Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

14 Eylül 2013 Cumartesi

Hafta sonu önerileri

 Sonbahar geldiyse;Bugün geldi,İstanbul'a...Biz hala pencereler açık uyuyoruz,gece başlamış yağmur neyseki kocam duymuş da kalkmış ,kapatmış. Okuma odasında pencere önünde duran kitaplar çok hafif ıslanmış.

Çoktandır hafta sonu önerileri yapmamıştım...

Bir kitap önerisi önce...Hatta öyle bir öneriki kendime bile tavsiye ettim...Deyin ki niye... Uzun zamandır beni takip edenler belki farkına varmıştır. Ben, bilim kurgu, fantastik kurgu tarzı kitaplar okumam...Burada bir çelişki gördünüz di mi?)) Peki ,Murakami nasıl okuyorsun diyeceksiniz. Çünkü Murakami arada yere iner, gerçekle gerçeküstü arasında insanı yerden yere çalar...Şimdi artık sadede gelelim. Önereceğim kitap fantastik dünyanın da bilim kurgu dünyasının da ana kraliçesi Ursula K. Le Kuin'in yazdığı ''Mülksüzler''...Bu kitabı bari e-kitap olarak okuyayım dedim,tabletime yükledim.Ama bu e-kitap işi beni sarmadı.Kitap okur gibi hissetmedim kendimi,bir türlü konsantre olamadım.Halbuki ilk zamanlar,yatakta ve dışarda  bu tür okuma çok rahat olur diye düşünmüştüm. Şimdi Salman Rüşdi'nin bir kitabını e-kitap olarak okumaya çalışıyorum.Kısaca Mülksüzler bu haftasonun kitabı olsun...



Film önerisi...Bu film de uzun zamandır beklediğim bir film. Neva/Ilgın Olut'un kitabı sinemaya uyarlandı ve dün vizyona girdi... Ilgın Olut bu projede bizzat çalıştığı,tüm cast seçimlerini kendisi yaptığı için,iyi olacağını umuyorum. Bizim Büyük Çaresizliğimiz/ Barış Bıçakçı filme alınmıştı, bir heves bir heves gittik,kitabı okuyanlarla birlikte ve şaştık şaştık şaş kaldık. Kitabı okumayan iki arkadaşı gay sanabilirdi ve zaten konudan da hiç bir şey anlamazdı...Sanırım da öyle olmuştur.
Ben bugün gideceğim filmi izlemeye...Her zamanki sinemada her zamanki koltuklarda, en arka sıra en ortadaki koltuk...Böyle   beklediğim filmleri yalnız izlemeye bayılıyorum ve bugün de öyle olacak.




Yemek Önerisi...Yemek önerisi,mekan önerisi ile birlikte gelsin. Balık sezonu açıldı artık, şöyle balığı balık gibi yemek ister misiniz? O zaman arkadaş, o löküs balık lokantalarını bırakacaksınız.Dooruuu Üsküdar-Balık Çarşısı içindeki ''Derya&Deniz  Balık'' a...Önde balık tezgahları arkada da balık lokantası,üst katları da var...En ekonomik ve en lezzetli balığı yiyeceğiniz yer...  Ama içki servisi yok. Şöyle yanına bi buz gibi bira içeyim yok:( Kola neyin için artık...Ya da pişirtin orada sıcak sıcak götürün evinize yapın salatanızı yani alternatif çok.


(ayıptır sölemesi bu Nermin ile benim  masamdı,birer porsiyon istavrit tavayı ve ortaya aldığımız hamsi tavayı bir hamlede götürmüştük)

Yemeğinizi yediniz, şöyle bi sahilden Kuzguncuk'a yürüyün kahvenizi de orada için... Dilim pastanesinin mücehverci dükkanına benzeyen vitrininden akşam çayınıza bir şeyler seçin...

Benden bu ka arkadaş,gerisi size kalmış...

Düzenleme:) Bizim hafta sonu planına başka bir plan daha eklendi...Zeyrek'de tarihi evler arasında gezmek ve  yemek molasını Bozdoğan Kemeri altındaki büryancıda vermek...

12 Eylül 2013 Perşembe

Öle işte

Bugün günlerden ne olduğunu biliyorum çok sevgili okuyucum. O. 12 Eylül sabahında, sabahın  beşinde kapıyı çalan yine sütçü değildi.

