Çok keyifli bir yazı olabilirdi... Size dün akşam Zeya, Ebrucuk ve Zuz ile payllaştığımız sohbet dolu geceyi, tren yolu boyunca yaptığım o güzel yürüyüşü, sabah Zuz'un kitaplığını karıştırıp bulduğum 20--25 sayfalık kitabı yeşil çayımla payşalmamı anlatacakrım ama yok, bu ülkede mehter marşı formunda giden yürüyüşte geri adım kısmına geçtik yine... Ankara'da olan patlama yine bize hatırlatmasını yaptı... Size rahat yok, her lokmanız boğazınızda kalacak, azcık güldünüz mü arkasından gelen yüzünüzde donacak dedi... RTE yeni rolünün peşinde koşadursuuun...
Patlama haberini duyar duymaz ilk iş Leylak Dalıcımla haberleştim. Çünkü ona yakın bir yerde olduğunu tahmin ettik. Ettik diyorum çünkü, hayatında yön duygusu nedir bilmeyen ben asla bunu tahmin edemezdim ama neyse ki kocam , bir kere gittiği yeri sonra helikopterden bile gösterebilecek yetenek de...Bomba patlayan yer Leylak Hanımlara çok yakın dedi. Tüm Ankaralılara geçmiş olsun...
Bu sayfanın yazarının; kendine ait bir siyasal görüşü her ne kadar dandiri dindiri , dünya yansa bir halbur samanı yanmaz görünse de , bir yaşam felsefesi vardır elbet, ama burası yeri değildir O'nun içinA ama yetti yav artık, tak dedi... Her yaptığınızın alltından bir şey çıkması, kendi evini bırakıp başka köylere gelin başı bağlamaya giden yönetici gürühu, her şeyi eline yüzüne bulaştırmalar,yok HES adı altında yaptığınız PES doğrusu dedirten uygıulamalarınız, ülen sizin yüzünüzden millet tarlayı çapayı bıraktı, eline pankart aldı dere tepe geziyor, yok yaptığınız gizli görüşmelerin bile ertesi gün beşikte uyuyan bebelrin bile kulağına gelmesi ... İyi ilişkiler içinde olduğumuz bir komşumuz dahi olmaması, kalmaması.... İnsan bazen düşünüyor ya biz gökten mi indik diye...Terör örgütünün artık okul kapılarında katliam yapacak boyuta gelmesi yani say say bitmez.
Bu keyifsiz yazı bitsin
.
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
20 Eylül 2011 Salı
18 Eylül 2011 Pazar
PAZAR OLA
Pazar günü de cumartesi günü gibi ağır aksak gidiyordu ki bir atraksiyon yapıp Capitol'e gittik Gamse ile dün akşam Zuz'da kalan Naziş ve öğretmen arkadaşları diğer Gamse'de bize katıldı... Önce biraz alış veriş yaptık. Sonra yeme içme faslına geçtik, gördüğünüz gibi Pizza-Hut da pizzaları hutlarken görünüyoruz...
Yeme içme faslı bitip, gözümüzün önünde ki açlık perdesi kalkınca herkes kendi ilgi alanlarına dağıldı... Biz Naziş ile doğru D&R'a gittik. Önce kırtasiye dükkanına girmiş gibi bir afalladım meğer okulların aaçılması nedeniyle kırtasiye kısmı ön tarafa itelenmiş. İyi olmuş, ben de arka kısmı gönlümce dağıttım:) Bütün Düşler Nazlıdır- Atilla Şenkon ve İstanbul'un Gözleri Mahmur- Melissa Gürpınar benimle birlikte eve geldi...

Bu gördükleriniz lale sakısısı değil, tuzluk ve karabiberlik... Evdekiler kırılınca ve Migrosta yeniden rastlayınca hemen aldım...
Bu da böyle bir pazardı...
Yeme içme faslı bitip, gözümüzün önünde ki açlık perdesi kalkınca herkes kendi ilgi alanlarına dağıldı... Biz Naziş ile doğru D&R'a gittik. Önce kırtasiye dükkanına girmiş gibi bir afalladım meğer okulların aaçılması nedeniyle kırtasiye kısmı ön tarafa itelenmiş. İyi olmuş, ben de arka kısmı gönlümce dağıttım:) Bütün Düşler Nazlıdır- Atilla Şenkon ve İstanbul'un Gözleri Mahmur- Melissa Gürpınar benimle birlikte eve geldi...
