Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

19 Kasım 2014 Çarşamba

Kayıt Lütfen

 Ne var ne yok okuyucu, sanırım ben buraları ihmal ettikçe siz de ihmal etmeye başladınız :) Ama yok öyle, karşılıklı çok emek verdik buraya ...
Ne yaptım ne ettim kısmını anlatmaya başlamadan önce Bibliyomanyaklar'ın birinci yılında; Benim için  bu yıl edebi açıdan nasıl geçtiyi yazdım. Okur musunuz bilmem ama eğer okursanız bi selam bırakın bari :) TIK



Anlatmaya dün akşamdan başlamak istiyorum çünkü; Çok sevdiğim bir kitabın filminin galasına katıldım... ''Karışık Kaset/ Uygar Şirin'' in filme alındığını  duyduğumdan beri sabırsızlıkla bekliyordum.Bekleyişim galasına katılmamla ödüllendirilmiş oldu ...Film öncesi kokteylinde ortalıkta en çok olan şey ünlülerdi, yani biz biraz azınlıkta kaldık. Banu Tozluyurt, Armağan Portakal,Kız Çocukları'ndan Nur, Begüm ve Elçin  kadrosuyla izlediğimiz filmi hepimiz çok beğendik.Kitabı da okuyun ve de filmini de mutlaka izleyin derim ben...Baş rollerde Sarp Apak ve Özge Pirinççi vardı... Ama bence filmin yıldızı baba rolündeki Bülent Emin Yarar'dı...


Gala Levent'de ki  ''Özdilek Plaza''da oldu. Ben önce akşam nasıl giderim oraya öncesinde kokteyl olduğu için film ta 21.30 da başlayacak, kaçta bitecek, nasıl ulaşım sağlarım diye düşündüm ama sonra ulaşım haritasına bakınca çok kolay olduğunu gördüm.Marmaray üzerinden metro ile devam edip tık diye giriş kapısına yarım saatte ulaştım. Dönüşümde Begümler de orada olduğu için  tomofille döndüm zaten :)

Şimdi ben akşama galaya gidecektim ya o yüzden evdekilere de teselli ikramiyesi olarak ıspanaklı börek yaptım :)Önce bir tepsi  büzgülü model yaptım ammaa bizim klasikçi evin-Yine mi bizi kobay olarak kullandın serzenişlerini göze alamayarak bir tepside klasik börek yaptım.
Büzgülü börek için tarif şöyle. 4 yufka, içi için istediğiniz malzemeden harç.. Ben ıspanaklı yaptım.Sosu için; 2 yumurta, bir çay bardağı sıvı yağ, bir su bardağı yoğurt, yarım su bardağı su... Bunları birlikte çırpın...
Haydi böreği yapalım şimdi de... Yufkanızı düz bir zemine serin ve sos ile ıslatın. Sonra   iç harçtan her tarafına serpin. Yalnız dikkat edin çok fazla olmasın... Çünkü büzülünce hepsi bir araya geliyor. Tamam serptiniz. şimdi uc taraftan ortaya doğru büze büze ya da pile pile toplayın. Yufkanın yarısına gelince durun ve diğer taraftan ortaya doğru büzerek toplayın. İyice sıkıştırın ve ortadan kesip tepsinize yanyana  yine sıkışık olarak koyun. Diğer yufkalarla da ynı işlemi yapın ve kalan sosu böreklerin üstüne gezdirin. 200  derecede pişirdim ben... Kare kare kesip servis edin...

 Film arasına börek soktum gibi olacak ama dün izlediğim filmden söz etmeliyim. Özellikle mutfak filmi sevenler için tavsiye ediyorum.Hintli bir genç çocuğun Fransa'da Michelin yıldızlı bir aşcı oluşunun hikayesi... Çok ama çok sıcak bir hikaye sanırsınız bir Noel filmi...




 Bugün İstanbul'a kış geliyormuş haberini de vereyim ve gideyim artık...


16 Kasım 2014 Pazar

Hafta biterken

Bu haftayı da bitirdik..Bakalım bakalım nasıl geçmiş,gitmiş, bitmiş...

