Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

29 Mart 2012 Perşembe

Düşünen Şarkılar

Bu günkü yazıya müzikle başlıyoruz efeem...



Yukarda dinlediğiniz şarkı Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde yatan hastaların yazdığı şarkı sözlerinden şiirlerden yapılmış bir Albümden.
Çok sevgili Uzaklar beni bu albümden haberdar ettiğin için sana çok teşekkür ediyorum.Şarkılari dinledim hepsi çok güzel ama doğduğum, doyduğum, yaşadığım yer olan Üsküdar'a hasreti anlatan Üsküdar İskelesi adlı şarkı çok etkiledi beni.Tesadüf mü? bilemiyorum ama Üsküdar İskelesinden henüz geldim. Belki de benim hemen ulaşabileceğim bir yere duyulan hasretin anlatılması buna neden olmuştur.Geçen yıl da, yine Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin bilinmeyen tarihi adlı bir kitap okumuştum.Kitap burada tedavi görmüş hastaların, çalışanların anılarından oluşuyordu.

Sözünü edeceğim kitap, çocuklara da yetişkinlere de hitap eden Ballı Çörek Kafeteryası...Yazarı Zeynep Cemali'yi 2009 yılında kaybettik. Her yıl adına düzenlenen bir öykü yarışması var. Yarışmanın 2012 yılı teması ise, Zeynep Cemali’nin Patenli Kız romanındaki,“Ona duyduğum öfke çoktan uçup gitmişti” cümlesinden yola çıkılarak “hoşgörü” olarak belirlendi. 2012 yılı seçici kurulu Necati Tosuner, Hacer Kılcıoğlu, Süleyman Bulut, Nuran Özyer ve Müren Beykan’dan oluşan yarışmanın son başvuru tarihi, 18 Mayıs 2012.Buradaki Linkten gerekli bilgileri edinebilirsiniz.



Ballı Çörek Kafeteryasına geri dönersek, annesinin ölümünden sonra onunla birlikte kurdukları hayali gerçekleştirmek için; babası ile birlikte Ballı Çörek Kafeteryasını açan Sıla'nın ve buraya gelen birbirinden ilginç müşterilerin hikayeleri. Benim çok hoşuma gitti. Dün gece Muhteşem Yüzyılı izledikten sonra keyifli keyifli okudum ve bitirdim.


Şimdi gelelim ben bu gün ne yaptım:)

Sabah biraz zor uyandım, yani kargalarla uyanamadım.Kahvaltımı yaptıktan sonra kütüphaneye gittim. Babamın okuduğu kitapları teslim ettim. 15 günde bir ödünç kitap alıyoruz ve teslim ediyoruz. Babam 15 günde kalınlı inceli 5 kitap okuyor. Bir kitap da kendim için alıyorum. Bu kez kendime İhsan Oktay Anar'ın Suskunlarını aldım. Kütüphaneden sonra sahilde yürüdüm ve herzaman ki yerimde oturup, denize doğru ayaklarımı uzattım, çayımı söyledim. Önce biraz gazete okudum. Baktım gazete çok uçuştu rüzgardan , Suskunları çıkarıp onu okudum. 32 sayfa okumuşum bir çay daha içtim, bir karanfilli tüttürdüm:) ve eve geldim. Gelirken artık onlara bir şey yapmadığım için şikayet eden ev halkına özellikle Gamse tabi bu:) ev yapımı su böreği ve fındıklı kek aldım.

Gelelim diyet nasıl gidiyor kısmına...İyi, büyüklere selam eder ellerinden öper, küçüklerin de gözlerinden.Şaka bir yana gerçekten iyi gidiyor. 12 kg falan oldu verdiğim. Temmuz ayına kadar hedefimde bir 10 kg daha vermek var. Eğer hedefime ulaşırsam breh breh, temmuzda yeğenimin düğününde indim havuz başına bir yar çıktı karşıma türküsünü söyleyebilirim.Ama siz temmuza kadar beklemeyin buradan Candan Erçetin'den dinleyebilirsiniz.Araya Rumcasını da attırmış, güzel olmuş.
Bu günün diyet yemeği...öğle yemeği olarak, yoğurtlu taze bakla ve salata yedim. Akşam iki dilim esmer ekmeğimin bir dilimi yerine bir kase mercimek çorbası içeceğim sonra ızgara edilmiş baharatlı tavuk ve yeşil salatam var. Daha ne olsun ayol.

