Bir rüya görmüştüm, kapı çalıyordu,açıyordum , sen geliyordun. Daha rüyayı görürken diledim, evimin kapısını çalanın sen olmasını... Henüz daha liseyi yeni bitirmiştim, sen daha öğrenciydin... Ama bu nasıl bir dilekmiş ki, üniversite sınavında ,sınav sorularını çözerken dışarıya baktığımda sen orada beni bekliyordun.
Biz seninle ,bir elmanın iki yarısı gibi olmadık hiç...Ayrı ayrı bir ben olduk ama aynı biz gibi...Mesela aynı ben gibi olsaydın sabah kahvaltısında üst üste 30 kez Mihriban dinleyemezdik birlikte...Ama hakkımı teslim et ki, hepsini de ayrı ayrı şarkıcılardan dinletiyorum... Bu konuda rakip tanımam...Peki her seferinde benim gibi güvenlik bandının altından yüzerek diğer tarafa çıksan; Kim diyecek bana -gel bakayım ,boyun kaç cm uzadı ya da -aaa bak kafana kuş kondu diye. .Benim içimde hep koşmak isteyen atlar var ya istedikleri gibi koşabiliyolarsa senden ötürü:)
Hani geçen gün bana dedin ya, ben seninle her programı izliyorum da sen benimle spor izlemiyorsun diye. Ne büyük haksızlık halbuki sen uyuya kalınca ben devam ediyorum senin yerine... Hatırlıyormusun, bir yarışmada, sunucu; Rıdvan Dilmen'in sakatlanıp,futbolu bırakmasına kim neden olmuştur diye sormuştu da ben- Samsunsporlu Yesiç diye senden önce atlamıştım da yanımızda bulunanlar beni değil seni seni ne kadar takdir etmişti... Evlilik yıldönümü yazısında futboldan söz edebilecek kadar futboldan hoşlanıyorum anlasana:= )
Aynı şarkıyı farklı farklı makamlardan söyleyebiliriz, ama güzel söylüyoruz bence. Her zaman aynı şeylere gülemeyebiliriz...Aynı manzaraya farklı pencerelerden bakıp da yine ortak bir beğeni de birleşebiliriz. Her yol Roma'ya çıkar gibi yani, bizde de her yol birbirimize çıkar bir şekilde nasıl olsa....
Bir keresinde ben iki üç günlüğüne Ordu'ya gitmiştim, dönüşte, artık ne ye kızmışsam bağıra bağıra konuşmamı duymuşsun, ta apartmanın giriş kapısında:)) eve gelince- bağır hanım bağır,bu evin senin sesine ihtiyacın var dedin ya seviyo len ,bu adam beni dedim...
Güzeliz be birlikte,hala güzeliz... Biz buradan yürümeye devam edelim, aynı tempoda olsun...Hızlanmayalım,yavaşlamayalım böyle iyi...
Sözün özü kocam,iyiki evlenmişiz...İyiki o gün sizin okulda boykot varmış,iyiki o gün ben okuldan kaçmışım iyiki ama iyiki evlenmişiz MAVİ GÖZLÜ YEŞİL PARKALI ÇOCUK...
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
28 Aralık 2012 Cuma
26 Aralık 2012 Çarşamba
resimlerlerle
Bugün postacı kapımızı iki kez çaldı..Bizim evde Akdeniz rüzgarları esti...Antalya ve Marmaris'ten sevgiler,lezzetler,keyifler,Noel müzikleri geldi... Günümüzü güpgüzel yaptı...

Bu kitabı okuyorum...
Buna , kafamı uzatıp uzatıp bakıyorum...
Bu akşam bizim mutfakda bu pişti...Geçer not aldı...
en altta milföty hamuru, üstüne patatesli,derotlu bir harç serildi araya kıymalı,lahmacun içine benzer bir harç kondu,ama pişirildi...lahmacuna çiğden koyuyorlar. En üste yine patatesli harç serildi. Ve en ü,ste yumurta sarısı sürülüp ,fırında pişirildi...Üstüne sarımsaklı yoğurt ile servis edildi...
Bugün ayrıca okey grubumu bizim evde ağırladım, yılın son buluşması bizim evde oldu. Ev sahibiyim demedim , vurdum okeyi vurdum okeyi...
Bu akşam Hürrem akşamı... Sonra kitabıma gömülücem ...


Bu kitabı okuyorum...
Buna , kafamı uzatıp uzatıp bakıyorum...
Bu akşam bizim mutfakda bu pişti...Geçer not aldı...
en altta milföty hamuru, üstüne patatesli,derotlu bir harç serildi araya kıymalı,lahmacun içine benzer bir harç kondu,ama pişirildi...lahmacuna çiğden koyuyorlar. En üste yine patatesli harç serildi. Ve en ü,ste yumurta sarısı sürülüp ,fırında pişirildi...Üstüne sarımsaklı yoğurt ile servis edildi...