Cuma günü ''Tavsiye Evi''nde aşure günündeydik... Şef Çiğdem Seferoğlu'nun pişirdiği aşureleri yedik, aşurenin tarihini ve çeşitli  aşure pişirme usullerini konuştuk...Kimi şeker yerine pekmez veya bal koyuyormuş mesela... Ben de buğday piştikten sonra içinden bir kaseyi ayırıp blenderde iyice macunlaştırıp tekrar tencereye ekledimi anlattım böylece daha kıvamlı oluyor aşurem...

 gördüğünüz gibi aşuremi kaşıklamakla pek meşgulüm :)

Cumartesi günü evdeydim, kitap okudum ,film izledim. Murakami'nin son kitabı olan ''Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları''nı okudum okurken; Franz Lizst'in Hac Yılları adlı bestesini dinledim... Sonra Audrey Hepburn ve Liza Minelli'nin Tehlikeli Fısıltı adlı filmini izledim. Kitap için evet güzeldi ama bir Sahilde Kafka değildi diyebilirim... Yine yeni algı pencereleri açtı, yine bol bol müzik dinletti...Dışlanmışlık duygusunun insanı ölümün kıyılarında gezdirebilecek kadar ağır olduğu duygusunu hissettirdi...Film içinse  şimdi olsa kimsenin umurunda bile olmayacak bir dedikodunun o yıllarda nelere mal olabileceğini gösterdi...Okuldaki iki yakın arkadaş hakkında lezbiyen oldukları dedikodusu çıkınca izleyin bakalım neler olabiliyor...

Cumartesi akşamını ve gecesini yalnız geçirdim. Koca balığa,kızlar kuzenlerine gitti... Ben de  Okan Bayülgen izleyerek motif ördüm :)

Bugün  sabah  kitabımın arasında püsküllü ayraç vardı ama öğleden sonra sonbahar yaprakları vardı
:)


Yine sülale boyu DSİ Çamlıca tesislerinde toplandık... Kah çay kahve eşiliğinde sohbet, kah iskambil, kah ağaçlar arasında yürüyüşle geçen günü akşam yemeğini de orada yiyerek noktaladık derken yeniden başa döndük  yine çay kahve yine oyun devam etti. Ama yemekten sonra dışarı çıkıp, hiç üşenmeden 1000 adım yürüdüm :)
Yürürken çektiğim ağaç, yaprak, dal falan filan resimlerinden de bir kolaj yaptım ellerime ,fikrime sağlık :)


İşte  böle böle


12 Kasım 2014 Çarşamba

aylar günler gelir geçer

Bir haftadır  yazmadıysam sebebi var çünkü niye çünkü; hiç aksiyon yok. Kolu sakatladık, rahatladık :)
 Kolum neyse ki iyi şimdi ama bi rahat durayım dedim... Sadece bir gün görümcelerimle okey oynadım ve tek kolum askıdayken bile  oyunun kazananı ben oldum :)Diğer günlerde evde, kitap, film, yemek, pasta yapma gibi etkinlikler düzenledim :)
Yeni yemeke denemeleri yapmadım bu ara klasikçiyim... Kuru fasulye pilav, lahana kavurması, zeytinyağlı pırasa gibi yemekler yapıyorum ki ev halkı meğer bunları daha çok severmiş.Yalnız geçen gün köstebek pasta yaptım. Senelerdir  ''Dr Ötker''in hazır pasta karışımlarında Nazlı görür, deneyelim der ama yok ben ay hazır pasta yemeyelim ben yapıcam size ondan der ekerdim. Yani bu köstebek pasta konusunda kendi çocuklarımı ektiğim kadar buğday ekeseydim zengin olmuştum.
O zaman hadi tatlı tatlı başlayalım...Tamamen kendi ölçülerimde ve doğaçlama yaptım çok ama çok beğendiler, bir gecede yel yuf ettiler pastamı o kadar diyeyim size...Belki güzel olur da sizinle paylaşırım diye hiç üşenmeden aşam aşama fotoğrafını çektim hatta son anda telefonum kitlendi, tabletimin şarjı bitti de kocam sağolsun o yetişti imdadıma...
Malzeme: 2 yumurta, 1 su bardağı şeker, 1 paket kabartma tozu ve vanilya, 3 tepeleme çorba kaşığı dolusu kakao,  1 çay bardağı sıvıyağ, 1 su bardağı süt,1 muz, alabildiğince un( ben un paketini elime alır silkelerim, elimde sanırsam bi terazi var :)...Bunlardan kek yapın anacım...
Benim acelem vardı, kızlar okuldan gelene kadar yapmak istiyordum o yüzden dr Ötker tavuk göğsü vardı evde, onu dışındaki tarife göre pişirdim, soğumaya bıraktım.Şimdi geri kalan kısmı resimlerle devam edelim.Kek soğuduktan sonra üstünden kapak gibi  1c kalınlığında kesin çıkarın... Sonra kekin içini kenarlardan iki üç santim kalınlık kalacak şekilde kaşıkla tırtıklaya tırtıklaya oyun...Çıkan kırıntıları bir tabakta biriktirin... Tabana çok inmeyin gözünüzü sevem keki delmeyin :) Taban kısmına dilimlediğiniz muzları dizin ve muhallebiyi üstüne yerleştirin.




