Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

15 Şubat 2012 Çarşamba

@Kafka Kafe

Bu günün keyfi Asis(Butterfly) ile yeniden İstanbul'da buluşabilmekti... Enise^ de katılınca daha bir keyifli oldu. Soğuk İstanbul sabahında sımsıcak bir kahvaltı yaptık Kafka Kafe'de... Yine çayı çok güzel menemeni çok lezzetliydi...Kahvaltıdan da lezzetli olan sohbetti... Kitaplar arasında kahvaltı etmek de cabası...

Kahvaltı, sohbet derken saatler geçmiş anlamadık bile kahvemizi Fazıl Bey'de içmek üzere ayrıldık Kafka'dan. Kahvecimizin önerisi üzerine ben zencefilli Türk kahvesi içtim, Asis ve Enise damla sakızlıyı tercih ettiler. Hepimiz de memnun kaldık. Zaten 10 kere sordular beğendiniz mi? diye :))
Kahveler içildi yanına birer sigara tellendi ayıptır söylemesi. Otlakçılıkta rakip tanımam:)Ayda yılda bir kahve ile bir karanfilli sigara tüttürüm yoksa aklıma bile gelmez. Ama keyifli bir sohbet sırasında yanımdaki arkadaşımın sigarası varsa kahvemin yanında içerim hiç anlamam... Bu gün de aynen onu yaptım...

Vedayı Baylan'da yaptık ve ben Asis ve Enise'nin binbir damak lezzetleriyle döndüm. Akşam kızlar bayram edecek...

Kadıköy'e gidince YKY'na uğramadan olmaz. İçeri girince de boş çıkmak olmaz:))Orhan Veli'nin kendi sesinden şiirlerinin olduğu cd'nin de içinde olduğu kitap alınır çıkılır.

Bu akşam Hürrem gecesi...Ortalık toz duman fragmanda gördüğüm kadariyle.

Gece saat bir gibi çok güzel kar yağıyordu. Gamse okuldan resim göndermiş oralar diz boyu kar ama buralarda şimdilik bir şey yok. Bir ara yine sulu kar yağdı ve çok soğukkk...

Bu kaaa

14 Şubat 2012 Salı

yaz kızım

Yaz kızım Lale neler yaptın bu gün:))


Bu günün en güzel olayı Zeynograf'dan gelen sevgililer günü kartıydı... Zeyno minicik bir kız...Ecehan'ın kızı...Bu kartı yollamakta ki amacı bu günün sevgi günü olduğunu göstermekti. Kendi elleriyle hazırladığı kartı, üstüne lale resmi yaptığı taş magneti, zarfı bile özenle hazırlamış olması çok ama çok güzeldi. Zeynepcim çok teşekkür ederim siz küçükler örnek olacaksınız artık biz büyüklere...Dün ev için çok çalışınca bu gün boşa çıktım, kendimi sinemaya götürdüm:)))Bu hafta tek başıma sinema keyfi yapmaya kararlıydım zaten. Marilyn ile bir hafta gerçek bir hikayeden uyarlanma...Filmdeki erkek oyuncunun canlandırdığı Colin Clark bir belgeselci ve roman yazarıymış. Filmde ilk işinde karşılaştığı Marilyn Monroe ile geçirdiği bir hafta anlatılıyor. Film güzeldi, oyunculuk iyiydi, müzikler harikaydı. Yalnız Oscar alır mı? orasını bilemem.Filmi beğendim, iyi ki gitmişim ama daha iyilerini görmüştüm diyerek konuyu bağlayayım.

Sinema salonunda birbirini tanımayan sekiz kadındık. Her sıraya bir kişi oturarak yayıla yayıla filmimizi izledik. Valla sakin sakiinn...mısır kokusu olmadan, hışır hışır sesler olmadan keyif keyif izledik.Bundan sonra karar verdim, çok izlemek istediğim filmleri böyle ara seanslarda ve yalnız izleyeceğim...

Eve dönüşte yürüdüm, yağmur hafif hafif atıştırıyordu çok hoşuma gitti. Eve girer girmez paltomu bile çıkarmadan çayımın altını yaktım.

Bu akşam Seksenler dizisinin ardından Kemal Tahir'in çok tartışılan kitabı Kurt Kanu'nun dizisini izleyeceğim. Bu akşam ikinci bölüm. Atatürk'e yapılan İzmir suikastı kitabın haliyle de dizinin konusu oluyor.Kemal Tahir bu romanıyla , tarihi çarpıttığı gerekçesiyle çok eleştiri almış.