Eveeet bu gün yine çok faideli bir yazı okudunuz BENCE:).



Şimdilik bu ka.

28 Mart 2012 Çarşamba

Kaplumbağalar da uçar


Bu gün, son yıllarda izlediğim en etkileyici filmlerden birini izledim. Saddam yönetiminin devrilmesinden sonra çevrilen ilk film olma özelliğinin yanı sıra, oyuncularının çoğunun yerli halktan olması da ayrı bir gerçeklik katmış filme.

İsmini eski bir kürt öyküsünden alıyor. Öyküye göre uçmayı çok isteyen kaplumabağaya , kuşlar acırlar ve isterse onu uçarabileceklerini söylerler.İki kuş bir çubuğun iki yanından gagalarıyla tutarlar, kaplumbağa da ağzıyla ortadan tutunur ve uçamaya başlarlar, uçmak kaplumbağanın o kadar hoşuna gider ki, heyecanlanıp ağzını açınca ait olduğu yere düşer.

Eğer Nazım Hikmet; bana mutsuzluğun resmini çizebilirmisin Abidin deseydi, emin olun filmdeki kızın gözlerindeki mutsuzluktan daha iyi bir model bulamazdı.Filmin konusu Irak-Türkiye sınırındaki mülteci kampında ki çocukların kara mayınlarını toplayarak hayatlarını sürdürmeye çalışmaları.Filmi izlemenizi çok isterim.

Evet kaplumbağalar da uçar ama onları uçuran rüzgar kesildiğinde ait oldukları yere çakılırlar.


Amerika'nın Irak'a saldırısına birkaç gün kala Irak-Türkiye sınırında bir Kürt mülteci kampı... Boş kovanların, yakılmış tankların ve bomba çukurlarının orta yerindeki köyde ailesini yitirmiş Satellite (Uydu) lakaplı bir çocuk yaşar. Satellite günlerini televizyon antenlerini tamir ederek ve üç beş kelime bildiği İngilizcesiyle uydu kanallarındaki savaş haberlerini meraklı ve tedirgin köylülere tercüme ederek geçirir. Genç adam ve köyün ona hayran diğer çocuklarının bir de gelir kaynağı vardır: Mayın toplamak... Toprak altından hayatları pahasına çıkardıkları mayınları Birleşmiş Milletler'e geri satarlar. Kaza sonucu birçoğu kollarını ve bacaklarını kaybedip sakat kalmıştır..



  1. Glass Bear', En İyi İstikbali Film ve Barış Film Ödülü, Berlin Uluslararası Film Festivali, 2005.
  2. 'Golden Seashell', En İyi Film, San Sebastián Uluslararası Film Festivali, 2004.
  3. Jüri Özel Ödülü, Chicago Uluslararası Film Festivali, 2004.
  4. Uluslararası Jüri ve İzleyci Ödülü, São Paulo Uluslararası Film Festivali, 2004.
  5. 'La Pieza' Ödülü, En İyi Film, Ciudad de Mexico Uluslararası Çağdaş Film Festivali, 2005.
  6. İzleyci Ödülü, Rotterdam Uluslararasi Film Festival, 2005.
  7. 'Golden Prometheus', En İyi Film, Tiflis Uluslararası Film Festivali, 2005.
  8. 'Aurora' Ödülü, Tromsø Uluslararası Film Festivali, 2005.
  9. 'Golden Butterfly', Isfahan Çocuk Filmleri için Uluslararası Festivali, 2004.
  10. 'Gold Dolphin', Festróia - Tróia Uluslararası Film Festival, 2005

27 Mart 2012 Salı

Kaos

Bu günün programı günler öncesinden belliydi. Fikri Mühim'in davetlisi olarak önce Etiler Hillside Clupde kahvaltı yaptık, sonra da yarın vizyona girecek olan Kaos -Örümcek Ağı filminin ilk gösterimini izledik. Bu uygulamayı geçen yıl Çağan Irmak'da yapmıştı ve Prensesin Uykusunun galasını blogcularla birlikte izlemişti...

