''Seksenler '' dizisi başlamasını beklerken '' Sözcükler'' dergisinden hikayeler,şiirler okudum,bayılıyorum bu dergiye...
Gündüz programın okey grubumla buluşup okey oynamaktı,onu da yaptım. Kızlar evdeydi, Gamse biraz mırın kırın etti ama okaeyde dördüncü kişi olmazssa olmaz dedim:)) Sabah kahvaltımızı yaparken,akşamdan hazırlanmış,etli,soğanlı salçalı sosumun üstüne hemen dondurucudan çıkardığım taze fasulyeyi koydum, bir taraftan da makarna haşlandı, makarna içim Missgibi'nin misss gibi sosu kullanıldı. Sabah açmıştım zaten kahvaltı da yemiştik, kahvaltı için de makarna için de hatta etler ve tavuklar için de harika bir sos olmuş. Hemen içeriğini öğrenmem lazım...Renginden anladığım kadariyle havuç da var içinde...Hah yine dondurucudan közlenmiş biber çıkardım salata niyetine...Bi de köfte kızartım,sonra da artık beni unutun,yeyin ,için oturun dedim:))
Böle işte ya şimdi Seksenler başladı,hadi izleyelim...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
29 Ocak 2013 Salı
Kısa kısa bizden
Kızlar tatilde ama Gamse'nin orta kulak iltihabı yüzünden tatsız geçiyor şimdi bile doktorda desem anlarsınız sanırım....
Naziş'in bu tatil içinde planlanmış bir Yunanistan gezisi var,umarım havalar iyi gider.
Dizimde son noktayı Ataletim canım benim koydu....MR değerlendirmesinde koyduğu teşhis; Kemik iliği içi ödemi ya da Kemik içi iliği ödemi...Daha önceki bir travmadan kaynaklanmış. O ayağım yıllar önce kırılmıştı...Hastalığımın adı bile enteresan dimi, benim gibi açık ve net...Hastalığın adını söylerken başka soruya mahal de vermiyorsunuz,açıklaması içinde....Füzyon mutfak gibi manş fasulyesi yatağında bonfile gibi.... Bu yemek ile ilgili garsona ne sorabilirsiniz. Şimdi bir ödem çözücü ilacım var ve Ataletimin bana çizeceği bir yol haritası ile fizik tedavi ve egzersizlerim var. Haftaya tekrar görüşeceğiz ve egzersizler revize edilecek..
Dün akşam başladığım kitap...Acı Çikolata ama bu isimle daha önce başka bir kitap okuduk onunla karıştırılmasın... O bambaşka tatda bir kitaptı...Şu aşağıdakiydi...Okumadıysanız mutlaka okumalısınız.
Şimdiki Acı Çikolata da bu:)
Henüz çok başlardayım, ama güzele benziyor. Okuyayım konuşuruz hakkında.
Şimdilik bu kadar...Bugün okeycilerle buluşup bir iki tur okey oynamak gibi bir planım var...
Naziş'in bu tatil içinde planlanmış bir Yunanistan gezisi var,umarım havalar iyi gider.
Dizimde son noktayı Ataletim canım benim koydu....MR değerlendirmesinde koyduğu teşhis; Kemik iliği içi ödemi ya da Kemik içi iliği ödemi...Daha önceki bir travmadan kaynaklanmış. O ayağım yıllar önce kırılmıştı...Hastalığımın adı bile enteresan dimi, benim gibi açık ve net...Hastalığın adını söylerken başka soruya mahal de vermiyorsunuz,açıklaması içinde....Füzyon mutfak gibi manş fasulyesi yatağında bonfile gibi.... Bu yemek ile ilgili garsona ne sorabilirsiniz. Şimdi bir ödem çözücü ilacım var ve Ataletimin bana çizeceği bir yol haritası ile fizik tedavi ve egzersizlerim var. Haftaya tekrar görüşeceğiz ve egzersizler revize edilecek..
