Bu günkü film haydi bre idi... Orhan Oğuz filmi diye izledim... Bir Makedon aile etrafında gelişiyor... Konu ilgi çekiciydi aslında ama tüm Makedon filmlerinde aynı isimlerin olması şartmıdır ...Suzan Kardeş ve şimdi adını hatırlayamadığım Elveda Rumeli'de oynayan bir kaç kişi ki bunları yine benzer rollerde izledim... Bi de bir şey eksikti... tuzu mu eksikti yoksa fazla mı kaçmıştı, bir baharatı eksikti yani...
Kitap ise Attila İlhan'ın okumaya geç kaldığım bir kitabı...''Fena Halde Leman''... Bir zamanlar şair olarak sevdiklerimin romanlarını.... romancı olarak sevdiklerimim şiir kitaplarını okumazdım... Sanırım o yüzden oldu bu da...Öyle çok şiirden falan çok anlamam... Öğrencilik yıllarımda her törende bana da şiir okuturlardı, sanırım kışı düşünüyorlardı... Siz şimdi anlamadınız ama Ece, Leylak ve Zero anladı:)... Neyse işte günün mana ve ehemniyetine uygun okuduğumuz şiirlerde arkadaşlarım duygulanır, coşarlar, hatta ağlarlardı okurken....ama ben bildiğiniz taş... Ne kadar gözlerimi falan yaşartmaya çalışsam da bunu başaramazdım... Ama kötü de okumazdım...Ortaokuldayken eve gelen kitapların arasından Pablo Neruda'nın Kara Ada Defteri ilgimi çekti... Önce fırtınalı bir denizin resmedildiği lake cilt kapağı sonra kitabın adı... Okuyunca şiirleri de çok sevdim... Sonra İstanbul'u Dinliyorum'la Orhan Veli ve Ben Sana Mecburum'la Attila İlhan ve Tagore ...Hasan Hüseyin ve de Eteğimde ki taşlarla Murathan Mungan belki şu an aklıma gelmeyen bir iki şair daha...Yazdıkça aklıma geliyor , benim kuşağımdan olup da Edgar Allan Poe'nin Annabell Lee'sini bilmeyen varmıdır...Alın işte ipin ucu yine kaçtı. Sanki şiir yazısı yazıyordum. Okumaya başladım işte Fena Halde Leman'ı... 1981 aralığında basılan dördüncü baskısı... Karacan yayınlarından çıkmış... Sahaflardan aldığımı yazmıştım daha önce. Yaprakları sararmış ama cildi sağlam...
Gelelim bizim evin hallarına... Kızlar artık, dün itibariyle öğrencileri ile eğitim öğretim yılına giriş yaptılar... Bizim ev de gün daha erken başlıyor artık ve daha erken sessizliğe bürünüyor... Akşam yemekleri daha erkene çekildi...
Sonbahar biraz yaz havasında geçiyor... Sıcaklık düştü, rahatsız etmiyor ama ben biraz çılgın sonbahar severim. Yapraklar sararsın, rüzgar biraz daha serince essin... Hafif hırkalar giymeye başlayalım... Hala pencereler, balkon kapıları gece yarılarına kadar açık ve kolsuz bluzlar ve elbiselerleyiz...
Oki yeter bu kadar ben kahve kitap olayına gireyim... Dün ev miis gibi gıpgıcır oldu, yemek işi de tamam.... geriye kalan yat yuvarlan, çay kahve,film , kitap
Lalenin Bahçesi
Bir kırmızı Lale işte.
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
Kitap okumayı, sohbeti, sinemayı, İstanbul'u ille de Üsküdar'ı sever. Olmazsa olmazları ailesi, Zuz, Cancan ve denizdir.
Çok şiir okumaz ama okursa Atilla İLHAN ve Orhan VELİ okur. Paylaşmazsa görmüş gibi okumuş gibi hissetmez kendini...
