayan sandal balıkçıları, karşıda Ordu'nun ışıkları bir bir yanarken Balkonunun şahane manzarasında Ordu'da ki son gecemi yaşadım.






Ertesi gün ise  teyzemin kabul gününe gittim :) ne yani o kadar Ordu'ya gitmişim bi güne de gitmeyeyim mi ama artık günleri resteronlarda yapıyorlar:(  Akşamı da ver elini İstanbul.

Artık evimdeyim. Sonbahar iyice gelmiş İstanbul'a... Bir sonraki yazı  kitaplar, filmler ve sonbaharda alınan yeni kararlar üstüne olsun.