Olimpiyatlara katılamadığımız için üzgün olmadığımdan da utanmıyorum,İstanbul bir kıyımdan kurtuldu belki de, belki de sporcuların şu dopin işi artık iyice ele alınır. Homini gırtlak altınların üstüne yat dopingli oldukları ortaya çıkınca da sadece madalyayı ver kurtul...Var mı böyle bir  kıyak,dünyanın hiç bir yerinde?Hem bizi bile taşıyamayan trafik nasıl taşıyacaktı onca insanı...Biz zaten tv den ancak izleyebilecektik yine tv den izleriz.Bizim gençler nasılsa her dalda yarışıyor, her akşam...

Dün, Ece ve Çiğdem ve de Çiğdemin Elif'iyle bir Kadıköy günü yaptık. Tüm sahaflara,girdik çıktık, her dükkanın önündeki tezgahı inceledik, her yorulduğumuzda kahve molası verdik ve tabiki de bira-balık yaptık, her zamanki mekanımız '''Hamsi Pub''da... Kızların okuluna uğradık,henüz öğrenciler gelmemişken bahçenin tadını önce biz çıkardık:))) Ve altın vuruşu Ecem ile birlikte zencefilli limonatayla yapıp ayrıldık.
(Dün iki kitap aldım Körlük/Jose Saramago ve  Yaban Koyununun İzinde/Murakami)

Murakami'nin bu kitabını  özellikle sakladım kendimden, böyle de garip huylarım vardır. Bir gün yazmassa okurum diye... Mesela keşke Fürüzan'ın böyle bir kitabını saklasaymışım,şimdi okurdum. Niye yazmaz ki...


Akşamları kızlar o kadar yorgun geliyorlar ki  fazla patırtı yapamıyorlar, erkenden de sızıyorlar.


Öle işte




10 Eylül 2013 Salı

9 Eylül 2013 Pazartesi

Mutfak Kedisi

Daha uygun bir başlık bulamadım.Eylül ayı gelince pürmealim budur.Malum kış hazırlıkları...Hem keyifle yapıyorum,hem çok ama çok yoruluyorum. Yorulmamın asıl nedeni eskiden beri her şeyi bir anda yapmaya kalkışmam...Diyelim domates sosu yapıcam,menemenlik falan. O arada közlenecek biberleri ve patlıcanları da fırına atıyorum, ona bak, pişen biberi patlıcanı çevir, onları soy, dolmalık biberleri oy,onları da paketle at ...domatesleri kavanozla, pişen patlıcan biberi soy,paketle dondurucuya at... Hadi bi de akşam yemeği yoksa düşünün siz hengameyi.Ha bu arada altı kg taze fasulyeyi de aradan çıkardım. Akşam olunca da artık benden hiçbir şey beklemeyin,çay yapın,çayımın yanına şu karakız kekinden getirin,çatalım nerde,çayım bitti, bu salak yarışmayı kim açtı...Yani anlayacağınız gündüzün yorgunluğu gece dilime vurdu:)Bu işi ekim ayı gelene kadar her pazartesi yapıyorum.Benim pazartesi sendromum da bu yani:)



Fakaaat  bu çalışmanın sonucunda bunları her sıkıştığında can kurtaran gibi ortaya çıkarmak var ya,ah işte bizim evdekilerin çilesi de o zaman başlıyor. Her böyle bişi pişirmede ,ay ne kadar becerikliyim,ne kadar pratiğim, ne kadar akıllıyımmmm bakınnn bu palamutları zamanında attım dolaba,şimdi birden canınız balık isteyince nasıl çıkardım hemen,kızım bak pazar günü dışarıda kar yağarken yaz tazeliğinde menemen yiyorsun kahvaltıda gibi:))))))

Kitabımdan bir önceki yazımda söz etmiştim biraz. ''Keşke Gerçek Olsa/Marc Levy''nin devamı olan ''Sizi Tekrar Görmek''...İkinci kitaptaki herkes tanıdık haliyle:) İlk kitabın filminden söz etmiştim ,hatta kitabı okumaya başlayınca filmi hatırladım zaten.Acaba ikincisi de çekildi mi?
Bu ara bir arayış içindeyim...Dişim kamaşıyor,dişime göre bir kitap bulamıyorum. Şöyle sarssın, beni benden etsin, işimi bitirip  ya da dışardaysam eve koşup kitabımı okuma isteği uyandırsın. Tek umudum Salinger'in basılmamış kitaplarının keşfedildiği ve basıma hazırlandığı haberi... Salinger hakkında bir belgesel çekilirken farkına varılmış.Bu arada ''Çavdar Tarlasında Çocuklar''ı okumayan varsa; çocukluk hakkında ,bir çocuğun gözünden ve dilinden çalakalem yazılmış bu romanı  okumanızı şiddetle tavsiye ederim...