Bugün ayrıca okey grubumu bizim evde ağırladım, yılın son buluşması bizim evde oldu. Ev sahibiyim demedim , vurdum okeyi vurdum okeyi...
Bu akşam Hürrem akşamı... Sonra kitabıma gömülücem ...
24 Aralık 2012 Pazartesi
Ön yılbaşı partisi,kokinalar,kahveler,bozalar
Hafta sonu yine jet gibi geçti...Çok hızlı ve çok keyifli... Yıllardır yaptığımız,bu yıllardır sözünü öyle keyifle söylüyorum ki inanmazsınız sanırım 6.geleneksel ön yılbaşı partimizi yaptık... Gülüşlerin bni bir paraya gitti, heyecanlı çekilişler oldu,hediyeler verildi,alındı... tadına doyulmaz lezzetlerle dolu masay çökertildi:))...Sıcak şarap musluklardan aktı, Nalan^'la biz yine araya çay molası soktuk...Akşama doğru başlayan partimiz gece yarısına sarkarken de vedalaştık...Ev sahibemiz Zeya, bize yine muhteşem bir biçimde ağırladı....
Ben parti için Zeya'ya gitmeden onun yan komşusu olan Cancanlara uğramadan yapabilirmiyim. Kuşum beni camlarda beklemişti... Üşümüş Cicianne'nin çayı demlenmiş, yanına ikram için kek fırına sürülmüştü...İki saat kadar oynadık,sohbet ettik birlikte film izledik ve istemeye istemeye ayrıldık... Artık çok uslandı,kardeşiyle de güzel güzel oynuyor.
Bugün itibariyle kış, biraz mola alıyormuş. Hava pırıl pırıldı...Öğleden sonra Kadıköy'e gittim. Niyetim menekşeli macaronlar alıp,menekşe severlere göndermekti ama maaleseh şubat ayına kadar yokmuş, yur dışına gönderiyorlarmış. Leylak Dalıcım ben yurt dışına taşınırım dedi ama Ataletim şimdi hastalarını bırakamaz dedim:)) Kokinalar aldım,kahvemi Ferit Bey^de içtim,çarşıyı,kitapçıları dolaştım ve evime geldimm derken koca aradı beni geri döndürdü,alışverişi birlikte yapalım dedi. İyi de oldu kendime mor güllü terlik aldırdım:))
Bu gece boza eşliğinde ''O SES''izliyoruz...
Şahane kitaplarım var,filmlerim var ama başka yazıya...
Ben parti için Zeya'ya gitmeden onun yan komşusu olan Cancanlara uğramadan yapabilirmiyim. Kuşum beni camlarda beklemişti... Üşümüş Cicianne'nin çayı demlenmiş, yanına ikram için kek fırına sürülmüştü...İki saat kadar oynadık,sohbet ettik birlikte film izledik ve istemeye istemeye ayrıldık... Artık çok uslandı,kardeşiyle de güzel güzel oynuyor.
Bugün itibariyle kış, biraz mola alıyormuş. Hava pırıl pırıldı...Öğleden sonra Kadıköy'e gittim. Niyetim menekşeli macaronlar alıp,menekşe severlere göndermekti ama maaleseh şubat ayına kadar yokmuş, yur dışına gönderiyorlarmış. Leylak Dalıcım ben yurt dışına taşınırım dedi ama Ataletim şimdi hastalarını bırakamaz dedim:)) Kokinalar aldım,kahvemi Ferit Bey^de içtim,çarşıyı,kitapçıları dolaştım ve evime geldimm derken koca aradı beni geri döndürdü,alışverişi birlikte yapalım dedi. İyi de oldu kendime mor güllü terlik aldırdım:))
Bu gece boza eşliğinde ''O SES''izliyoruz...
Şahane kitaplarım var,filmlerim var ama başka yazıya...
23 Aralık 2012 Pazar
Gece gece
Çoktandır bizim sınıftan haberler veremedim size...Kargolar gitmeye devam ediyor...Öğretmenimizden tam liste istedim. Burada yayınlayacağım ki , kargosu ulaşanlarda tam olarak haberdar olsunlar...Eğitim materyallerini tamamladık sayenizde...Hatta güzel bir stoğumuz da olmuş. Şu anda pazartesi teslim edilecek beş kargo daha şubede bekletiliyormuş. Ne diyeceğimi bilemiyorum, hiç ummadığımız bir şeyle karşılaştık, öğretmenimiz de aynı şeyi söylüyor. Gidenler karşısında o da çok şaşkın ve bir o kadar da sevinçli. İhtiyaç fazlasını Milli Eğitim kanalıyla bizim adımıza başka okullarla paylaşacak..Böylece çok daha fazla çocuğa ulaşmış olacağız... Bundan sonra gönderi yapmak isteyen olursa lego gibi oyuncaklara yönelsin diyoruz.