Dün akşam başladığım kitap...Acı Çikolata ama bu isimle daha önce başka bir kitap okuduk onunla karıştırılmasın... O bambaşka tatda bir kitaptı...Şu aşağıdakiydi...Okumadıysanız mutlaka okumalısınız.
Şimdiki Acı Çikolata da bu:)
Henüz çok başlardayım, ama güzele benziyor. Okuyayım konuşuruz hakkında.
Şimdilik bu kadar...Bugün okeycilerle buluşup bir iki tur okey oynamak gibi bir planım var...
28 Ocak 2013 Pazartesi
Kazım Karabekir Sempozyumu ve bu haftanın diğer notları
Anlatacak ne çok şey birikti...Filmler var,kitaplar var, Gamsegamse'nin orta kulak iltihabı var,ıslak ıpıslak bir Beyoğlu var...Ölümünün 65.yılında 3.sü düzenlenen ve katılmaktan keyif duyduğum Kazım Karabekir Sempozyumu var.

(Paşa'nın himayesine aldığı çocukları...Gürbüzleri)

(çok sevdiğim ve herkesin kulağına küpe olması gereken sözü)
Sempozyum çıkışı ,İstiklal Caddesinde yürüdük,yağmura rağmen yine de kalabalıktı...Bir kaç mağazaya girdik,hatta ben Terkos Pasajına hamle bile yaptım ama baktım karanlıkta tadı çıkmadı,karnımız da acıkmıştı. ''Bambi'' de bir şeyler atıştırdık ve bize sürekli manevi şantaj yapan Gamse'ye daha fazla dayanamayıp eve döndük.
Bu hafta iki film izledik.İlki ''Horoz Kahvaltısı''...İlk yarı hareketsiz, Allalaaa nolcak ki bu film nereye kadar gider ki derken filmin seyri değişiyor.Ben Avrupa sinemasının dilinin sadeliğini severim. Hiç birşey olmuyormuş gibi durup bir şeyler olmasını örnek ''Sessiz Düğün''....,orada burada her yerde rastlayacağınız kahramanlarını , kimsenin rol yapmak derdinde olmamasını severim. Bu biraz İran sinemasında da vardır.
İkinci film işte dibe kadar rolünün hakkı veren aktörün dibi Jack Nicholson ve Betty Davis...Jack adamım emekli olduktan sonra düştüğü boşluğa bir de karısının ani ölümü eklenince feleğini şaşırır....Film bunun hikayesi... Hiç sevmediği karısının özleminden parfümünü kokladığı sahne beni yerle bir etti.Filmin adı;Schmid hakkında herşey...
Kitaplara gelince ''-22-Britanya Yolu'' söz ettim mi? hatırlamıyorum ama okunması çok kolay bir kitap oldu. İki gün bile sürmedi diyebilirim. Polonya'nın işgali sırasında birbirinden ayrı düşen ve altı yıl sonra bir araya gelen karı kocanın hikayesi, birbirlerini yeniden tanıma çabaları ve görüşemedikleri altı yılda ikisininde birbirinden sakladıkları sırlar....
İkinci kitap Macar asıllı yazar Magda Szabo'nun '' Kapı'' adlı kitabı... tek kelime ile şahaser...Beğendim hem de çok beğendim. Geçen filmekiminde filmi de gösterimdeydi ama bilet bulup gidemedik. Kapı’nın başkahramanları yazar Magda ile onun ev işlerine yardımcı olan Emerenc’tir. Emerenc ,yaşlı bir kadın, evlerde çalışıyor ama öyle her evde değil,bir kere çalıştığı evde yaşayanlar onun yaptığı işe layık olacaklar..Bu kitap aynı zamanda Magda Szabo'nun otobiyografisi niteliğinde....