Bu ara çok film yazmıyorum,biliyorum ama çok da izleyemiyorum. Tam izleyecekken,ay çok güzel birlikte izleyelim diyorum. Ama çok da alıştırmak istemiyorum. O sabah sessizliğindeki tek başıma yaptığım film keyiflerinde asla taviz vermem...
 .

Ha bu da Gamse'nin hafta sonu kaçamağı yaptığı Büyük Ada'dan gelirken bize getirdiği palmiye kurabiyeler...



Bugünlük de bu kadar be canım okuyucularım,bünye yorgun,bünye hassas şimdi azcık tv takılsın, az biraz kitap okusun,sonra uyusun...Uyusun ki, yarın  temizlenip dondurucuya atılacak bamyası var, bebek patlıcanları var, karnıyarıklık olarak hazırlanacak..

6 Eylül 2013 Cuma

Hafta sonuna ramak kala

Kızların biri Ada'da biri Moda'da...Kafiye olsun diye değil gerçekten de öyle...Bizim ev,alışık değildir bu tür sessizliklere  sanırım duvarlar bile kafa dinliyordur:)

Koca maç izliyor ,ben de kulaklarımı taktım film izledim. Oynadığı sıralarda izleme fırsatı bulamadığım ''Lal Gece'' yi izledim.  Küçük gelinlere dikkat çekmek için çekilmiş bir film ama yeterince vurucu değil....Mesela bir ''Berdel'' gibi acıtmıyor. Yönetmen sanırım, herkes  açısından bakmak istemiş...Kadının da  erkeğin de töre kurbanı olduğunu vurgulamak istemiş...Filmde yer,mekan,zaman yok...Yumşak dokunuşlarla,tek bir mekanda çekilen bu film belgesel tadında...İzlemediyseniz izlemenizi öneririm.


 Günün filmini açıklamışken günün kitabını da söyleyelim.Yeni kitabım; ''Keşke Gerçek Olsa''nın devamı niteliğindeki '' Sizi Yeniden Görmek/ Marc Levy''

 Marc Levy kitapları terapi gibi geliyor bana...

İki gündür, evdeyim benim aziz okuyucum,okuyosunuz di mi hala?)... Temizlik yaptım,dünkü kuru fasulyenin yanına taze pilav pişirdim.Dün pişirdiğim bitmişti...Üç tane Girit kabağı dolması kalmıştı,onları ortadan ikiye bölüm teflon tavada kızarttım. Lorlar kızarınca daha da lezzetlendirdiler kabağı...Çok yaratıcıyımdır,bir yemeği üç gün farklı sunumlarla ortaya getirip ,aynı yemeği yediklerini hayatta çaktırmam))). Bazen Gamze- tilkiiiii der sadece:))))Bu hafta da eğer pazarda Karadenize özgü kara kabak denilen kabaktan bulursam kaygana yapacağım.Bulursam ve de yaparsam resimli bir tarif yayınlarım.

..

Ah okuyucu, yine dengesiz bir yazı oldu farkındayım ama bu blogun ana teması bu malesef... Nobel ödüllü bir yazar bile olsa kitabını bir tabak bamyanın yanında, festivallerde  düzinelerce ödül almış bir film olsa da kendini  bir koca kabak resmiyle aynı sayfada bulabilir. Yapcak bişi yok,kader deyip geçsinler:)

5 Eylül 2013 Perşembe

Bir film bir yemek bir dedikodu

Sözü uzatmayacağım.Bugün evdeydim. Kuş kanadını çırpsa rüzgarından kendini hasta hisseden kocam kendini kırgın hissettiğini söyledi, ve tüm günü yatarak geçirdi... Ben de refakatçi olarak tüm görevlerimi yaptım. Kah yemek yaptım kah okudum arada bir de film izledim...

Filmin adı ''İntihar Dükkanı'' ...İntihar etmenin yasak olduğu bir ülkede,nesiller boyu intihar malzemesi satan bir aile...Zehirler,jiletler, sicimler ,çeşit çeşit silahlar var dükkanda...Müzikal animasyon...Aynı adlı kitaptan uyarlanmış...Aman bir yetişkin animesi olduğunu unutmayın...