Diziyi izleyecek olanlara kurt kanunu ne demek onu açıklama getirelim bir de... kurtların aç kaldıklarında bir daire etrafında saatlerce dönüp, ilk düşenin yenik sayılıp diğer kurtlara yem olması şeklinde son bulan kurt dansından gelmektedir. romanın ana cümlelerinden biri olan kurtlukta düşeni yemek kanundur sözü, kurt dansını imlemektedir.Kevin Coster'in Kurtlarla dans filmini de haırlayın bu arada....



Bu seneki sevgililer sevgililer günü GAMZE AKBAŞ'ın olsun. Atakan'ı annesiyle büyüsün.Herkes üstüne düşeni yapıyordur eminim... Kuzenim Funda tedavi gördüğü hastanede anatomi hocası, yarın ziyaret edip özel selamlarımızı götürecek.Ben ta gönülden inanıyorum ki donörü el birliği ile ortaya çıkaracağız.



13 Şubat 2012 Pazartesi

Bir kitap bir film

Önce film


Albert Nobbs...George Moor'un aynı adlı kitabından sinemaya uyarlanmış ve baş rol oyuncusunu 6.kez Oscar adaylığına yürütüyor bence koşturuyor bile...Erkekler dünyasında kimliksiz bir kadın olarak , erkek kılığında var olmayan çalışan Albert Nobbs'a Glen Close hayat veriyor.Filmi izledikten sonra; Glen Close'nin nasıl makyajla erkeğe dönüştürüldüğünü youtube de izledim.
19.yy da İrlanda'da geçiyor hikaye...Albert Nobbs tam yirmi yıl Dublin'in en sosyetik otelinde garson olarak çalışıyor.Filmi anlatıp keyfinizi kaçırmak istemem. Ama izlemezseniz yüzünüze bile bakmam kategorisine koydum bu filmi...


Sıra kitapta...Rus Kışı-Daphne Kalotay...

Arap baharına benzeyen bir Rus Kışı beklentisi içindeki Rusya konuşulurken bu kitabı okumak ayrı bir ironi oldu.
Eğer baleyi , mücevherleri seviyorsanız ve Çarlık Rusyasından sonraki Rusya'ya ilgi duyuyorsanız kitabı seversiniz. Sovyet Rusya dağılmadan önce gün geçmezdi ki, bir sanatçının, bir sporcunun Rusya'dan kaçtığını duymayalım. İşte tam da o günleri ve bu günlere uzantılarını anlatıyor. Başta biraz çeviriye ısınamadım, kıvrandım fakat sonra hoşuma gitti.Kitapta çokça sözü geçen amber kolyenin benzerini buldum sizin için. Bu amber taşların içinde fosilleşmiş böcek kalıntıları olur ve bundan dolayı da daha çok değerli olurmuş. Boynumda kulağımda böyle bir şeyi taşımak isteyip istemediğim konusunu aklıma bile getirmemeye çalıştım:)Geçmiş ve şimdiki zamanda, Moskova ve New England arasında gidip gelen bir roman.

Bunun dışında sizinle paylaşmak istediğim başka bir şey de göğsümü kabartan bana yeniden bir yanımın Ordu'lu olmasından dolayı duyduğum gurur... Videoyu buraya almadım. Buradan izleyebilirsiniz. Gençliğe Hitabeyi bir stat dolusu Ordu'lunun hep bir ağızdan okuyup, kaldırmak isteyenlere nasıl cevap verdiğini görebilirsiniz. Orada olup bu koroya nkatılan kuzilerimi de candan kutluyorum...

Atatürk'ün Ordu'su Orduspor taraftarından Gençliğe Hitabe


peki kitap okuyan kızı ziyaret ettiniz mi?

11 Şubat 2012 Cumartesi

Cumartesi cumartesi

Çok keyifli bir cumartesi günü geçirdik. Zeya ile bu ay içinde iki kez program yaptık ikisinde de kar yağdı...Bizim programlar da genelde akşam programı olduğu için çıkamadık.Bu gün Gamse ile Bağdat caddesine gidelim dedik. Caddeye gelince , dur bi Zeya'yı arayayım, bu saatler iş çıkışına denk gelebilir dedim ve aradım.Ben caddedeyim dedim, neredesin dedi... Şu an da Boyner'e doğru yürüyorum dedim ... Ben de Boyner'in köşeden dönüyorum dedi:)) hoop birbirimizi gördük ve güpgüzel bir gün oldu.

