Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

13 Eylül 2012 Perşembe

bugüne dair

İstanbul, sonbaharın en güzel günlerini yaşıyor artık. Uzun sıcak yaz geride kaldı. Umarım bu sonbahar da uzun, kızıl ve çılgın olur.
İstanbul'da sonbahar festivaller mevsimidir. Sahaf festivali ve Filmekimi kapıda... Filekimi için filmlerimi seçtim bile...
Sokak keşifleri, yeni mekan keşifleri, uzun sahil yürüyüşleri, Kız Kulesi'ne karşı kitap okumalar, Kuzguncuk'da kahve fasılları, serin Kadıköy akşamları bekliyor bizi...
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::.
Dün Cucum geldi Ordu'dan... Evlendirip balayına uğurlamıştık en son:) Kuzumu nasıl özlemişim... Hala, halaaa diye arkamda döndü evde , ben onlara yiyecek birşeyler hazırlarken. Okuma köşeme bayıldılar, orada oturdular hep. Yemeği kırmızı köşede yiyecem dedi:)) oraya hazırladım. O'na pratik yemek tüyoları verdim. Bir yemeği yaparken ikincisini yapamıyormuş, fırın yemeğ yap, o pişerken de yanına pilav, makarna ya da çorba yap mesela dedim.:))Akşam da kızlarla dışarı çıktılar. Biz de sezona başlayan Muhteşem Yüzyılı izledik.
:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::......

Bugünün filmi: Le Havre
Kitabı: Lizbon'a Gece Treni
Mekanı: Kuzguncuk kahveleri
Yemeği: Fırında palamut
Haydi gittim ben...

12 Eylül 2012 Çarşamba

Cicianne sen faytonu kırarsın

Cunda'da son güne geldi sıra... Sabah ekiple son kahvaltımızı yaptık, en şahanesinden. Zuz bize yumurtalı ekmekler kızarttı, gitti pazardan pembe domatesler, çıtır çıtır biberler aldı. Biberli lor yaptı... Kendi yaptığı acılı ezmeler, haşlanmış yumurtalar, çeşit çeşit kendi yaptığı reçeller ve Cumhuriyet fırınından aldığı ekmeklerle uzun upuzun bir kahvaltı yaptık. Yeni gelen müşteri kahvaltıyı görünce gözleri yuvasından fırladı valla:))
Sonra bizim ekip, çıkıp çarşıda bir tur attılar ben de Zuz'a yardım ettim , masaları topladık. Bir saat falan sonra, ellerinde pazardan aldıkları dağ kekiği torbalarıyla geri geldiler, toparlandılar ve onları yolcu ettik. Yarım saat sonra da Cancanlar Bodrum tatillerini bitirip Cunda'ya avdet ettiler.Biraz dinlendiler , tüm günü pansiyonda geçirecek değiliz ya, denize gittik. Önce Beyaz Balina dedik , Zuz telefon açtı , dalga var mı? ora rüzgarlı mı? diye sordu, uçuyoruz demişler. O zaman biz de havuza gittik. Zaten Cancanımın havuz resimlerini gördükçe onunla havuzda yüzme hayalleri kurar dururdum. Bütün sene yüzme kursuna gitti bana telefonda bile yüzme dersi vermişti. Valla yetişkinler havuzunda benimle yarıştı maşallahh... Yalnız havuzda beni öpmeye kalkışınca az kala beni boğacaktı, tepeme tepeme çıktı, ne yapacağımı şaşırdım:))
Yüzdük, acıkınca yemek söyledik, hadi çay gelsin dedik, fotoğraf çekimine gelen gelinleri izledik ve akşam ettik. Zuz bizden önce Cankuşumu ve kardeşini ve de Annesini alıp , faytonla gitmiş ben ve Kerem yani babaları , Ayvalık'a gidip biletimi almıştık. Biz sonradan yanlarına gidince; Can bana- Cicianne sen faytona binme, faytonu kırarsın dedi:))).Faytona bayılmış ya, zarar vereceğimden korktu zahir:))

