Lalenin Bahçesi

Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...

9 Şubat 2012 Perşembe

geçiyordum uğradım

Bu sabah kalkıp karı görünce, dünden de ayazımı almış olunca bu gün bi görümceli okey partisi çevireyim derken Zuz aradı ablaguş evemisin diye...koş okeye dördüncü lazım dedim:)Aradığında Cihangir'deydi, 45 dk bile geçmemişti ki, sizin marketin oradayım, bir şey lazım mı? dedi.
Geldi, bize bi de şahane bir kısır yaptı. Yiyen bir daha aldı ama ben sadece tatlı kaşığı ile tadına baktım. Öyle methettiler ki artık merak ettim:))

Ben bir taraftan Üstün Dökmen Hocam'a kulak kabartıp, bir taraftan onların kısırını yandan yandan keserken ve de bir taraftan da oyun oynamaya çalışırken dibe vurdum tabi. Hatta o kadar abartmışım ki, Zuz'un önündeki taşları alıp dizmişim. Onlar benimmm diye bağırdı ama verirmiyim okey vardı:)

Kızlar hava durumu nedeniyle erkenden sökün ettiler. Zuz, Ayvalık akşamlarında kendine örgüye vurunca ve de ördüklerine biz de sulanınca, biraz önce gidip yün alıp geldiler. Kazak, atkı falan öreceklermiş.Bana Zuz örecek tabi ki...

Bu akşam Fatmagül gecesi ama kitaplarımı okumak için de sabırsızlanıyorum.

Bu sabah bir film izledim, sinemayı sadece eğlence , boş vakitleri geçirmek için bir araç olarak görmüyorsanız, mutlaka izlemenizi tavsiye edeceğim bir film izledim. Roman Polanski'den.
Acımasız Tanrı...Polanski önce tiyatroda izlemiş sonra filme almış. Dört kişi arasında ve tek bir odada geçiyor.
Tony Ödüllü bir tiyatro oyunu olan "God of Carnage", Fransız oyun yazarı Yasmina Reza tarafından yazılmış olan filmde, 11 yaşında iki çocuğun kavga etmesinin ardından aileleri arasında başlayan tartışmanın doğurduğu ilginç olayları izleyeceğiniz bir kara komedi. Gayet medeni bir şekilde başlayan konuşma işin içine alkol girince, kadın erkek , cinsiyet ayrımı, politik duruş ve ekonomik durumlara kadar gidiyor. Jodie Foster ve Katy Winslet kadın oyuncular.Filmi izlerken bunun aslında bir tiyatro oyunu olduğunu düşünürseniz daha çok tat alırsınız.Sehpanın üstünde gördüğünüz sarı lalelerin başına gelmedik kalmadı:))

8 Şubat 2012 Çarşamba

film , yeme içme, kitap, kar kış,pasta, börek çörek

Önce film...
Çizgili Piamalı Çocuk... Hem ismi hem afişi ilgimi çekti ve iyi ki de çekti de baş yapıt niteliğindeki bu filmi kaçırmadım.Sekiz yaşındaki bir çocuğun hatta iki çocuğun gözünden savaşın anlatıldığı bir film. Filmde her şeye hayran kaldım, şiddet göze göze sokulmadan nasıl bu kadar ustalıkla hissettirilir görmüş, oldum.Nazi Almanya’sı Bruno’nun babasını görevli olarak Polonya’ya gönderir. Bruno, kasabadaki toplama kampının tel örgülerinin öbür yanındaki bir çocukla arkadaş olur. Ancak iki çocuk arasında gelişen bu dostluk, özellikle oğlunun bu kampla ilgili gerçeği öğreneceğinden kuşkulanan Alman annenin (Vera Farmiga) endişelerini artıracaktır. Bruno ve ailesinin yeni evleri birbuçuk milyon Yahudinin Nazilerce öldürüldüğü Auschwitz toplama ve yok etme kampı'nın bitişiğindedir.

Yanda gördüğünüz resim;Auschwitz toplama kampındaki mahkum elbisesi.


Sanırım biz, bu filmin biz olmazsak da torunlarımız İsrail -Filistin versiyonunu izlerler...Bu filmi, izlemezseniz valla da billa da küserim kategorisine koydum.