Pazar günü bugün ise kızlarla dışardaydık. Natilius'a gittik... Mağaza gezdik,alış veriş yaptık,yedik içtik işte... AVM de başka ne yapılır. E hadi yaz yaz yoruldum ben.

(Paşa'nın himayesine aldığı çocukları...Gürbüzleri)

(çok sevdiğim ve herkesin kulağına küpe olması gereken sözü)
Önce Sempozyumdan notlar... Cumartesi günü Beyoğlu Tarik Zafer Tunaya Kültür Merkezinde düzenlenen ''Ölümünün 65.yılında Kazım Karebekir Paşa Sempozyumu''na katıldık. Kazım Karabekir Paşa'nın hayatından görsellerle başladı program. Sonra sırasıyla kızları Hayat Hanım ve Timsal Hanım açılış konuşması yaptılar. Sunucu şimdi Paşa^'nın küçük kızı Timsal Karabekir'i davet ediyorum konuşma için deyince,kürsüye gelen Timsal Hanım; 72 yaşında hala bu küçük kız lafını duymak çok hoşuma gidiyor deyip tüm salonu güldürdü...Daha sonra katılan panelistler aracılığı ile Kazım Karabekir Paşa'nın Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele yıllarındaki çalışmalarını dinledik.Kazım Karbekir Paşa, elbette ki askerdir,mücadele adamıdır, yazardır , bestecidir ama benim en etkilendiğim yönü, çocukların eğitimine verdiği önem ve yetim çocuklar için yaptıklarıdır.Hayatını okuduğumda henüz Türkiye'de anaokulu diye bir kavram yokken,onun görev yaptığı yerlerde bu tür okullar açılmasını sağlamasını şaşkınlıkla izlemiştim.Burada Kazım Karabekir Paşa'yı anlatmaya benim gücüm yetmez ama size, Erenköy'de bulunan müze evini mutlaka ziyaret etmenizi önerebilirim....
Sempozyum çıkışı ,İstiklal Caddesinde yürüdük,yağmura rağmen yine de kalabalıktı...Bir kaç mağazaya girdik,hatta ben Terkos Pasajına hamle bile yaptım ama baktım karanlıkta tadı çıkmadı,karnımız da acıkmıştı. ''Bambi'' de bir şeyler atıştırdık ve bize sürekli manevi şantaj yapan Gamse'ye daha fazla dayanamayıp eve döndük.
Bu hafta iki film izledik.İlki ''Horoz Kahvaltısı''...İlk yarı hareketsiz, Allalaaa nolcak ki bu film nereye kadar gider ki derken filmin seyri değişiyor.Ben Avrupa sinemasının dilinin sadeliğini severim. Hiç birşey olmuyormuş gibi durup bir şeyler olmasını örnek ''Sessiz Düğün''....,orada burada her yerde rastlayacağınız kahramanlarını , kimsenin rol yapmak derdinde olmamasını severim. Bu biraz İran sinemasında da vardır.
İkinci film işte dibe kadar rolünün hakkı veren aktörün dibi Jack Nicholson ve Betty Davis...Jack adamım emekli olduktan sonra düştüğü boşluğa bir de karısının ani ölümü eklenince feleğini şaşırır....Film bunun hikayesi... Hiç sevmediği karısının özleminden parfümünü kokladığı sahne beni yerle bir etti.Filmin adı;Schmid hakkında herşey...
Kitaplara gelince ''-22-Britanya Yolu'' söz ettim mi? hatırlamıyorum ama okunması çok kolay bir kitap oldu. İki gün bile sürmedi diyebilirim. Polonya'nın işgali sırasında birbirinden ayrı düşen ve altı yıl sonra bir araya gelen karı kocanın hikayesi, birbirlerini yeniden tanıma çabaları ve görüşemedikleri altı yılda ikisininde birbirinden sakladıkları sırlar....