Akşam oldu, pansiyona dönüldü, üstler değişildi ve akşam programı için Cunda Meze Dünyasına geçildi. Meze sipariş işini Zuz'a bıraktık biz balıklarımızı söyledik. Cankuş ve kardeşi Uras çoktan uyumuşlardı tabi. Biz dört büyük, sohbetlerimizi ettik , yedik içtik derken , Zuz Ablam bu gece gidiyor, suflesini erken getirin demişmiş , size o şahane sufleyi anlatmıştım. Hani böylesini daha önce yememiştim demiştim. Neyse efenim benim sufle saat 10 gibi anlı şanlı geldi ama o da ne kaşığı bir batırdım bildiğin kakaolu kek. Neyse dedim, kısmet dedim ama Zuz , ustaya ablama bunu nasıl gönderdin demiş. Ustanın hiç haberi yok. Neyse uzatmayalım, bir de baktık ki Yusuf Usta sufle tabağı elinde masaya geldi ve o efsanevi suflesini bana sundu. Kaşığı bir batırdım , çikolata şelalesi dondurmaya karıştı. Ve bana dedi ki, sana sufle adresi vereyim, Arnavutköy^de Akıntı Burnuna git selamımı söyle sufleni ye:))
Derken derken ayrılık saati geldi çattı. Saat 11 de otobüse götürdü Kerem beni... Otobüse bindim, muavine bana hiçbir servis yapmayın dedim. Ama bir baktım omzuma vuruyor hasbinallahhh bana hiç birşey verme dememişmiydim diyecektim ki, nerede inecektiniz dedi. Ataşehir dedim ve bir baktım Ataşehirdeyiz:)) Hayatımda böyle yolculuk yapmadım , uçakla gelsem daha uzun sürerdi sanırım hehe. Artık nasıl yorulduysam, neyseki rahat hatta ve tekli koltuktaydım.Sabahın beşinde gözümü İstanbul'da açtım anlayacağınız.

Yapılacak çok şey kaldı hala da... Patriça Koyu, Tahta Kuşlar Köyü, Hayat Bahçesi ve daha neler neler... Hatta seneye bir tur mu? düzenlesem diyorum heheh...( Nermin'le geceleri günün resimlerine bakarken, yüklerken Zuz bizi resimleyip, facebook'da teşhir etmiş)

Cunda Adali Pansiyon akik oda bu tatilimin konaklama alanıydı... Kurban Bayramı için hazırlıklarına başladı. Eğer tatil yapacaksanız öneririm hem de şiddetle...Arzu edenler için fiyat listesi bende...

11 Eylül 2012 Salı

Dağlar Dağlar

Tatilin üçüncü günün hedefinde Kaz Dağları vardı...Önce bizi gezdirecek bir tur şirketi aradık.Ama Zuz, bize şahane birşey yaptı ve sadece bize özel bir araç kiraladı.Ararken kriteri şuymuş, şoförümüz güler yüzlü olsun efendi olsun biz onu bir güzel de ağırlarız demiş. Gerçekten de dünyalar iyisi bir kaptanımız oldu. Ve Zuz'un arkadaşı bizim de kendisine bayıldığımız Petek Hanım'ın da bize katılımıyla sekiz kadının Kaz Dağları yolculuğu başladı.Programda, Adatepe, Zeus Altarı,Yeşilyurt ve Tahta Kuşlar köyleri vardı.

Çanakkale yolunda , Burhaniye, Edremit, Akçay, Güre, Altınoluk, Küçükkuyu güzergahında yaptığımız yolculuk sonucu başladık tırmanmaya... İlk durak Adatepe Köyü idi. Köye varır varmaz hadi önce kahvelerimizi içelim dedik ve Dut Dibi Kahvesine çöreklendik.
Zuz'un dillere destan kahvaltısını yaptığımız için, sakın bir şey yemeyelim, doğru dürüst bir şey yeriz derken baktık ki birer ikişer çiğ böreklere yumulmuşuz bile,yanında da mis gibi ayranla hem de... Yeme içme faslından sonra köyü gezmeye başladık.Hünnap Han'ın önüne geldiğimizde hadi resim çekelim derken yanımızdan geçen beye rica ettik o da meğer oranın işletmecisiymiş.Hadi kahveleri burada içelim dedik. İçeri girdik ki cennet, hünnap ağaçları altında maslar, hamaklar ağaçlardan sallanan kuş kafesleri. Bittik yahu... Kahvelerimizi içtikten sonra, köyü gezmeye devam ettik. Hiç kimsenin çıkmaya cesaret edemediği kayalıklara Zuz çıktı ve köyün kuş bakışı resmini çekti.