Bu filmin etkisinden beni akşam Seksenler dizisi kurtardı. Diziyi hoşlananlara bakıyorum bizim jenerasyon... Bizim kızlar mesela ne bu ya diyorlar:))Ama biz karıkoca kah gülerek kah hüzünlenerek ya ya evet evet diyerek izliyoruz.Yani seksenlerde gençseniz izleyin:))


Bu gün ödül yemeğimi acaba ne yesem ne yesem derken, Kocam; pideyi ne kadar sevdiğimi bildiğinden, geçenki pide seni açmadı, gel seni bir yere götüreceğim dedi, hadi bakalım dedim. Kar inceden atıştırırken çıktık. Beni bir pideciye götürdü ki gerçekten de dediği kadar vardı. Üsüdar Doğancılar yokuşunda Musahipzade Celal Sahnesinin yanında Yaşar Bafra Pide salonu... Hah işte dedim ya, pide bu, tabi bizim Ordu'da ki yediklerimiz dışında. Ben bir pide eksperi olarak söylüyorum size eğer Ordu'da Aktaş veya Dıgı'nın yerinde pide yemediyseniz hayatınızda pide yememişsinizdir. Neyse ben önce onları sorguya çektim, içini çiğden mi yapıyorsunuz, kavurarak mı? içinde kıyma soğan tuz ve karabiberden başka dış mihraklı bir şey varsa ve pide harcı çiğden koyuluyorsa hamurun üstüne, zinhar yemem o çakma lahmacunu. Garson, kibar çocuk , tüm sorularımı tek tek yanıtladı, resimli anlattı hatta:)) Pidem gelince bi kokladım oki dedim. Yanında da çay içtim. Çay da süperdi. Şimdiii eğer yolunuz Üsküdara düşerse , ve de bir pide yiyeyim derseniz buraya geleceksiniz. Biz pidelerimizi götürürken pardon yerken iki kadın müşteri de hararetli hararetli, sohbet ediyorlardı. Konuşmalarından anladık ki biri İstanbul'lu değil, diğerine misafir gelmiş. Koca tutturdu bunlar da blogcudur, aynı Leylak Dalı ile sana benziyorlar. Yok dedim, değiller , nereden anladın dedi. E, yediklerinin içtiklerinin resmini çektiler mi ? yok o zaman blogcu değiller:)))Resimde gördüğünüz pide benim deeel haaaa, benim ki tek yumurtalıydı. O kadar da uzun boylu değil yani:)

Yeme içme faslı bitince , üstüne birer bardak çay daha içip çıktık. Koca dedi ki-şimdi seni direk ŞemsiPaşa Kütüphanesinin önüne indiricem ara sokaklardan, Babana kitap seçer ,alırsın hemi de. geçen de kitapları geri verdik ama başka yere gideceğimiz için almamıştık. Neyse Doğancıların arka, ara sokaklrından beni indire indire Kız Kulesinin önüne , kütüphanenin belki iki üç km gerisine indirmesin mi? Ay bi pide ısmarladın,onu da ille eritecen yani dedim. Kar da coştu mu? sana gözümün içine gire gire yağdı mı? Beremin üstüne kapşonu çektim, atkıdan bir tek gözlerim görünüyordu. yani beni görseniz banka soyguncusu falan sanabilirdiniz. Neyse yine de güzel bir yürüyüştü. Denizde çok balık vardı galiba ki balıkçı sandalları ve martılardan denizde iğne atsan suya düşmezdi.

Kütüphane havaya rağmen kalabalıktı. Dört kitap babam için iki kitap da kendim için aldım. Geçen hafta D&R siparişlerim gelmişti daha onlara bile başlayamamışken bunları görünce dayanamadım.













Eve geldim hemen sıcak bir çay yaptım kendime, biraz gazete okudum sonra kalktım, sabah kahvaltıdan önce patatesleri haşlamaya koymuş, kahvaltıdan sonrada bol soğanlı, karabiberli kavurup bırakmıştım. Ondan bir tepsi patatesli börek yaptım. Baktım hem iç arttı hem de iki adet yufka. İki yufkadan bir tepsi daha börek çıkmaz derken aklıma buzluktaki dört tane kalmış milföy geldi. Bir adet yufkayı alta koydum, araya da bu milföyleri koydum, harcı milföylerin üstüne yaydım. Geri kalan bir yufka ile de üstünü kapatıp, böreği tamamladım.İki tepsi böreğimiz oldu. Bunlardan biri piştikten sonra dondurucuya girecek. Yok öle yağma...