İkinci kitap Macar asıllı yazar Magda Szabo'nun '' Kapı'' adlı kitabı... tek kelime ile şahaser...Beğendim hem de çok beğendim. Geçen filmekiminde filmi de gösterimdeydi ama bilet bulup gidemedik. Kapı’nın başkahramanları yazar Magda ile onun ev işlerine yardımcı olan Emerenc’tir. Emerenc ,yaşlı bir kadın, evlerde çalışıyor ama öyle her evde değil,bir kere çalıştığı evde yaşayanlar onun yaptığı işe layık olacaklar..Bu kitap aynı zamanda Magda Szabo'nun otobiyografisi niteliğinde....
Pazar günü bugün ise kızlarla dışardaydık. Natilius'a gittik... Mağaza gezdik,alış veriş yaptık,yedik içtik işte... AVM de başka ne yapılır. E hadi yaz yaz yoruldum ben.
Etiketler:
22 Britanya Yolu,
Kapı,
Kazım Karabekir paşa,
Magda Szabo
24 Ocak 2013 Perşembe
Nostaljinin dibi
2Bugün tam anlamiyle bir nostalji günüydü...Asıl amaç artık yılan hikayesine dönen diz hikayemin bir atraksiyonuydu...,Ataletim canım benimin-artık bu dizin MR ını görmek istiyorum deyip üstelik de bu işi organize etmesiydi...Görüntüleme merkezi de bizim eski mahalle olunca,yani yeni yetmelik,gençlik çağının semti Fındıkzade...Fındıkzade yıllarımı,Kızılelmalı anılarımı çok yazdım buralarda...
(Bizim ev...Köksal apartmanı...''S''si düşmüş)
Ben bugün lise yıllarıma, karı koca yeni tanıştığımız yıllara geri döndük sanki bugün...Neredeyse zıp zıpladık sokaklarda... Tanıdıklar hala aynı yerlerde oturuyorlar mı? acaba diye kapıların zillerini çalasımız geldi nerdeyse...
Ben beş yüz milyon birinci kez yeniden yeniden anlattım, Goralıdan sandviç istemelerimi, pencereye çıkardım da, bağırırdım da bi goralı bi ayran diye hemen gelirdi de:))Bir aya kalmadan Üsküdar'a şube açıyorlarmış. Malzemeyi biz vereceğiz,elemanları da yetiştiriyoruzaynısı olacak dediler.

Deniz ile bu yoldan sabahları konuşa konuşa kıyın kıyım yürürdük,okula giderken.

A bu pastane hala duruyo aaaaa, her boş derste koşardık buraya,şahane tavuk çorbaları yapardı... Nermin,Deniz, Yasemin ve Mübeccel ile bak bu sokaklardan inerdik Yenikapı,Samatya sahiline...
Bura bizim pastane değil miiii? bunu diyen kocam..Meşuuurrr Görgülü Pastanesi....Evlilik teklifi etmişti bana, düşün demişti de, ne düşüncem be demiştim:)))Romantizmde sınır tanımam böyle de biline...
Okul,,,Davut Paşa Lisesi... Son kalan tarihi binalardan...Kocam beni tam boy almaya çalışmış:))
Bizim semtte nostalji turu bitince yürüyerek Haseki'ye indik... Tramvaya binip Çemberlitaş'da halıcılık yapan Fatih'e uğradık. Fatih benim görümcemin oğlu, bizim kankamız olurlar karısı Meral ile birlikte... Çocuklarımız da hemen hemen yakın yaşlardalardırlar ve pek severler birbirlerini... Bizim yolumuz ne zaman o tarafa düşse öğle yemeğini birlikte yeriz ama bu kez tokuz çünkü Goralıları götürdük dedik...Sitem etti ama hadi kahveleri söyle dedik... Bir sohbet bir muhabbettt ooo saat kaç olmuş dedik kalktık.
