Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

7 Mart 2012 Çarşamba

Üsküdar'da sabah


Bu gün bir animasyon filmi var size...ABD'de gişe rekorları kırmış. Dünyanın en kötü adamına bile sevgi eksikliği çekebileceği, sevmeyi öğrenebileceği gibi bir mesaj aldım.İlle de bir mesaj almak da gerekmiyor, bu tür kaygu taşıyan kitapları da filmleri de pek sevmem zaten. Filmi sevdim. Ekran karşısında eğlenceli , renkli bir zaman geçirdim. Çocuk tombalak izleyebileceğiniz gibi , bir yetişkin olarak da izleyebilirsiniz.Size bir fragman koyardım ama buraları video ile çok yükledim bu ara. Kötü karakterin baş karakter olması, küçük kızların kostüm tasarımları, renkleri, yüz ifadeleri filmin ilgi çeken yerleri.Baş karakter Gru'nun Türkçe seslendirmesini Ata Demirer yapmış. New York'dan Özgürlük Heykelini, Paris'ten Eyfel kulesini çalan Gru, piramitleri başkası çalınca; annesi tarafından bile aşağılanır, şöhreti sarsılır . O'da Ay'ı çalmaya karar verir:))Ama bu arada yetimhanede ki üç küçük kız onu baba olarak seçmişlerdir kendilerine... Bence çok başarılıydı.Eğlenceli, samimi , sevimli çok renkli bu filmi izleyin derim ben... İzlerseniz süper olur kategorisine koydum.

Aşağıdaki resimler, sabah yürüyüşümden size selam söyleyenler. Karabataklar, martılar, kediler, Kız Kulesi, karşı kıyılar, denizde ışıldayan güneş ışıkları ...Biraz dikkatli bir göz, elini kaldıran Galata Kulesini bile görebilir:)
Yürüyüş sonrası, çorbacımıza gittik, ben bir kaç gündür çorba içmemiştim. Halbuki diyetimde bir dilim ekmek karşılığı çorba var. Çorbamızı içtik. Burası, içeri girdiğimizde çalışanların artık bizi tanıdığı, gelip hatırımızı sorduğu, ne yiyeceğimizi bildiği bir yer.Çorbalarımızı da içtik, Koca klübüne gitti ben eve döndüm. Gelir gelmez çayımı da koydum işlem tamam oldu.

Bu akşamın dizisi Muhteşem Yüzyıl. Koca akşam maça gideceğini söyleyince ama Kanuni var bu gece dedim. Yemişim Kanuni'yi dedi. Beşiktaş maçı varmış:))Naziş'de dışarda biz sanırım Gamse ile izleyeceğiz.

6 Mart 2012 Salı

yaz kızım, sen de anlat Lale...

Bu günün ilk programı;diyetisyen randevusuydu. Fena sayılmaz...Ama geçen haftalarda çok daha iyiydi. Neyseki verdiğim kilonun hepsi yağ yakarak gitmiş. Bu kısım sevindirici.Son hafta gerektiği gibi yürüyüş yapamadım ve su az içtim. Sanırım ufak aksama o yüzden.Yine de çok iyi dedi.Ödüle devam:))

Diyetisyen randevumu onaylatırken %40 zammı müjdelediler. İçimde bir yuh çektim. RTE ve ailesi sürekli bu hastane ile ilişkide olduklarından, iki yıldır çok fazla gündemde olunca burası lüzumundan fazla kalabalık bir yer oldu. Bizim İlker'in burada doktorluk yaptığı yıllardan da alıştık.Kıyısını köşesini bildiğimiz bir yer. Önce bir dellendim ama sonra çıktık artık bir yola dedim.

Kontrol işim bitince, hadi yine Harem - Üsküdar yürüyüşü yapalım dedik. Hem boğaz havası, martıdır, karabataktır, Kız Kulesidir manzaralı yürüyüş oluyor, hem de yürüyüşe çok elverişli bir güzergah...Menzilde de ev var üstelik:)) Yürüdük ama kapşonumu örttüğüm , gözümde güneş gözlükleri olduğu halde gözbebeklerim dondu sandım. Arada yüzümü yokladım. Yani yüz felci olmamak elde değildi. Böyle sahtekar bir güneş vardı bu gün. Bir de pırıl pırıl parlamaz mı üç kağıtçı:)

Üsküdar'a gelince Kocamın da market gezesi tuttu. Daha doğrusu bir iki aydır büyülü bohça yeşil çay bulmakta zorlanıyoruz. Bu gün Migrosta bile yoktu mesela. Oraya bakalım buraya bakalım derken ben yalpalamaya başladım. Valla ben gidiyorum dedim, O'nu orada bırakıp eve geldim. Arkamdan telefon açtı , bulmuş depolamış:))

Eve gelince hemen kendime bir sıcak çay yaptım. Biraz dinlendim ve Okey grubumla buluşmaya gittim. Oyunun başlarında önde önde gidip tur bindirirken, sonunda düşme hattındaydım:) Bu günkü ödülümü de onlarla birlikte kullandım bu kez. Ödül yemeğim bu kez güveçti... Valla süperdi...Özlemişiz birbirimizi.

