Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

10 Ağustos 2014 Pazar

Senden Sonra

Bugün  başımı havaya kaldırdığımda   göç eden leylekleri gördüm. Sen gideli kaç kez göç ettiler kimbilir. Leylek sürülerini görünce ne kadar sevindiğini hatırlıyorum , zira leyleği havada görmek o sene çok gezeceğine delaletti :) Severdin seyahat etmeyi,o yüzden mi böyle alelacele gittin.
Halbuki o beyaz hırkanı omuzlarına koysaydın, mavi farını pembe rujunu sürseydin, mantar topuk terliklerini de giyseydin babamı karşılamaya sahile inseydik, o kızıl saçların denizden esen rüzgarla savrulsaydı, o pembe,yandan pompalı parfüm şişenden sıktığın parfümün kokusu bize gelseydi.Ben yine gizlice sıkmış olsaydım, kendi kokumu duymak için ben de sallasaydım saçlarımı...
 Şu  resimde yine babamla bir seyehattesin,geçeceğiniz yollarda yemek yiyebileceğiniz bir yer olmadığını bilen babam tüm önlemlerini almış, sana yine mangalını yakmış.Şimdi var mı acaba, o zamanlar karayollarının bu tür  yerleri vardı, iki taş masa, bir ateş yakabileceğin  bir ocak olurdu. Az dağ yollarındaki böyle yerlerde babamın ziyafetlerine konmadık.


 Bugünlerde şenliklerdesin diye çok seviniyorum, fındık zamanı geldi, şarkı türkü fındık topluyordur fındık işcileri...
Bizi merak etme hepimiz iyiyiz, müjdem var sana Metin dede oluyor, düşünebiliyor musun oğlun dede oluyor,Burcu bizim Cucu'nun oğlu olacak. Bizim kızlar da iyi aynı okulda öğretmenlik yapıyorlar bu bazen iyi bazen kötü ama iyi kısmı ağırlıkta :)

Yazlar geçiyor, kışlar geliyor yaşım senin yaşına yaklaşıyor, 13 yıl sonra aynı yaşta olacağız...İklimler  de değişti sen gideli, artık meteoroloji hortum uyarısı yapıyor sürekli. Sen yağmurda yıkansılar diye panjurları açardın ya  her yağmurda, nedense aklıma bu geliyor.
Hep diyorum sana İstanbul artık o senin İstanbul'un değil, dilencileri bile Suriyeli artık. İlk kez bu sene İstanbuldan gitmeyi konuşmaya başladık, hemen değilse de kademeli bir geçiş olur belki... Zuz, asla başka bir yere yerleşmenize izin vermem diyor ama bakalım kısmet be Anne...

 Bugün yine bir seçim yaşadık,ülkece ...Şükürler olsun ki kazanan tarafta değilim.

Öptüm seni ruhundan ruhundan...






6 Ağustos 2014 Çarşamba

Boy verme oy ver

Ara vermişim yine yazmaya...  Ama blog benim sosyal platformlardaki ilk göz ağrım. Ocak ayında 9 yaşına basacak dile kolay. Bu blog vasıtasıyla hayatıma  unutulmaz anılar ve hep benimle olsunlar diyebileceğim arkadaşlar, dostlar katıldı.

Neyse dönelim neler yaptık neler ettik kısmına...

Haftada iki üç kez  Fenerbahçe Orduevinde havuz-deniz faslı yapıyorum.Hafta içi çok tenha oluyor. Bir çam ağacım var,erken gidip de onun altına yatamazsam gıcık oluyorum:)...Kitabımı okuyup,şezlonga yayılmak, sıcaklayınca havuza dalmak,akşama doğru deniz kıyısına inip ,Adalara karşı yüzmek en büyük keyfim. Denizden çıkınca da deniz kıyında yürüyüş,şu gördüğünüz zakkumun tam arkasındaki salıncalıklı kanepede ayaklarımı uzatıp şu manzaraya karşı  sallana sallana  geceyi getirmekle noktalamak günün altın vuruşu oluyor.