Kahvaltıda bir çok blogcuyla tanışma fırsatım oldu.Bir buçuk saat kadar süren kahvaltı sonrası filmi izlemek üzere Wings Cinecity sinema salonuna geçtik. Hep diyorum ya;artık yerli filmleri izlerken gururla izliyorum. Kaos filmini izlerken de aynen bir Amerikan filmi izler gibi izledim. Aksiyon sahnelerinin başarısı artık yabana atılır gibi değil. Aksiyon sahnelerinde ki rap müzik de zaten tempolu olan filmin temposunu daha da artırıyordu. Rojda Demirer'i zaten çok severim bu aksiyon filmine de çok yakışmıştı. Angeline Jolie gelse havasını alırdı valla...
Kısaca filmi beğendim, test ettim onayladım.Gökhan Mumcu ve Cemal Hünal yani bizim Issız Adamımız da aksiyon sahnelerinde süperdiler.






Film çıkışı, Beşiktaş'a inince acaba Ortaköy'e geçsek mi? dedik ama sonra vaz geçip eve döndük.Kocam, klübüne yollandı ben eve döndüm. Yolda bu kargaya rastladım, ağzındaki yaprağı ne yapacaktı anlamadım. Ama görünüşü çok şaşkındı, bir o tarafa bir bu tarafa bakıyordu.

Eve geldiğimde öğle yemeği saatimi neredeyse bir saat geçmişti. Şimdi ızagarayla falan uğraşmayayım dedim ve kendime bu tabağı hazırladım. Yumurtaları kaynayan suya kırdım beyaz kısmı tamamen pişince , kevgir yardımıyla çıkardım. Üstüne baharat ve birer damla sızma yağ damlattım.

Şimdilik bu kadar diyelim...

26 Mart 2012 Pazartesi

foto-pazar eki

Pazar gününün programsızlığı aniden şahane bir güne dönüştü.Naziş arkadaşlarıyla Kuzguncuk' da kahvaltı yapmak için, biz de karı koca -hadi bari koruda birer kahve içelim diye çıkmak üzereyken Gamse aradı.Arkadaşlarla program yapmıyoruz, Beylerbeyi'nde buluşalım dedi. Biz kapıdan çıkmak üzereydik O' daha Şaşkınbakkal'daydı. Eş zamanlı buluşabilmek hem de yürüyüş yapmış olmak için Kuzguncuk'a yürüdük.Oradan minübüse atlayıp Beylerbeyi'ne geçtik

.Beş dakika geçti, geçmedi Gamsegamse çıka geldi.Açım dedi baktık saat zaten bir olmuştu. Arkadaşlarımla gittiğim balıkçıya götürücem sizi dedi ve kıyıda ki, Tarihi Beylerbeyi Balıkçısına gittik.

Benim şok diyetimin son günüydü, öğle yemeğinde beyaz veya kırmızı et ve salata var, ama ekmek yok.O yüzden en büyük balığı sipariş ettim:)Onların karides güveçinin sadece çatal ucuyla tadına baktım.Balıklarımız, manzaramız süperdi. Bizim sohbete, arka masadaki grubun, önce Maldiv anıları sonra gidecekleri Brezilya turu heycanı karıştı. Yaş ortalamaları kocamın deyimiyle ununu elemiş ,eleklerini artık duvara asmış civarlardaydı. Valla kendilerini içimizden tebrik ettik ve grubun en konuşkan hanımının tiyatro anılarına geldiğinde kalktık.