Şimdii  o kestiğimiz kapağı üstüne kapatalım ve muhallebinin kalanını kekin üstüne sürelim. Ay hepsini içine doldurmadınız umarım :)Son olarak da bir kenera ayırdığınız kırpıntıları kekin üstüne serpişitirin. İsterseniz , son muhallebiyi biraz kakao ile karıştırın,böylece hiç boşluk görünmez. Ben bir sonraki yapışımda öyle yapacağım...





Hani evdeyim ya, işim bitince  böyle çaya büsküvi batıra batıra kitabımı okuyorum.Kitabımın arasına da Sittirella'nın  göndererek beni keyiflendiren ayracımı koyuyorum... Şuna baksanıza tıpkı ben :) Mutfakta yemeği pişerken kitabını okuyan, kahvesini içen bi kadınceyiz...




Artık her gün yazmıyorum ya izlediğim filmlerden hangilerinden söz ettiğimi karıştırıyorum. Dawton Abbey bölümlerini pazartesi günleri ekliyorlar, hemen izliyorum. Keşke geçen yıl dört sezonu birden izlemeseydim şimdi kedi gibi beklemezdim, pazartesileri...Bugün mutfakta yemek yaparken 7.39 Trenini izledim. IMDB puanı 7 nin üzerinde bir filmdi. Zaten aşağısını hayatta izlemem. Ancak çok tavsiye olursa falan... Tamam film güzeldi ma bu konu defalarca filme alındı, Mesela ben aynı konuya sahip onlarca film izlemişimdir. Her sabah  7.39 Trenine binen bir adamla kadının , adam evli çocuklu kız da bir hafta sonra evlenecek...Tanışmaları, birlikte olmaları aslında ikisi de kendi karısını, nişanlısını seviyo...Mutfakta olduğum için Türkçe dublaj izledim ki, hiç bir zaman tercih etmem...

6 Kasım 2014 Perşembe

Salı sallandı :)

Hayat ne acaip a dostlar :)  Şimdi bunu niye dedim sonunda anlayacaksınız...

Bir önceki yazımdan sonra bakalım bakalım ne olmuş...

Salı günü çok  keyifliy bir Mine Flora günüydü benim için. Havalar pastırma yazına dönmüşken günü çiçekler arasında bir serada geçirmek muhteşem oldu... Soba üstünde çaylar kaynadı,kestaneler pişti ve Mine ile motifler yaptık çay,kahve içip sohbet ettik...




Akşam eve dönerken Aysel aradı...Akşam  Süreyya Opera ve Balo  Salonunda bale izlemeye davet etti...Programda ''Genç Werther'in Acıları/Goethe''  vardı. Öncesinde Kadıköy''de buluştuk hem bir şeyler içtik hem de sohbet ettik...Bale gösterisi muhteşemdi hele çocukluğunu bildiğim Aysel'in yeğeni olan Özlem'i sahnede izlemek çok güzel bir duyguydu...