Zamane Kahvesinde yemeklerimiz yedik. Üstüne anne usulü sütlü kahveler, demleme çaylar içildi...gülüş gülüş sohbetler edildi. Sonra D&R da kitap saatleri yapıldı. Bir kitap alıcam, ismine bayıldım dedim hahhah ben dün aldım bile dedi. Leylak Hanım da sözünü etmişti dün. Kitabın adı, kapağı çok cezbedici , hemen karıştırdım orada yazım dili de çok hoşuma gitti ben severim bu kitabı derken, bir kaç kişinin elinde de görünce kitabın yolu açık dedim.Çikolatalı krep ve çay...İkisine de kim bayılmaz

Kitapçı çıkışı, Gamse bizden iki saatliğine ayrıldı. Biz bir kaç dükkan dolaştık, burunlarımızın ucu donunca hadi çay çay dedik. Hatta öyle bir yer bulalım ki çaylar boşalınca , sormadan doldurulsun dedik. Saat beş çeyreğe kadar çaylı sohbetimizi yaptık, ara öğün saatimiz gelince kepek ekmekli, beyaz peynirli, domatesli tostlarımızı yedik. Sonra da Gamse ile buluşma yerimize gittik. Zeya ile evinin market alışverişini yaparken; acaba dedim bundan altı yıl önce benim o boza yazıma ilk yorumu yazarken bir gün birlikte evinin market alışverişini bile yapabileceğimiz aklına gelirmiydi.

Gamse ile buluşunca vedalaştık soğuktan evlerimize koşa koşa geldik.Geldiğimizde zavallı Naziş'im yorgun argın seminerden dönmüş, uyuyordu, kızaran köftelerin kokusuna uyandı... Ne güzel kokuyooo diye geldi. E var mı? Anne köftesi gibi... Dün akşam arkadaşıyla çikolata yapıyoruz diye pek havalıydı ama:))

Bu gece Keşanlı Ali Destanı ve Yahşi Cazibe gecesi.Bu konuda iki yandan çekiştiriliyorum , kapanın elinde kalıyorum:)) Erkek tarafı Keşanlı Ali takılıyor biz Yahşi Cazibe... Reklam aralarında çay kahve molalarında görüşüyoruz.

10 Şubat 2012 Cuma

kardeş kardeş



Sabah kalktığımda karın yağmaya devam ettiğini görünce koru nasıldır şimdi kimbilir dedim ve koruya gitmeye karar verdiğimi henüz yatmakta olan Zuz'a beyan ettim. O sırada çaydanlıktan mis gibi demli çay kokusu gelmekte mercimek çorbası bir yandan fokurdamakta ve dahi yengemin elcağızlarıyla toplayıp, kuruttuğu fasulyeler haşlanmakta idi... Yani akşama kadar kendi kafama göre takılabirim artıktır bunun açıklaması.

Kahvaltıdan sonra Zuz'la evden çıktık, kar ince ince rüzgarla karışık yağıyordu. Yürürken biraz zorladı bizi...gözümüzün bebeğine bebeğine hücüm etti...Ama gittiğimize değdi.Koru ;baharda sonbaharda olduğu kadar karda da çok güzeldi. Dilruba Restorana yöneldik çay kahve molası için. Çaydır, kahvedir,manzaradır kardeş kardeş oturup sohbet ettik. Benim öğle yemeğimin saati geldiğinde Zuz^'un karnı henüz acıkmamıştı. Evde miiis gibi yemeklerim var zaten, öğle yemeği için başka bir karlı havada geliriz dedim zaten salı günü kar yeniden geliyormuş.





















Evimize geldik, sıcak sıcak mercimek çorbalarımızı içtik sonra Zuz arkadaşlarıyla buluşmak için karşıya geçip alemlere aktı.

Bizim akşam programı gayet masumane ...Yalan Dünya izlenecek, akşam yemeği sonrası çay seromonisi yapılacak falan filan...



,

9 Şubat 2012 Perşembe

geçiyordum uğradım

Bu sabah kalkıp karı görünce, dünden de ayazımı almış olunca bu gün bi görümceli okey partisi çevireyim derken Zuz aradı ablaguş evemisin diye...koş okeye dördüncü lazım dedim:)Aradığında Cihangir'deydi, 45 dk bile geçmemişti ki, sizin marketin oradayım, bir şey lazım mı? dedi.
Geldi, bize bi de şahane bir kısır yaptı. Yiyen bir daha aldı ama ben sadece tatlı kaşığı ile tadına baktım. Öyle methettiler ki artık merak ettim:))

Ben bir taraftan Üstün Dökmen Hocam'a kulak kabartıp, bir taraftan onların kısırını yandan yandan keserken ve de bir taraftan da oyun oynamaya çalışırken dibe vurdum tabi. Hatta o kadar abartmışım ki, Zuz'un önündeki taşları alıp dizmişim. Onlar benimmm diye bağırdı ama verirmiyim okey vardı:)

Kızlar hava durumu nedeniyle erkenden sökün ettiler. Zuz, Ayvalık akşamlarında kendine örgüye vurunca ve de ördüklerine biz de sulanınca, biraz önce gidip yün alıp geldiler. Kazak, atkı falan öreceklermiş.Bana Zuz örecek tabi ki...