Bir yerlerde oturalım çay kahve içelim , gazetelerimizi okuyalım dedik. Öneri yine pazar gününün organizatörü Gamse'den geldi. Hadi Beylerbeyi Sarayının bahçesinde okuyalım, çayımızı neyin içelim dedi. Valla , kızları da analarına çekmiş dedim, program yapmakta üstlerine yok. Saraya gittik. Bahçesi yine efil efildi. Burası zaten Abdülaziz'in yazlık sarayıymış, ısıtma sistemi yok. Yazın en sıcak aylarında bile içerisi çok serin.Beylerbeyi Sarayına gidince , öyle kendi başınıza gezmek yok. Diğer müzeler gibi:)) Grup grup içeri alınıyorsunuz ve rehber gezdiriyor.Müze kart saraylarda geçmiyor haberiniz olsun.Pazartesi ve perşembe günleri hariç hergün açık. Giriş 20 lira biliyordum ama 15 lira aldılar . Gamse zaten ücretsiz giriyor. O yüzden demek ki zırtada pırtta da Beylerbeyi Sarayına geliyorlar:)) İçeri girdik, önce baktık rehberli turun başlamasına 15 dk. var daha, bahçede gezindik , resimler çektik. Sonra zil çaldı içeri girdik. Bizim grupta İranlı bir çift vardı. Çok sevimlilerdi. Rehber Şah Rıza Pehlevi'nin Cumhuriyet döneminde misafir olarak, sarayda kaldığını söyleyince; Has Şah , has şah dedi. Bizim grupta bir de öpüşgen çift vardı:)) öpüşe öpüşe sarayı gezdiler:))Saray, Dolmabahçe Sarayı tarzında. Özellikle tavan süslemeleri beni çarpar buranın. Abdülaziz denizciliğe çok meraklıymış o yüzden tavanlarda, Yelkenlilerin bolca olduğu
denizli tablolar var.Bu taraflara yolunuz düşerse ve de burayı gezmesseniz, hayatınıdan bir rengi esirgemiş olursunuz.



Bu salonda ki masanın üstünde gördüğünüz saat; tersanede yapılmış, saat başlarında mehter marşı çalıyormuş.



























Saray gezisi bitince, arka bahçesindeki kafeterya bölümüne geçip, çaylarımızı içip gazete okuduk. Hava ve ortam o kadar güzeldi ki akşam olunca zor ayrıldık oradan.Hemen , Sarayın önünden de taksiye atlayıp eve geldik.

Akşam hep birlikte Survivor izledik. Gece kitap okumadım, gözüme çay banyosu yaptık. Çay poşetlerini gözümün üstüne koyup 20 dk yattım. Biraz iyi geldi. Gözüm ağrımıyor ama hani bir yerinizi çarparsınız da günlerce orası sızlar ya öyle bir duygu vardı. Bu sabah kalktığımda da artık hiç bir şey yoktu.

Bu sabah kızlar gittikten sonra, şok diyetimin bitişini simitçi fırınından alınmış çıtır çıtır simitve peynirle kutladım...Ve de bir film izledim. Bu ara yerli filmlere ağırlık verdim farkındaysanız. Çok seviniyorum artık iyi oyunculukları izledikçe, film platolarının doğal platolar oluşunu gördükçe.
Bu günkü filmim BENİ UNUTMA''adlı filmdi. Aşkın kavuşamama hali değildi bu kez, kavuştuktuktan sonra ki haliydi. Birinin yanında ne zamana kadar durabilirsiniz haliydi.Unutulmanın bazen ölümden bile korkutucu olma haliydi. Biraz da çok sevdiğim unutma beni çiçeğinin hikayesiydi. Benim bildiğim hikayeden çok farklı bir hikayeydi ama bu da güzeldi. Olabilirdi, o hikaye de bu çiçeğin isim hikayesi olabilirdi.

Bu gün zinhar evdeyim, genel temizlik günü, evi haftaya hazırlama günü...