13 Eylül 2011 Salı
12 Eylül 2011 Pazartesi
Ölümsüz Anlar
Bir günde iki kez nadiren yazarım ama bu film kimseden kaçmasın istedim... Bu gün kızlar okula gidince vira Bismillah deyip , izlenmedik film kalmasın etkinliğimin sezon açılışını şahane bir film ile yaptım... Çoktandır bir köşede bekliyordu zamanını... Bu filmi ; izlemezseniz küserim kategorisine koydum... Güzel kadın , yakışıklı erkek yok , kimsenin başrol kaygusu yok film gibi film...İsveç’te sosyalist hareketlerin ortaya çıkmaya başladığı dönemi bir aile baz alınarak anlatılmış.Kadının aile ve toplum içindeki yerini, işçi sınıfının yaşadığı politik ve ekonomik baskılar gibi konuları bir yazarın, bir eleştirmenin, bir siyasetçinin gözünden değil de bir ev kadınının gözünden dile getirmiş. Film, İsveç’in adayı olarak Oscar yarışına da gönderilmişti. bir kızın dilinden annesi...Annesinin gözünden 1907 li 1914 lü yılların İsveç'i...
Filmi izledikten sonra benim için en ölümsüz anlar hangileriydi diye düşündüm ve çektiğim fotoğrafları artık sadece bilgisayarda bırakmayıp basmayı da düşündüm. Gerçi iki yıldır çok beğendiğimiz resimleri zaten basıyoruz...Hatta birazdan gidip bir kaç tane basacağım... Onu eline alıp bakmak, hissetmek çok farklı bir şey...

Jan Troell in yedi yıllık bir aradan sonra çektiği ve İsveç in 2009 Oscar adayı olan bu şiirsel film, sanayileşme ve kentleşmenin yanı sıra sosyalist ve evanjelist hareketleri de ele alırken kültürel değişimleri at sırtında bir şövalyenin gözünden değil de bir ev hanımının ailesi aracılığıyla irdeliyor. 1900 lerin başlarında İsveç te, emekçi sınıfından genç bir kadın olan Maria, çekilişten bir fotoğraf makinesi kazanır ve hayatı tamamen değişir. Elinde tutmaya karar verdiği makine sayesinde Maria dünyayı yeni gözlerle görmeye başlar aynı makine alkolik kocası için bir tehdit unsuru, hikâyeyi anlatan kızı için ise ilham kaynağıdı
Filmi izledikten sonra benim için en ölümsüz anlar hangileriydi diye düşündüm ve çektiğim fotoğrafları artık sadece bilgisayarda bırakmayıp basmayı da düşündüm. Gerçi iki yıldır çok beğendiğimiz resimleri zaten basıyoruz...Hatta birazdan gidip bir kaç tane basacağım... Onu eline alıp bakmak, hissetmek çok farklı bir şey...
Dostluk Hüznü Paylaşmaktır
Leylak Dalıcım'la son kez birlikte kahvaltı yaptık ve sonra yeniden tez zamanda gelesin inşallah diyerek Ankara'ya uğurladık...
Bi öylee bakakaldım ardından, biraz daha kalsaydı, bir Kariye bir Yedikule Zindanları yapardık falan diye düşündüm...Fincanlarımızla bir kahve içme fırsatı bile bulamadık...
Şöyle bir toparlandıktan sonra, bütün gün yattım kitap okudum... Ataletim canım benim, çok güzel bir öykü kitabı seçmişti bize... Yattım kalktım bir hikaye okudum...Dostluk Hüznü Paylaşmaktır adı gibi güzel bir kitap.Okumaya Ataletim'in benim için işaretlediği öyküden başladım...
Ayracın işaret yerine gelen yerde ki cümlede- Bu şehrin tüm telefonlarında sen mi? varsın- diyor...Kitabın arka kapağını bana yazdırsalardı şöyle yazardım...Gençliğiniz yetmişli yıllaramı denk geldi?Hayatınızın en değerli gençlik yılları ; tam da toplumun değişme sürecine mi rastladı? Aşklarda , arkadaşlıklarda , dostluklarda biraz çuvalladınız mı?...Kitaptaki herkes 78 kuşağı çünkü yazarda o kuşaktan... Bir dilim ekmeği, bir bardak suyu paylaşır gibi , paylaşırmısınız hüznü de... Evet diyorsanız bu kitaptaki hikayeler sizin için yazılmış demektir...Yazarı SÜHEYLA ACAR...
Sahaf Festivalinde dolaşırken üçümüz de , bizi çeken kitabı hemen alacağız dedik... Bir yıldır arayıp da bulamadığım çünkü artık basımdan kalkmış., Attila İlhan'ın ''Fena Halde Leman''ın dördüncü baskısı pat diye önüme çıktı... Tamam dedim ben kitabımı buldum...