Sonraki durak ''Zeus Altarı''...Burası orman içinden yaptığınız 750-800 metrelik bir tırmanış sonucu vardığınız bir yer, ama nasıl bir yer...Breh breh , tüm Edremit Körfezi ve Altınoluk ayaklarınızın altına seriliyor bir anda... İnanışa göre Zeus, Truva savaşını buradan izlemiş. Belki de benim oturduğum yere oturdu izledi kim bilebilir:))Bıraksalar o manzaraya karşı hayatımı geçirebilirim gibi geldi bana.

Zeuz Altarından aşağı indik Nermin dedi ki- güzel bir şeyler yiyelim:)) Ben de manzaralı olsun, açık hava olsun, bir başkası balık olmasın çok balık yedik derken Zuz atlayın arabaya Şelale'ye gidiyoruz dedi ve tamamem program dışı bir yere gittik. Burası Altınoluk'un ''Doyran Köyü''nde ki, Lalezar Su Başı Resteuranttı... Gitmeden de aradı, bizi kapıda karşıladılar, en manzaralı yere oturttular. Düşünün yüksek bir köydesiniz, yanınızdan gürül gürül şelale akıyor, bir yan orman ama karşınızda ki manzaranız Altınoluk koyu...Biz uuuuu dedik zaten manzarayı görünce ...
Mönü sayılınca herkesin herşeyde aklı kaldı, karar veremedi derken , garsonumuz ben size her şeyden azar azar sırayla getireyim. Kendi özel mezelerimizle de donatayım burayı... Biz atladık, süper fikir diye. Edirne ciğeri ile başladı olay ama böylesini Edirne'de yememişsinizdir. Sonra sırayla tüm ızgara çeşitleri geldi ve dondurmalı irmik tatlısı ile final yaptık. Bu fasıl bitince yine arabaya binip doğruuu Yeşilyurt köyünde aldık soluğu. Buraya Küçükkuyu Çanakkale yolu üzerinden çıkılıyor.


Yeşilyurt köyü, Adatepe'ye göre biraz daha turistik. Zaten Karadağlar dizisine plato olmuş.Köyü gezdik. Otantik eşyalar satan yerlere girdik çıktık ve kahvemiz geldi yine:))Ben yeter otantik takıldığımız kahvemizi şık bir yerde içelim dedim.Ve o anda, bir konağın verandasında kitap okuyan bir genç kadın gördüm. Veranda nasıl şık, mor kadife minderli sedirler, koltuklar. Sonra da bir baktım Mela Cafe yazıyor. Tamam bura dedim. Sahibesi ressam ''Melahat Düzağaç''mış.İçerisi yaptığı resimlerin sergi alanıydı. Bize elleriyle kahveler yaptı. Yaz aylarını burada, kışları yurt dışında ve İstanbul'da geçiriyormuş. Biz bir daldık sohbete Tahta Kuşlar yalan oldu. Geceyi yapmışız orada. Hadi dedik o da başka bir zamana kalsın. Üstelik bunu da ben dedim düşünebiliyormusunuz.

Cunda'ya döndüğümüzde saat oniki olmuştu, biraz dinlendik bir şeyler yiyelim ama hafif olsun bu sefer dedik:)) Ben çorbaaaa deyince Zuz bizi çorbacıya götürdü. Çorbacımızın yanında bir sokak meyhanesi var. Adı Fofo &Engin... Engin Hanım aynı zamanda benim çocukluk arkadaşım Nimet'in görümcesi olur. O'nun şarkıları eşliğinde çorbalarımızı içtik.At kadehi elindeni söylerken tam at kadehi kısmında yaşlı bir teyze, kadehini attı Engin hanımın önüne ve bizde hoş bir anı bıraktı.Sonra koşa koşa eve pardon pansiyona döndük ve hemen sızdık.