25 Mart 2012 Pazar

pazar söylencesi...rüyalarda buluşuruz




Şok diyetimin üçüncü günündeyim. Fena gitmedi ama biraz gerginmişim:))
Hafta Sonuna iki film bir kitap sığdı. Daha önce elime aldığım ama araya nedense başka kitaplar girince bu günlere sarkan; Arıza Babaların Çatlak Kızları-Ayten Kaya Görgün'ün. Bir göç hikayesi ile başladı ama sonrada gerçekten de arıza babalarla çatlak kızların hikayesine dönüştü. Ha şimdi ne yapacak bu kızlar diye elimden bırakamadım gece. Zaman zaman sanki Sıdıka'dan, zaman zaman Sevgili Arsız Ölüm'den sahneler getirdi aklıma. Bir bölümünde başına gelen için çok acı ama anlatılınca komik olan bir yerinde çok güldüm.Bir yerlerde yaşayanların, başka hayatların ama yanıbaşımızda da olabilenlerin hayatları...ben sevdim kitabı.Leylak Dalıcım, Madeni Cesaretim sağolasınız var olasınız.Hayatıma her gün katacak, renk verecek bir şey çıkıyor valla sizden...

İlk film üye olduğum bir siteden geldi.Devrimden Sonra...Türkiye'de sosyalizm olsaydı ne olurdu filmin konusu...Bu yaklaşıma futurizm deniyor. Yani futiristik film, modern bir yaklaşımla, gelecek hakkında öngörüyü işleyen bir film oluyor. Umarım açıklayabilmişimdir. Üşendim şimdi googleye bak, araştır yaz :)Film kadrosu çok güçlü, şaşırdım izledikçe.Biz cumartesi günü kahvaltı yaparken karı koca izledik. Filmin öyle çok güçlü bir yapısı yok, sanatsal yanı yok, aksiyon yok, romantizm yok , biraz belgesel havasında çekilmiş gibi... ama izlemenizi öneririm.Bu nasıl iş demeyin.Son bölümde Cezmi Baskın çok komikti. Ben zaten Cezmi Baskın'ı görünce izlemeye karar vermiştim.























İkinci film ise her hafta yapmaya çalıştığımız aile sinema etkinliği idi.Capitol 4 nolu salonda izledik. Yatar koltuklara yattık, keyif yaptık. Gitmeden önce fragmanlarını izlemiş çok beğenmiştik ama izlerken o kadar beğenmedik. Aslında filmin cümlesi güzeldi.- ''Herkesin veremediği bir mektubu vardır'' -ben düşerim bu cümlenin peşine dedim:))Oyuncu kadrosu süper, film platosu görevini yapan Bolu'nun Göynük kasabası harika. Tabi biz hadi Göynük'e gidelim demeye başladık bile. O çınarların altında yürümezsem, o merdivenlerden kule'nin olduğu tepeye çıkmazssam, o minicik fırından ekmek almazssam, ağaçlar altındaki o banklarda oturmassam olmaz. Hikaye güzeldi, müzik güzeldi, oyuncu kadrosu süperdi. Filmde bir zorlama vardı , çözemedim.

Saatlerimiz ileri aldık. Bundan böyle böyleymiş. Bir daha geri almayacakmışız. Şimdi ilk bu saatlerle oynandığında kalsaydık, saat kaç olurdu meselesine taktım. hepimizin bir biyolojik saati var. Ben erken kalkmaya kurgulanmışım. Abi şimdi ben bir saat geç mi? kalkıyorum, yoksa zaten erken kalkan bu bünyeyi siz bir de bir saat daha mı? erken uyandırıyorsunuz.



Gamse derse gitti, Naziş henüz yatıyor. Biz kendimize Göksel Baktagir ziyafeti veriyoruz. Bu şok diyet yüzünden sabah kahvaltılarını ailece yapamadık bu hafta sonu. Çayımla eşlik ediyorum onlara. Onlar'da Allah versin, daha ziyade etsin. Benim yediğimde içtiğimde gözleri kalır ama simitleri, zeytinli açmaları, yumurtaları , caaanım peynirleri löp löp götürdüler gözümün önünde.
Neyse bu gün son gün, yarın normal yaşantıma yani normal diyetime dönüyorum.