Bu gördükleriniz lale sakısısı değil, tuzluk ve karabiberlik... Evdekiler kırılınca ve Migrosta yeniden rastlayınca hemen aldım...
Bu da böyle bir pazardı...
16 Eylül 2011 Cuma
bu günün akşamından
Hafta sonu için hiç bir plan yapmadım. Planın sadece ve sadece ev ev ev... Pazartesiye kadar böyle olmasını umuyorum...diliyorum...istiyorum. Pazartesi akşamı ağır bir programım var:)
Fena Halde Leman'ı okuyorum... Gittim geldim ona yumuldum...Murathan Mungan romanı okurken de aynı duyguya kapılırım... Betimlemeler hep şiirimsi olur... İnsan beyninin bu gücüne hayranlıkla karışık şaşırırm...Kitabın henüz cinsellik boyutu yeni başlıyor ki , kitap en çok bu yönüyle tarışılmış. Ben şimdilik, kitapta geçen fransızca cümleler niye dipnotla verilmemiş boyutundayım. Ara ara translate olayına baş vuruyorum ki bu da konsantrasyon kaybı oluyor.
Dün yine ipin ucunu kaçırıp fazla yemek yapmışım... Bir tanesini sırf kendim için yaptım ama bayıldılar... Geçenlerde kabak dolması yaparken kabaklar fazla gelince, bıraksam kullanmaz , çürütürüm diye doğrayıp dondurucuya atmıştım... Tencereye soğan doprayıp, sıvı yağda öldürdüm(mbu öldürme lafı çok komiğime gider).Sonra kabakları attım içine, bir havuç, iki üç tane biber doğradım, iki de domates, yarım fincan da bulgur koydum. Kendi sularında yavaştan usuldan piştiler. Piştikten sonra bolca dereotu doğrayp altını kapattım... yerken yoğurt koyduk üstüne breh breh...Valla benim tar,fim , konmasın kimse üstüne:)Bi ad bulayım şimdi buna...Kabaklama nasıl...Var mı bu isimde bir yemek... hem otatntik bir isim gibi e durdu..
Bir de şu İstanbul'un silüetini bozma olayı var ki nasıl gıcığım bu işe anlatamam...İstanbul'un içine .... ......bunları birileri durdurmalı...
15 Eylül 2011 Perşembe
Kirazın tadı
Bu günün sabahı... ev toparlamaca ve yemek olayı... Benim tamamen basit olsun beni oyalamasın diye yaptığım yemeğe Meral'de dahil herkes bayıldı... Parça tavukları tuzlayıp baharatladım, patatesleri soyup sadece boylamasına ikiye, soğanı dörde böldüm, yedi sekiz diş sarımsak attım... iki domatesi iri iri parçalar halinde doğradım... Yağ yok su yok... Tencerenin ağzını kapatın... Kapak ısınana kadar ocak normal ateş ama tencerenin kapağı ısınınca en kısık hale getirdim. Hiç kapağını açmadan 45- 50 dk pişirin... Ben cam kapak kullanıp, kontrolü elde tuttum. Yemek pişince bu kadar su nereden geldi diye soracak lezzete şaşacaksınız...Bunu sebze koymadan sadece tavuk olarak da yapabilir, pilav yanına servis edebilirsiniz...
Günün kahve keyfinin keyfi... Vatan kitap Eki
Bu günün öğle sonrası filmi ; İran Sinemasından geldi...Kirazın tadı...Sinema bir tek eğlenmek değildir diyebilenler için bu filmi tavsiye edebilirim ancak.Şimdi aynı yönetmenin ''arkadaşımın evi nerede'' adlı filminin peşindeyim...
Bu iki kitabı almalıyım...Müzeyyen ile Nezahat-İlhami Algör ve Rüzgarın Gölgesi-Carlos Ruiz Zafon
Biz Leylak ile gezerken bizim kızların biri yogaya biri sanat tarihi kursuna yazılmış...Yogacı bu akşam başladı...
Bu günün akşamı ... Fatmagül ...portakallı çikolata... çay... Fena Halde Leman
Seni seviyorum Beşiktaş, bu akşam golleri sıralayıp kocamı sevindirdiğin için... ama maç bitmedi daha... Bu sezon kadınlara maçların ücretsiz olduğunu biliyormuydunuz...
düzenleme:maç bitti...5-1 bitti... Aslansın Beşiktaş, Aslan Cimbom kadar...bizim ev fifti fiftidir de
bu kadar yani
Günün kahve keyfinin keyfi... Vatan kitap Eki
Bu günün öğle sonrası filmi ; İran Sinemasından geldi...Kirazın tadı...Sinema bir tek eğlenmek değildir diyebilenler için bu filmi tavsiye edebilirim ancak.Şimdi aynı yönetmenin ''arkadaşımın evi nerede'' adlı filminin peşindeyim...