Sanırım yarın okumaya başlarım...Atilla İlhan'lı günlere hazırlanın:))Arada şiirlerine de takılırız... Ben sana mecburum bilemezsin deriz...üçüncü şahsın şiirini okuruz...
Kızların ikisinin de programı vardı...çook sakin bir gün geçirdik... Bir ezo gelin çorba koydum ocağa , biraz Maria Callas dinledim. Hatta Gamsegamse geldiğinde Anne coşmuşun dedi:))
Akşam kabilemin Ordu kısmı ile uzun uzuun telefonn konuşmaları yaptım...yarım dizi izledim... Falan filan
Bi öylee bakakaldım ardından, biraz daha kalsaydı, bir Kariye bir Yedikule Zindanları yapardık falan diye düşündüm...Fincanlarımızla bir kahve içme fırsatı bile bulamadık...
Şöyle bir toparlandıktan sonra, bütün gün yattım kitap okudum... Ataletim canım benim, çok güzel bir öykü kitabı seçmişti bize... Yattım kalktım bir hikaye okudum...Dostluk Hüznü Paylaşmaktır adı gibi güzel bir kitap.Okumaya Ataletim'in benim için işaretlediği öyküden başladım...
Ayracın işaret yerine gelen yerde ki cümlede- Bu şehrin tüm telefonlarında sen mi? varsın- diyor...Kitabın arka kapağını bana yazdırsalardı şöyle yazardım...Gençliğiniz yetmişli yıllaramı denk geldi?Hayatınızın en değerli gençlik yılları ; tam da toplumun değişme sürecine mi rastladı? Aşklarda , arkadaşlıklarda , dostluklarda biraz çuvalladınız mı?...Kitaptaki herkes 78 kuşağı çünkü yazarda o kuşaktan... Bir dilim ekmeği, bir bardak suyu paylaşır gibi , paylaşırmısınız hüznü de... Evet diyorsanız bu kitaptaki hikayeler sizin için yazılmış demektir...Yazarı SÜHEYLA ACAR...Sahaf Festivalinde dolaşırken üçümüz de , bizi çeken kitabı hemen alacağız dedik... Bir yıldır arayıp da bulamadığım çünkü artık basımdan kalkmış., Attila İlhan'ın ''Fena Halde Leman''ın dördüncü baskısı pat diye önüme çıktı... Tamam dedim ben kitabımı buldum...
Sanırım yarın okumaya başlarım...Atilla İlhan'lı günlere hazırlanın:))Arada şiirlerine de takılırız... Ben sana mecburum bilemezsin deriz...üçüncü şahsın şiirini okuruz...Kızların ikisinin de programı vardı...çook sakin bir gün geçirdik... Bir ezo gelin çorba koydum ocağa , biraz Maria Callas dinledim. Hatta Gamsegamse geldiğinde Anne coşmuşun dedi:))
Akşam kabilemin Ordu kısmı ile uzun uzuun telefonn konuşmaları yaptım...yarım dizi izledim... Falan filan
Etiketler:
Dostluk Hüznü Paylaşmaktır,
kitap,
Süheyla Acar
11 Eylül 2011 Pazar
biz gezerken, hep kendi şarkılarını söyledi İstanbul
Bir şehri neden seversiniz... Tarihi için mi?, çok güzel bir coğrafyaya ait olduğu için mi?alışkanlıktan mı?,sırf doğduğunuz için mi?, memleketiniz diye mi?...Bunların hepsi olabilir tabi ama ben bir kez daha anladım ki, İstanbul'u sevme nedenlerim arasında saydığım herşey var ama en önemlisi ben bu şehrin her köşesine , her taşına bir anı saklamışım,her rastladığımda çıkarıyorum onları gün yüzüne, biraz bakıp, tekrar yerine koyuyorumçünkü İstanbul bizden çok daha vefalı anılara...Şimdi Leylak Dalı ile ile geçirdiğimiz bu bir hafta sonunda yine, yeniden , en baştan yazdım bu şehire kendi tarihimi....Daha da vaz geçilmezim oldu...