''Slyvia Plath Günlükler''okuyorum araya da romantik kitaplar attırıyorum,yazın ambiansına uygun olarak:) Geçen gün  '' Düğün Hediyesi''ni okudum mesela... Kızımız, köşesinde yazdığı yazı ile lokantısının batmasına neden olan adama, işe girdiği başka bir lokantanın mutfağında ,adamın kardeşine hediye deceği düğün yemeğinin hazırlayıcısı oldu tesadüfen:) Pek sevimli,pek romantikti. Düşünün uzanmışsınız kumasala, güneş damlamış içinize kulakların çınlasın Sertab Erener:)) hal böyleyken elinizde de bu romantik kitap,bir taraftan da buz gibi limonlu iceteanızı hört hört çekiyorsunuz( kabul edelim bu kısım romantik olmadı) şöyle yapalım o zaman, hafif hafif yudumluyorsunuz, o sırada damağınıza yayılan serinlik, kalbinize dolan sıcaklıkla hoş bir tezatlık oluşturuyor ay bu ne be...Hört hört çekmek daha iyi:))


Film derseniz valla ne kadar eski Yeşilçam filmleri varsa izledim bu ara, hatta bugün Türkan Şoray ve Kartal Tibet'in oynadıkları ''Vukuat Var'' ı izledim.Geçen gün de  Hülya Koçyiğit ve Engin Çağlar'lı ''Kınalı Yapıncak''ı izlemiştim.

Film kitap olayı bu durumda...

Kızlarım tatilden geldi, Naziş Cunda'da Zuz'laydı... Gündüz deniz sonra Cunda geceleri derken iyi bir tatil yaptı. Gamsegamse yakınlarda takıldı,''Büyük Ada Anadolu Klüp'' te kaldı bir kaç gün ama ben yağmur geliyo anonsunu yapınca koptu geldi:)
Madem kızlar eve toplandı ben de en sevdikleri pastayı yapayım dedim ve hemen bir mozaik yaptım. Bence en kolay ve en hafif pasta ve de  benim de en sevdiğim... İki paket pötibör büsküviyi hemen  ufaladım. Ufaladım dedimde çok küçük parçalara ayaırmadım. Bir buçuk su bardağı süt,üç çorba kaşığı şeker, ceviz kadar tereyağ ve üç çorba kaşığı kakaoyu bir kapta yağ eriyinceye kadar ısıtıp karıştırdım ve büsküvilerin üzerine döküp iyice karıştırdım. Sonra büyükçe bir buz dolabı poşetini yanlarından keserek açıp, bu karşımı üstüne döküp piramit şeklini verip ,sardım sarmaladım buzdolabının buzluk kısmına attım.


Pazar günü Cumhur Başkanlığı seçimi için oy kullanacağız. Diyeceğim  aşağıda gördüğünüzdür.





Hayde gittim ben...

29 Temmuz 2014 Salı

Bayramın notları

Bu bayramda bizim sülalenin çoğu şehir dışına gitti bizim evden de Naziş gidenler arasındaydı... Ama geriye kalan kadro da hiç fena değilmiş:)) Bayramın ilk günü görümcemin evinde toplandık böyle... Sonra biz eve döndük bu kadro aynen bize geldi, bu kez Cancanlar da kadroya dahil olmuştu...



 



Bayram kahvelerimizi Gamsegamse'nin elinden içtik ama kahveyi yapar yapmaz sen bu bayram etli yaprak sarma yapmadın diye tüydü evden,halalarına gitti...





Gece Meral bizde kaldı, film gecesi yaptık. Çok eğlenceli bir romantik komediydi...-Öteki Kadın-



Bugün burada kalan genç kesim havuza gitti...İkinci günün bayram kahvelerini görümcelerimle bizim evde içtik...


Sabahları  herkes uyurken, kalkıp  yeşil çayımı yapıyorum ve okuma odasında kitap okuyorum... Sabah rüzgarı tülü havalandırırken mest oluyorum...Bu arada  gördüğünüz kitap; Kız Öpme Kuyruğu/Nazlı Eray



Bugün öğleden sonra Begüm'ün Almanya seyahatinden dönüşte getirdiği Japon kirazlı yeşil çayımdan demledim ve Ferzan Özpetek'in son filmi olan ''Kemerlerinizi Bağlayın''ı izledim. Filmi beğendim ama benim için hala en favori Ferzan Özpetek filmi '' Cahil Periler''





Bu kada:)













''BOL KAHKAHALI GÜNLER DİLERİM TÜM KADIN ARKADAŞLARIMA''






28 Temmuz 2014 Pazartesi

Bugün ülkenin bayramı diyerek sevinçle uyandığımız bayram sabahları dileğiyle, hepinizin bayramını kutlarım...