Ah! bi de de dün gece uykumdan gözümün ağrısıyla uyandım. Ama ağrıyı tarif edemem sanırsınız Arıza baba Hıdır, çatlak kızı Eylem yerine benim gözüme yumruk attı. Kalbim sanki, gözümde attı ve oyulur gibi ağrıdı. Kalktım buzdolabından , şu içi jelli gözlüklerden aldım taktım, bir tane parol aldım, lavanta yağı ile şakaklarıma masaj yaptım. Dalmışım sonrasında. Sabah kocam bana rüyasını anlatıyor, rüyasında göz doktoruna gitmiş. Doktor tek gözünü 24 saatliğine kapatmış. Hey yavrum hey dedim, karın azap içinde kıvrandı, sen rüyalarında doktora git. Bir de demez mi? kapatalım gözünü, doktor öyle söyledi. Biz tasaaruf ediyoruz böylelikle, birimiz hastalanıyor, öbürü rüyasında doktora gidip , reçete yazdırıyor.


Hava çok güzel ama şimdilik bir programımız yok. Naziş, biraz kırgın gibiydi, dinlenerek geçirmek isteyebilir günü...Gamse zaten dışarda.Yani kocamın deyimiyle; ne gele gele diyorum, bu gün için.

İyi pazarlar olsunnn

düzenleme:)) ben yazıyı yazarken program yapıldı. Naziş arkadaşlarıyla Kuzguncuk'a kahvaltıya gidiyor. Biz de koruya kahve içmeye. Belki Gamse dönüşte bize katılır.

23 Mart 2012 Cuma

Bu günün ilk güzelliği, sabah maillerimi açtığımda;Elma Kokulu Ev'in yazarı Mustafa Uysal'dan gelen maildi.Mustafa Bey , Tavşanlı'ya seyehat düşünürsek , kitapta adı geçen yerler için bize rehberlik edeceğini yazmış:) Bir kaç defadır yazarların bu tür geri dönüşlerini yaşadım ve çok memnunum. Okuyucu yazar iletişiminin bu boyutlara ulaşması her iki taraf açısından da çok olumlu oluyor çünkü.Kendisine teşekkür ediyorum nezaketinden dolayı.

Kahvaltı sonrası koruya yürüdük karı koca, çayımızı içtik şu manzaraya karşı.
Dönüşde bir kaç emlakçıya uğradık. Evimiz artık bize küçük geliyor o nedenle , biraz daha büyük bir eve çıkmak istiyoruz. Ama bir hendikapımız var ki, o da buraya bağlılığımız.Üsküdar ikimizin de vatanı. Benim doğduğum Kocamın da ilkokuldan itibaren basmadık taş bırakmadığı bir yer. Fakat çok yerleşik bir semt olduğu için insanlar burada kolay kolay yer değiştirmiyor, yani ev bulma olasılığı çok kısıtlı. Emlakçılarda aynısını söylediler. Boşalan evler de çok eski en az 30-40 yıllık.Olmadı Kadıköy tarafına doğru düşüneceğiz. Bu günlerde sırf bu yüzden biraz huzursuzum.Neyse işte , emlakçılarla sohbet muhabbet ettik bu minvalde. Sonra koca klübüne ben eve döndüm.