1997 İran yapımı Abbas Kiyarüstemi filmidir. Tahran'ın kenar mahallelerinden birinde arabasıyla dolaşarak para karşılığında kendisini öldürecek birini arayan orta yaşlı bir adam hakkında, minimalist bir filmdir.
Çekim senaryosu, kitap olarak basıldı. Film, gösterildiği yıl, Cannes Film Festivalinde Shohei Imamura'nın Yılanbalığı filmiyle Altın Palmiye ödülünü paylaştı.
Çekim senaryosu, kitap olarak basıldı. Film, gösterildiği yıl, Cannes Film Festivalinde Shohei Imamura'nın Yılanbalığı filmiyle Altın Palmiye ödülünü paylaştı.
Bu iki kitabı almalıyım...Müzeyyen ile Nezahat-İlhami Algör ve Rüzgarın Gölgesi-Carlos Ruiz Zafon
Biz Leylak ile gezerken bizim kızların biri yogaya biri sanat tarihi kursuna yazılmış...Yogacı bu akşam başladı...
Bu günün akşamı ... Fatmagül ...portakallı çikolata... çay... Fena Halde Leman
Seni seviyorum Beşiktaş, bu akşam golleri sıralayıp kocamı sevindirdiğin için... ama maç bitmedi daha... Bu sezon kadınlara maçların ücretsiz olduğunu biliyormuydunuz...
düzenleme:maç bitti...5-1 bitti... Aslansın Beşiktaş, Aslan Cimbom kadar...bizim ev fifti fiftidir de
bu kadar yani
14 Eylül 2011 Çarşamba
Bu gün ama ne gün

Bu sabah Alplerden bir konuğum vardı... Butterfly nam-ı diğer Asis , kısacık İstanbul ,gezisinde bir gününü bana ayırmak zarifliğinde bulundu... Sabah kahvaltımızı Kuzguncuk'da benim deniz balkonumda yaptık...Önümüzden vapurlar, tekneler, koca koca şilepler geçerken, martılar üzerimize üzerimize pike yaparken biz Asisle çaylarımız , simitlerimiz ve İstanbul'un en güzel poğaçalarını yapan Dilim Pastanesinin poğaçalarıyla kahvaltımızı yaptık... Dilim pastanesinin bir özelliği de adres tarif edilirken bolca kullanılmasıdır... Dilim pastanesinden dön... Dilim pastanesinin önünden karşıya geç gibi:)
Kahvaltımızı yaptıktan sonra kahvelerimizi içmek için Hayat Kahvesine geçtik... Ama bu arada tüm ara sokaklara daldık çıktık... Bu gün aynı zamanda Kuzguncuk da pazar vardı... Kahvelerimizi içtik yanında gelen organik ballı keke hayır demedik...Sohbetimiz ise baldan tatlıydı...
Hayat Kahvesinden çıkınca yalılar boyunca yürüye yürüye Koru'nun Paşa Limanına açılan kapısına geldik... Koruya girip Bordo Köşkde soluklanma ve soğuklanma molası verdik:) Aaaa bi baktık , saatler geçmiş farkında olmamışız ve acıkmışız... Bu kez Fethi Paşa'nın Beyaz Köşk'üne geçip öğle yemeğimizi yedik... Çok kalabalıktı ama aksar diye düşündüğüm servis neyse ki aksamadı...Yemek için her zaman tavsiye edebileceğim bir yerdir, hem ambiası iyidir, servisi ona keza ve fiyatları da ehvendir... Heheheh Başbakan ha bire Arapça sesleniyo ya Arap illerinden ben de azcık katkıda bulunayım dedim. Ehven mehven.))Yemeğimizi yedik, sohbetimizi ettik... Ben kulakları çınlasın Ataletim'in , Asis'in sigarasından bir sigara da orada telledim...