Artık oralarda kar yağışı başlamış. Köyde grip salgını olmuş ve çocuklar üç gün okula gelememiş...Öğretmenimiz de nasibini almış o da hastaydı...
(nerelere ulaştığınızı görün diye
Bugün Gamsegamse ile evdeydik. Naziş ve kocam arkadaşlarıyla program yapmışlardı... Biz de akşama kadar yattık yuvarlandık. Ben ''Sözcükler'' dergisinin 40.sayısına takıldım biraz. Nedim Gürsel'in 2013'de çıkacak olan kitabından bir yazıyı yeniden okudum. Venedik'de bir filmin bir romanın içinde gibi gezip Venedik'de Ölüm filminin ve romanının izinde Lido'da uyanıp, Venedik sokaklarında gezdim. İnanılmaz bir tat aldım yazıdan. Hatta satır alti çizmek adetim değildir onu bile yaptım.Romanın ya da filmin konusunun geçtiği zamanda Venedik'de kolera salgını vardır.Şöyle der romanında Thomas Mann; Aschenbach, kolera hakkında bilgi edinmek amacıyla dolaşmaz kenti , ama Tadzio^yu izlerken gerçeği öğrenir... Bu cümleyi okurken, bizim içinde aynı şey söz konusu olmaz mı ? diye düşündüm. bambaşka amaçlarla gezinirken, öğrenmek amacında olmadığımız neleri öğreniriz.Ve sorar yine Thomas Mann-Sıradanlıktan uzaklaşmak,eşsiz ve olağanüstü bir yer bulmak için nereye gitmeli....Ben de sorarım -var mı? öyle bir yer.
Sözcükler dergisinin 50.sayısı ocak ayında çıkıyor, takipçilerin bilgilerine...
Bugünün spesyali, yine benim uydurma bir kapalı pizzamsımdı:) Dün akşam Gamse eve gelirken pastane pidesi almıştı... Sanırım poğaça hamurundan yapıyorlar... Yememiştik duruyordu... Hemen onu enine ikiye böldüm. Dolapta soğanla kavrulmuş,kıyma vardı, onu arasına koydum, üstüne de kahvaltılık biberli sosumuz vardı ondan gezdirdim, ikinci parçayı üstüne koydum, fırına sürdüm. Hemen çayı da demledim. Şahane bir ikindi mönüsü oldu..

.Bu arada 2013'ün ilk raqndevusu da ajandaya kaydedildi
.
Haydi gideyim ben gece yarısı oldu...
Artık oralarda kar yağışı başlamış. Köyde grip salgını olmuş ve çocuklar üç gün okula gelememiş...Öğretmenimiz de nasibini almış o da hastaydı...
(nerelere ulaştığınızı görün diye
Bugün Gamsegamse ile evdeydik. Naziş ve kocam arkadaşlarıyla program yapmışlardı... Biz de akşama kadar yattık yuvarlandık. Ben ''Sözcükler'' dergisinin 40.sayısına takıldım biraz. Nedim Gürsel'in 2013'de çıkacak olan kitabından bir yazıyı yeniden okudum. Venedik'de bir filmin bir romanın içinde gibi gezip Venedik'de Ölüm filminin ve romanının izinde Lido'da uyanıp, Venedik sokaklarında gezdim. İnanılmaz bir tat aldım yazıdan. Hatta satır alti çizmek adetim değildir onu bile yaptım.Romanın ya da filmin konusunun geçtiği zamanda Venedik'de kolera salgını vardır.Şöyle der romanında Thomas Mann; Aschenbach, kolera hakkında bilgi edinmek amacıyla dolaşmaz kenti , ama Tadzio^yu izlerken gerçeği öğrenir... Bu cümleyi okurken, bizim içinde aynı şey söz konusu olmaz mı ? diye düşündüm. bambaşka amaçlarla gezinirken, öğrenmek amacında olmadığımız neleri öğreniriz.Ve sorar yine Thomas Mann-Sıradanlıktan uzaklaşmak,eşsiz ve olağanüstü bir yer bulmak için nereye gitmeli....Ben de sorarım -var mı? öyle bir yer.
Sözcükler dergisinin 50.sayısı ocak ayında çıkıyor, takipçilerin bilgilerine...