Şimdi Buket Uzuner'in yeni çıkan kitabının müjdesini vereyim. Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları dörtlemesinin ilk kitabı SU-Ben sipariş ettim sanırım iki üç güne kadar ancak elime geçer.

Bir de şiir seçtim size bu gün. Çok uzun olduğu için buraya hepsini değil sadece en sevdiğim bölümünü aldım...

Bekir Sıtkı Erdoğan'dan Maria...


Ben yalnız sana inanıyorum
Yalnız sana, MARYA...
Beni kahrediyor böyle geçen her gece
Bu hoyrat yıldızlar, bu su, bu okyanus, bu yer
Ve gökyüzünde emanet duran şu asma fener.
İnan ki sevgili MARYA
Ne varsa hepsi yalan, hepsi keder
Ve hepsi omuzumun üstünde çaresiz bir yük
Ve hepsi angarya.
Biliyorum bu sabah güneşle beraber biliyorum
Bir vapur demirleyecek bu nankör limanda
Pol'un ebedi matemine rağmen
Virjini olabilirdi bu vapurda
Ama sen yoksun biliyorum sen yoksun.
Baharda geleceğim diyordun hani
Haydi gel daha ne bekliyorsun işte mevsim bahar ya.


Burada adı geçen Pol Ve Virgini Bernardin De Saint-Pierre'nin Pol ve Virgini adlı kitabının kahramanlarıdır. Ortaokuldayken dönem ödevimdi.O yüzden şiirin bu kısmında ben tanıdıklara rastlamış gibi oluyorum:))
Şiirin tamamı için burası

Bir de link size bir armağan niyetine gelsin çünkü bana öyle geldi...Tüm Beyoğlu sevdalilarına ve de Beyoğlu'nu merak
edenlere,orada ki tarihi apartmanların, kiliselerinin, meydanın ,Çiçek pasajının hikayeleriyle hem de. Beyoğlu'nun adının nereden geldiğini ben de bilmiyordum öğrendim ve de şaşırdım. Muhteşem Yüzyıl izleyenler hatırlayacaklar.Dizide sürekli bir Venedikli Tacirin adı geçer, zaman zaman da görünür...Sinyor Gritti...Babası Venedik Devlet Başkanı olmadan önce Beyoğlunda yani o zaman ki adıyla Pera'da yaşarken tanıştığı bir kadından olan gayrı meşru çocuk. Babası devlet başkanı olunca, bakar ki ne de olsa gayrı meşru bir çocuk ve Venedik'de ona ekmek yok. Babasının Pera'da ki evine geri döner ve ticaret yapmaya başlar. Osmanlı-Venedik elçisi olur. O geçerken, Bey oğlu geçiyor, Bey oğlu geçiyor derlermiş. Oradan kalmış Beyoğlu adı. Sonraları bir Osmanlı cellatının elinde can vermiş. Artık izlerken bir başka bakın Gritti'ye...Yalnız şu anda resimde gördüğünüz oyuncu değişti. Artık bu rolü Elveda Rumeli'nin kaymakamı oynuyor.


Bu günün dağarcığında bunlar vardı.

5 Mart 2012 Pazartesi

pazarcılar, Madam Artur, Kadının Fendi

Bu gün pazarcılara içim ezildi, sessiz sesiz durmalarına:)) yok yav bu iş bize göre değil. Türkan Şoray da buradan aldı beş lira borcu kaldı diye bağıra bağıra satış yapan pazarcıların olmadığı pazara ben pazar demem.

Bu gün izlenmedik film kalmasın etkinliğine devam ettim ve çok güzel bir film izledim ve bu filmi size kadınlar günü hediyesi olarak veriyorum. İzlemezseniz küserim hatta çok küserim. Eğlenceli,kadın hakları, dostluk hepsi hepsi var. Sosyal adaletten yana bir film.haklar ayrıcalık değildir...Birşeyleri doğru yapmazsan;aynada kendine bakamazsın... Filmden cümleler.
Feminist bir yaklaşımla çekilmiş ve de gerçek hayattan esinlenilmiş olduğu da filmin notları arasında...Aşağıda fragmanını izlerseniz nasıl bir film olduğu konusunda fikir sahibi olabilirsiniz.