Dünden beri cayır cayır yanıyor Kaz dağları o güzelim zeytinlikler, üzüm bağları...Ölmez ağacı denilen zeytini bile öldürür bunlar...Oraları da gördükten sonra üzüntüm kat kat daha fazla...

Yarın tatile katılan Cancan'la geçirilen günün hikayesi var...

10 Eylül 2012 Pazartesi

Ayvalık'da

Tatilin ikinci gününün programı önce Ayvalık pazarı, sokakları gezisi, Sonra Sarımsaklı'ya gidip orada denize girme ve Şeytan Sofrasında gün batımını izlemekti.

Biz o gece Zuz ile evde kalmıştık biliyorsunuz. Ben sabah kalktım yeşil çayımı içtim ve kahvaltı için börekleri ve sakızlı lorlu kurabiyesi ile meşhur Gülen Pastanesine gittik. Kahvaltımızı edip, pazara daldık. Tabi ben alışmışım, müşteri tezgahta istediği malı bulamayınca tezgahın ortasına atlayıp, malın içine balıklama dalıp istenileni anında bulan tezgahçı modeline bu Ayvalık pazarcıları bana biraz renksiz geldi:)))Neyse pazar işini bitirip , artık bir Ayvalıklı olan Zuz'un arkadaşı Nükhet hanımın kahve davetine icabet ettik. Ama kahve kocaman bir şeftalili tart ile taçlanmıştı. Kahveler içildi, tart tadıldı ve arkadaşlarla buluşmak için Şeytanın Kahvesine gidildi.
Şeytanın Kahvesi eski İzmir yolunda... Tam köşe başında bulunuyor. Önü, küçük bir meydan. Kahve, şimdilerde burada içilen koruk suyu ile biliniyor. Şeytan'ın Kahvesi denilmesinin sebebi Midilli'ye dayanıyor . Miübadelede Midilli Adası'ndan Edremit'e gelen kahve sahibi Suat Beyin dedesi, çok yaramaz bir çocukmuş. Bir gün bahçede oturan yaşlı bir kadına yaramazlık yapıtığında, kadın tarafından , ''seni gidi şeytan seni ''diye azarlanınca, bu lakap dededen toruna sirayet etmiş. Bu kahve aile tarafından 1950 yılında satın alınmış. O günden bu yana da aynı ailenin değişik fertleri tarafından işletilmeye devam ediliyor.Kahve şimdilerde koruk suyu ile meşhur. Özel küçük bardaklarda ikram ediliyor ve enfes...Kahvenin bişiğinde'' Çöp M(adam)''ın yeri var. Burada atıklar, yeniden kullanıma dönüştürülüyor. Ayvalıklı kadınlar çalışıyor. Mudo ve Beymen'de destekliyormuş.Kahve civarı hemen hemen dizi, film platosu gibi. Benim önünde oturduğum yer; İki yaka bir İsmail adlı dizideki fotoğrafçı. Vitrin fotoğrafçı ama içi zahire dükkanı...Buranın bitişiğinde kahvesini içtiğimiz Nükhet Hanımın eşi Tahsin Bey'in antikacı dükkanı var. Ben sokağa girdiğimde dükkanının önünde Cahillikler Kitabını okuyordu.Zuz kızları almaya gittiğinden yalnızdım. Siz Zuz'un TAHSİN abisisiniz dedim O da siz de ablasısınız dedi:)) nerden tanıdık birbirimizi bilin hehehheh tabiki de Zuz'un facebook resimlerinden. Millet gelene kadar birlikte çay içip sohbet ettik. Ayvalık'a yolunuz düşerse Tahsin Bey'in dükkanına, Çöp M(adam) ve Şeytanın Kahvesine uğramadan geçmeyiniz. Abi buraları görmeyecekseniz ne işiniz var Ayvalık'da:))