Bugünün spesyali, yine benim uydurma bir kapalı pizzamsımdı:) Dün akşam Gamse eve gelirken pastane pidesi almıştı... Sanırım poğaça hamurundan yapıyorlar... Yememiştik duruyordu... Hemen onu enine ikiye böldüm. Dolapta soğanla kavrulmuş,kıyma vardı, onu arasına koydum, üstüne de kahvaltılık biberli sosumuz vardı ondan gezdirdim, ikinci parçayı üstüne koydum, fırına sürdüm. Hemen çayı da demledim. Şahane bir ikindi mönüsü oldu..

.Bu arada 2013'ün ilk raqndevusu da ajandaya kaydedildi
.Haydi gideyim ben gece yarısı oldu...
21 Aralık 2012 Cuma
Maya tutmadı, kıyamet kopmadı...Kar tatili oldu, kar yağmıyor bugünün bu saate kadar ki özeti... Kızlar pek mesutlar, geç kalktılar benim son anda uydurduğum kahvaltı mönüsünden pek memnun kaldılar...Dün akşamki patatesli ve ıspanaklı börek içlerinden artan kavrulmuş patates ve ıspanağı yanyana fırın kabuna koydum, üstlerine çırpılmış yumurta döküp fırına koydum, yumurta piştim pişiyorum derken fırını açıp üstüne kaşar dilimleri koydum, manzara muhteşemdi vallah...
Bizim bahçe böyleydi..
Bugün evde olmaya karar verdik şimdilik. Evde pizza partisi, film , kitap falan filan...
Haydi gittim ben iyi haftaosnları olsun...
Bizim bahçe böyleydi..
Dün dışarda kar yağarken, ben de film günü yaptım ve şu filmi izledim...Beğendim.
Film, Türkiye de dahil tüm Avrupa’yı derinden etkileyen 1970-71 arası
dönemi ve yaşanan değişimleri ,Küçük bir kızın Anna'nın gözünden anlatıyor.. Kadın hakları adına verilen mücadele, faşist darbeler,
emperyalizm karşıtlığı... Bu olayların fon oluşturduğu film, çatışan
ideolojiler, sınıf, ulus, cinsiyet, din ve aile bağları gibi konular karşısında küçük kızın tepkileri, bunları kendi potasında eritmesi, eritememesi gibi...
Bugün evde olmaya karar verdik şimdilik. Evde pizza partisi, film , kitap falan filan...
Haydi gittim ben iyi haftaosnları olsun...
19 Aralık 2012 Çarşamba
Kitaplar, filmler gırla
Bugün için bin program döndü, öncesinde blog arkadaşlarıyla bir yeni yıl öncesi buluşması olacaktı, sonra benim kuzenlerle olan randevuya döndü ve en sonunda hepsi iptal olup sinemaya döndü...
Sabah kalkınca önce bi kafa toplamaca, sonra ev toplamaca yaptım. Ispanaklar suya basıldı, patatesler haşlanmak için tencereye girdi.Soğanlar incecik kıyıldı, dolaptaki daha önceden kavrulmuş kıyma ile buluştu ve dip malzeme hazırlandı. İkiye bölündü, bir bölümü ıspanakla diğeri, haşlanmış ,ezilmiş patatesle halvet oldu...Çünkü bir kısım ahali, yumurtalı ıspanak bir kısım ahali de yumurtalı patates sever... Beeen fedakar, cefakar kadın da kıyamaz, biri yer biri bakar, kıyamet ondan bakar olmasın diye arada bir böyle güzellik yapar. Neyse işte bir yandan da şehriye çorbası pişti ...O pişerken de ben giyindim hoooop dışardayım, nereye sinemaya:)
(kitap kapağı)
Geçen yılın en iyi kitabı ilan ettiğim,Margaret Mazzantini'nin aynı adlı kitabından senaryolaştırılıp, filme alınan; ''Sen Dünyaya Gelmeden''i izledim... Filmi beğendim mi? beğendim,ama kitap kadar değil... Kitaba sadık kalınmış, kast çok iyiydi... Leylak Bacı beğenmemiş ama ben Aska rolünde bizim Saadet Işıl Atasoy'u beğendim...Goiko adamım sana bayıldım yine... Kitapta da en sevdiğim karakterdi Diego'dan sonra, filmde de öyle oldu... Margaret Mazzantini'nin daha önce filme alınan ''Sakın Kımıldama''da da Penolope Cruz'un oynuyor olması sanırım bir tesadüf değildir...İzlemediyseniz o filmi de sakın ama sakın atlamayın...Ben kitabı da okuduğum için filmi bambaşka gözlerle izledim, sanki daha fazla izledim...Yanı bu yılın en güzel filmi değil bence hala ''Yasak Aşk'' yılın en güzel filmi...Öyle olmasa da çok güzel bir film , izleyin, kitabı okuyun...Bundan kendinizi mahrum tmeyin, yazıktır size...Bazı eleştirmenler, savaşı anlatacaklarına alet etmesiyle suçlamışlar Margaret Mazzantin'yi, bence hiç iğreti durmamıştı hikaye ve savaş... Ay tamam film eleştirmeni değiliz ama yüz yıldır da film izliyoz anam,artık iki kelime de söyleyelim di mi?