Bu gece yeni bir kitaba başlıyorum ama öncesinde Madam Artur Bey ve Hayatındaki Herşey ile ilgili bir kaç cümle edelim. Tuhaf insanların tuhaf hikayeleri diyebiliriz öncelikle.Bir de kitaptan en aklımda kalan cümleyi söyleyeyim.Cevapsız kalan soru aslında cevabı işaret eder...Mine Söğüt'ün Cihangir Postasının gönüllü editörü olduğunu öğrenince daha bir sevdim kendini. Cihangir gazetesi nasıl keyifli bir yayındır anlatamam. Bizim aile efradının büyük bir bölümü burada ikamet ettiği için elime geçer tabi zaman zaman:)


Yarın, diyetisyen randevum var, bakalım ne olmuş . Sonrasında da okey grubumla buluşup okey oynayacağım.

oki doki yeter gece gece bu kadar...

4 Mart 2012 Pazar

Ben bu hafta sonu

Bu filmi izledim...beğendim...Sizin en iyi zamanınız hangisi? yaşadınız geçti mi?...şu an mı?...yaşamadınız mı?
Şişli -Kırık Tabakta yemek yedim...Ay fazla oldu dediğinde yersin yersin çok güzel diyen komşu teyze gibi servis elemanlarının olduğu...anne yemekleri lezzetinde enfes yemeklerin tatlıların olduğu bir yer... Yolunuz öğle yemeği saatlerinde Şişli tarafına düşerse; Ağa Camiine gelmeden ilk ışıklardan karşıda...

Cancan'la Muppet Show İzledim...O artık bir beyefendi...Yemeğini kendi yiyor...Markette çikolatanın ne kadar zararlı olduğunu herkese anlatıyor. Ve çorbasını içtiği yetmiyor gibi-Ciciannenin çorbasını eve götürelim diyor. Ben götürmesi için kapalı kaba çorba koyarken de- çok koy cicianne çok koy diyor. Ve Ciciannesine çekmiş sinemaya ve kitaplara bayılıyor:))
Bu kitabı okudum... Mine söğüt okurken cinlere perilere karışmak her zaman olası... Çok beğendim...

bu kaaaa...

3 Mart 2012 Cumartesi

Ağzında çocukluğunun menekşe şekeri, fındık ağaçlarının dibinden toplayıp solmasınlar diye çay bardağında suya koyduklarının kokusunda hem de...

Aylar önce nette görüp benim de olsa diye hayalini kurduğun kolye boynunda...

Okuduğun kitap çok şık bir kılıfla elinde...(Gamse, benim olsun bu demekte)

Seni tedirgin eden konuyu kafandan atılmış

Sohbetine, bir de kırk yıl hatırı olan bir kahve eklemiş...

Melek kanatlarını omzuna koymuş.


Altı yıl önce bir soba hikayesine gelen yorumla başlayan hikaye bu güne kadar gelmiş...

Üstelik bunların hepsini bir kişi yapmış....


Ataletim canım benim, hayatımızda olduğun için bin teşekkür sana...

1 Mart 2012 Perşembe

bıdı bıdı vıdı vıdı

Dün sabah uyandım ki uuuuu dışarısı kar boran fırtına...Her yer bembeyaz ,lapa lapa kar yağıyor.Kahvaltı için de programım(ız) vardı, Kız Kuleli Kız Kuleli ama malesef hava şartları yüzünden iptal oldu. Kızlar enseyi karartmayın haftaya planı aynen yürürlüğe koyuyorum:))
Buna en çok Gamsegamse sevindi, çünkü dün evdeydi. Hadi birlikte kahvaltı yaparız, evde kız kıza parti yaparız derken, Zuz aradı...Ne yapıyorsun diye, program iptal deyince-aaa, bu gün boşum sana geliyorum o zaman dedi.Açım açım diyerek içeri girdi.Zaten benim de yemek saatim gelmişti. Neyse hadi oturalım dedim. Onların mönüsü şöyle, akşamdan kalan patates kavurmasına(ne yapayım fazla yapmışım)yumurta kırdım, kıymalı börek, ekler, çay...Benimki rokaların üstüne yatırılmış, tavada iki üç cızlatılıp baharatlanmış tavuk parçaları.Zuz dedi ki-iyi de abla, insanın canını istetiyorsun, o tabak öyle olunca tabi herkesin canı ister dedi. Ben de ne bileyim sizin bu gün benim başıma toplanacağınızı, ben kahvaltıya gidecektim, bunu da akşam yemeğim için buzluktan indirmiştim dedim ama gönlüm razı olmadı, kalkıp aynını yaptım onlara da...