Hadi bir de kakaolu kek yapayım dedim. Aslında Gamsegamse artık canına tak ettiğini, çarşamba gecesi Hürrem'i izlerken patatesli börek ve kakaolu kek istetdiğini söylemişti. Keki de yaptım. Ben yiyemeyeceğim zaten bari bir güzel koksun da canım daha çok istesin diye iki paket vanilya koydum.Zuz kahvaltı için kaymak almıştı, yarısı kalmıştı. O bozulmasın diye onu da attım kekin içine ama bu sefer yağı çok az koydum. Üstüne de ceviz serpip fırına gönderdim. Az kaldı ceviz yerine , gözlüksüz yaptığım için papatya kurularını serpecektim. Şimdi an itibariyle hepsi pişti . Biraz önce Naziş aradı arkadaşlarıyla okul çıkışı kahve içmek için Capitol'e uğramışlar, Gamse'de karşı masada kendi arkadaşlarıyla oturuyor dedi.

E tamam buı kadar artık, yetmez mi?

7 Şubat 2012 Salı

ben bugün, ben dün ..taze taze diyetisyen haberleri ile düzenlendi:)

İki günlük aradan sonra kış yine evine geri döndü...Böyle deyince aklıma Kürşat Başar'ın Kış İkindisinin Evinde adlı kitabı geldi. Uykusuz bir gecede Zuz'un evinde; O'nun kitaplığında bulup okumuştum. Zehir tadında bir kitaptı hatırladığım kadariyle. İlk kitabıydı ve Haldun Taner ödülü almıştı. Geriye uzun uzun döndüğümde okuduğum kitaplardan sadece ana hatlarıyla bir şeyler hatırlıyorum neyse ki neyse ki diyorum:)

Ha soğuk diyorduk gerekten soğudu hava, dün bir ara Zuz'la bankaya gittik , dönüşte titredim vallah. Hem de banka ile aramızda 50 metre falan vardır yoktur, o kadarcık mesafede bile üşüdüm. Bizim Zuz'la banka maceralarımızı yazsak roman olur. Bu sefer de aynı müşteri temsilcisiyle görüştük. Adamın zoraki kibarlığı beni önceleri sinir ederdi şimdi güldürüyo. Ben de oraya gidince nedense bi alıklaşıyorum. Tam bize sıra geldi sırada Zuz'un bankada gezesi tutuyo ama her seferinde ben bankada Zu... diye bağırınıyorum.Tam masasının üstündeki kamera gibi bir şeye bu ne acaba , güvenlik amacıyla mı? diye düşünürken ; adam bana dönüp resminizi kaydediyor , buraya bakın dedi, ben de gülümsedimZaten mel mel ona bakıyordum. Teknoloci nerelere gelmiş abi, git iki vesikalık resim al gel devri bitmiş.

Kitap aynı... Rus Kışı... Ama ısındım artık... Leylak Dalıcım ne düşünüyor acep...eş zamanlı okuyoruz. Bu ara benim misafirlerim dolayısiyle görüşemedik doğru dürüst.


Bu gün diyetisyen günüm. Tatil dolayısıyla biraz sapmalar oldu. Belki hedeften kaymış olabilirim. Düzenli yürüyüş de yapamadım çünkü. Geceleri biraz bachata yaptım , Gamse'nin tavsiyesi üzerine.Bilmiyorum, bakacağız, göreceğiz.