Bale bitti, biz keyifle çıktık. Hadi  bir çay sohbeti yapalım dedik amaaaa ama işte ben Altıyol'dan aşağı inerken bir meyilin dibine saklanan bir ayak girebilebilecek büyüklükteki çukuru göremedim ve iki seksen yere uzandım. Daha doğrusu ''Bir Süre Yere Paralel  Gittikten Sonra'' uzanabildim...Beni güç bela yerden kaldırdıklarında ilk hissettiğim ayak bileğim çok acıyordu. Neyseki hemen Mc Donald's a çok yakınmışız. Hemen dışardaki masalara oturduk.Aysel hemen içeri girdi önce buz doldurttuğu bir torba ile geldi.Ayağımda burkulduğu için ayağımı bir sandalyeye uzattım, buzu üstüne koydu, sonra içeri girdi, sandviç, çay ve elmalı pie ile geri geldi. Yoldan geçenler hatta arabaların içindekiler bile bize baka dusun biz ay bu keyifli gece böyle mi olacaktı , ay Allah korudu, ayyy ayy omzum, anammm kolum da acıyo yaaa arada şu tipimize bak diye güle güle bi yarım saat oturduk. Allah herkese her durumda en pratik çözümler üreten Aysel gibi bir arkadaş nasip etsin...
Oradan bir taksiye atlayıp eve dönme şaşkınlığı yaptım. Halbuki gelirken yol üstünde Numune Hastanesi var , uğrasana acile... Gece omzum çok ağrıdı. Aysel'in dediğine göre düşerken o kolum arkada kalmış. Sabah hemen doktorda aldık soluğu. Muayene oldum, zaten doktor hemen oraya koydu elini burası acıyor mu dedi... Ciyyaak dedim :) Film çekildi. Ucuz kutulmuşum, kırık çıkık yok ama bir hafta askıda kalacak bu kol dedi... İlk aklıma gelen-ay iyi ki temizlik yapmışım :)

Neyse bırakalım kırık çıkık işini bugünün filmine gelelim...Bugünün filmi biraz belgesel tadında...
“Eğer ömrümün geri kalan kısmını ıssız bir adada geçirmek zorunda kalsaydım,
o zaman zarfında dinleyeceğim ve çalacağım tek besteci Bach olabilirdi.’’diyen Kanadalı dahi piyanist Glenn Gould için yapılmış bir film...
  Gould’un çok sevdiği ve ünlendirdiği Bach’ın ‘Goldberg Variations’ isimli eserinin otuz iki bölümlük yapısına gönderme yaparak otuz iki kısa filmden oluşturulmuştur.





Kitabım henüz çok yeni hatta başlamadım bile... Çok beklediğim bir kitaptı... Dün akşam Naziş'in geçmiş olsun hediyesi oldu. Etrafında biraz dolanmadan başlamam :)



Başlıkta hayat ne acaip demiştim ya, sabah keyifle kalktığım yatağıma akşam gireken her tarafımı sakatlamıştım...


Hayde gittim ben şimdilik bu kadar...




4 Kasım 2014 Salı

Günlerin getirdiği götürdüğü

Bugün pastırma yazı var İstanbul'da... Bir kaç gün sürecekmiş. Ben de tam bugüne yaraşır bir yerde olacağım bugün. Çiçek,böcük, ağaç takılacağım bir yerde ''Mine Flora''da...

Geçtiğimiz hafta her gün yağmur yağdı. Bu bana öyle iyi geldi ki, hiç dışarı çıkmadım sayılır. Motif ördüm bol bol, kitap okudum, yemekler yaptım,bol bol film izledim. Film izlerken motiflerimi örmeye devam ettim. Artık motiflere çerçeve yapmaya başladım, sonra da birleştirme safhasına geçilecek. Sandığımdan daha oyalayacak. Motifleri pıt pıt yapıp sepete atmak kolaydı.