24 Temmuz 2014 Perşembe

Kayıt lütfen:)

Yazmadığım günlerde

Nihayet'' İri Memeler ve Geniş Kalçalar/Mo Yan'' bitti... Çin Kültür Devriminin nelere mal olduğunu dokuz çocuklu Shounguan ailesi üzerinden öğrendik. Mo Yan için Çin'in Balzac'ı diyebilirim. Yaptığı tasvirlerle anlatmaya çalıştığı şey bir resim gibi beliriyor gözünüzün önünde,kokuları duyuyorsunuz sanki...
Şimdi yeni kitabım huzurlarınızda:)



Film için seçimim bu kez yerli bir filmdi...Ilgın Olut'un büyük ilgi gören ve 2000 yılında Dünya Aktüel Ödülleri En Çok Satan Roman Ödülü’nü alan "Neva" adlı kitabından sinemaya aktarılan başarılı bir uyarlama...Bence kitaptaki bütünlük bozulmadan sinemaya aktarılmış. Tabi bunda batan sona filmin yapım aşamasında kitabın yazarının kendisi olmasının da payı büyük...




Kadir Gecesinden bir önceki  akşam iftar sonrası sahuru sülale boyu buluştuk. Gece 12 ye kadar DSİ Sosyal Tesislerinde çay jahve sohbeti yaptık. Sıkılan kalktı  bahçelerde yürüyüş yaptı,sonra arabalara doluşup Bağlarbaşı'nda ki ''Dürümcü Memo'' ya geldik, gece ikiye kadar burada oturduk,sahurumuzu yaptık. Buranın; dürümlerini, köpüklü ayranını ve et suyuna yaptıkları çorbalarını tavsiye ederim.










Kadir Gecesinin iftar yemeğini ta sabahtan ben yapıcam demişti Gamsegamse... O yüzden ben bütün gün film izledim,kitap okudum:)) Alış veriş yaptı geldi.Güllacı hazır alıp,tatlı işini kafadan halletmiş. Fırında tavuk pirzola yaptı... Şahane olmuştu. hele o sarmısakları yıkayıp bütün bütün koymuştu ki enfesti... Yerken diş diş ayırıp hüüüp diye çekiyosunuz...



İşte böle böle...




22 Temmuz 2014 Salı

pazartesi yazısı

Yine Ortadoğu kazanında kaynamaktayız. 
Din tüccarlığı yapanların,din savaşlarını alttan alttan destekleyip bundan siyasi menfaat umanlar, her iki tarafa da silah satan zebaniler kendi kanlarında boğulsunlar.
Bi de şu sapla samanı ayıramayan salaklardan Allah hepimizi korusun.İsrail malalrını boykot edelim diyenler bu mudur,bulduğunuz çare... O sadece ekonomiyi kösteklemektir. Bunun çaresi  devletin bu malların ithalatını durdurmasıdır. İşte o zaman İsrail'e ekonomik bir yaptırım uygulanmış olur.  ABD'nin  Kıbrıs Barış Harekatı sonrası bize uyguladığı 10 yıllık ekonomik ambargoyu hatırlayınız mesela...

Bir de o güzelim Akdeniz Heykelinden ne istediler acaba... Nooldu tüm sorunlarınız çözüldü mü? Kayalara oyulmuş Budha heykellerini dinamitle patlatan Talibandan çok farklı bir eylem mi gerçekleştirdiniz? Dünyaca ünlü bir heykele zarar vermekle ne geçti elinize... 


 (heykeli yapan sanatçı: İlhan Koman)



*********************************************

Hava sıcak ve ramazan dolayısıyla pek dışarı çıkmadım bugünlerde...Ancak akşamları kısa yürüyüşler şeklinde çıkıyorum. Bol okuyorum fırsattan istifade ve film izliyorum. Kitabım hala -İRİ MEMELER VE GENİŞ KALÇALAR/MO YAN...Çevirisini Erdem Kurtuldu yapmış. Çok ama çok başarılı bir çeviri olduğunu söyleyebilirim. Malum yabancı dilde yazılmış bir kitabı vezir eden de rezil eden de çeviridir. Çok iyi kitapları sırf çevirisi yüzünden  yarım bırakmışımdır.
Kitapta ''Çin Kültür Devrimi'' sırasında yaşananların halkın özellikle de köylü halkın üzüerindeki ahlaki ve ekonomik çöküntüyü dokuz çocuklu  bir ailenin üzerinden anlatıyor. Romanın baş kişisi bir anne... Mo Yan zaten kitabı annesinin ruhuna adamış. Kitabın ismi konusunda değişiklik yapılması istendiğinde de bunu reddetmiş. Kitabı çok beğendiğimi söyleyebilirim halen 600. sayfada olsam da:)) Gamsegamse kitabın kalınlığını görünce- anaaam ne kadar da söyleyecek şeyi varmış dedi:))