Arkadaşlar geldi, koruk sularımızı içtik Şeytanın Kahvesinde... Çöp Madam'dan alış verişler yaptık ve bodoslamadan Ayvalık sokaklarına daldık.
Aşağıda gördüğünüz resimde ki cadde, Atatürk'ün Ayvalık'a geldiğinde bu caddeden girişi anısınaq o günkü tarih olan 13 Nisan Caddesi. Cadde üzerinde yürürken yanımızdan geçen üzüm kasalarıyla dolu station arabayı görünce biz hep bir ağızdan öyle bir üzümlere bakınnnn diye bağırmışızki adam arabayı durdu bize üzüm verdi.Sokaklarda dolaşa dolaşa acıktık, yorulduk ve sokak gezisini bitirdik. Ayvalık tostlarımızı yedik, denize Sarımsaklı'da girmek için Zuz'dan ayrıldık.


Biz üzüm arabasına üşüşmüşken Zuz fotolamaya devam etmiş)
(Zuz'un evinin sokağındayım)

Gezinin her anını fotoğraflayan Zuz, biz taksiye binince bile arkamızdan resmimizi çekmiş:))

Sarımsaklı yolunda baktıkki bindiğimiz taksi tam bize göre yedi kişilik... Hemen pazarlığımızı yaptık. Sen bizi tekrar gel buradan al Şeytan Sofrasına götür, orada da bekle tekrar Cunda'ya bırak dedik. Sarımsaklı'da doğruca Deniz Beach'e gittik ve bizi Cunda Adali Pansiyondan Zuhal gönderdi didik hihihi... Bize dev gibi bir şemsiye açtılar, buzlu meyvalarımız geldi. Akşama kadar denize girdik, sohbet muhabbet derken taksicimiz geldi. Şeytan Sofrasına çıktık. Gün batımını izlemeye gelenlerle dolmuş taşmıştı orası. Neyse efenim uzatmayalım, kenara oturduk bekliyoruz güneş batsın diye... Burası oldukça yüksek bir yer tabi, etraf kazalara karşı çelik tellerle korumaya alınmış. Oturduğumuz yere bir karı koca geldi.Adam hesapta karısının resmini çekiyor. Kadını tellerden dışarı çıkarttırdı, daha güzel çıkar resim diye, bir de durmadan biraz daha geriye biraz daha geriye git diyor. Salak kadın da gidiyor. Biz ay ayyyy diye bağırışınca kadın arkasına bir baktı, kocasına sen beni öldürmek mi? istiyorsun diye bağırdı. Valla iyi senaryoydu, kadın düşşse bi sürü şahit var, kazara uçurumdan yuvarlandı diye. Yemezler dedim ben doğru gider, adam itti diye ifade verirdim.
Güneş en şahane batışını yaptı benim için benim için:))) Herkes alkışladı. Oradan bir dangalak güneşe tapıyosunuz dedi, alkışlayanlara. Ama kendi de saniye saniye resim çekti, güneş batarken sevgilisini öptü:))
Taksicimiz şahane insan Dursun Bey bizi Cunda'ya götürdü Zuz'a teslim etti... Duşlarımızı aldık , süslendik püslendik hadi şimdi de bizi müzikli bi yere götür dedik:) Moshos adlı Yunan tavernasına götürdü. Ablam ve arkadaşları diyerektanıştırdı, pazarlığını da yaptı heheh Yunan tavernasında kişi başı 25 liraya, balıklarımızı yedik, biralarımızı içtik, zeytin tabağımız, salatamız, vişneli lorumuz ve de fırınlanmış tahin pekmezimizle kah tabak kıranlara güldük kah şarkıcı Yunanca söyledi biz yasssuuu dedik ve geceyi bitirdik.
Ama güya bitirdik, dışarda başka pansiyoncu arkadaşları ile oturan Zuz'a biz yorgunuz pansiyona dönüyoruz dedik ama yolda aklımıza sufle yemek düştü... Cunda Meze Dünyasının suflesi gibi bir sufle yok abi.
Gittikki, her yer toplanmış, Yusuf Usta( e artık tanış olduk, tüm mezelerinden sipariş edince masamıza gelmiş bakmıştı bunlar kim acep diye)))...üstünü giymiş gidiyordu. Biz a gidiyormuydunuz biz de sufle yemeye gelmiştik deyince baaşımmm üstüne dedi geri döndü ve sufleyi yaptı ama o ne lezzetti.Sufleleri de yedikten sonra pansiyona döndük çünkü ertesi gün Kaz Dağları gibi çok yoğun bir programımız vardı.