 (Audrey Hepburn be Humprey Bogart'dan Sabrina... Bir İstanbul Masalı dizisini hatırlar mısınız bilmem. Ha işte o dizi bu filmden apartmaydı:)

Kitap ne okuyorsun derseniz, biraz yavaşım bu motif örme yüzünden:) yatakta okuyorum, sabahları ve de gece yatınca... Radyo Voyage açıyorum bir taraftan da...Hem dinliyorum hem okuyorum.
(Çok ama çok keyifli hikayelerin olduğu bir kitap... Yeni kurulan Yüz Yayınlarının da ilk bastığı kitap aynı zamanda)

Günlük yazmayınca artık ne yaptığımı da unutuyorum. Geçtiğimiz cumartesi günü eski iş arakadaşlarımız İlmiye'mde toplandık. Ay kadının gerçek adı Hilmiye'dir aslında da ben Babaeski'li olduğu için ona İlmiyem derim :) Oh İlmiyemin evine gidince arkadaşlar mutfağa girince ben aldım elişimi eski kadınlar gibi oturdum pencerenin önündeki koltuğa keyif yaptım:) Nazımı çekecek birilerini bulmuşum hiç kaçırır mıyım:)Naz demişken küçüklüğünden beri benim iş arkadaşlarımı çok seven Nazlı'da geldi benimle. O gün programmı yokmuş, ay evde yatacağıma Hilmiye dezemde yatarım dedi :) O şahane aşureyi de kaçırmamış oldu hem...




Akşam eve dönerken de  bir kaç ay önce açılan Akasya AVM de indik metrodan  Meral ve Gamze ile buluştuk.Onlar yemek yiyecekmiş,bizim karnımız öyle toktu ki yemek görmeye bile dayanamayız dedik ve Sütiş de oturup çay içerek onlaerı bekledik. Sonra gezdik, biraz alış veriş yaptık ve iki klometrelik taksi kuyruğunda bekleyip eve döndük...

Dün Naziş;kendini hasta  hissetti, okula gitmedi. O'na öğle yemeğine karnabahar kızartması ve keserken dökülen minik karnabahar parçalarından omlet yaptım. Yanında kızarmış tavukla servis ettim bayıldı...Her zaman haşlardım ama bu kez Serrose'nin ablası Seray'ın tarifiyle yaptım. Nazlı;Anne, Seray kızartmadan yapıyormuş deyince hadi deneyelim dedim. Çok da güzel oldu. Ben galeta ununa batırırdım,o mısır ununa batırıyormuş aynen uyguladım tarifi... Yani karnabaharı  çiçek çiçek ayırdım. Önce  tuz,karabiber ve kırmızı pul biberle çırptığım yumurtaya sonra da mısır ununa batırıp kızarttım... Üstüne   yoğurt koyduk yerken. Keserken minik minik parçalar dökülmüştü. Onları da kalan yumurtanın içine atıp, bir kaçık da mısır unu ilave edip karıştırıp omlet gibi kızarttım. Çiğden olduğu için sanırım hiç yağ çekmeyen çok hafif bir yiyecek oldu.

E hadi yeter bu kadar. Şimdi giyinip çıkmalıyım... Yolum uzun...

28 Ekim 2014 Salı

işte böle böle

E artık kışı da getirdik. Dün itibariyle bizim kalorifer istim aldı...Şimdiye kadar ara ara akşamları yanarak yetiyordu ama artık bünye bir sıcaklık bir rehavet istiyor.
Böyle film izleye,kitap okuya, çay kahve içe, camdan yağan yağmuru izlemek, kalorifere ayak dayamak çok güzel de  Allah kimseyi darda, kışta soğukta aç açık bırakmasın...
Bismillah iki gündür evdeyim... Kışlık dizilerime başladım, motiflerimi örmeye devam, yeni kitaplar ve yeni filmler var...Kışlık sebzelerden pişirdiğim yemekler var... Mesela dün acı biberli ve de bulgurlu bir lahana kavurması yaptım. Naziş; anne bundan her gün yapsana dedi... Her gün ben lahana doğrayıp,yıkayacağım amanıın :) koca bir tencere lahana kavurması yel yuf oldu bitti...Bi tencerede gördüğüm karım oldu...