Sonrasında da sahil boyu yürüyerek Üsküdar İskelesine geliş ve Asisimle bir daha ki Türkiye
ziyaretine kadar vedalaşma vakti...Canım Asis yine her zamanki gibi ağzımızı tatlandırıp, gönlümüzü şenlendirmiş ince zevkiyle ama en özeli, artık koruma altına alınan İsviçre dağ çiçeklerinin tohumları ve çimlendirme aparatları... Boyları 5cm olunca saksılara alınacakmış. ama inşallah bir aksilik olmaz ve becerebilirim...Alplerde açan yıldız şeklinde beyaz çiçekleri olan, bizim dört yapraklı yonca gibi şans ve uğur getirdiğine inanılan bir çiçekmiş.Güneşe en yakın açan çiçek olarak anılıyormuş... Bu konuda Mine Hanım'dan yardım isteyeceğim.Eve geldim , Asis en çok ihtiyacım olan şeyi bulmuş, bilmiş ... bitkisel enerji çayı...bardağımda ve kutusunda Süper Mum yazıyor))).Çayımı yaptım yazmaya öyle başladım.
Asis'den ayrılıp eve gelmek için dolmuşa bindim.. Arka sırada oturan hanım, Lale Hanım dedi-evet dedim... Yazılarımı okuyorlarmış ailece. Filiz Hanım ve Kızı Ece...ikinize de çok teşekkür ederim gönlümü hoş ettiniz sizi tanıdığıma inanın ben daha çok memnun oldum...
Bu akşam ilk vizyon filmimizi izledik...Bu günün üstüne cila oldu... Dün akşam haberlerin sonunda yeni vizyona giren filmlerin tanıtımı vardı... Bu filme fragmanından çarpıldım... Tam dişime göre bir film dedim ve öyle de oldu... Beğenenler olacaktır, beğenmeyenler olacaktır... Tamam bu yıla damgasını vurmaz ama
ben çok beğendim hatta sonunda salya sümük ağladım...Hafiften fantastik bir öğesi de olan bir film... Bu filmi izlerseniz pişman olmazsınız kategorisine koydum...Konuk oyuncularının tanrı rolünde Woopie Goldberg ve Marley'in annesi rolüyle Kathy Bates'in yer aldığı 'Bir Tutam Cennet' filmi, hem güldürüp hem de ağlattı beni...Kate Hudson Goldie Hawn'ın kızı olup Kurt Russel'in endazesinden geçtiğini hiç inkar etmedi... Hep iyi oyunlar çıkardığını düşündüm, BEN...Babası da sanatçı ama Kurt Russel'i hep öz babası gibi sevdiğini söylemiş... Bu kadar magazinsel bilgi yeter...Ve bir şiir, dünkü şiirli yazım üzerine Turuncu Sıcacık Umut Dolu'dan geldi... O kadar güzel ki, sizlere de ulaşsın istedim... Hiç tanımadığım bir şairden Onat Kutlar'ın çevirisiymiş aynı zamanda...Furuğ Ferruzad ile tanışmak bu sabaha kısmetmiş...Eğer Turuncu ve Sıcacık'ı ziyaret ederseniz; şairi nasıl keşfettiğinin hikayesini ve Furuğ Ferruzad hakkında geniş bilgi alabilirsiniz. Ve ne kadar da güzel bir kadın olduğunu görürsünüz...
Üşüyorum
Üşüyorum ve sanırım artık hiç ısınmayacağım
Ey sevgilim! Ey tek sevgilim "kaç yıllıktı acaba o şarap?"
Bak burada
Ne kadar ağır zaman
Ve nasıl kemiriyor balıklar benim tenimi!
Niçin hep denizin altında tutuyorsun beni?
Üşüyorum ben ve sedef küpelerden nefret ediyorum
Üşüyorum ve biliyorum
Bir yaban lalesinin kırmızı düşlerinden
bir kaç damla kandan başka
Hiç bir şey kalmayacak yerde.
....
Yeniden tarayabilecek miyim
Saçlarımı rüzgarla?
Menekşeler dikebilecek miyim yeniden bahçelere?
Ve pencerenin ardında duran
Gökyüzüne sardunyalar dizebilecek miyim?
Acaba yeniden dansedebilecek miyim kadehler üstünde?
Kapı zili çağıracak mı beni yeniden bir bekleyişe?
"Artık bitti" dedim Anneme
"Düşünmeye fırsat bile kalmadan olur olanlar...
..."
Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım şiirinden..