Şimdilik bu kadar birazdan evden çıkacağım, diyetisyen dönüşü moralim iyiyse görüşürüz. Yoksa anlarsınız gayri:))

düzenleme

Diyetisyen kontrolümden döndün az önce. Haberler düşündüğümden iyi, tatile denk gelen son iki haftada, hedeften sapmalar, kaymalar olmuştu ama öyle olduğu halde 1,5 kilo vermişim ve bunun hepsi yağ bööö ...işte bu kısım açıklamaları pek iğrenç oluyor. Yani iki ay sonunda toplamda 7.700 gr vermişim.Gayet iyi gittiğimi söyledi. Yine ödül verdi. Ama saydığı seçeneklerden bir şey seçemedim. Çünkü benim ödül yemeklerim, neyse bizim evdeki herkesin ödül yemeği oluyor töbe töbe onlar benim diyet yemeklerime sulansınlar,ödül yemeklerimi hep beraber yiyelim. Yalnız söylemem gereken şu onlara:)) diyetisyenim, benim listemin benim tahlil sonuçlarıma ve yeme alışkanlıklarıma göre düzenlendiğini başka birinin bunları yiyerek kilo alabileceğini söyledi:))
Yemek listeme artık dolma da girdi. Dolma yediğim günler yediğim eti ve içindeki pirinç miktarına göre ekmeği ayarlayacağım. Fazla yağ koymayın içindeki etin yağı ile pişsin hatta dedi. Şöyle üstünde yoğurdu ile bir kabak dolması yemeyi de özlemiştim hani...Haftada bir gün sütlü tatlım zaten var, mesela bu gün kazan dibi yiyeceğim.

Koşuyolunda olan diyetisyenden çıkınca yine herzamanki gibi Harem arabasına bindik, Harem'de inip sahilden Üsküdar'a kadar yürüdük. Valla Şahane bir yürüyüş oldu. Bir kaç kişi martılara ve karabataklara ekmek atıyordu.Onlarda nasıl ciyak ciyak bağırışa bağırışa kapışıyorlardı anlatamam. Çok hoş bir manzaraydı. Hava soğuktu ama kapşonlarımızı kapattık biraz da tempolu yürüyünce sıcakladık bile. Üsküdar'a gelince hemen çorbacımıza daldık, mis gibi sıcacık çorbalarımızı içtik ben eve geldim Koca arkadaşlarıyla buluşmak için ayrıldı.

Bu kaa

5 Şubat 2012 Pazar

Pazar ola

Bu sabah Zuz'un geldiğini söylemiştim. O geldikten 5dk sonra, sabah kahvaltısı siparişini verdi, akşama yemekte ne olduğunu sordu ve yattı. Ben yeşil çayımı içtim, bir önceki yazımı yazdım sonra mücveri yaptım, çayımızı demledim. Mücverin kokusunu duyan pıtır pıtır kalktı.Kahvaltımızı yaptık , biraz evi derledik topladık, yürüyüşe çıktık. Nasıl bir havaydı öyle o...sanırsınız bahar gelmiş. Ama çarşamba günü yine 10 derece birden düşecekmiş ve yine kar geliyormuş.

Yürüyüş molasını bizim çay bahçemizde verdik haliyle.Sonra yine yürüyüşe devam ettik. Öğle yemeği için Capitol'e geçtik. Zuz ve Naziş biraz da alış veriş yaptılar, eve döndük. Gamse -benim yorgunluktan dışarı förtlemiş gözlerimi görünce- Anne , sana bir çay yapayım hemen dedi. O Capitol'de dolaşmak artık fazla gelmiş demekki.

Dayımlar yarın akşam Ordu'ya dönecekleri için Zuz'u da görmek istediler. Sabah kahvaltısı için Kadıköy'de buluşalım falan filan derken,Bizde bir tencere kurufasulye, bir tencere pilav ve de turşu var hadi bize gelin dedim. Çünkü Zuz çok özlemişti kuru fasulyemi,gelince ilk onu pişiririm demiştim. Tabi ben yemedim, ben roka , domates salatamın üstüne beş kaşık haşlanmış fasulye koydum, azcık sızma ve limon ilavesiyle yedim. Valla benimki de çok güzel olmuştu.Biz yemekten yeni kalkmıştık ki; Beşiktaşın hezimeti ile üzgünnnn, bitappp kocam geldi. Bir daha Beşiktaş maçına gitmeyecekmiş. Bir tek Beşiktaş-Orduspor maçına birlikte gideceğiz ve Orduspor taraftarı olacak:))

Yarın okullar açılıyor, gelse gelse denilen tatil geldi de bitti bile.Okulu özlemiş kızlar valla ben de özledim okula gitmelerini:)

Bu hafta kütüphaneden ödüç aldığımız kitapları teslim etmemiz gerekiyordu. Gitmişken sizler için resim çektik. Kütüphanenin önünde ve denize açılan kapısında...
(Kütüphanenin bu çıkış kapısını çok seviyorum. Buradan sahil yoluna çıkılıyor)
İyi geceler artık ben gideyim biraz da kitap okuyayım.