Bu akşam Fatmagül gecesi ama kitaplarımı okumak için de sabırsızlanıyorum.

Bu sabah bir film izledim, sinemayı sadece eğlence , boş vakitleri geçirmek için bir araç olarak görmüyorsanız, mutlaka izlemenizi tavsiye edeceğim bir film izledim. Roman Polanski'den.
Acımasız Tanrı...Polanski önce tiyatroda izlemiş sonra filme almış. Dört kişi arasında ve tek bir odada geçiyor.
Tony Ödüllü bir tiyatro oyunu olan "God of Carnage", Fransız oyun yazarı Yasmina Reza tarafından yazılmış olan filmde, 11 yaşında iki çocuğun kavga etmesinin ardından aileleri arasında başlayan tartışmanın doğurduğu ilginç olayları izleyeceğiniz bir kara komedi. Gayet medeni bir şekilde başlayan konuşma işin içine alkol girince, kadın erkek , cinsiyet ayrımı, politik duruş ve ekonomik durumlara kadar gidiyor. Jodie Foster ve Katy Winslet kadın oyuncular.Filmi izlerken bunun aslında bir tiyatro oyunu olduğunu düşünürseniz daha çok tat alırsınız.Sehpanın üstünde gördüğünüz sarı lalelerin başına gelmedik kalmadı:))

8 Şubat 2012 Çarşamba

film , yeme içme, kitap, kar kış,pasta, börek çörek

Önce film...
Çizgili Piamalı Çocuk... Hem ismi hem afişi ilgimi çekti ve iyi ki de çekti de baş yapıt niteliğindeki bu filmi kaçırmadım.Sekiz yaşındaki bir çocuğun hatta iki çocuğun gözünden savaşın anlatıldığı bir film. Filmde her şeye hayran kaldım, şiddet göze göze sokulmadan nasıl bu kadar ustalıkla hissettirilir görmüş, oldum.Nazi Almanya’sı Bruno’nun babasını görevli olarak Polonya’ya gönderir. Bruno, kasabadaki toplama kampının tel örgülerinin öbür yanındaki bir çocukla arkadaş olur. Ancak iki çocuk arasında gelişen bu dostluk, özellikle oğlunun bu kampla ilgili gerçeği öğreneceğinden kuşkulanan Alman annenin (Vera Farmiga) endişelerini artıracaktır. Bruno ve ailesinin yeni evleri birbuçuk milyon Yahudinin Nazilerce öldürüldüğü Auschwitz toplama ve yok etme kampı'nın bitişiğindedir.

Yanda gördüğünüz resim;Auschwitz toplama kampındaki mahkum elbisesi.


Sanırım biz, bu filmin biz olmazsak da torunlarımız İsrail -Filistin versiyonunu izlerler...Bu filmi, izlemezseniz valla da billa da küserim kategorisine koydum.

Bu filmin etkisinden beni akşam Seksenler dizisi kurtardı. Diziyi hoşlananlara bakıyorum bizim jenerasyon... Bizim kızlar mesela ne bu ya diyorlar:))Ama biz karıkoca kah gülerek kah hüzünlenerek ya ya evet evet diyerek izliyoruz.Yani seksenlerde gençseniz izleyin:))