Ha sinemaya yalnız gittim, bu tür, özellikle vizyona girmesini beklediğim filmleri yalnız izlemeyi severim ama bu filmi izlerken kitabı hemen hemen eş zamanlarda okuduğumuz,Zuz, Zeya, Leylak Dalı, Macera Kitabım(Özlem) ve Günün Çorbası(Yeliz)İn yanımda olmasını, filmi birlikte izleyip, çıkışta likörlü kahveler eşliğinde kitaptan ve filmden konuşmayı çok isterdim...
Ha unutmadan gelecek sonbahar Saraybosna'ya gidiyorum. Sonbahar da Saraybosna'ya bayıldım... En sevdiğim mevsim nasıl da yakışmıştı...
burada ve burada yazmışım kitap hakkında...
Çoktandır sözünü etmek istediğim bir kitap var...Ataletim Canım Benim'in geçen haftaki Şişli- Beyoğlu güzellemesinden hatıra...Tomris Uyar'ın ''Otuzların Kadını''...Bir tablonun etrafında dönüp duran, birbirine değip duran öykülerden oluşan bir kitap, Otuzların Kadını...Eğitimli, kültürlü, karakterli bir kadın, kişiliğinden ödün vermeyen zaten başına gelenlerin hepsi de bu yüzden... Hikayeler birbiri içinden geçerken aynı zamanda yakın Türkiye tarihinin de bir panoraması çiziliyor... İlk öykünün adı ''Pentimento''...Hemen baktım tabi, sözlük anlamına...Her şeyi de bilemiyoz tabi:))...Pentimento;Pentimento’nun “anlamı:Bir tuvalin üzerindeki resmin,daha önce yapılmış olanlara geçit vermek için açılması...Bu ilk öykünün adı, diğer öykülerin nasıl olacağının habercisi gibidir. Ben 'Fal ' adlı öyküdeki cumartesilerin bazılarında biraz da kendimi buldum... Diğer öykülerde de her tanıdığım kadından bir parça buldum...
Bu gecenin dizisi Muhteşem Yüzyıl... Hürrem, RTE''nin isteği doğrultusunda kapandı... Bundan sonra savaş sahnelerine ağırlık verilip sezon sonunda da veda edecekmiş. Dört sezon sürmesi planlanan dizi bu yıl bitiyor... Hal böyleyken ''Huzur Sokağı'' niye raiting rekorları kırmıyor diye sorası gelmiyor değil insanın..mesela benim sorasım geldi bile...
Şirince'den canlı yayın vardı bu akşam...Şirinceli teyze, kıyamet söylemlerine, koştur koştur Şirince'ye gidenlere ayıptır sölemesi dıçıyla gülüyordu... Gidenlerden biri de bizim kuzen. Ey Halil, diyelim kıyamet koptu, biz öldük sen kaldın eeee, İsbolarsız netcen bu dünyada:)
Evettt film, kitap bir iki tüyo, bir iki konuda ahkam kesme e daha ne olsun yine çok faideli bir yazı yazdım, kendimle ne ka gurur duysam azdır yine... Breh breh diyorum valla....
Haaydi gittim ben, bu akşama yakışan bir içecek hazırlayayım...
Sabah kalkınca önce bi kafa toplamaca, sonra ev toplamaca yaptım. Ispanaklar suya basıldı, patatesler haşlanmak için tencereye girdi.Soğanlar incecik kıyıldı, dolaptaki daha önceden kavrulmuş kıyma ile buluştu ve dip malzeme hazırlandı. İkiye bölündü, bir bölümü ıspanakla diğeri, haşlanmış ,ezilmiş patatesle halvet oldu...Çünkü bir kısım ahali, yumurtalı ıspanak bir kısım ahali de yumurtalı patates sever... Beeen fedakar, cefakar kadın da kıyamaz, biri yer biri bakar, kıyamet ondan bakar olmasın diye arada bir böyle güzellik yapar. Neyse işte bir yandan da şehriye çorbası pişti ...O pişerken de ben giyindim hoooop dışardayım, nereye sinemaya:)
(kitap kapağı)
Geçen yılın en iyi kitabı ilan ettiğim,Margaret Mazzantini'nin aynı adlı kitabından senaryolaştırılıp, filme alınan; ''Sen Dünyaya Gelmeden''i izledim... Filmi beğendim mi? beğendim,ama kitap kadar değil... Kitaba sadık kalınmış, kast çok iyiydi... Leylak Bacı beğenmemiş ama ben Aska rolünde bizim Saadet Işıl Atasoy'u beğendim...Goiko adamım sana bayıldım yine... Kitapta da en sevdiğim karakterdi Diego'dan sonra, filmde de öyle oldu... Margaret Mazzantini'nin daha önce filme alınan ''Sakın Kımıldama''da da Penolope Cruz'un oynuyor olması sanırım bir tesadüf değildir...İzlemediyseniz o filmi de sakın ama sakın atlamayın...Ben kitabı da okuduğum için filmi bambaşka gözlerle izledim, sanki daha fazla izledim...Yanı bu yılın en güzel filmi değil bence hala ''Yasak Aşk'' yılın en güzel filmi...Öyle olmasa da çok güzel bir film , izleyin, kitabı okuyun...Bundan kendinizi mahrum tmeyin, yazıktır size...Bazı eleştirmenler, savaşı anlatacaklarına alet etmesiyle suçlamışlar Margaret Mazzantin'yi, bence hiç iğreti durmamıştı hikaye ve savaş... Ay tamam film eleştirmeni değiliz ama yüz yıldır da film izliyoz anam,artık iki kelime de söyleyelim di mi?