Fatih'den ayrılınca vurduk Nur-u Osmaniye'den aşağıya... Pıt pıt indik Sultan Hamam'dan aşağıya...Aşağılara kadar inmiştik ki gelmişken Mercan'a da uğrayalım deyip bu kez gerisin geri Mercan yokuşunu tırmandık. Çantacıları görünce, aklıma çanta almak geldi... Ve üç kuruş pahalı olsun ama mutlaka kırmızı olsun deyip kendime kırmızı bir çanta aldım.
Tam yedi buçuk saat sokaklarda dolaşmaktan öyle yorulmuşuz ki kendimizi vapura dar attık ve çaylarımızı söyledik. Eve gelirken, pirinç ıslatın diye telefon açtım, Zuz ve Gamse evdeydi biz de yanına kızarmış tavuk aldık,Zuz da gardişim benim bi güzel salata yapmıştı, akşam yemeği de halloldu böylece....
Bu kada...
(Bizim ev...Köksal apartmanı...''S''si düşmüş)
Ben bugün lise yıllarıma, karı koca yeni tanıştığımız yıllara geri döndük sanki bugün...Neredeyse zıp zıpladık sokaklarda... Tanıdıklar hala aynı yerlerde oturuyorlar mı? acaba diye kapıların zillerini çalasımız geldi nerdeyse...

Ben beş yüz milyon birinci kez yeniden yeniden anlattım, Goralıdan sandviç istemelerimi, pencereye çıkardım da, bağırırdım da bi goralı bi ayran diye hemen gelirdi de:))Bir aya kalmadan Üsküdar'a şube açıyorlarmış. Malzemeyi biz vereceğiz,elemanları da yetiştiriyoruzaynısı olacak dediler.

Deniz ile bu yoldan sabahları konuşa konuşa kıyın kıyım yürürdük,okula giderken.

A bu pastane hala duruyo aaaaa, her boş derste koşardık buraya,şahane tavuk çorbaları yapardı... Nermin,Deniz, Yasemin ve Mübeccel ile bak bu sokaklardan inerdik Yenikapı,Samatya sahiline...
Bura bizim pastane değil miiii? bunu diyen kocam..Meşuuurrr Görgülü Pastanesi....Evlilik teklifi etmişti bana, düşün demişti de, ne düşüncem be demiştim:)))Romantizmde sınır tanımam böyle de biline...
Okul,,,Davut Paşa Lisesi... Son kalan tarihi binalardan...Kocam beni tam boy almaya çalışmış:))
Bizim semtte nostalji turu bitince yürüyerek Haseki'ye indik... Tramvaya binip Çemberlitaş'da halıcılık yapan Fatih'e uğradık. Fatih benim görümcemin oğlu, bizim kankamız olurlar karısı Meral ile birlikte... Çocuklarımız da hemen hemen yakın yaşlardalardırlar ve pek severler birbirlerini... Bizim yolumuz ne zaman o tarafa düşse öğle yemeğini birlikte yeriz ama bu kez tokuz çünkü Goralıları götürdük dedik...Sitem etti ama hadi kahveleri söyle dedik... Bir sohbet bir muhabbettt ooo saat kaç olmuş dedik kalktık.
Fatih'den ayrılınca vurduk Nur-u Osmaniye'den aşağıya... Pıt pıt indik Sultan Hamam'dan aşağıya...Aşağılara kadar inmiştik ki gelmişken Mercan'a da uğrayalım deyip bu kez gerisin geri Mercan yokuşunu tırmandık. Çantacıları görünce, aklıma çanta almak geldi... Ve üç kuruş pahalı olsun ama mutlaka kırmızı olsun deyip kendime kırmızı bir çanta aldım.
Tam yedi buçuk saat sokaklarda dolaşmaktan öyle yorulmuşuz ki kendimizi vapura dar attık ve çaylarımızı söyledik. Eve gelirken, pirinç ıslatın diye telefon açtım, Zuz ve Gamse evdeydi biz de yanına kızarmış tavuk aldık,Zuz da gardişim benim bi güzel salata yapmıştı, akşam yemeği de halloldu böylece....