Hayde şimdi Kaz Dağları maceralarında buluşmak üzere bu yazı bitsin.

9 Eylül 2012 Pazar

Dönüş

Ayvalık sokaklarındaki arnavut kaldırımları, Cunda ve Sarımsaklı plajlarında ayağıma yapışan kumlar, benimle yarış yarış yüzen balıklar ki; bazen size akşam yemeği gözüyle bile baktığım oldu , özür dilerim. Taş Rum evleri, bahçede yalnızken miyyyyuuuuk diye yanımda bitiverip beni korkutan kedi, başıma düşen yapraklar,Taş Kahve, Mosmos Taverna, Fofo-Engin,Cunda Meze Dünyası, Aşıklar tepesi, restoranlarda sır sırta verip oturduğumuz insanlar,Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü, bizim için gece yarısı sufle yapan Yusuf Usta, kıran kırana pazarlık yaptığımız taksiciler,Beyaz Balina, Doğa Plajı,Şeytan Sofrası, Şeytanın Kahvesi, Çöp M(adam),Gülen Pastanesi, Kaz dağları,Burhaniye, Edremit, Güre, Altınoluk, Küçükkuyu, Zeus Altarı, Adatepe, Yeşilyurt köyleri,Dut Dibi Kahvesi, Cafe Mela ve daha aklıma gelmeyenler ben döndüm haberiniz olsun:))

8 Eylül 2012 Cumartesi

Unutulmasın

Son iki gün o kadar hızlı geçti ki, artık her şey birbirine karıştı.Artık eve dönünce resimlere bakıp bakıp hatırlayacağım.Unutmamam gereken binlerce anı var anlatmak istediğim.Mesela ,Ayvalık sokaklarında gezerken yanımızdan geçen üzüm yüklü arabayı görünce-aaa üzümlere bakın diye biz hep beraber bağırınca, arabayı durdurup bize üzüm veren Ayvalıklı...Şeytan sofrasında uçurumun kenarında karısının resmini çekerken git git biraz daha git diyen adam...biz ay ay diye bağırınca;beni öldürmek mi? istiyorsun diye bağıran kadın.Durmadan yaptığımız pazarlıklar...Gecenin birinde dükkanı kapatıp giderken ama biz yarın gidiyoruz diye kendimize acındırıp bize baaşım üstüne diye sufle yapan Yusuf Usta...Sarımsaklı da , hem Zuz'dan torpilimiz olduu için hem de yeme içme performansımızı çok beğenip bize indirim yapan Deniz Beach işletme sahibi...Restoranda ki tüm mezelerden sipariş edince masamıza gelip bize bakan meze ustası ve daha neler neler...