Yemek ise aslında bir yemek değil bir meze...Biz bu akşam kurufasulye ve pilavın yanına konuk ettik...Aman da ben bunu hergün yaparım gibi bir  şey değil ama güzel,hafif ve de ,değişik,göz doldurucu...Girit kabağından yapılan bir  meze bu.Siz bakmayın resimde incire benzediğine:))



Girit kabağı haşlandı ,içi oyuldu... lor,ceviz,derotundan oluşan iç malzemeye ,kabak içleri de ilave edildi ve kabaklar dolduruldu...Pul biber ve sızma yağ ile şenlendirildi:))


Muhteşem Yüzyılın fragmanına rastladım az önce,ödüm koptu...Yaktın bizi Meryem:))

Dedikodu nerede derseniz ayol kocamın dedikodusunu yaptım ya daha ne olsun, arada  Meryem'i gösterip aslında Vahide'ye  de laf  çaktım :))

Hayde gittim ben.



4 Eylül 2013 Çarşamba

Hoşgeldin sonbahar

Sonbahar geldi,İstanbul'a...Bugün ilk sonbahar yürüyüşümüzü ve  koruda ilk sonbahar kahvaltımızı yaptık. Koru çalışanları dökülen yaprakları  süpürüyorlardı.Koca koru süpür süpür nereye kadar,dedim.

Bizim masayı da boş görünce -hah dedim, iyi bir başlangıç...Valla  yemişim diyetini,burası gibi paçanga böreği yapan yok,kahvaltıda birer tane götürdük... Hemen yanımızda da üç masa birleştirmiş kalabalık bir öğretmen grubu vardı. Türkçe öğretmenleri zümre toplantısı yaptılar. Hem kitabımı okudum hem onlara kulak kabarttım:) Yapacakları gezileri,okutacakları kitapları tartıştılar. Fikir ayrılığına düşünce oylama yaptılar. Karı koca gördük ki, değişen hiçbir şey yok...Hala Keşanlı Ali hala İbişin Rüyası diyorlar. Yeni yazarlar,yeni şairler hiç yok...

 (yine aynı ağacın altında,yine aynı masada,yine aynı manzaraya bakarak yaptık kahvaltımızı)

Ben Keşke Gerçek Olsa/Marc Levy  okuyorum... 65 sf. kadar okumuşum, kah laf dinleye,kah kahve,çay içe içe:)) Bir masal gibi...Kitabı okurken birden diiiiing diye bir ses duydum kafamda ve filmini izlediğimi hatırladım. Çok güzel bir filmdi... Bence hem filmi izleyin hem de kitabı okuyun. Kitap için tek ipucu,birgün eve geldiğinizde banyo dolabınızda güzel bir kadın bulursanız ve bu kadın da üstelik hayaletse:))Marc Levy sevdiğim bir yazar. Dupduru yazıyor , ''Gölge Hırsızı''nı okumadıysanız,mutlaka okumalısınız.


  "Just Like Heaven" (Tıpkı Cennet Gibi)
 adıyla gösterime girmiş...
Film demişken filmden gidelim. Geçen akşam tv de izleyecek bir şey bulamadık,ayilecek de bişi izlemek istiyoruz. Naziş film izleyelim dedi. Yeni televizyonumuzda da henüz siftahımız yoktu... Film seçmeye başladık, ne deseler ben izledim, ne deseler ben izledim diyorum. Sonunda ben seçeyim dedim:)) Çoktandır izlemek istediğim ama vizyona girer girmez  devleti halkın gözünde küçük düşürüyor safsatası ile  gösterimden kaldırılan,kaldırttırılan ''Umut Üzümleri''ni izleyelim dedim. Fakir Baykurt'un ''Kaplumbağalar'' adlı romanından uyarlanmış... Yetkin Dikinciler ve Altan Erkekli de baş rolde... Amanın sanırsınız ilkokul müsameresi...Güya Balkan filmi havası verilmek istenmiş...Görüntüler,müzikler öyle ... İzlediğim en kötü filmdi...Oyunculara acıdım vallahi de billahi... Hem filmi beğenmedik, hem o kadar vakit kaybettik üstüne üstlük de bizimkilerin kaplumbağa aşkı yeniden hortladı... Naziş ertesi gün elinde kocaman bir kaplumbağa  akvaryumu ile geldi. Ona akvaryum denmez diye beni yüz kez ikaz etti ama bak yine unuttum adını:))Bir film izlemeden bu kadar mı zararlı çıkardım abi ya... Herkes gittikten sonra,çıkıyo kayasının üstüne , bakışıyoruz...


Dışardan gelince de yattım uyudum ,sefam olsun...Dün hem kışlık domates, hem  kışlık karnıyarık hem de akşam yemeğini aynı anda yapmaya kalkınca bi ara kafamı arı soktu sandım mutfakta... Yok artık dokuz ayın çarşambasını aynı güne getirmeyeceğim...

Şimdilik gittim ben,yarın ola hayr ola...