Kitap için ilk önce şunu söyleyeyim,Mehmet Zaman Saçlıoğlu'nun Yunus Nadi Roman Ödülü alan General Uçtu; Bibliyomanyakların ekim ayı kitabıydı. Bu hafta benim yazım yayına girdi. Üstüne üstlük Mehmet Zaman Saçlıoğlu ile benim konuşmamın olduğu video da var. Biraz heyecanlanmışım, biraz ağzımı gözümü eğmişim ama sizin hatırınıza koydum:) İzleyin,okuyun ve de yorum bırakın rica ediciiim :) Valla ben oradakinden daha zayıfım, daha güzelim ve de sesim de bülbül gibidir, kameralar beni öyle etmiş :)Şuraya bi TIK edin gidin :)


Yeni kitabımın şöyle bir özelliği var efenim. Yeni kurulan bir yayınevinin ilk bastığı kitap... Henüz başlamadım. Yazımı bitireyim ilk iş ona başlayacağım.Akşam yemeğimi bile yaptım, rahat rahat kitap okumak için. Bir tencere patates kavurdum fazla kavurdum ki bu akşam yanında yoğurtlu kabak ve havuç ve de ezo gelin çorbayla  yarın akşam da kalanına göz göz yumurta kırılacak çay yanında kahvaltı babında servis edilecek...

 Artık eskisi gibi her gün yazmayınca hangi filmlerden söz ettiğimi unutuyorum ama siz ah film izleyeyim,Lale'nin Bahçesi acep Recep ne önerdiydi diye merak ettiğinizde sayfanın üst köşesindeki ''Bizim Evin Orta Yeri Sinema'' ya tıklayıverin. Burası benim izlediğim filmleri eklediğim facebook sayfam artık biliyorsunuzdur...

Filmlere gelince;Dün bir film izledim hakikaten de breh breh yani... Hele de resime biraz ilgi duyuyorsanız ballı lokma tatlısı hatta kaymaklı ekmek kadayıfı hatta ve hatta çift kaşarlı ve de sucuklu tost gibi...Modigliani... Picasso ile aynı dönemde yaşayan ama onun kadar şanslı olamayan İtalyan ressam ve heykeltraşın yaşam hikayesi...
 (Modigliani'nin yaptığı resimlerden bir kolaj)
 Andy Garcia  adamım muhteşem oynamıştı yine...


İkinci film ise;





Abbas Kiarostami'nin gözünden sinema,seyirci ve sinema dilinin seyirci üzerindeki etkilerinin gözlemlenmesi... Ferhat İle Şirin efsanesini izleyen aralarında Juliette Binoche'nin de olduğu 114 İranlı kadının film izlerken doğal tepkilerinin kolajı... Bu alışılmadık sinema deneyimini her filmmania izlemeli...







İşte böööle böle...

23 Ekim 2014 Perşembe

Yemeli içmeli yazı :)

Bugün yemeklerden  çokça konuşucaz benim canımın ta içi okuyucu :) Ev ahalisi çoktan dağıldı. Hatta gittiklerini duymadım desem ,inan. Gece geç vakte kadar ''Slyvia Plath Günlükler'' okudum. O'nun ruhunun huzursuzluğu bana da geçiyor sanki...Bir gün önce yazdığı hayat dolu satırlar, bir gün sonra kabusa dönüşüyor. Acaba , yazmadığı günler mi var, tarih mi atlamış diye geri dönüp bakıyorum.


Neyse hani bugün yemeklerden konuşacaktık ...Şu an da bizim mutfakta kuru fasulye pişiyor.Olmazssa olmazı pilav; akşama taze pişecek...Siz de ne var akşam yemeğine peki ?Benim kuru fasulye yerken içine taze nane  eklemekten hoşlandığımı söylemiş miydim size... Bir deneyin bence...






Dün; acı biberli, zencefilli ve de misler gibi limon kokulu domates reçeli yaptım. Damakta acaip, şaşırtıcı bir lezzet bırakıyor. Yeminle benim kocam mesela, değişik şeyleri zor dener. Buna bayılıyor.