Ha sinemaya yalnız gittim, bu tür, özellikle vizyona girmesini beklediğim filmleri yalnız izlemeyi severim ama bu filmi izlerken kitabı hemen hemen eş zamanlarda okuduğumuz,Zuz, Zeya, Leylak Dalı, Macera Kitabım(Özlem) ve Günün Çorbası(Yeliz)İn yanımda olmasını, filmi birlikte izleyip, çıkışta likörlü kahveler eşliğinde kitaptan ve filmden konuşmayı çok isterdim...
Ha unutmadan gelecek sonbahar Saraybosna'ya gidiyorum. Sonbahar da Saraybosna'ya bayıldım... En sevdiğim mevsim nasıl da yakışmıştı...
burada ve burada yazmışım kitap hakkında...
Çoktandır sözünü etmek istediğim bir kitap var...Ataletim Canım Benim'in geçen haftaki Şişli- Beyoğlu güzellemesinden hatıra...Tomris Uyar'ın ''Otuzların Kadını''...Bir tablonun etrafında dönüp duran, birbirine değip duran öykülerden oluşan bir kitap, Otuzların Kadını...Eğitimli, kültürlü, karakterli bir kadın, kişiliğinden ödün vermeyen zaten başına gelenlerin hepsi de bu yüzden... Hikayeler birbiri içinden geçerken aynı zamanda yakın Türkiye tarihinin de bir panoraması çiziliyor... İlk öykünün adı ''Pentimento''...Hemen baktım tabi, sözlük anlamına...Her şeyi de bilemiyoz tabi:))...Pentimento;Pentimento’nun “anlamı:Bir tuvalin üzerindeki resmin,daha önce yapılmış olanlara geçit vermek için açılması...Bu ilk öykünün adı, diğer öykülerin nasıl olacağının habercisi gibidir. Ben 'Fal ' adlı öyküdeki cumartesilerin bazılarında biraz da kendimi buldum... Diğer öykülerde de her tanıdığım kadından bir parça buldum...
Bu gecenin dizisi Muhteşem Yüzyıl... Hürrem, RTE''nin isteği doğrultusunda kapandı... Bundan sonra savaş sahnelerine ağırlık verilip sezon sonunda da veda edecekmiş. Dört sezon sürmesi planlanan dizi bu yıl bitiyor... Hal böyleyken ''Huzur Sokağı'' niye raiting rekorları kırmıyor diye sorası gelmiyor değil insanın..mesela benim sorasım geldi bile...
Şirince'den canlı yayın vardı bu akşam...Şirinceli teyze, kıyamet söylemlerine, koştur koştur Şirince'ye gidenlere ayıptır sölemesi dıçıyla gülüyordu... Gidenlerden biri de bizim kuzen. Ey Halil, diyelim kıyamet koptu, biz öldük sen kaldın eeee, İsbolarsız netcen bu dünyada:)
Evettt film, kitap bir iki tüyo, bir iki konuda ahkam kesme e daha ne olsun yine çok faideli bir yazı yazdım, kendimle ne ka gurur duysam azdır yine... Breh breh diyorum valla....
Haaydi gittim ben, bu akşama yakışan bir içecek hazırlayayım...