Bu gün ödül yemeğimi acaba ne yesem ne yesem derken, Kocam; pideyi ne kadar sevdiğimi bildiğinden, geçenki pide seni açmadı, gel seni bir yere götüreceğim dedi, hadi bakalım dedim. Kar inceden atıştırırken çıktık. Beni bir pideciye götürdü ki gerçekten de dediği kadar vardı. Üsüdar Doğancılar yokuşunda Musahipzade Celal Sahnesinin yanında Yaşar Bafra Pide salonu... Hah işte dedim ya, pide bu, tabi bizim Ordu'da ki yediklerimiz dışında. Ben bir pide eksperi olarak söylüyorum size eğer Ordu'da Aktaş veya Dıgı'nın yerinde pide yemediyseniz hayatınızda pide yememişsinizdir. Neyse ben önce onları sorguya çektim, içini çiğden mi yapıyorsunuz, kavurarak mı? içinde kıyma soğan tuz ve karabiberden başka dış mihraklı bir şey varsa ve pide harcı çiğden koyuluyorsa hamurun üstüne, zinhar yemem o çakma lahmacunu. Garson, kibar çocuk , tüm sorularımı tek tek yanıtladı, resimli anlattı hatta:)) Pidem gelince bi kokladım oki dedim. Yanında da çay içtim. Çay da süperdi. Şimdiii eğer yolunuz Üsküdara düşerse , ve de bir pide yiyeyim derseniz buraya geleceksiniz. Biz pidelerimizi götürürken pardon yerken iki kadın müşteri de hararetli hararetli, sohbet ediyorlardı. Konuşmalarından anladık ki biri İstanbul'lu değil, diğerine misafir gelmiş. Koca tutturdu bunlar da blogcudur, aynı Leylak Dalı ile sana benziyorlar. Yok dedim, değiller , nereden anladın dedi. E, yediklerinin içtiklerinin resmini çektiler mi ? yok o zaman blogcu değiller:)))Resimde gördüğünüz pide benim deeel haaaa, benim ki tek yumurtalıydı. O kadar da uzun boylu değil yani:)

Yeme içme faslı bitince , üstüne birer bardak çay daha içip çıktık. Koca dedi ki-şimdi seni direk ŞemsiPaşa Kütüphanesinin önüne indiricem ara sokaklardan, Babana kitap seçer ,alırsın hemi de. geçen de kitapları geri verdik ama başka yere gideceğimiz için almamıştık. Neyse Doğancıların arka, ara sokaklrından beni indire indire Kız Kulesinin önüne , kütüphanenin belki iki üç km gerisine indirmesin mi? Ay bi pide ısmarladın,onu da ille eritecen yani dedim. Kar da coştu mu? sana gözümün içine gire gire yağdı mı? Beremin üstüne kapşonu çektim, atkıdan bir tek gözlerim görünüyordu. yani beni görseniz banka soyguncusu falan sanabilirdiniz. Neyse yine de güzel bir yürüyüştü. Denizde çok balık vardı galiba ki balıkçı sandalları ve martılardan denizde iğne atsan suya düşmezdi.

Kütüphane havaya rağmen kalabalıktı. Dört kitap babam için iki kitap da kendim için aldım. Geçen hafta D&R siparişlerim gelmişti daha onlara bile başlayamamışken bunları görünce dayanamadım.













Eve geldim hemen sıcak bir çay yaptım kendime, biraz gazete okudum sonra kalktım, sabah kahvaltıdan önce patatesleri haşlamaya koymuş, kahvaltıdan sonrada bol soğanlı, karabiberli kavurup bırakmıştım. Ondan bir tepsi patatesli börek yaptım. Baktım hem iç arttı hem de iki adet yufka. İki yufkadan bir tepsi daha börek çıkmaz derken aklıma buzluktaki dört tane kalmış milföy geldi. Bir adet yufkayı alta koydum, araya da bu milföyleri koydum, harcı milföylerin üstüne yaydım. Geri kalan bir yufka ile de üstünü kapatıp, böreği tamamladım.İki tepsi böreğimiz oldu. Bunlardan biri piştikten sonra dondurucuya girecek. Yok öle yağma...

Hadi bir de kakaolu kek yapayım dedim. Aslında Gamsegamse artık canına tak ettiğini, çarşamba gecesi Hürrem'i izlerken patatesli börek ve kakaolu kek istetdiğini söylemişti. Keki de yaptım. Ben yiyemeyeceğim zaten bari bir güzel koksun da canım daha çok istesin diye iki paket vanilya koydum.Zuz kahvaltı için kaymak almıştı, yarısı kalmıştı. O bozulmasın diye onu da attım kekin içine ama bu sefer yağı çok az koydum. Üstüne de ceviz serpip fırına gönderdim. Az kaldı ceviz yerine , gözlüksüz yaptığım için papatya kurularını serpecektim. Şimdi an itibariyle hepsi pişti . Biraz önce Naziş aradı arkadaşlarıyla okul çıkışı kahve içmek için Capitol'e uğramışlar, Gamse'de karşı masada kendi arkadaşlarıyla oturuyor dedi.

E tamam buı kadar artık, yetmez mi?