Bu gece dönüyorum inşallah,yarından itibaren resimli anılarla görüşmek üzere

6 Eylül 2012 Perşembe

Cunda Cunda 1

Dün sabah itibariyle Ayvalık-Cunda'da cenahlarındayım:)) Ben ve beş arkadaşım Zuz'a geldik.
Yine tabi ben bir güne beş günlük planlar sığdırma gayreti içindeyim...
Dün, valla kardeşim diye söylemiyorum şahane bir kahvaltı ile karşıladı bizi...Bir kekikleri elleri ile dağdan toplamamıştı...Kahvaltılık ezmeler, çingen pilavı denilen lorlu biber kızartması...yine kendi yaptığı reçeller marmelatlar...Enfes zeytinyağ içinde yüzen dal kekikli köy peynirleri, pembe pembe domatesler.Yedik içtik odalarımıza çekildik. Ben Lapis'de kalıyorum... Yan taraftaki Cunda Adali Pansiyona tıklayın görün odamı:))Neyse efenim ben hatta gecelik bile giymiş yatmıştım ki Nermin- hadiii denize diye bağırdı, Zuz - ne komik kadın gecelik bile giymiş dedi. Anlamadım yani, yoldan geldiğim üstüm başımla mı? yatacaktım yatağa... Neyse kalktım giyindim ve denize gittik. Akşama kadar deniz kıyısında kah güneşlendik, kah denize girdik kah yedik içtik. Şu yan tarafta gördüğünüz vişne reçelli , manda yoğurdu , sıcak havada süper bir lezzet oldu. Zuz bize bunun lorlusunu yapacak, yarın sabah. Ha niye bu sabah yapmadı derseniz arkadaşları pansiyonda bıraktık gece bir buçukta Ayvalık'a döndük. Döndük, çünkü bugün Ayvalık'ın pazarı...Yani bu yazı Zuz'un evinden yazılıyor.

Akşam deniz faslımız bitince Zuz bizi pansiyona dönmeden direk Aşıklar tepesine çıkardı. Burası Rahmi Koç tarafından satın alınmış, restore edilmiş ve Muhtar Kent'in babası Necdet Kent'in kitaplarını buraya bağışlaması ile şahane bir kütüphaneye dönüşmüş. Hemen önünde bir seyir terası ve burada çayınızı yudumlaya yudumlaya şahane manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz.E'biz de öyle yaptık.

Akşama Zuz'un bizim için yaptığı plan gereği Cunda Meze Dünyasına gittik ve bi dünya meze eşliğinde süper bir gece geçirdik. Tadına bakmadığımız meze kalmadı. Abi o neydi ya.. Bizimkiler seçerken usta bile yeter demiş. Zaten gecenin sonunda bizi kontrole geldi ve çoğunun hala durduğunu görünce ama küseriz biz dedi:))Bu arada biz kimlermiyiz. Nermin, Gamze( bu Gamze^yi lütfen bizim Gamse ile karıştırmayınız) Nezahat, Nimet ve Nazan... 4N bir Gve bir L'de diyebilirsiniz kısaca ha bir de Z var... Dün geceden aklımda kalan bir ara konrolden çıkan gülmeler bir de masada duran mezelere bakıp Gamze'nin ohhhh gözüm de doydu gönlüm de demesİ:)) Bizden sonra Ada'nın kedileri iyi bir ziyafet çekmiştir. Yanda gördüğünüz resimde ki karides sarmaymış... bir adı da karides mantı...Beğendili ahtapot , marine levrek, sıcak ot ve Girit ezmesi en favori mezelerimdi.

Gece saat biri geçerken arkadaşlara pansiyon size emanet dedik biz Ayvalık'a döndük. Biraz kardiş kardiş oturduk sonra ben yattım. Gece baktım Zuz hala yatağında yok. Burası üç katlı bir Rum evi ve ben üçüncü kattayım. O en alt katta, telefon açtım neredesin diye, beni araba ile aldılar sen neredesin dedi... Anaaaa bi korktum, manyakmısın len noluyoo dedim. Meğer ben Ayvalıktayım dermiş heheh, uyumuş kalmış, beni de İstanbul'dan arıyo sanıyo. Ben hiiiii diye korkunca, ay sen yukardaydın di miiii? deyip koşa koşa geldi.

Ben yine erkenden hortladım tabi, yeşil çayımı içtim. Birazdan Ayvalık Pazarına gidiecez, sonra Zuz bizi bi yerlere götürecek öğlene doğru da bizi Sarımsaklıya postalayıp kendi pansiyona dönecek.Biz akşama kadar Sarımsaklıda akşama kadar denize girip akşam güneşin batışını izlemek için Şeytan Sofrasına geçeceğiz.

Hadişimdilik gideyim. İlk günün özeti bu kadar.