Berlin Kaplanından Cevizli Helvaya

Son bir haftadır, Ordu'lu kabilemle haşır neşirim.Kuzenler, dayılar derken bu sabahta Ayvalık'tan Zuz geldi.Yatarken cep telefonumu yastığımın altına koymuştum. Ama dün akşam sinemada sessizealdığımı unutunca, O'nun gece boyunca otobüsten çektiği mesajları göremedim tabi. Kahvaltı siparişlerini sıralamış... Okuyamadım ama kaç yıllık ablasıyım bilmezmiyim kahvaltıda neler sever. Zaten hazırlıklarım onun istediklerindendi.

Cuma günü dayılarım ve Yengem geldi. Sabahnur Teyzem Ordu'dan telefon açıp,akut ekibi geldi mi? diye sordu.Meğer onlar kar kış kıyamet yola çıkınca; onlara böyle isim takmışmış. Valla öyle ya da böyle iyi ki de geldiler pek eğlendik. Yarın sabahta biz Zuz'la onlara kahvaltıya gidiyoruz. Dayıma kalsa hemen bugündü de yok dedik.

Dün akşam Gamsegamse ve Kocamın ısrarı ile Berlin Kaplanını izlemeye gittik. Ben ille ikiniz onu izleyin ben de yan salonda Güzel Günler Göreceğizi izleyeyim dedim. Altın Portakalda en iyi senaryo dalında ödül almıştı. Ama yok ille de birlikte izleyeceğiz dediler. Böyle deyip, en çok da ben güldüm iyi mi? Ata Demirer'in sinemasını seviyorum. Eyvah eyvahları da beğenmiştim, bunda da çok başarılı.Necati Bilgiç^i ne kadar özlemişiz. Arabesk'den beri hiç bir filmde oynamamış. Şener Şen ve Müjde Ar'ın oynadığı bu filmde kötü adamdı hatırladınız mı?Berlin Kaplanında hiç ama hiç küfür yok, belden aşağı hiç bir şey yok. Son dönem Türk filmlerini izlerken kullandıkları teknoloi ile gurur dıyuyorum, bir Amerikan filmi izler gibi artık çekimler. Filmi izlerken biraz Şampiyonu hatırladım. Rocky Balboa bir yerlerden fırlayıp Adriaaaan diye bağırsa hiç şaşmazdım.
Özellikle bir rafting sahnesi var ki akıllara ziyan...

Sinema çıkışı eve yürüdük. Bir gün öncenin dondurucu soğuğu gitmiş sanki bahar havası gelmişti.

Kitap da Rus Kışına devam , yalnız çeviri konusunda çok rahatsızım. Çevirisi hoşuma gitmedi. Yüzüncü sayfadayım hala beklemedeyim.

Bu arada Naziş ve Gamse D&R'dan kitap siparişi yaparken üç kitap da sen söyle dediler. Hemen listemi aldım gittim yanlarına:))Elma çekirdeği, Dağın Sesi ve Kış Güncesi'ni sipariş ettim. Cuma günü dayımlarla aynı anda onlarda geldi.Rus Kışı bitsin hemen Kış Güncesini okumak istiyorum.