Bu kada...
22 Ocak 2013 Salı
Bazen de hüzünler böler yaşamı
İyi bir hafta sonu geçirdik ama maalesef haftaya iyi bir başlangıç yapamadık. Pazartesi sabahı okula giden Gamse, daha okula varmadan öğretmen arkadaşlarının gencecik kardeşinin trafik kazasında kaybedildiği haberini verdi. Şoka uğramış gibi kalktık yataktan.
Ben gencecik fidanın görmediklerine artık göremeyeceklerine ,yaşamayacaklarına üzülürken benim dışımda evdeki herkes geride kalanların bundan sonraki eksik yaşamlarına daha çok üzüldüler. Nasıl bir ters köşeye yatırılmaktır bu....Hangisi daha acı buna karar vermek çok zor ama. Ben sokakta ne zaman bir yaşlı görsem, elinde telefonla konuşan, bi yerde oturmuş kahve içerken,sohbet ederken ya da; ah annem de olsaydı,görüntülü konuşma yapabileceğimiz telefon alırdık ona diye düşünürüm.Gamse ile Naziş'in meslek sahibi olduklarını görseydi, vize final telaşlarını yaşasaydı, maaşlarını aldıklarında onu gezmelere götürselerdi,bakıp bakıp gururlansaydı mesela...Nedense annem 2000 li yılları görmeyi çok arzu ederdi hatta 2000 yılında kaç yaşında olacağını hesaplardı... Eğer yaşasaydı 2000 yılına girdiğimizde 69 yaşında olacaktı...
Kaza haberini defalarca üzt üste verip, en ice ayrıntısına kadar veren tv kanalları acaba bunu ailelerinin de seyredeceğini, duyacakları acıyı ne kadar katmerlendireceklerini hiç mi? hesaba katmazlar bir de bunu düşündüm çokça....
İşte böyle karışık duygular içinde geçti haftanın bu ilk iki günü...Peki sizinki nasıl geçti?
Ben gencecik fidanın görmediklerine artık göremeyeceklerine ,yaşamayacaklarına üzülürken benim dışımda evdeki herkes geride kalanların bundan sonraki eksik yaşamlarına daha çok üzüldüler. Nasıl bir ters köşeye yatırılmaktır bu....Hangisi daha acı buna karar vermek çok zor ama. Ben sokakta ne zaman bir yaşlı görsem, elinde telefonla konuşan, bi yerde oturmuş kahve içerken,sohbet ederken ya da; ah annem de olsaydı,görüntülü konuşma yapabileceğimiz telefon alırdık ona diye düşünürüm.Gamse ile Naziş'in meslek sahibi olduklarını görseydi, vize final telaşlarını yaşasaydı, maaşlarını aldıklarında onu gezmelere götürselerdi,bakıp bakıp gururlansaydı mesela...Nedense annem 2000 li yılları görmeyi çok arzu ederdi hatta 2000 yılında kaç yaşında olacağını hesaplardı... Eğer yaşasaydı 2000 yılına girdiğimizde 69 yaşında olacaktı...
Kaza haberini defalarca üzt üste verip, en ice ayrıntısına kadar veren tv kanalları acaba bunu ailelerinin de seyredeceğini, duyacakları acıyı ne kadar katmerlendireceklerini hiç mi? hesaba katmazlar bir de bunu düşündüm çokça....
İşte böyle karışık duygular içinde geçti haftanın bu ilk iki günü...Peki sizinki nasıl geçti?