(Aynen böyle sakin olun ve daha cok okumaya devam edin)
 
Gelelim en son izlediğm filme... Wadjda/Vecide
 Suudi Arabistan'da çekilen ilk uzun metrajli film. Film çekimi yasak olduğu için ağaçların,arasına gizlice kamera yerleştirerek çekilmiş. Üstelik de bir kadın yönetmen tarafından...
Filme adını veren Vecide, her gün yeşil, güzel bir bisikletin sergilendiği Riyad´daki bir oyuncakçı dükkânının vitrininin önünden geçen 10 yaşındaki küçük bir kız. Kızların bisiklete binmesi yasak olmasına rağmen, Vecide bisiklet satın almasına yetecek kadar para kazanmasını sağlayacak bir plan yapar. Bu parayı kazanabilmek için tek yol Kuran okuma yarışmasına katılmaktır; ancak rakipleri zorlu olunca onları yenebilmek için başka bir yol bulmak zorunda kalacaktır.

İzlemenizi mutlaka öneririm... Bu arada artık film önerilerimi ''Facebook''da ki ''Bizim Evin Orta Yeri Sinema'' sayfasından da takip edebilirsiniz... 

düzenleme: ''Bibliyomanyaklar/Kitap Dükünleri''nin bu ay ki  kitabı Deliduman'Emrah Serbest idi... Bu haftanın yazısı benden... Okuyup,yorum yazanlar arasından bir kişi hediye kitap kazanıyor. Şuraya bi TIK

17 Temmuz 2014 Perşembe

Kumburgazı:)

Yaz  da geçiyor tüm rehavetiyle,sıcaklığıyla ,yaz yağmurlarıyla...

Yaz demek bizim aile için;Aşağı inip,arabaya kurulup beş saat annemin   evi kapatmasını bekleyip, o gelince de artık okullar açılana kadar kalacağımız Kumburgaz yoluna düşmekti..Oraya varınca da sahile koşup ,kimler gelmiş diye bakmak hemen akşamına program yapmak demekti. Perşembe günleri gelen Migros otobüsü demekti, önce sapsarı ayçiçeği tarlaları mevsim sonuna doğru da onların anızlarının yakılmasının havaya savurduğu dumandı, süt almaya ve  büyüyünce de köyün postanesine nişanlıdan gelen postrestant mektupları almak için köye yapılan yürüyüşlerdi:) Postacının işi yoktu da sitelere kapı kapı posta dağıtsındı. Akşam olunca sitenin delikanlılarının  plaj voleybolu oynamak için kumsala ağ germeye başlamalarıyla ,sitenin kızlarının biz daha güneşleneceğiz diye yaptıkları tatlı ağız dalaşıydı...Kumsala yakılan ateşler, site yönetisinin kapıya bırakılan ayakkabı ve terlikleri toplamasını izlemekti...Cep telefonu yoktu zaten ihtiyaç da yoktu en fazla kumsala inerdin hadi hadi Hamit'in Yerine giderdin...Gündüz cayır cayır yakan güneş  gece ayaza bırakırdı yerini ve hırkasız dışarı çıkmak mümkün değildi...Bitişik sitenin altında  o zamanların en yakışıklı jönlerinden Engin Çağlar ve Avrupa Güzeli karısı Filiz Vural'ın butiği vardı... Çok güzel kendi tasarladıkları Şile bezi elbiseler satarlardı.

 (Kumburgaz Define Sitesi)
Akşam olup eve dağılıp, duşlar alınıp, akşam çayı balkonda içilip,akşam yemeği de yenir yenmez  Tülay balkonun altına gelip bağırırdı, hadi artık in diye...Sabah yine aynı seromoni yine balkonun altından seslenen kızlar hadi in artık tekneyle açılacağız, ne bekliyorsun  diye...Ya da Kumburgaz'ın girişindeki bir sitede oturan Aysel,tüm arkadaşlarını toplar gecenin ikisinde kapıya dayanırdı, bugün benim doğum günümdü  nasıl unutursun feryat figanları içinde...
Eskiye özlem değil bu yazının amacı yalnızca  hiç bir yere gitmeyen anılar. Hani yaşadın bitti,boş her şey geçici denir ya asla öyle değil. Hiç bir yere gitmeyen anılar var. Galiba insan anılardan teşekkül  bir şey...Böyle fırt fırt fırtlıyorlar bir yerlerden...
Bir rüzgar esti, tül havalandı benim aklıma Kumburgazdaki  balkon kapısının havalanan tülü geldi...

Kumburgaz çok şeydi o zamanlar için ama en çok da Annemdi...