Yazı bitince kalkıp , kahvaltı hazırlıklarına başlayacağım. Zuz gelirgelmez yattı.Mücver istiyorum kahvaltıya ,akşam yemeğinde ne var diye diye... Yüz kez tarif verdim biliyorsunuz bizim mücver; kabak mücveri değil. Kavrulmuş kıyma, taze soğan , maydonoz ve yumurta ile yapılıyor. İnce ince doğranan taze soğan ve maydonoz, kavrulmuş kıyma ,tuz karabiber ve yumurta ile harmanlanıp, teflon tavada altlı üstlü kızartılıyor. Kapak yardımı ile çevirebilirsiniz. Ama benim elim artık çok alıştığı için spatulayı alttan biraz sokup tık diye çeviriyorum. Ayıptır sölemesi krepleri de havada çevirip show yaparım.Yumurta sayısını şöyle düşünün mesela 6 kişiysek beş yumurta kırıyorum. Kıyması da sanırım 25o -300 gr kadar oluyordur. Maydonoz yarım demet kadar, yeşil soğan da yine beş altı tane olabilir. Bazen kuru soğanda doğrarım ben, bazen de azcık derotu. Yani o anki keyfime kalmış bir şey.Daha bilmiyor, Dayım, O'nun çok sevdiği ,Ordu'ya özgü cevizli helvadan getirdi. Bu helva , beyaz, bol cevizli, sakız gibi bir şey. Benim aram pek yoktur ama benden kalan herkes çok sever. Sevmediğim bir şey olduğu için ok memnunum bu kalori bombasını:)Ordu helvası diye arama yaptığınızda karşınıza çıkıyor. Şeker, ceviz, meyan kökü, ve limon tuzu varmış içinde...Yağ ,un yok. Tatlı, bol cevizli, sakız gibi düşünün.

Hadi gittim ben şimdili.

3 Şubat 2012 Cuma

Mim hortladı

Çoktandır unutulmuştu mim furyası baktım hortlamış hatta bana da gelmiş. Sorular pek sevimli geldi ... Evet Leylak Dalıcım tarafından bana paslanan mim soruları ve benim verdiğim cevaplara gelelim.
  • Sence çok anlamlı bir söz...Kırk yılda bir hırsızlığa çıktım, ay akşamdan doğdu.Anlamı üstünde zaten...Anneciğim pek severdi. Bir işe niyetlenince , çıkan olmadık bir aksilikte hemen bu sözü söylerdi.
  • Makyajında olmazsa olmazın?...Hiç makyaj yapmam, hatta makyaj malzemem bile yok sayılır. Kişisel bakım ürünlerini makyaj malzemesi saymıyoruz tabi... Ama rujsuz çıkmam abi gibi bir şeyim de vardır. Bi ruj sürerim, ayakkabımı giyer, evden çıkarım.
  • Uyguladığın güzellik tüyosu nedir...Ama bu bir sır:))
  • En sevdiğin çiçek...İsmimden dolayı mı? bilmiyorum, laleyi gerçekten çok severim.Lale dediğiniz zaman ana hatlarıyla, keskin çizgileriyle bir çiçek belirir gözünüzün önünde, o yüzden çok karakterli bulurum :)) Ama ikinci çiçeğim var ki onu da ondan ayıramam, sümbül...Fındık bahçelerinde topladığımız sümbülleri çiçekçilerde satılırken görünce anah demiştim... Halbuki anemonlar , sümbüller bizim oynarken topladığımız, annemize getirdiğimiz çiçeklerdi.Mis gibi kokusu içimi bir hoş eder.
  • Nefret ettiğin bir şey... Bilmiyorum diyemeyen insanlar. İlle de her şeyi bilecekler. Bir şeyi de bilme be kardeşim ölürmüsün yav...
  • En çok sevdiğin iltifat... Birisi bir gün, arkası yarınlar gibisin demişti çok hoşuma gitmişti bir de başının üstünde sanki bir ışık var demişti başka biri, hayatımda ilk kez gördüğüm biriydi ve çok kalabalık bir ortamdı heheheh hem de geçen yıl...İş var kızım sende yürü demiştim kendime...
  • Favori kitabın... Henüz yazılmamış olanlar...
  • Sana görünüş olarak yakın bulduğun ünlü... Merly Streep'e çok benzetirler bir de çocukluğumdan beri Mona Lisa'ya benzetilmişimdir.En ilginci , modelhaneye yeni aldığımız çırak beni ilk gördüğünde -aaa aynı Mona Lisa demiştir. Bu çocuğun gizli kalmış bir cevher olduğunu sonra anlayacak ve Kirpinin Zerafeti^ni okurken hep aklıma gelecektir.
  • Herkesin sevdiği ama senin sevmediğin bir ürün...Katı meyve presi... Söküp takmaktan nefret ediyorum.
  • Şu an en çok almak istediğin kozmetik ürünü...Bir kaz geldi ayak izlerini gözlerimin kenarına bıraktı gitti. Var bir göz bakım kremim ama daha etkili bir şey alacağım , yarın belki yarından da yakın.
  • Şimdi sıra geldi paslamaya... İlknurcum...Mihribancım ve deee Ayşegül yani Annemahsustan hadi siz de yapın