13 Eylül 2011 Salı
Öyle işte
Bu günkü film haydi bre idi... Orhan Oğuz filmi diye izledim... Bir Makedon aile etrafında gelişiyor... Konu ilgi çekiciydi aslında ama tüm Makedon filmlerinde aynı isimlerin olması şartmıdır ...Suzan Kardeş ve şimdi adını hatırlayamadığım Elveda Rumeli'de oynayan bir kaç kişi ki bunları yine benzer rollerde izledim... Bi de bir şey eksikti... tuzu mu eksikti yoksa fazla mı kaçmıştı, bir baharatı eksikti yani...
Kitap ise Attila İlhan'ın okumaya geç kaldığım bir kitabı...''Fena Halde Leman''... Bir zamanlar şair olarak sevdiklerimin romanlarını.... romancı olarak sevdiklerimim şiir kitaplarını okumazdım... Sanırım o yüzden oldu bu da...Öyle çok şiirden falan çok anlamam... Öğrencilik yıllarımda her törende bana da şiir okuturlardı, sanırım kışı düşünüyorlardı... Siz şimdi anlamadınız ama Ece, Leylak ve Zero anladı:)... Neyse işte günün mana ve ehemniyetine uygun okuduğumuz şiirlerde arkadaşlarım duygulanır, coşarlar, hatta ağlarlardı okurken....ama ben bildiğiniz taş... Ne kadar gözlerimi falan yaşartmaya çalışsam da bunu başaramazdım... Ama kötü de okumazdım...Ortaokuldayken eve gelen kitapların arasından Pablo Neruda'nın Kara Ada Defteri ilgimi çekti... Önce fırtınalı bir denizin resmedildiği lake cilt kapağı sonra kitabın adı... Okuyunca şiirleri de çok sevdim... Sonra İstanbul'u Dinliyorum'la Orhan Veli ve Ben Sana Mecburum'la Attila İlhan ve Tagore ...Hasan Hüseyin ve de Eteğimde ki taşlarla Murathan Mungan belki şu an aklıma gelmeyen bir iki şair daha...Yazdıkça aklıma geliyor , benim kuşağımdan olup da Edgar Allan Poe'nin Annabell Lee'sini bilmeyen varmıdır...Alın işte ipin ucu yine kaçtı. Sanki şiir yazısı yazıyordum. Okumaya başladım işte Fena Halde Leman'ı... 1981 aralığında basılan dördüncü baskısı... Karacan yayınlarından çıkmış... Sahaflardan aldığımı yazmıştım daha önce. Yaprakları sararmış ama cildi sağlam...
Gelelim bizim evin hallarına... Kızlar artık, dün itibariyle öğrencileri ile eğitim öğretim yılına giriş yaptılar... Bizim ev de gün daha erken başlıyor artık ve daha erken sessizliğe bürünüyor... Akşam yemekleri daha erkene çekildi...
Sonbahar biraz yaz havasında geçiyor... Sıcaklık düştü, rahatsız etmiyor ama ben biraz çılgın sonbahar severim. Yapraklar sararsın, rüzgar biraz daha serince essin... Hafif hırkalar giymeye başlayalım... Hala pencereler, balkon kapıları gece yarılarına kadar açık ve kolsuz bluzlar ve elbiselerleyiz...
Oki yeter bu kadar ben kahve kitap olayına gireyim... Dün ev miis gibi gıpgıcır oldu, yemek işi de tamam.... geriye kalan yat yuvarlan, çay kahve,film , kitap
Kitap ise Attila İlhan'ın okumaya geç kaldığım bir kitabı...''Fena Halde Leman''... Bir zamanlar şair olarak sevdiklerimin romanlarını.... romancı olarak sevdiklerimim şiir kitaplarını okumazdım... Sanırım o yüzden oldu bu da...Öyle çok şiirden falan çok anlamam... Öğrencilik yıllarımda her törende bana da şiir okuturlardı, sanırım kışı düşünüyorlardı... Siz şimdi anlamadınız ama Ece, Leylak ve Zero anladı:)... Neyse işte günün mana ve ehemniyetine uygun okuduğumuz şiirlerde arkadaşlarım duygulanır, coşarlar, hatta ağlarlardı okurken....ama ben bildiğiniz taş... Ne kadar gözlerimi falan yaşartmaya çalışsam da bunu başaramazdım... Ama kötü de okumazdım...Ortaokuldayken eve gelen kitapların arasından Pablo Neruda'nın Kara Ada Defteri ilgimi çekti... Önce fırtınalı bir denizin resmedildiği lake cilt kapağı sonra kitabın adı... Okuyunca şiirleri de çok sevdim... Sonra İstanbul'u Dinliyorum'la Orhan Veli ve Ben Sana Mecburum'la Attila İlhan ve Tagore ...Hasan Hüseyin ve de Eteğimde ki taşlarla Murathan Mungan belki şu an aklıma gelmeyen bir iki şair daha...Yazdıkça aklıma geliyor , benim kuşağımdan olup da Edgar Allan Poe'nin Annabell Lee'sini bilmeyen varmıdır...Alın işte ipin ucu yine kaçtı. Sanki şiir yazısı yazıyordum. Okumaya başladım işte Fena Halde Leman'ı... 1981 aralığında basılan dördüncü baskısı... Karacan yayınlarından çıkmış... Sahaflardan aldığımı yazmıştım daha önce. Yaprakları sararmış ama cildi sağlam...