Günün geri kalan kısmında Hürriyet gazetesinin internetteki bilgi yarışmasıyla oyalandık.Edebiyat ve sinemada çok iyiyiz ama tarihte çuvalladık.Ben bir ara akşam yemeği için ayrıldım yanlarından bezelye , pilav pişirdim. Kendim içinde, önceki akşam ıspanağı çok çok z yağlı bol soğanlı kavurmuş , bir kısmını yumurtalı yapmıştım. Geri kalanına da, dolapta bir kaseden az kırmızı buğdaydan yapılmış bulgur pilavı vardı. Pilavdan iki üç kaşık alıp tavaya koydum, üstüne de bir kaşık salça ve kırmızı biber koydum , onları bir kaç kez tavada çevirdikten sonra üstüne de o bol soğanlı kavrulmuş ıspanağımı koydum, yine çeviriyorum onları tavada, oh diyorum üstüne de yoğurdumu koyarım misss... O sırada salondan bir ses- abla o kokan yine senin yemeğin mi?)) Neyse zaten fazlaydı akşam kendiminkini aldım , geri kalanını masaya koydum. Kapış kapış yediler çok güzel diye.

Akşam Zuz ile ben Fatmagül izledik. Geri kalan zevat ise yeni başlayan Suskunları izledi. Konusunu dildiğim ve daha önce filmini izlediğim için özellikle ilk bölümü izleyemeyeceğimi söyledim. İşte şu filmden aparılmış dizi...Fakat, kastı çok beğendim. Tiplemeler çok oturmuş. Fatmagül'ün özeti bitene kadar biraz baktık. Bizimkiler ,dizi bittikten sonra, çok güzeldi dediler.
Dizi deyince bana bazen Uzaklardan bazen de çok yakınlardan yazan Uzaklar, çoktandır aklımda olan bir şeyi hatırlatmış. Alemin Kralı diye bir dizi var.İnternette videoları çok dönüyor. Burada ki Kubat isimli karakter, sürekli karısını dövüyor ve bu nasıl sevimli, komik gösterilmeye çalışılıyor şaşarsınız. Cem Yılmaz'ın cips reklamında, dolandırıcıyı sevimli gösteriyor diye reklamın yayından kaldırılmasını isteyen RTÜK sanırım bunu görmüyor. Ya da, bir filmde bir dizide diyelim bir berberi, fırıncıyı, kapıcıyı kötü bir karakter oynasa tüm meslek odaları ayağa kalkıyor da buna kimse bir şey demiyor , şaşılacak şey.

Dünün aksine dışarıda güneş pırıl pırıl... bu günün programında Zuz ile bir kaç işimiz var, bir mor renk tutkunu kadını ziyaret var ve de aile sinema akşamımız var. Sabah sabah film seçtik:))) Çünkü filmler cuma günleri vizyona giriyor. İki film arasında kaldık biri yerli biri yabancı.Sanırım yabancı filme gideceğiz çünkü; koca kişisi yerli filmde oynayan oyuncuyu sevmiyor.

Kitap hala Dağın Sesi...çok da akıcı olmasına rağmen iki gündür doğru dürüst bir okuma seansı yapamadım.

Bu yazı burada bitsin, Zuz'da uyandı artık, programları yürürlüğe koyma zamanıdır:)

İyi bir hafta sonu olsun hepimize

29 Şubat 2012 Çarşamba

Yatak odasına kamp kurdum.Tüm günü boğazıma adadım.

Evde turunç kokusu var...

Yeni tanışılacak yazarlar var ...

Komşuda kitap fuarı olmuş, payıma düşenler var...

Çemberimde Gül Oya; bence tüm zamanların en iyi dizisi...tekrarından, bile aynı tat alınıyor.

Aristo demiş ki -eti ve ekmeği aynı adamdan alma ...annem de bir ekmek noksan al , ekmeği fırından al derdi.

Akşam yemeği için kavrulmuş patetes tavaya yayılacak, yumurtalar için gözler açılacak. umurtaların üstüne birer damla kızdırılmış tereyağ dökülecek ve pişirilecek.Yumurta sarıları kayısı kıvamında kalacak. Ve bundan zinhar yenmeyecek.Patates hala yasak. Onun yerine kendim için ıspanağa yumurta kırılacak. Etli yemek kategorisine girecek yumurtadan dolayı...

DVD oynatıcıyı nereye soktuğu Naziş'e sorulacak.

Bu kadar...