21 Ocak 2013 Pazartesi
Fotoroman;Hafta sonu
Hafta sonu kitapları
Hafta sonu mekanları
Gamse arkadaşlarıyla buluşunca,Naziş de arkadaş buluşmasını cuma akşamı yapınca;bana,hadi Anne gel sana kitap ısmarlayayım dedi:)) Birlikte Kadıköy'e gittik. İlk durak Alkım Kitapevi içindeki Balzac Kafe idi. Daha içeri girer girmez Naziş;aaa dedi meğer okul müdürleri Selma Hanım ve kızkardeşi ve yeğeni de oradalarmış. Geçen yaz başı birlikte Burgaz Ada'da çok güzel bir hafta sonu geçirmiştik. Hadi büyük masaya geçelim o zaman dedik. Çok güzel bir sürpriz oldu,çok hoş sohbet ettik ve yeniden Burgaz Ada planı yaptık.Balzac Cafe'nin maşrapa kadar koca kuplarında çay içtik. Büyük bardakta çay sevmem ama burada o kupalar çok hoşuma gidiyor.
karnımız acıkınca yemeğimizi ''baydöner'' de yedik.
Hafta sonu filmleri
Gamse dün bütün gün arkadaşlarıyla dışardaydı,birbirlerine doyamamışlar ki, akşama da film gecesi yaptılar. Bu film çok hoşlarına gitmiş, tavsiye ettiler. Pazar gününe romantik komedi yakışır dedim ben de:) bugün izledim.
Dün gece yine kanallar, abidik gubidik yarışmalarla dolu olunca,cumartesi gecesi filmi oldu bu 1995 yapımı film...İnsan ruhuna dokunan bir film.Whoopi Goldberg'in oluşu bile filmi izlemek için bir bahane olabilir bence...
Bu haftanın okunacak kitapları
/Birini Naziş ısmarladı:))
Bu hafta sonu da bitti sıradaki gelsin:))
Gamse arkadaşlarıyla buluşunca,Naziş de arkadaş buluşmasını cuma akşamı yapınca;bana,hadi Anne gel sana kitap ısmarlayayım dedi:)) Birlikte Kadıköy'e gittik. İlk durak Alkım Kitapevi içindeki Balzac Kafe idi. Daha içeri girer girmez Naziş;aaa dedi meğer okul müdürleri Selma Hanım ve kızkardeşi ve yeğeni de oradalarmış. Geçen yaz başı birlikte Burgaz Ada'da çok güzel bir hafta sonu geçirmiştik. Hadi büyük masaya geçelim o zaman dedik. Çok güzel bir sürpriz oldu,çok hoş sohbet ettik ve yeniden Burgaz Ada planı yaptık.Balzac Cafe'nin maşrapa kadar koca kuplarında çay içtik. Büyük bardakta çay sevmem ama burada o kupalar çok hoşuma gidiyor.
karnımız acıkınca yemeğimizi ''baydöner'' de yedik.
Hafta sonu filmleri
Gamse dün bütün gün arkadaşlarıyla dışardaydı,birbirlerine doyamamışlar ki, akşama da film gecesi yaptılar. Bu film çok hoşlarına gitmiş, tavsiye ettiler. Pazar gününe romantik komedi yakışır dedim ben de:) bugün izledim.
Dün gece yine kanallar, abidik gubidik yarışmalarla dolu olunca,cumartesi gecesi filmi oldu bu 1995 yapımı film...İnsan ruhuna dokunan bir film.Whoopi Goldberg'in oluşu bile filmi izlemek için bir bahane olabilir bence...