17 Aralık 2012 Pazartesi
Bu şehri keşfetmek gerek
Hafta içi başlayan hastalık halleri hafta sonuna sarktı bizim evde.. O yüzden haftasonun ilk gününü evde geçirdik. Naziş cuma akşamı felekten bir gece çalmış eve geç dönmüştü zaten, Gamsegamse'nin sabah ehliyet sınavı vardı...Uuzn zamandır ilk kez hepimiz aynı anda hafta sonu gündüzü evdeydik. Hal böyle olunca ben de şunlara bir ziyafet çekeyim dedim ve tüm sevdikleri yiyecekleri pişirdim. Salondaki masayı da hazırladım. Tv izleye ,sohbet ede ede yedik içtik. Dolma içi pişirdim, haşlanmış kara lahanalara sardık sardık yedik, pırasalı börek yaptım... Milföy hamurundan tabiki) hamur falan açtığımı düşünmediniz umarım ve finalde de mürdüm marmelatlı kedi dilli pasta...Yumuldu bizim ahali, pek memnun kaldılar:)
Pazar günü Kızların okulunun Cağaloğlu kampüsünde panayır vardı. Şimdi bunun yazılışını bilmiyorum kızlar kızıyo ama Dilek ve Nesrin imdadıma yetişti:)) weihnachtsmarktmış...Ben bilmem vaynat bazar derim çıkarım işin içinden...Neyse görümcemcim ile kalktık gittik. Naziş görevli olduğu için erkenden gitmişti... Biz bahçelerde börülce oynar gelin görümce misali , tıngır mıngır gittik...Vapurda yanımda oturan kadın, sanırım uzun zamandır sohbet etme ihtiyacı içindeydi. Ayağım çok ağrıyor dedi birden bire.Geçmiş olsun dedim. Çıkmak zorunda olduğunu o yüzden ayakkabı giydiğini, denize şimdi bakınca ürperdiğini ama yazın girmek istediğini bi sürü bi sürü şey söyledi. Sanırsınız ben o kadınla kanka birlikte çıkmışız, görümcem de yanımızda oturan herhangi biri gibi:)
Neyse okula, panayırın olduğu binaya gittik kiii, Şirince'den önce son çıkış gibi... Sanırsınız kıyamet burada kopuyor. Bir insan seline kapıldık merdivenlerden indik çıktık... Nazişi gördük, b iz kaçıyoruz dedik. Lösev yararına idi panayır. Tüm kışlık çorap ihtiyacımızı Lösev yararına karşıladım..
.
Okuldan daha doğrusu panayırdan çıkışta, vurduk yokuş aşağı yürüdük. Hafta içi günlerde, ana baba günü olan yerlerde in cin top oynuyordu.Bu metal adama o zaman rastladım ve bu şehrin keşfedilecek daha çok neleri var dedim. hatta böyle bir dizi mi? yapsak dedim.Şehirdeki ilginç objeleri çeksek yayınlasak.İstanbul'da olsa ben bu işi Leylak Dalıcım'ın üstüne atardım ne ka da güzel yapardı... Du bi düşünelim bu konuda...Gezen fotoğraf çeken herkesin katılabileceği bir şey çıkabilir belki...
Eve gelirken hissettiğim açlıktan ölmek üzere olduğumdu, o sırada Gamse aradı açmısın , biz açız diye...Mesaj alındı dedim. Akşamdan etli bezelye pişirmiştim. Evden çıkarken de pilav yapmıştım. Hemen bir plan kurdum, bezelyeyi bugüne salladım,Üsküdardan iki tane kızarmış tavuk aldım... Pilav ve kızarmış tavuk yedik ,akşama da domates çorbası pişirdim, kızarmış ekmekle servis etmek için. Yani bugünün yemeğini aradan çıkardım. Bazen kendi mi? tebrik etmekten, alıkoyamıyorum kendi kendimi:)
Dün gece sıcak şarap eşliğinde Galatasaray- Fenerbahçe maçı izledik.Yine yüzümüzü güldürdü Aslan Cimbom.
Sıcak şarap meselesine geri dönersek. Aslında , kendim yaparım baharatlama kısmını... Yıllar önce Zuz'da bir gece yarısı Zeya, Ebrucuk ve bizim kızlar otururken karlı bir gecede... Gece yarısı sıcak şarap derdine düştük. Evde şarap da kalmamış. Zuz ve Zeya gecenin o saatinde sokağa şarap almaya çıktılar, ebrucuk ve ben de internetten tarif baktık. Bulduğumuz tarifte, şarabı demliğe koyun, bir portakala karanfiller batırın, bir çubuk tarçın ve iki kaşık şeker ilavesiyle ısıtın diyordu... yapmış ve tadına doyamamıştık. Sonra hazırlarını aldık sıttık ama aynı tadı bulamadık. Dün , Naziş panayırdan sıcak şarap baharatı almış. Küçük küçük poşetler halinde. Şarabı sıttıktan sonra içine karıştırıyorsunuz, çok ama çok güzel oldu.