Leylak Dalıcım'ın İstanbul seyir defterini dün gece Beyoğlunda noktaladık...Ataletim canım benim baş kişiydi bu kez... Leylak , gelmeden çok önce planlandı ve tıkır tıkır işledi... Biz Atalet ile çocukluğumuzun kitapçılarını, tiyatro salonlarını aradık... Leylakcım ile yeni dükkanlar keşfettik... Cihangir'de artizler kahvesinde sabah kahvemizi içtik,Tramvayda turistler tarafından ezilme tehlikesi geçirdik. Ama onlar biletleri geçersiz olduğu için , bir taraftan binip , diğer taraftan inince gülmekten öldük...
Leylak Dalıcım tramvayda...
Fıccın'da öğle yemeğimizi yedik...
Müzik yapmaların yasaklanan sokak çalgıcılarına destek verdik...
Balıkçılar çarşısında Üç Horon Kilisesine giderken, yapışkan garsonlarla mücadele ederken oraya gideceğimizi unuttuk... Sahaflar Fuarını gezeken üçümüzde bizi kendine çeken kitapları bulduk...
Pera Otelinin terasında soluklandık...
İstiklal caddesi üzerinde ki bir binanın üstündeki işlemeleri bile yarım saat inceleyip, detayların güzelliğine hayran hayran bakakaldık.
Tunel Pasajında bira patates eşliğinde güzel bir akşam ve sohbeti paylaştık...Biz üç kadın, anılar deştik, anılar topladık onları da torbalarımıza attık...
Tüm güzel şeyler gibi bu da bitti... Ama tüm bitişler daha da güzellerinin başlangıcı olsun...Leylak tez zamanda yeniden gelsin...İstanbul şarkılarını söylemeye, şiirlerini yazmaya, resimlere konu, ressamlara ilham olmaya devam etsin...
Leylak Dalıcım'ın İstanbul seyir defterini dün gece Beyoğlunda noktaladık...Ataletim canım benim baş kişiydi bu kez... Leylak , gelmeden çok önce planlandı ve tıkır tıkır işledi... Biz Atalet ile çocukluğumuzun kitapçılarını, tiyatro salonlarını aradık... Leylakcım ile yeni dükkanlar keşfettik... Cihangir'de artizler kahvesinde sabah kahvemizi içtik,Tramvayda turistler tarafından ezilme tehlikesi geçirdik. Ama onlar biletleri geçersiz olduğu için , bir taraftan binip , diğer taraftan inince gülmekten öldük...
Fıccın'da öğle yemeğimizi yedik...
Balıkçılar çarşısında Üç Horon Kilisesine giderken, yapışkan garsonlarla mücadele ederken oraya gideceğimizi unuttuk... Sahaflar Fuarını gezeken üçümüzde bizi kendine çeken kitapları bulduk...
Pera Otelinin terasında soluklandık...
İstiklal caddesi üzerinde ki bir binanın üstündeki işlemeleri bile yarım saat inceleyip, detayların güzelliğine hayran hayran bakakaldık.
Tunel Pasajında bira patates eşliğinde güzel bir akşam ve sohbeti paylaştık...Biz üç kadın, anılar deştik, anılar topladık onları da torbalarımıza attık...
9 Eylül 2011 Cuma
Haliç'de bir Leylak bir Lale
Bu gün harika bir gündü... Anlatacak vakit yok... Ancak bir kaç resimle günün şahaneliğini anlatayım dedim....Bu gün Haliç Leylak koktu yani, Leylak Dalı İstanbul turuna devam ediyor...
kiliseden camiye çevrilen Gül Baba Camii...
Bu resim Ece için..Arkadaki sarı ev, Gönülçelen dizisindeki ev...
8 Eylül 2011 Perşembe
Leylak Leylak hava da pardon İstanbul'da
Dün de devam etti Leylak Dalı'nın İstanbul macerası...Önce yürüyerek Kuzguncuk'a iniş...Deniz'e karşı çaylı simitli kahvaltı... Sohbet sonra Hayat Kahvesinde kahve molası.


.. Kadıköy çarşısında dolaşma, Alkım'a şöyle bir dalmaca...
Çiya'da yemek
ve Sonrası kendini yazarak ifade etmenin güzelliğini keşfeden bi sürü kadınla Hümeyra'da buluşma...