2 Şubat 2012 Perşembe

öyle bi gün işte

Biraz önce Üstün Dökmen'in Küçük Şeyler programında evcil ve sokak hayvanları ile ilgili yaptığı programı izledim. Herkes izlesin isterdim. İnsanlarla hayvanları birbirinin içine soka soka bir program yaptı.Bir canlı acı çekerken acı duyan insanlarla dünya daha iyiye gider derken, sokak köpekleri bana kimsesiz babamı ve tek çocuk olduğum için ; Anne ve babamın bize bir şey olursa bu çocuk yetimhaneye düşer diye yanımda konuştukları için kendimi hatırlatıyor derken, sokak hayvanlarını besleyen erkekleri görünce bunlar asla bir kadına şiddet uygulamaz diye düşündüğünü söylerken baktım sulu zırtlak ben gözümden yaşları akıtıyorum.Üstün Dökmen'in paradilerle desteklenen bu programını izlemek isterseniz her gün saat 14 de Star TV de..

Bu gün benim kişisel bakım günümdü. Saçlarım kısaldı ve azcık daha kızıl atıldı... Kuaförümde 20 yıldır aynı kuaför olunca neredeyse sazlı sözlü bir sohbet ortamı oldu.

Benim İzmir' de ki kuzenleri ve Zuz'u akşam kar konusunda o kadar özendirdim ki dün bu gün İzmir ve Ayvalık'a kar yağmış.Zuz bahçesinin resmini göndermiş.Kar deyince, her kar yağdığında çocukluk kışlarını, karlı günlerini hatırlamayan var mı? Zeya'nın bu günkü yazısını okuyunca yeniden aklıma geldi, Hatta yorum yazamadan kendi yazıma ek yapmaya koştum:)))
Annem tepsi tepsi karlar taşırdı içeriye koca koca siniler koyardı önümüze kardan adam yapardık.Kar belimize kadar çıkardı o zamanlar ve uzak mahallelere kılavuzlar götürürdü arkadaşlarımızı. Hala aklıma o gelir. Nerelerden gelirlerdi ki kılavuzlarla giderlerdi eve. Eninde sonunda Ordu'nun merkezinde bir okuldu.Bak bu konuda acaip doluyum, bi kılavuz peşine takılamadım, tüm kışlarım onları kıskanmakla geçti. Benim gibi çantanı ters çevir üstüne otur, kay yokuştan aşağı evin önünde dur.Bir de ocakta kaynayan süt kokusu ve ertesi sabah kahvaltıya konan üstüne şeker serpilmiş kaymak var aklımda... Yaşlanıyormuyum ne zaten gözümün kenarında gördüğüm kaz ayakları beni benden etti... Bu neee diye bağırmışım. Gülmekten öldüler. Gülerler tabi , kaz, ayağının izini benim göz kenarına bırakmış.


Bu ara kızlar evde olduğu için kitap okuma ve film izleme etkinlikleri yavaşladı... Ama pazartesiden itibaren tam gaz devam ediyoruz. Rus Kışı^n da biraz daha ilerleyeyim hakkında konuşuruz. Hatta karar verdik Leylak Dalıcım ile eş zamanlı okuyacağız.Bakalım farklı gözlerden nasış yorumlayacağız. Çifte kavrulmuş leblebi ya da üfff çifte kavrulmuş lokum (bayılırım) kıvamında olabilir.


Ben şimdi gideyim azcık, çay kahve bir şey içeyim...Kızların uzun zamandır sesi çıkmıyor ne yapıyorlar bakayım. Naziş bir Kadıköy yaptı geldi. Gamse'nin de salsa gecesi. Biz belki yine onu karşılama ayağına mahallenin kafesine çöreklenir çay içeriz. Bir akşam beni izlemeye gelin diyor. Bir akşam gideriz ama o akşam bu akşam değil:)