Bugün bizim pazarımız , ama hava yağmurlu çıkmayacağım artık beyim bilir , ne getirirse onu pişiririm. Öyle de kanaatkar, kalender bir insan evladıyımdır...
not:1-benim kitaplığı merak edenler Leylak Dalı'na bi uğrayıversinler...
not:2-Tülin,bıraktığın mail adresine attığım mailler, geri dönüyor...
Pazar günü Kızların okulunun Cağaloğlu kampüsünde panayır vardı. Şimdi bunun yazılışını bilmiyorum kızlar kızıyo ama Dilek ve Nesrin imdadıma yetişti:)) weihnachtsmarktmış...Ben bilmem vaynat bazar derim çıkarım işin içinden...Neyse görümcemcim ile kalktık gittik. Naziş görevli olduğu için erkenden gitmişti... Biz bahçelerde börülce oynar gelin görümce misali , tıngır mıngır gittik...Vapurda yanımda oturan kadın, sanırım uzun zamandır sohbet etme ihtiyacı içindeydi. Ayağım çok ağrıyor dedi birden bire.Geçmiş olsun dedim. Çıkmak zorunda olduğunu o yüzden ayakkabı giydiğini, denize şimdi bakınca ürperdiğini ama yazın girmek istediğini bi sürü bi sürü şey söyledi. Sanırsınız ben o kadınla kanka birlikte çıkmışız, görümcem de yanımızda oturan herhangi biri gibi:)
Neyse okula, panayırın olduğu binaya gittik kiii, Şirince'den önce son çıkış gibi... Sanırsınız kıyamet burada kopuyor. Bir insan seline kapıldık merdivenlerden indik çıktık... Nazişi gördük, b iz kaçıyoruz dedik. Lösev yararına idi panayır. Tüm kışlık çorap ihtiyacımızı Lösev yararına karşıladım..
.
Okuldan daha doğrusu panayırdan çıkışta, vurduk yokuş aşağı yürüdük. Hafta içi günlerde, ana baba günü olan yerlerde in cin top oynuyordu.Bu metal adama o zaman rastladım ve bu şehrin keşfedilecek daha çok neleri var dedim. hatta böyle bir dizi mi? yapsak dedim.Şehirdeki ilginç objeleri çeksek yayınlasak.İstanbul'da olsa ben bu işi Leylak Dalıcım'ın üstüne atardım ne ka da güzel yapardı... Du bi düşünelim bu konuda...Gezen fotoğraf çeken herkesin katılabileceği bir şey çıkabilir belki...
Eve gelirken hissettiğim açlıktan ölmek üzere olduğumdu, o sırada Gamse aradı açmısın , biz açız diye...Mesaj alındı dedim. Akşamdan etli bezelye pişirmiştim. Evden çıkarken de pilav yapmıştım. Hemen bir plan kurdum, bezelyeyi bugüne salladım,Üsküdardan iki tane kızarmış tavuk aldım... Pilav ve kızarmış tavuk yedik ,akşama da domates çorbası pişirdim, kızarmış ekmekle servis etmek için. Yani bugünün yemeğini aradan çıkardım. Bazen kendi mi? tebrik etmekten, alıkoyamıyorum kendi kendimi:)
Dün gece sıcak şarap eşliğinde Galatasaray- Fenerbahçe maçı izledik.Yine yüzümüzü güldürdü Aslan Cimbom.

Sıcak şarap meselesine geri dönersek. Aslında , kendim yaparım baharatlama kısmını... Yıllar önce Zuz'da bir gece yarısı Zeya, Ebrucuk ve bizim kızlar otururken karlı bir gecede... Gece yarısı sıcak şarap derdine düştük. Evde şarap da kalmamış. Zuz ve Zeya gecenin o saatinde sokağa şarap almaya çıktılar, ebrucuk ve ben de internetten tarif baktık. Bulduğumuz tarifte, şarabı demliğe koyun, bir portakala karanfiller batırın, bir çubuk tarçın ve iki kaşık şeker ilavesiyle ısıtın diyordu... yapmış ve tadına doyamamıştık. Sonra hazırlarını aldık sıttık ama aynı tadı bulamadık. Dün , Naziş panayırdan sıcak şarap baharatı almış. Küçük küçük poşetler halinde. Şarabı sıttıktan sonra içine karıştırıyorsunuz, çok ama çok güzel oldu.
Bugün bizim pazarımız , ama hava yağmurlu çıkmayacağım artık beyim bilir , ne getirirse onu pişiririm. Öyle de kanaatkar, kalender bir insan evladıyımdır...
not:1-benim kitaplığı merak edenler Leylak Dalı'na bi uğrayıversinler...
not:2-Tülin,bıraktığın mail adresine attığım mailler, geri dönüyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