Leylak Dalıcım'ın ne kadar başarılı bir organizasyoncu olduğunu Ankara seyehatimden biliyordum ama burada zirve yaptı bence...
Gülüşler havada uçtu... Lezzetliydi...güzeldi...komikti çok ama çok güzeldi her şey... ben yine iyi ki ama iyi ki varsın be blog dedim...
.. Kadıköy çarşısında dolaşma, Alkım'a şöyle bir dalmaca...
Çiya'da yemek
ve Sonrası kendini yazarak ifade etmenin güzelliğini keşfeden bi sürü kadınla Hümeyra'da buluşma...
Leylak Dalıcım'ın ne kadar başarılı bir organizasyoncu olduğunu Ankara seyehatimden biliyordum ama burada zirve yaptı bence...
Gülüşler havada uçtu... Lezzetliydi...güzeldi...komikti çok ama çok güzeldi her şey... ben yine iyi ki ama iyi ki varsın be blog dedim...
7 Eylül 2011 Çarşamba
Adalara gidelim Modalara gidelim
Dün öğleden sonra , İstanbul'u birden bire misler gibi Leylak kokusu sardı...Leylak Dalıcım , İstanbul'a geldi... Bir saat kadar dinlendi dinlenmedi biz programımızı uygulamaya başladık...
Önce Koru yolları ...Bordo Köşkde, çay molası...sonra Paşa Limanı...Leylak , az uğraşmadı martılara poz verdirmek için:))
Akşam olunca , ilk akşam yemeğini,benim kabile ile birlikte yemek için eve döndük... Kızlar masayı hazırlarken, ben yemekleri ısıtırken Leylakcım da salatamızı yaptı , yedik içtik birlikte...Herkesler odasına çekildi, biz yayıldık, sohbet ettik, internette gezindik, resimlerimize baktık. Bir gün, daha hiç birbirimizi tanımadan önce bir yorumumda O'na... Bir gün , karşılıklı kanepelere uzanıp, bir taraftan da çay , kahve içip, filmlerden kitaplardan konuşmayı diledim ve dileğimi evrene saldım demiştim... Bu dileğin gerçekleşmesi için önce benim serçe parmağım kırıldı... Çünkü, geçen yıl , Leylak Dalı, İstanbul'a gelmişti ve tam buluşacağımız gün benim parmak kırılınca, bizim evde gerçekleştirmiştik ilk tanışmamızı...
Ertesi gün Ece ve Zero ile birlikte Burgaz Ada yollarına düşüp, Sait Faik'in izini sürdük... İlk molamızı iskelede bir çay molası için verdik. Garson çocuk ısrarla annesinin yaptığını söylediği ama düpedüz pastane imalatı olan bir tabak ekleri zorla sundu bize... Neyseki güzel ve tazeydi...Sonra bir faytona binip, Sait Faik'in oturup kitaplarını yazdığı Kalpazankaya'ya çıktık...
Burgaz'ın en manzarası güzel yeri bence... Orada bir tane yemek yiyebileceğiniz yer var zaten...Akşama kadar orada oturup yedik içtik...Manzara güzel, müzik falan yok, tek duyduğunuz ses kuş sesi...Mezelerde güzeldi... Sohbetimiz zaten hepsinden doyumsuzdu...Zero ile ilk kez tanışmamıza rağmen , sanki yıllar öncesinden tanışıyor gibiydik...
Dönüşde, aşağıya yürüyerek inmeyi tercih ettik... Manzara süperdi...
Bir çay molası da Öğretmenevinde verdik... Sonra pıttırı pıttırı , resim çeke çeke, poz vere vere yokuş aşağı indik...
Sait Faik'in dört yıldır tadilatta olan evine gittik... İskeleye indiğimiz de de bineceğimiz vapurun saat dokuza on kala kalkacağını öğrenince oooh süper demekki kaderde adada mehtap ziyafeti de varmış dedik ve deniz kıyısında bir yerde oturup akşam kayıntımızı da aldık... Hava o kadar serinledi ki, polar şallar getirdiler, sarındık sarmalandık... Mehtabın keyfini çıkarttık...
Eve geldiğimizde tabi saat artık gecenin on biri olmuştu... Çayımız içip, resimlerimize baktık.
yarına yine en süperinden bir programımız var...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)