Bu haftanın okunacak kitapları
/Birini Naziş ısmarladı:))Bu hafta sonu da bitti sıradaki gelsin:))
18 Ocak 2013 Cuma
Anılar,filmler,kitaplar ve dahi mücverler
Bu bünye bugün akşama kadar tembellik etti...İki gündür ki hummalı temizliğin keyfini çıkardı...Filmini izledi,çayını çorbasını içti, olmadı kitap okudu...Akşam yemeği vardı ama canı güzel bir çay ve yanında mücverden oluşan bir yemek istedi. Hazır kızlar da evde yokken,akşam yemeklerini dışarda yemeyi seçmişken şöle karı koca salonda sehpa üstünde kah tv de yemek programı izleyerek yedik,içtik.Aklımıza yeni evliyken yaşadığımız bir anı geldi. Bir akşam yemeği erkenden yemişiz, ilerleyen saatlerde benim karnım acıktı. O zaman ki lakabım da Allah sizi inandırsın iskeletor:)...Neyse acıktım, ama evde, şöyle çay yanına yakışacak bir şey yok. Gözünü sevdiğim yerde de bi pastane falan gibi bişi de yok. Şimdi her çeşit var da bu dediğim 31 yıl önce...Bakkalda nane isteseniz yok, bahçesinde nane yetiştiren kurutup satandan alıyorsunuz, bakkalda salça yok niye hadi sorun niye çünkü herkes salçasını kendi yapıyo... Biz İstanbul'dan yeni gitmiş iki garip, giderken götürdüğümüz pudingleri falan pişiryoruz, ben zaten sütçüden aldığımız sütün yarısını kitap okumaya dalıp taşırıyorum falan o puding de hikaye oluyo. Lafı uzatmadan,ucunu kaçırmadan konuya döneyim. O akşam benim canım bişi istiyo ya, kocam gitti mutfağa, zeytin, bir çay tabağına da acı toz biber koymuş, yanında da tahin helva. Ben bu mudur? abi yaratıcılık dicem demedim ama tadına da doyamadım, o zeytini bibere batırıp batırıp yeyip, ardından aldığın çay yudumuyla ağzımın cayır cayir yanmasını...Ha çok mu yandın hadi helva...Yaa ekmeğimizi tuza banmadık ama zeytinimizi bibere bandık icabında:))Şimdi arada bir aklıma gelir yaparım.
Bugün bir film izledim...Bu yılın sekiz dalda Oscar adayı olan;UMUT IŞIĞIM...İki nevrotik çılgının, romantik komedisi...Robert De Niro adamım yine döktürmüş . Totem yapmasını falan da azcık kendime benzettim laf aramızda...
Sonra kitabımı okdum, Mrs Dalloway... Virginia gadınım ya, öle bi dantel örer gibi, oya işler gibi sıralıyor ki, kelimeleri,cümleleri... Bir durumu anlatırken ki betimlemeler, çavdar tarlalarında ki başaklar gibi sallanır onun insanları, hayaller yüzüne gül demetleri gibi çarpar,o elindeki nesneyi;bekaretini koruyan bir bakire gibi saklar,yukarı katlara çıkarken bir çocuğun bir kuleyi keşfetme heyecanını duyar ve duyurur...
Film de kitap da, ve dahi mücver de size hafta sonu önerileri olsun...Birinden birini yaparsanız kulaklarımı çınlatın.
İyi hafta sonları hepinize hepimize

Bugün bir film izledim...Bu yılın sekiz dalda Oscar adayı olan;UMUT IŞIĞIM...İki nevrotik çılgının, romantik komedisi...Robert De Niro adamım yine döktürmüş . Totem yapmasını falan da azcık kendime benzettim laf aramızda...
Sonra kitabımı okdum, Mrs Dalloway... Virginia gadınım ya, öle bi dantel örer gibi, oya işler gibi sıralıyor ki, kelimeleri,cümleleri... Bir durumu anlatırken ki betimlemeler, çavdar tarlalarında ki başaklar gibi sallanır onun insanları, hayaller yüzüne gül demetleri gibi çarpar,o elindeki nesneyi;bekaretini koruyan bir bakire gibi saklar,yukarı katlara çıkarken bir çocuğun bir kuleyi keşfetme heyecanını duyar ve duyurur...
Film de kitap da, ve dahi mücver de size hafta sonu önerileri olsun...Birinden birini yaparsanız kulaklarımı çınlatın.
İyi hafta sonları hepinize hepimize
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




