Eve geldikten sonra yemeğimi yedim , Gamse aradı, servisten inince eve gelene kadar ya babasıyla ya benimle sohbet edecek böyle bir alışkanlığı var. Bu kez önce babasıyla sohbet ettiği için, tüm haberleri almış olarak eve geldi:)) ve bana ilk sözü AÇIM oldu. Ben adamımı bilmezmiyim, hazırlığımı yapmıştım zaten. Hemen köftelerini ızagara yaptım, tahıllı ekmeğin üzerine dizdim. Hardallı sosu bızıızızt gezdirdim üstüne, domates ve roka eşliğinde sundum. Gözlerini dört değil sekiz açtı bu neeee diye.Yemeğini bitirmişti ki Meral uğradı, hadi onlarla sohbet muhabbet derken , dışarı çıkalım dediler. Gelmem dedim, şimdi yiyip içeceksiniz, gözüm kalacak:)Ben onlara katılmayınca, alışveriş karışık program yaptılar ve gittiler.Naziş eve geldiğinde , onları aramadan eve geldiğine pişman oldu:))

Kızları evden gönderince hemen kendime çay yaptım ve bir film koydum.Tom Hanks ve Julia Robert's in baş rolde olduğu LARRY CROWNE adlı filmi izledim. Son derece keyifli, hiç bir iddası olmayan, samimi bir film. Çok keyifle izledim. Zaten iki oyuncuyu da çok severim.


Bu günlük de bu kadar.

22 Mart 2012 Perşembe

Şok şok şok

Bu gün diyetisyen kontrolüm vardı. Evet kilo vermeye devam etmişim ama o kadar yürüyüşe istenilen düzeyde değil. O yüzden üç günlük bir şok şok şok yapacağız. Bu üç günün sonunda yine normal programa döneceğim. Şook şoook şok dediysem , ölüm orucuna girmeyeceğim tabi. Kahvaltı dışında ki ekmeklere üç günlük bir veda ve üç ara öğünümde de meyva var... Sadece bir ara öğün meyva+süt.Ne yapalım girdik bir yola artık. Ne icap ediyorsa yapacağız(mı).

Aslında bu gün başlayacaktım şok programına ama hadi ödül yemeğini bu gün yiyelimde öyle başlayayım dedik. Şaşırdınız dimi biz ödül yemeklerini ailece yiyoruz da:)))Diyet yemeklerime sulanırlar, ödül yemeklerine benden önce koşarlar:)). Ben oyumu pideden yana kullandım. Bir tek aklıma o düşüyo çünkü. Izgara et, tavuk zaten yiyorum. Daha önce size ballandıra ballandıra anlatıp, ağzınızın suyunun akmasına neden olduğum pidecimize gittik. Ama ve de ammaaaa ben yine kocamın; gel seni değişik bir yoldan götüreyim tufasına yine düştüm. Yani ucunda pide olmasa sokakta saracaktım, yine mi aynı şey diye. Doğancılar, Musahipzade Celal tiyatrosunun yanındaki pideciye gitmek için İmrahor'un bütün sokaklarını yürüdük. Bir de hangi yönden geliyoruz onu söyleyeyim size...Koşuyolu'ndan...Amma velakin , sokak isimlerine bayıldım. Gelin Alayı sokak ve Tunus Bağı aklımda kalmış.Bir de orada ki bir lisenin dağılma saatine rastlamışız. Ben liseli kızların bu kadar gürültücü olduklarını bilirdim de bu kadar bilmezdim. Tüm semt çın çındı...çok hoşlardı...Sonunda ,pideciye oturduk, pidelerimizi yedik, eve de paket yaptırdık , geldik. Geldik ama iş bitmedi. Öğleden sonra da babamın randevusu vardı.Ona da gittik, geldik. Şükür ...iyi...ilaçlara devam...Ben orada doktorla konuşuyorum, babam oceral derdinde hay Allahım ya o ne diyorum , mantar ilacıymış.Onu da yazsın diyormuş:)))Böylece nöroloji doktorumuza mantar ilacı da yazdırıp bir taşla iki kuş vurduk:)))

Bu gün film , kitap söyleşisi yapamıyoruz valla, olsa dükkan sizin de. Bu gün ne kitap okuyabildim ne film izleyebildim.

Bu yazı bitince yemeğimizin yanına erişte haşlayıp, salatayı da hazırladım mı? Arıza Babaların Çatlak Kızlarına devam.