2kg domates.Sivri domateslerden kullandim,1kg seker.3 limon 5-6 adet aci biber.Kırmizi yesil farketmez benimki kırmiziydi...5 cm boyunda zencefil.Domatesleri biberleri ince ince dgra.Limonarin kabuklarii rendele suyunu da sık.Onlari da ilave et.zencefili de minik minik dogra.Kaynat hepsini birlikte.Önce hizli ates.Sonra 1 saat kadar kısık ates.İyice koyulasiyor.İşte domates reçelin oldu bileee :)
Şimdi ben mutfağa giricem, iki saat mesai harcayacam ve boş durucam, olur mu hiç,olmaz... Domates reçeli yaparken bir taraftan da ''Şeker Portakalı''nı izledim. Dünyaca ünlü bir romandır. Çocuk romanı denir. Hiç bir zaman anlamadığım bir şeydir. Bu kitap nasıl çocuk kitabı olur.Son derece  güzel bir dostluğu, fakir bir ailenin çocuğu olan Zeze'nin hayatından bir kesiti anlatır. Çok da güzeldir de  her gün bir araba sopa yiyen çocuğun hikayesi nasıl çocuk kitabı olur bakın yine sordum :) Film güzeldi, Meksikalı ile Zeze arasındaki dostluğu çok başarılı bir biçimde hişssettirdi bana...


Şimdi sırada bir MİM var. Leylak Dalıcım paslamıştı bana... Ancak yeri ve zamanı geldi...
En sevdiğiniz yemek:
Valla, Tokat usulü pişirilmiş sonra üstüne pastırmalar dizilip fırına verilmiş bir keşkeğe hiç bir zaman hayır demem...
En sevdiğiniz tatlı:
Cafer Erol'dan alınmış tulumba
Çocukken anneniz sizi:
Bir kaşık kafana bir kaşık ağzına diye yemek yedirirdi... Çünkü o tehditi alınca hemen ağzımı açardım. Yoksa kaşığı kafana yersin, ağlamak için ağzını açtığında da yemek girer... Te Allahım şimdi öyle olsa ya :)
Çocukken de şimdi de:
Çocukken yemek görünce kaçan biri olduğum için  öyle bir şey yok tabi, şimdi ise  lezzetli her yemeğe atlarım abi :)
Yemeyi sevdiğiniz ilginç şeyler:
Dibi tutan tencerenin dibini kazımaya bayılırım, kocam da sinir olur. Niye tabağına doğru dürüst yemek koymuyorsun diye ezikler beni :)Ben öyle yaparken üzülürmüş :)... Halbuki annem, sırf benim için sütlaçın dibini hep tuttururdu...
Türk Mutfağı dışında sevdiğiniz mutfak:
Ahhh bayılırım Meksika Mutfağına... Ağzım yana yana  yerim... Hatta kendi mutfağımda da denemeler yaparım. Meksika Mutfağı ile ilgili bir Workshopa da katılmıştım hatta ve hatta :)
Yemeyi sevdiğiniz en sağlıksız şey:
Biftek soslu cips...Hatta her türlü cips ama patates cipsi
Alerjiniz:
Alerji benim göbek adım. Bugün alerjim olmayan bir şeye yarın alerji olabilirim :(
En sevdiğiniz meyve:
Karpuzzzzz kann :)
Asla yemeyeceğim ve içmeyeceğim dediğiniz şeyler:
 Kurbağa bacağıdır, salyangozdur  yok efenim Fransız mutfağıdır, çiğ balıktır suşidir, yok efenim Japon mutfağı şöyledir böyledir ile gelmeyin bana... Getirin mumbar dolmasını ama, çift dalarım :). İçme konusu mesela kımız getirin yedi derde deva deyin içmem nerden bulacaksanız :)Öyle allengirli renklerde olan içecekleri de içmem turkuza bayılırım ama o renk bir şey getirin ağzıma koymam. Şimdilerde çok moda bu tür renkli içecekler...
Sonsuz tane yiyebileceğin şeyler:
Öyle bişi yok, yok yani
Çorbaların kralı:
Breh breh Adil Kebapta yediğim işkembe çorbası ama bir karalahana çorbası ile de çekişir.
Kahvaltıda tercih ettiğiniz şey:
Siyah zeytinsiz bir kahvaltı masası kahvaltı masası değildir.
Açken ben:
Açken ben azıcık gerilebilirim ama oruç tutmaya alışık bünye bir süre sonra normale geçer...
Bir keresinde yemek yerken:
Kıııs az kala öleyazdım ya ben :) şaka bi yana boğazıma kılçık kaçtı neredeyse bir parmak boyunda kefal kılçığıydı... Nasıl çıkarttım bilmiyorum...
Çok eğlenceli bir mimdi... Arzu eden yapsın bence...