Gelelim bizim evin hallarına... Kızlar artık, dün itibariyle öğrencileri ile eğitim öğretim yılına giriş yaptılar... Bizim ev de gün daha erken başlıyor artık ve daha erken sessizliğe bürünüyor... Akşam yemekleri daha erkene çekildi...
Sonbahar biraz yaz havasında geçiyor... Sıcaklık düştü, rahatsız etmiyor ama ben biraz çılgın sonbahar severim. Yapraklar sararsın, rüzgar biraz daha serince essin... Hafif hırkalar giymeye başlayalım... Hala pencereler, balkon kapıları gece yarılarına kadar açık ve kolsuz bluzlar ve elbiselerleyiz...
Oki yeter bu kadar ben kahve kitap olayına gireyim... Dün ev miis gibi gıpgıcır oldu, yemek işi de tamam.... geriye kalan yat yuvarlan, çay kahve,film , kitap
12 Eylül 2011 Pazartesi
Ölümsüz Anlar
Bir günde iki kez nadiren yazarım ama bu film kimseden kaçmasın istedim... Bu gün kızlar okula gidince vira Bismillah deyip , izlenmedik film kalmasın etkinliğimin sezon açılışını şahane bir film ile yaptım... Çoktandır bir köşede bekliyordu zamanını... Bu filmi ; izlemezseniz küserim kategorisine koydum... Güzel kadın , yakışıklı erkek yok , kimsenin başrol kaygusu yok film gibi film...İsveç’te sosyalist hareketlerin ortaya çıkmaya başladığı dönemi bir aile baz alınarak anlatılmış.Kadının aile ve toplum içindeki yerini, işçi sınıfının yaşadığı politik ve ekonomik baskılar gibi konuları bir yazarın, bir eleştirmenin, bir siyasetçinin gözünden değil de bir ev kadınının gözünden dile getirmiş. Film, İsveç’in adayı olarak Oscar yarışına da gönderilmişti. bir kızın dilinden annesi...Annesinin gözünden 1907 li 1914 lü yılların İsveç'i...
Filmi izledikten sonra benim için en ölümsüz anlar hangileriydi diye düşündüm ve çektiğim fotoğrafları artık sadece bilgisayarda bırakmayıp basmayı da düşündüm. Gerçi iki yıldır çok beğendiğimiz resimleri zaten basıyoruz...Hatta birazdan gidip bir kaç tane basacağım... Onu eline alıp bakmak, hissetmek çok farklı bir şey...

Jan Troell in yedi yıllık bir aradan sonra çektiği ve İsveç in 2009 Oscar adayı olan bu şiirsel film, sanayileşme ve kentleşmenin yanı sıra sosyalist ve evanjelist hareketleri de ele alırken kültürel değişimleri at sırtında bir şövalyenin gözünden değil de bir ev hanımının ailesi aracılığıyla irdeliyor. 1900 lerin başlarında İsveç te, emekçi sınıfından genç bir kadın olan Maria, çekilişten bir fotoğraf makinesi kazanır ve hayatı tamamen değişir. Elinde tutmaya karar verdiği makine sayesinde Maria dünyayı yeni gözlerle görmeye başlar aynı makine alkolik kocası için bir tehdit unsuru, hikâyeyi anlatan kızı için ise ilham kaynağıdı
Filmi izledikten sonra benim için en ölümsüz anlar hangileriydi diye düşündüm ve çektiğim fotoğrafları artık sadece bilgisayarda bırakmayıp basmayı da düşündüm. Gerçi iki yıldır çok beğendiğimiz resimleri zaten basıyoruz...Hatta birazdan gidip bir kaç tane basacağım... Onu eline alıp bakmak, hissetmek çok farklı bir şey...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)